Aşk, öyle bir “Ateş Irmağı”dır ki, onun suyu el yakar; “O Şey”in maddesi uzaktan dahi göz yakar. İçmek ister isen sakın içme; iç yakar!

Sponsor Bağlantılar

Cennet temaşa ettiğin sanır göz, oysa hayran olan göz hazza gark olmuştur. Görmez ki bulanık göz, kor Cehennem adın aşk koymuşlar; sakın girme, can yakar!
Sorar isen eğer sevgi ne, aşk ne; nicedir? Hâkimiyet kuvvetince ölçülür bu; eğer İnsan hal-i gönlü üzre hâkim ise sevgi, ama hal-i gönlü üzre fermanı yok ise bu aşk olur…

İrade-i cüzinin, sevgide misali demir iken, aşkta ise ayağın ezdiği toprak olur.

Hüzün; kelime-i hazin, ayrılık, hicran gibi… Lakin mutluluk gibi de; gözde görünür o bazen, bazen bir yüzde.

Bulutlarla gelir bazen, bazen lodoslar ile…

Tarih olur bazen hüzün, bir asmanın kırık dalında zikredilir, ya da sisli ormanları hatem yakutları gibi süsleyen ağaçların gölgesinde sezilir.

Bazen bir kırık musluklu çeşme başında derin uykulara dalmış mağrip güneşidir o; kâh girdabına düşülen rüyaların kâbuslarında görünür olur.

Ki o, bir adım ötede evvela hoş bir vakt iken, sonrasında zelil kalmaklıkla malum olur…

Gözyaşı olur hüzün bazen, bazen de bir eylül bulutundan dökülüp saçılan dilemmalarımıza karışır… Bir yanık mersiyeden akıp güneşlerimizi buharlaştırır bazen, bazen yıpranmış mukaddes yazıların mürekkeplerini dağıtır.

Bazen de kandil gecelerindeki pişmanlıklarımıza dökülüverir yüreklerimizden…

Bir bayram sevincinin ardına gizlenen yetimin gözündeki acıdır kimi zaman; kimi zaman da kapanmaya yüz tutmuş gülün yaprağındaki kırağıda belli eder kendini; baksa o an çaresize halkın gözleri, acır da haline pınarları dola gelir…

Söz olur bazen hüzün, yeminlerin yarı yolda bırakılmışları gibi…  Vaatlerin peçesinden sıyrılıp yüz gösterir kimi zaman, kimi zaman da bir elyazmasının derkenarında yazılı durur bir ayrılık türküsü niyetine.

Yazılsa tüm hüzün sözleri bir hayli çok güldeste olur…

Bin bir geceyi dolduran Tutilerin dilinde şeker niyetine; şöhreti âlemi tutar çiğnene çiğnene dişlerde.

Sabahın kokusuna karışan bir pişmanlığın terennümüdür bazen, bazen de gece kasvetlerinin korkusunu damıtan şarkıların dizesi.

Ateş yakan saatleri müneccimle gelip geçen vurdumduymaz ne bilir!

Mevsim olur hüzün, uykuyu böler bazen, bazen bir parantezle kıstırır acıları. Eylül müdür, Güz mü bilinmez; anlaşılmaz anın ortası mı sonu mu? Benek benek karlardır şakaklara yağan, yılların gölgesini taşır üstünde.

Başında gül rengi bulutlardan Lahuri tüller vardır; kimsesiz dağların sessizliğinden fışkıran yanık şarkılar fısıldar…

Karanlıktır hüzün, yalnızlıktır, korkudur!

Ve hüzün en büyük umutlara gebedir bazan; Bir mevsim hazanına geldik ki âlemin…

Renk olur hüzün, uç dalın son yaprağından sarkan; sızlatır içi, deli fırtınanın çılgın dalgasında köpürür

Ve kanatır yüreği…

Gecenin maviliklerindeki kurşuni bulutlardan örtüdür hüzün. Yâd etmenin mestliğinde eflatuni bir ırmağın hasret yarasıdır bazen, bazen de gül gül açan elem ateşlerinin garip kalmış masum çiçeğidir hüzün.

Sahilde gurupdur o, ufukta şafak; solan hayatın perdeleridir hüzün…

Gül ateş, gülbün ateş, gülşen ateş, her yer ve her şey ateş!  Sevda olur hüzün, anaların hayalini getirir; süveydaya duran yavruların melankolisini tattırır sevenlere, sevgilere…

Ve sevgililere bülbüllerin, kumruların aşk şarkıları ve mecazlarını dillendirir.

Aşk gemicileri için ateş ırmaklarının ufuklarında görünen fenerdir hüzün, bazen semavat müneccimlerinin fısıltılarıyla arza yansır…

GezGin