Yazar: Ibrahim Akin

Üstünlük Irk Ya da Soya Göre Değil, Takvaya Göredir

Pek çok insan yaşamı boyunca, amaç edindiği şeylerin kölesi olarak ömrünü tüketir. Tüm hayatını siyasi veya felsefi ideolojilerin peşinde koşarak geçirir. Oysa ne sağcı ne solcu olmasının, ne Kürt ne de Türk olmasının Allah katında hiç bir önemi yoktur.Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13) Ayetten de anlaşıldığı gibi Allah katında üstünlük ırk ya da soya göre değil, takvaya göredir. Ahirette ne kadar toprak sahibi olduğumuzdan, siyasi görüşümüzden, coğrafyadan ya da tarihten değil, Kuran’dan sorulacağız. Ve şüphesiz o (Kur’an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız. (Zuhruf Suresi, 44) Allah, İslam’da birleşmemizi emretmiştir. Irk üstünlüğüne dayalı bir konu İslam’ın fıtratına aykırıdır. Irkların üstünlük savaşı veya çekişmesinin ahiretimize en ufak bir faydası yoktur. Zira tandır feveran edince ne Amerika’lısı, ne Afrika’lısı ne de Türk’ü toprak derdinde olacaktır. O büyük an geldiğinde herkes, dünya hayatında peşinde koştuğu boş işler için pişmanlık duyacaktır. Hele amelleri bir bir önüne serildiğinde, tartıları tutulduğunda, ne tuttuğu takım için yaptığı kavgaların önemi kalacak, ne biraz daha fazla toprak için yaptıklarının, ne ırkının, ne de peşinden gittiği ideolojilerin…. O gün geldiğinde kişi, ne için çaba harcamış olduğunu anlayacaktır. O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar....

Devamını Oku

İttihad-ı İslam Silahla, Kan Dökerek Değil, İlim ve Sevgi İle Olacaktır

Dünya üzerinde pek çok müslüman ülkede kardeşlerimize zulüm uygulanmaktadır. Kadınlarımıza ve kızlarımıza tecavüz edilmekte, çocuk ve yaşlılar şehit edilip, erkekler çırıl çıplak soyularak kafalarına çuval geçirilip küçük düşürülmeye çalışılmaktadır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi yapılan zulmü belgelemek için  fotoğraflar çekilmekte ve kendi ülkelerinde yaşayan aynı kafadaki insanlar tarafından bu zulüm takdir görmektedir.Afganistan’da, Irak’ta Amerikalıların müslümanlara yaptığı zulüm  ve bu zulmü belgelemek için şehit kardeşlerimizin cansız bedenleri  yanında gururla çekilen fotoğraflar yobaz zihniyetin ürünüdür. Amerikalının yobazı da bunlardır. Yahudinin de yobazı vardır, hristiyanın da. Bu kafada olan insanlar kan ister, irin ister, huzursuzluk ister. Oysa bütün enerjilerini bilime, sanata verseler herşey pırıl pırıl olur. Kanla hiç birşey çözülmez. Tüm bu zulme karşı tek çözüm Türk İslam Birliğidir. Ancak sevgiyle, saygıyla, barışla, bağışlamayla İslam dünyaya hakim olur. Zorla, zorbalıkla, kan dökerek, şiddet kullanarak, baskı yaparak İslam’ın dünyaya hakim  olacağını düşünmek, Amerikalının yobazından farksız kılmaz bizi. Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et… (Nahl Suresi, 125) Müslüman kardeşlerimizin yaşadıkları zulmün sebebi materyalist felsefeler ve yobaz zihniyetlerdir. Bu zulüm ancak fikri mücadele  ile son bulur. Bunun için silah kuşanmak yerine bilim ve bilgi ile kuşanıp fikri cihad etmek gerekir. Zira 100 milyon kişiyi öldürsen de, geride aynı zihniyette milyonlarca insan olduğu unutulmamalıdır. Kafaların içindeki fikirler değişmedikçe o kafaları koparmak çözüm değildir. Müslümanlara yaptığı zulme rağmen Rabbimizin, Firavun’u dahi yumuşak ve güzel söz ile uyarın emri hatırlanmalıdır....

Devamını Oku

Ünlülerin Ölümü, Deprem ve Seller, Hepsi Bir Uyarı!

Allah, son yaşadığımız ve şahit olduğumuz olaylarla sık sık ölümü ve aczimizi hatırlatıyor bizlere.  2011’in ilk günlerinden itibaren dünyanın yaşadığı felaketler, tanınmış kişilerin başlarına gelen ibret verici olaylarla, Rabbimiz her gün ölümün ve kıyametin yaklaştığını, dünya hayatının geçici ve kısa olduğunu hatırlatıyor kullarına.Avustralya’da yaşanan ve Fransa ve Almanya’nın toprakları ile eş değer ölçüde bir alanı sular altında bırakan sel felaketinden sonra, Japonya’da yaşanan dünyanın 5. büyük depremi oldukça düşündürücü sonuçlar doğurdu. Medya bu felaketlerin haberini verirken, felaketin yaşandığı bölge için; ‘Kıyameti Yaşadı’ şeklinde bir başlıklar kullandı. Yaşanan bu olayların hepsi zahiren baktığınızda sebeplere bağlı olarak yaratılmış doğa olayları gibi görünse de, aslında şeytanın sistemine köle ettiği insanları uyku halinden kurtaracak ve silkelenmelerine vesile olacak ayıltıcı etkilere sahip olaylardır. Ancak yaşanan olaylar ne kadar zor ve ağır da olsa insan, şeytanın kendine verdiği telkinlerle zaman içinde tüm bu ibret verici hadiseleri unutur ve tekrar dünya hayatının meşgalelerine dalar gider… Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah’ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 19) Televizyonda yayınlanan bir dans yarışmasında yarışmacı olan Defne Joy Foster, yarışmadaki en hayat dolu, en enerjik, en esprili yarışmacıydı hatırlarsanız. Yarışmanın Defne için son bulduğu günden sadece iki gün sonra, hiç beklemediği bir anda ölümle tanıştı Defne. Elbette çok popüler olduğu anda hayatını kaybetmiş olması, insanlar üzerinde derin bir etki oluşturdu. Ardından bir dizi oyuncusu olan Tolga...

Devamını Oku

Bütün Peygamberler İslam Peygamberidir

Bütün Peygamberler İslam Peygamberidir.  Allah bir kısmını bir kısmına üstün kılmıştır ama bu Allah katında bir üstünlüktür. Müminler Allah’ın namaz, oruç gibi emri gereği tüm peygamberleri eşit sever ve aralarında ayrım yapmazlar. Aksi bir tutum Kuran’a uygun değildir.Nedense birçok Müslüman kardeşimiz Hz. İsa (a. s)’dan haşa pek haz etmezler. Yani o Hıristiyanların Peygamberi bizim değil derler ve rahatsız olurlar. Hz. Musa (a.s) ’dan da rahatsız olurlar. O da Musevilerin Peygamberi derler. Bu, çok büyük bir cehaleti gösterir. Hz. İbrahim (a.s) de, Hz. İsa (a.s) da, Hz. Musa (a.s) da, Hz. Muhammed (sav) de, hepsi bizim Peygamberimizdir. Allah’ın emri gereği bizler tüm peygamberleri eşit severiz ve hiçbirini diğerinden ayırd etmez ve üstün görmeyiz inşaAllah. Çünkü bu, Kuran’a uygun bir tavır olmaz inşaAllah. Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. Andolsun, Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve Davud’a da Zebur verdik. (İsra Suresi, 55) Rabbimiz ayetinde buyurduğu gibi peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kılmıştır. Ancak bu, Allah katındadır. Bizlerle alakası yoktur. Bizleri ilgilendiren konu, Rabbimizin tüm elçi ve peygamberlerini eşit sevmemiz konusudur. Bu namaz gibi, oruç gibi Allah’ın emridir. Deyin ki: “Biz Allah’a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız.” (Bakara Suresi, 136) Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü’minler de. Tümü, Allah’a,...

Devamını Oku

Siz O'na Döndürüleceksiniz

Rabbimizin, kullarına rehber olarak gönderdiği Kuran’ı okuyanlar mutlaka bilirler; Kuran’da dünya hayatından, bir akşam vaktinden daha kısa bir oyalanma mekânı olarak, ahiretten ise asıl varılacak mekân olarak bahsedilir.Kuran’da ahiret hayatından asıl varılacak yer olarak bahsedilmesi, vicdan sahibi her insanın üzerinde düşünmesi gereken çok önemli bir konudur. Kuran’daki bu anlatım, dünya hayatında bağlandığımız hiçbir şeyin, sanılanın aksine gerçek olmadığını, her şeyin aslının ahirette olduğunu açıkça ifade eder. Normal şartlarda hiç kimse her hangi bir şeyin orijinali yerine sahtesini kullanmak ya da sahip olmak istemez. Bu mantıkta bakıldığında kişi “neden geçici olan dünya hayatını sonsuz ahiret hayatına tercih edeyim ki” diye kendine sormalıdır. Düşüncede biraz daha derinleşince insan, yakın geçmişte şan ve şöhretine, zenginliğine şahit olduğu pek çok insanın artık yaşamadığını, hatta toprak altındaki bedenlerinden dahi eser kalmadığını hatırlayabilir. Üzerinde bulunduğunuz topraklar, sahip olduğunuz arsalar, bundan 100 yıl önce bambaşka kişilere aitti. 200 yıl önce ise daha başka kişiler vardı bu topraklarda. Aynı arsalar, topraklar için bir ömür çalıştı hepsi. Hatta belki savaştı belki de bu uğurda ciddi tehlikeler atlattı her biri… Peki sonuç? Şu an siz varsınız ve size ait tapular. Ancak ölümünüzle beraber tüm bu kâğıt ve toprak parçalarının sizin için hiçbir anlamı kalmayacak. Hayatınızı üzerine kurduğunuz tüm sistem, tıpkı iskambil kâğıtlarından yapılmış bir ev gibi çökecek mezarınıza. Çünkü ölüm, asıl varılacak mekâna uyanış olacak. Asıl zenginliğin mal ve mülkte ya da evlatlarda çoğalma olmadığı,  imanla ve Allah’a kul...

Devamını Oku

Samimi Bir Kalple Allah’a Yönelmek

İslam dininin temelinde, Allah’ın varlığını, birliğini ve O’ndan başka ilah olmadığını kavramak yatar.  İslam’ın, insanın hayatına hâkim olabilmesi için, kişinin bu gerçeklere tam iman ederek, Allah’ın sözü olan Kuran’a eksiksiz uyması şarttır. İnsan, İslam fıtratı üzerine yaratılmıştır. İnsanın istekleri ve İslam’ın insana sundukları birbirini tam olarak tamamlar. Allah bu gerçeği Kuran’da şöyle haber vermektedir:Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. (Rum Suresi, 30) İnsanlar, Allah’ın sözüne uymadıkları takdirde kendilerine zulmetmiş olurlar. Çünkü yaratılışlarına uygun hal ve tavırların dışına çıkarak, yapılarına ters düşen tutumlar sergilediklerinde; bu hem kendilerini, hem...

Devamını Oku

Fatma Gül'ün Suçu, Çocuklarımızın Psikolojisini Bozmak

Ortalama 40 yaşında olanların anne ve babaları televizyon ve teknoloji çağını sonradan yakaladıkları için gaz lambalarında ailece sohbetlerin edildiği temiz ortamlarda yetiştiler. Bu nedenle de şeytanın şu an kurduğu sistemden daha uzak bir yaşamları vardı. Suç oranları, ahlaksızlık, saygısız üslüplar, uyuşturucu kullanım oranları vs… daha düşüktü.Bugün 40 Yaş civarında olanlar ise Dallas, Filamingo Yolu gibi dizilerle henüz büyüme çağında iken tanışmışlardı. O dönemleri yaşayanlar hatırlayacaktır; bu dizilerde yer alan öpüşme sahnelerinde aile terbiyemizden dolayı ya bir bahane ile diğer odalara gitmiş, ya da gözlerimizi kapatarak o sahneleri izlememiştik. Yine bugün 40 yaşlarında olanlar gençlik dönemlerinde ise, Tv kanallarının da...

Devamını Oku

Darwin'in Suya Düşen Ümitleri Ara Fosil Yoktur

Canlıların evrimi konusu Darwin’in Türlerin Kökeni kitabında da belirttiği gibi yıllardır pek çok açmazla karşı karşıyadır. Teoriyi açmaza sokan en önemli konu, evrim sürecinin yaşandığını bize ispat edecek olan ara fosillere rastlanmamasıdır. Darwin, Türlerin Kökeni’nde bu çıkmazı şöyle açıklamıştır: Eğer teorim doğruysa, türleri birbirine bağlayan sayısız ara-geçiş çeşitleri mutlaka yaşamış olmalıdır… Bunların yaşamış olduklarının kanıtları da sadece fosil kalıntıları arasında bulunabilir. 1 Ancak Charles Darwin, bu ara formlara ait fosillerin bir türlü bulunamadığının farkındaydı. Bu durumun teorisi için büyük bir açmaz oluşturduğunu görüyordu. Bu yüzden, Türlerin Kökeni kitabının “Teorinin Zorlukları” (Difficulties on Theory) adlı bölümünde şöyle yazmıştı: Eğer gerçekten...

Devamını Oku

Stresin Sebebi: Allah’ı Unutarak Yaşamak

Kuran ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanlar stresli bir hayat yaşarlar. Stres, vücuttaki dengeyi bozan ciddi bir durumdur. Pek çok insanın Allah’a teslimiyeti tam manası ile yaşayamamalarından dolayı bedenlerinde oluşan bu olumsuz durum, bir süre sonra psikolojik kökenli hastalıklara yakalanmalarına neden olur.Panik atak, kalp ve mide rahatsızlıkları, halsizlik, uykusuzluk, migren, gibi hastalıklar nedeni ile bedensel olarak da hızla çökmeye başlarlar. Tüm bu hastalıkların oluşma sebebinin yalnızca stres olduğunu elbette ki söyleyemeyiz. Ancak çıkış noktalarının çoğu kez psikolojik kaynaklı olduğu bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçektir. Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam’a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir. (En’am Suresi -125) Allah’a teslim olamayan ve Kuran ahlakı ile yaşamayan insanlar, yaşadıkları zor ve sıkıntılı hayatta genç yaşlarına rağmen yıpranmış bir bedene, solgun ve sağlıksız bir yüze sahip olurlar. Gelecek için her zaman endişe içindedirler. Olaylara yaklaşımları çoğu zaman olumsuz ve ümitsizdir. Sürekli hayal kırıklığı yaşar, çevrelerine ve kendilerine küserler. Bu olumsuz ruh hali bazısının çok fazla yemek yemesine, bazısının da hiç yiyememesine neden olur. Bir süre sonra ya çok şişman ya da çok zayıf bedenleri de onlar için ayrı bir stres konusu haline dönüşür. Allah’ı birleyen (Hanif)ler olarak, O’na ortak koşmaksızın. Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.   (Hac Suresi...

Devamını Oku

Kuran’da Yalnızca Namaz, Oruç ve Zekât İbadeti Yoktur

Kuran’ı kendisine rehber edinen her Müslüman’ın görevi, rehber edindiği kitaba önce uymak sonra diğer insanlara tebliğ etmektir. Kuran’da Müslümanların insanları uyarmaları konusunda çok açık ve kesin hükümler vardır. Bunlardan bir tanesi Müddesir Suresi’nin 1. ve 2. ayetlerinde bildirilmiştir: “Ey bürünüp örtünen, kalk (ve) bundan böyle uyar.” (Müddessir Suresi, 1-2) Kişi, etrafındakileri dini yaşamak konusunda uyarırken kendini yeterli görmemeli, aynı hassasiyeti kendi ahireti için de göstermelidir. Zira en etkili tebliğ, kişinin anlattıkları ile uyumlu bir ahlak göstermesi olacaktır. Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Bakara Suresi, 44) Samimi bir Müslüman, Kuran’da Rabbinin emrettiği tüm ayetleri titizlikle yerine getirmeye gücü yettiğince gayret eder. Sadece namaz kılıp oruç tutarak, yaptığı kadarını yeterli bulup, güzel ahlakın emredildiği pek çok ayetten kendini müstağni görmez. Kuran’da Allah sabrı emreder, öfkelendiğimizde öfkemizi yutmamızı, yüksek sesle konuşmamamızı, üzülüp gevşemememizi ve ihtiyacımızdan arta kalanı infak etmemizi emreder. Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. (Al-i İmran Suresi, 134) “Yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir.” (Lokman Suresi, 19) Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz. (Al-i İmran Suresi, 139) Bütün bu ayetler, namaz ve oruç gibi ibadetlerin emredildiği ayetlerden daha az önemli değildir. Zira bir ayette Allah, Kendi yolunda mücadele edenler ve sabredenleri...

Devamını Oku

Kuran Din Adamları İçin İnmiş Bir Kitap Değildir

Hiç şüphesiz din, Allah Katında İslam’dır… (Ali İmran Suresi, 19) Allah, iman eden kulları için seçip beğendiği İslam dininde iman edenlerin ayaklarını sağlamlaştıracağını ve korkularından sonra onları güvene çıkaracağını Nur Suresi 55. ayetinde vaat etmiştir. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez… (Bakara Suresi, 185) ayetinden de anlaşıldığı gibi Allah kulları için zorluk istemez ve iman eden kullarını … kolay olan için başarılı kılacağız. (A’la Suresi, 8) buyurur. Ancak bazı kişiler İslam dinine sonradan eklenen ve Kuran’a tamamen tezat olan bilgilerle, İslam’ın yaşanması zor bir din haline dönüşmesine vesile olmuşlardır. Bunun sonucu olarak da pek çok kişi İslam’dan uzaklaşmış, bu “zor” zannettikleri dini yaşamayı hep ileriki yaşlara ertelemişlerdir. İnsanların çoğu, kendilerine din olarak sunulan bilgilerin doğruluğundan emin olmadan, çoğunluğun uygulamasını referans alarak yanlış bir dini inanç sistemine yönelmişlerdir. Sağlam bir Kuran bilgisi ise insanın, sunulan bilgilerden yanlış olanları eleyerek en doğruya ulaşmasına vesile olur. Ancak hatalı bilgi ilk bu noktada ortaya çıkar. Genelde bizlere öğretilen, “Kuran’ı siz anlayamazsınız, âlimler okuyup açıklar, siz de onlardan dinleyerek öğrenebilirsiniz” telkinidir. Oysa Rabbimiz, “Andolsun Biz Kur’an’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?” (Kamer Suresi, 17) buyurmuştur. Kuran, âlimlere ya da din adamlarına indirilmiş bir kitap değildir. “Ve şüphesiz o (Kur’an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 44) ayetinden de anlaşıldığı gibi her insan ahirette tek başına hesap verirken, Kuran’dan...

Devamını Oku

İbadetleri Erteleme Yanılgısı

Etrafınızda, din ahlakını yaşamaya samimi niyeti olmadığı için sürekli bahaneler öne sürüp, ibadetlerini ileriki tarihlere erteleyen insanlarla çok karşılaşmışsınızdır. Her zaman bahaneleri hazırdır. Ev işleri, çocuklar, arkadaş toplantıları, derken ibadet edecekleri vakitleri kalmadığından şikâyet ederler. Yine iş seyahatleri ve toplantılardan başlarını kaşıyacak zamanları olmadığını söyleyen bu insanlar, çoğu zaman bütün bu telaşların son bulduğu, emekli oldukları, çocukları iş güç sahibi yapıp evlendirdikleri yaşlılık dönemlerinde ibadet edeceklerini söyleyip kendilerini kandırırlar. Oysa atladıkları çok önemli bir gerçek vardır ki, yaşlılığa ulaşmak konusunda hiç kimsenin asla bir garantisi yoktur. İbadetleri ertelemek, ahireti ve ölümü düşünmeyen ve kendilerine uzak gören insanların düştüğü bir gaflettir. Kimsenin ölüm konusunda bir sözleşmesi yoktur. Aldığı nefesi dahi vereceğini bilemeyen insanın ibadetler konusunda gevşeklik göstermesi, kendisini geri dönülmez bir azaba sürükleyebilir. Ünlü İslam alimi İmam Gazali de bir sözünde insanın ilerisi için yaptığı planları uygulamaya belki de hiç fırsatı olamayacağına ve ölümün yakınlığına şöyle değinir: ”Nice nefes alanlar vardır, aldıkları son nefesi geri vermeden ansızın ölüm onları yakalamıştır. Öyleyse gerçekte senin sahip olduğun sadece bir nefesten ibarettir; ne bir gün ve ne de bir saat! Bir nefesi bile geçirmeden Allah’a itaate ve tövbeye yönel. Belki de ikinci bir nefese erişemeden ölüm seni yakalar! İmam Gazali, Cennete Doğru, (Yedi Geçit), Minhacü’l-Abidin, sf. 118) Bir ayetinde “Ertelemek ancak inkarda artıştır…” (Tevbe Suresi – 37) buyuran Rabbimiz, ibadetler konusunda gösterilen gevşekliğin, inkarı artırdığına dikkat çekmiştir. İnkâr edenlerin varacağı son ise, göz...

Devamını Oku

Archaeopteryx Ara Fosil Değildir

Archaeopteryx, evrimci bilim adamlarının kuşların sözde evrimine delil olarak gösterdikleri bir canlıdır. Bir çok evrimci, Archaeopteryx’in sürüngenden kuşa geçişi gösteren bir ara fosil olduğunu iddia eder. Ancak Alan Feduccia gibi önde gelen evrimci otoriteler dahi bu iddiaların geçersiz olduğunu kabul etmektedirler. Yaklaşık olarak günümüzden 150 milyon yıl önce yaşamış olan Archaeopteryx fosilleri üzerinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki, Archaeopteryx bir ara fosil değil, yalnızca günümüz kuşlarından farklı özelliklere sahip soyu tükenmiş bir kuş türüdür. Evrimcilerin Archaeopteryx konusundaki iddialarına ve bu iddialara verilen cevaplara değinelim biraz da… 1- Göğüs Kemiği : Yakın bir zamana kadar, Archaeopteryx’in göğüs kemiğinin olmayışı, bu canlının uçamayacağının en önemli kanıtı olarak görülüyordu. (Göğüs kemiği, uçmak için gerekli olan kasların tutunduğu göğüs kafesinin altında bulunan bir kemiktir. Günümüzde uçabilen veya uçamayan tüm kuşlarda, hatta kuşlardan çok ayrı bir familyaya ait olan uçabilen memeli yarasalarda bile bu göğüs kemiği vardır.) Ne var ki 1992 yılında bulunan 7. Archaeopteryx fosili, bu bilginin yanlış olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü son Archaeopteryx fosilinde evrimcilerin yok saydığı göğüs kemiği vardır. Dolayısıyla bu bulgu, Archaeopteryx’in tam uçamayan bir yarı kuş olduğu iddialarını geçersiz kılmıştır. 2 – Tüylerin Yapısı : Archaeopteryx’in gerçek bir kuş olduğuna en önemli delillerden biri de, asimetrik tüy yapısı ile günümüz kuşlarından farksız olan tüy yapıları olmuştur. Paleontolog Robert Carroll, konu hakkında şu açıklamayı yapar: Archaepoteryx’in uçuş tüylerinin geometrisi modern uçucu kuşlarınki ile tamamen aynıdır, uçucu olmayan kuşların ise tüyleri simetriktir....

Devamını Oku

Elektronlar Hiç İvme Almadan 1000 km Hızla Nasıl Dönüyor?

Hava, su, dağlar, hayvanlar, bitkiler, vücudunuz, oturduğunuz koltuk, kısacası en ağırından en hafifine kadar gördüğünüz, dokunduğunuz, hissettiğiniz her şey atomlardan meydana gelmiştir. Atom, en basit anlatımla bir çekirdek ve onun çevresinde dönen elektronlardan oluşur. Çekirdekle elektronlar arasında başka hiçbir şey yoktur.En güçlü mikroskopların bile göremeyeceği kadar küçük bir alanda dönüp-duran onlarca elektron, atomun içinde çok karışık bir trafik yaratır. Çekirdeğin çevresinde, 7 farklı yörüngede, saniyede 1.000 km. gibi akıl almaz bir hızla hiç durmadan dönen elektronlar, mucizevî bir şekilde birbirleriyle bir kez bile çarpışmazlar. Tüm işleyiş mükemmel bir düzen ve kusursuz bir sistem içinde devam eder. Burada dikkati çeken ve Darwinistlerin gözden kaçırdığı çok önemli bir nokta var. Her şeyin kör tesadüfler sonucu aşamalı olarak oluştuğunu iddia eden Darwinistlerin, atomun içinde, hiç ivme almadan saniyede 1000 km. hızla dönemeye başlayan elektronların bunu nasıl yapabildiklerini bizlere açıklamaları gerekir. Zira elektronlar ivme alarak yavaş yavaş saniyede1000 km. gibi bir hıza ulaşmış olsalardı, atom diye bir şeyden söz etmemiz mümkün olmazdı. Dolayısıyla canlı ve cansız hayattan da söz edilemezdi. Peki, elektronların her biri, hiçbir aşama ve evrim sürecinden geçmeden, oluştukları anda saniyede 1000 km hızla dönmeleri gerektiğini nasıl öğrenmişler? Bu öyle bir düzendir ki, tesadüflerle oluştuğu asla iddia edilemez. Şans faktörü böyle bir düzenin sebebi olarak asla gösterilemez. Bu düzenin tek geçerli açıklaması Kuran’da bildirildiği gibi Allah’ın herşeyi kudretinin bir tecellisi olarak düzen ve intizam içinde yaratmış olmasıdır. Her şeyi yaratmış, ona...

Devamını Oku

Allah’a Âşık mısınız?

Uzmanların tanımlarına göre aşk, insanın ayaklarını yerden kesen, içinde şiddetli heyecanlar yaşamasına vesile olan bir duyguymuş. Böyle bir durumda insanın sabah yataktan kalktığı anda ilk aklına gelen, âşık olduğu kişi olurmuş. Gece yatmadan önce onu düşünür, her girdiği ortamda ondan bahsetmek istermiş. Bütün planlarını, âşık olduğu kişiyi düşünerek ve onu da dâhil ederek yaparmış. O kişi için pek çok şeyden, hatta sevdiklerinden dahi vazgeçebilirmiş.Bütün bu bilgiler ışığında Allah’a duyduğunuz aşkı düşünün. Yukarıda sayılanların hepsini Allah’a karşı gerçekten hissediyor musunuz? Sabah kalktığınız anda aklınıza ilk gelen Allah mı? Gün içinde sürekli O’nu düşünüyor musunuz? Her girdiğiniz ortamda O’ndan bahsetmek istiyor...

Devamını Oku

Çıngıraklı Yılanların Avlanma Tekniği

Soğukkanlı bir canlı olan çıngıraklı yılanlar, çıkardıkları ses ve görüntüleri ile oldukça ürkütücüdürler.  Çıngıraklı yılanlar çok enteresan bir avlanma tekniğine sahiptirler. Başlarının ön kısmındaki yüz çukurunda bulunan ısı algılayıcılar, çevresinde dolaşan avının vücut sıcaklığının sebep olduğu infrared ışınını saptar. Yılanlar, ortam sıcaklığındaki 1/300’lük bir derece artışını dahi tespit edebilecek kadar hassas ısı algılayıcılara sahiptirler.Yılan, avını algılamak için yalnızca ısı algılayıcılarını kullanmaz. Koku alma organı olan çatal dili ile sürekli çevresini bir dedektör gibi tarar. Sahip olduğu bu iki özellik sayesinde, yarım metre uzağında hiç kıpırdamadan duran bir canlıyı dahi fark edebilir. Avının yerini hatasız tespit eden yılan, yavaşça avına yaklaşır, boynunu bir yay gibi gerer ve 180 derece açılabilen çenesi ile avını hızla yakalar. Bütün bu süreç, yarım saniyede bir otomobilin sıfırdan 90 km/saat’e ulaşmasına eşdeğer bir hızda olup biter. Yılan avını etkisiz hale getirmek için, 4 cm uzunluğundaki zehir enjekte eden dişlerini kullanır. Bu dişlerin içi oyuktur ve zehir bezlerine bağlıdır. Zehir bezi kasları, yılan avını ısırdığı anda büzülür ve zehiri önce diş kanalına, oradan da avının cilt altına basınçla püskürtür. Yılan zehiri oldukça etkilidir. Isırdığı canlının ya merkezi sinir sisteminde felce neden olur ya da kanın pıhtılaşmasını sağlayarak ölümüne neden olur. Bazı yılan türlerinin 0.28 gramlık zehiri, 125.000 farenin ölmesini sağlayacak kadar güçlüdür. Zehirin güçlü ve çabuk etkisi sayesinde ısırdığı anda avını etkisiz hale getirebilen yılan, son derece esnek olan ağzıyla avını rahatlıkla yutar. Şüphesiz çıngıraklı yılanların...

Devamını Oku

Karıncalar Arasındaki İletişim

Kuran kıssalarında almamız gereken pek çok ders olduğu gibi, bilimin geçtiğimiz yüzyılda bulduğu çok sayıda detaya da işaretler vardır. Örneğin Hz. Süleyman kıssasında karıncalar arasındaki iletişime dikkat çekilmiştir. Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: “Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp geçmesin.” (Neml Suresi, 18) Geçtiğimiz yüzyılda yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bu küçücük hayvanların son derece organize bir sosyal hayatları ve aralarında sistemli bir iletişim ağları vardır. National Geographic dergisinde yayınlanan bir makalede bu konudan şöyle bahsedilmektedir: Büyük veya küçük herhangi bir karınca, başındaki karmaşık duyu organlarıyla, milyonlarca hatta daha fazla kimyasal ve görsel sinyalleri yakalar. Beyin 500.000 sinir hücresi içerir; gözler birleşiktir; antenler insandaki burun ve parmak ucu gibi hareket eder. Ağzın altındaki projeksiyonlar tadı algılar, kıllar dokunmaya karşılık verir.  (National Geographic, c. 165, no. 6, s. 777) Dışarıdan bakıldığında anlaşılmasa da, son derece duyarlı işitme organlarına sahip olan karıncalar çok değişik bir iletişim yöntemi kullanırlar. Avlanırken, yuvalarını inşa ederken, savaşırken ya da birbirlerini takip ederken daima duyu organlarından faydalanırlar. Karıncalar iletişim kurarken, iletişim kurdukları konuyu anlatacakları farklı tepkilere sahiplerdir. Acil durum, besin yerini haber verme, gruplaşma, toplanma… (Bert Hölldobler-Edward O.Wilson, The Ants, Harvard University Press, 1990, s. 227) Bu tepkiler sayesinde düzenli bir toplum yapısı meydana getiren karıncaların, çoğu zaman insanların dahi konuşarak başaramadığı, haberleşmeye dayalı disiplinli ve paylaşımcı bir hayatları vardır. Karıncalar, salgıladıkları “feromen” adı verilen kimyasallar...

Devamını Oku

İman Bebek Gibidir, Sürekli Bakım İster

İman, bir insanın hayatındaki en büyük zenginliktir. Ancak hiçbir zenginlik daimi değildir. Gerekli çaba gösterilmez, tedbirler alınmazsa, sahip olunan maddi ve manevi zenginliklerin tümü yavaş yavaş erir. İman da buna dâhildir. Şayet iman eden her kişinin ölene dek imanını koruması garanti olsaydı, münafık diye bir şey olmazdı. Bu nedenle iman eden kişi için iman zenginliğini sadece muhafaza etmek değil, sürekli olarak artırmak en önemli amaç olmalıdır. Yabancı bir lisanı iyi konuşuyor olabilirsiniz. Fakat tekrar etmez veya kullanmazsanız bir süre sonra körelir ve unutmaya başlarsınız. Ancak üzerinde çalışır, yeni kelimeler ve kalıplar öğrenip bir de yurt dışında pekiştirirseniz, ana diliniz gibi konuşmaya başlayabilirsiniz. Ya da bir spor dalında çok başarılı olabilirsiniz. Vücudunuz, her gün yaptığınız antrenmanlardan dolayı çok esnek olabilir. Ama iki ay antrenman yapmasanız, o esnekliğinizi kaybetmeye başlarsınız. Hatta tamamen sporu bıraksanız, vücudunuzun hızla deforme olduğuna dahi şahit olabilirsiniz. Üzerinde düşündüğümüz, çalıştığımız, mesai harcadığımız konularda genelde muvaffak oluruz. İman da bu konulardan biri ve en mühim olanıdır. Çünkü yabancı dil konuşamamak ya da iyi bir sporcu olamamak insan için çok ciddi kayıplara neden olmaz. Ama imansız olmak, Allah’ın sevgi ve rızasıyla beraber sonsuz cenneti kaybetmeye neden olur ki bu, bir insanın hayatındaki en önemli konudur. Bir bebeğin ihtiyaçlarını gidermez, aç, susuz ve uykusuz bırakırsanız o bebek önce solgunlaşır, cılızlaşır ve sonra… İman da bebek gibidir. Sürekli bakım ister. Sadece namaz kılmayı ve oruç tutmayı yeterli görmek doğru olmaz. İmanı...

Devamını Oku

Burnumuzdaki Üstün Yaratılış

Koku olarak tanımladığımız şey aslında nesnelerden buharlaşan kimyasal taneciler, yani molekülledir. Sıcak hava, koku moleküllerinin havada serbest halde dolaşarak geniş alanlara yayılmasını sağlar. Buharlaşma ne kadar yoğun olursa koku da o denli belirgin olur. Bu noktada insan yaşamı için düzenlenmiş bazı hassas noktalar olduğuna dikkat çekmek gerekir.  Şuan içinde bulunduğunuz oda, demir, cam, taş gibi kokmayan maddelerden oluşur. Çünkü bu maddeler oda sıcaklığında buharlaşmazlar. Aksi halde odamızdaki her şeyin sürekli koku yaydığını düşünelim; hayat ne kadar zor olurdu. İlginç olan diğer durum ise suyun düşük ısılarda buharlaşma özelliğine rağmen kokusuz olmasıdır. Sudaki bu özel yaratılış da çok dikkat çekicidir. Havadaki nem, var olan kokuların etkisini güçlendirir. Mesela yağmurdan sonra buharlaşan su molekülleri, çiçeklerin kokulu taneciklerini havaya kaldırır ve her yer mis gibi kokar. Burun Burnumuzun yalnızca % 5’lik küçük bir bölümünde gerçekleşir koku alma işlemi. Burnumuzun solunumla alakalı iki önemli görevi vardır. İlki, nefes aldığımızda havanın ısıtılması ve nemlendirilmesidir. Burnun içi mukus tabakası ile kaplıdır ve bu tabaka, su buharı salgılayarak giren havayı nemlendirir. Mukusun hemen altında bulunan çok sayıdaki kılcal damar da, geçiş sırasında havanın ısınmasını sağlar. Bir nevi klima görevi gören mukus ve kılcal damarların bu işlemi sonucunda hava, akciğerler için en uygun hale gelir. Burnun ikinci önemli görevi ise, soluduğumuz havanın içinde bulunan toz zerreciklerini tutarak akciğere gidip hastalıklara sebep olmasını engellemektir. Bu sistem şu şekilde işler: Havadaki zararlı tanecikler mukus tarafından yakalanır ve silya isimli...

Devamını Oku

Kar Tanelerindeki Mucize Yaratılış

Kar taneleri, bilim adamları tarafından yıllardır araştırılan ve tam olarak çözülemeyen konulardan biridir. Bir metre küp karda yaklaşık 350 milyon kar taneciği bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kar tanelerinin her biri farklı şekillere sahip altıgen yapılardan oluşur. Kar tanelerindeki simetrinin ve biri diğerinden farklı olan yapılarının nasıl oluştuğu, bilim adamları için hala anlaşılamayan bir sır gibidir.Elbette kar tanelerindeki bu kusursuz sistem, Allah’ın Bedi (örneksiz yaratan) sıfatının bir tecellisidir. Allah yarattığı her şeyi sanatıyla kuşatandır. Kar taneleri incelendiğinde Allah’ın eşsiz sanatı ortaya çıkmaktadır. Küçük sivri uçlu şekiller, çok dallı yıldızlar ve benzer ama farklı pek çok şekilden oluşan kar tanelerinin oluşumu hayret vericidir. Bir kar tanesinde iki yüzden çok buz kristali bulunur. Kar kristalleri, mükemmel bir düzen içinde şekillenmiş su moleküllerinden oluşur. Şaheser görünüme sahip kar kristalleri, su buharının bulutlardan geçerken soğuması ile şekillenir. Bu şu şekilde olur:   Su buharının içinde düzensiz bir şekilde her tarafa dağılmış olan su molekülleri, bulutlardan geçerken ısının düşmesiyle beraber hareketliliklerini kaybederler. Hareketlilikleri azalan su molekülleri bir süre sonra gruplaşmaya başlar ve katı bir hal alırlar. Ancak burada çok enteresan bir durum vardır. Gruplaşan su molekülleri düzensiz ve rastgele bir şekilde değil tam tersine daima birbirine benzeyen mikroskobik altıgenler şeklinde birleşirler. Her kar tanesi önce tek altıgen su molekülünden oluşur, daha sonra diğer altıgen su molekülleri de bu ilk parçanın üzerine eklenir. Kar taneleri neden altıgen ve simetriktir ve neden hepsi farklı şekillerdedir? Neden kenarları...

Devamını Oku

Allahın Kadrini Hakkıyla Takdir Edemeyenler

Çevrenize şöyle bir bakın. Pek çok insanın, Kuran’a uygun yaşamamalarına rağmen, Allah’a inandıklarını görürsünüz. Birçoğu, kandil gecelerinde veya sadece Ramazan ayında namaz kılar. Allah’a nasıl bir kul olmaları gerektiği hakkında en ufak bir fikirleri yoktur. Çünkü kendilerini yaratan o büyük gücü düşünmek için zaman ayırmazlar. Oysa kendilerine sorduğunuzda Allah’a çok inandıklarını ve O’ndan korkmak yerine, O’nu sevdiklerini söylerler. Allah’ın varlığı ve gücünü takdir edememeleri, işte bu cümleyle açığa çıkar. Ancak Allah, pek çok ayette, Kendisinden korkmamızı emreder. De ki: “Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: “Allah” diyeceklerdir. Öyleyse de ki: “Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?  (Yunus Suresi – 31) Allah, Kendisinden korkmamızı emrederken, hayır ben korkmam, ben Allah’ı severim demek, büyük bir akılsızlık ve gaflet olur. Allah büyüktür, Allah güçlüdür, Allah yaratandır. Böyle bir kudretten, Allah’ın o yüce makamından ancak korkulur. Bahsedilen korku, karanlıktan ya da yılandan korkmak gibi bir şey değildir. Kuran’da ‘haşyet’ kelimesi ile ifade edilen bu korku, Allah’ın yüce makamına duyulan saygı, sevgi ve rızasını kaybetme korkusudur. Bunu da ancak, Allah’ın büyüklüğünü gereği gibi takdir eden temiz akıl sahibi müminler hissedebilir. Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. (Hac Suresi – 74) … Kulları içinde ise Allah’tan ancak alim olanlar ‘içleri titreyerek-korkar’. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (Fatır Suresi...

Devamını Oku

Tat Alma Mucizesi

Tat alma duyusu için gerekli organımız dilimizdir. Dilimizde çok sayıda sinir lifi bulunduğu için her yöne kolaylıkla hareket edebilir. Konuşurken, çiğnerken ve yutarken dilimiz önemli görevler üstlenir. Ağza alınan besin, tükürük bezlerinin salgıları ile ıslatılarak yumuşatılır ve daha sonra yutağa itilir. Tat hücreleri ağzın belirli bölümlerinde ve dilde bulunur. Bu hücreler, “papilla” ismindeki yapıların içindedir. Papillalar, dile pürüzsüz bir görünüm veren küçük çıkıntılardır. Dilin üst bölümünde ve yan kısımlarında toplam dört adet papilla bulunur. Tat hücreleri, her gün yediğimiz acı, asitli, çok sıcak ve çok soğuk besinlerle muhatap olduğu halde bozulmazlar. Çünkü 10 günde bir tat hücreleri yenilenir. Besinlerin...

Devamını Oku

Bezuar Keçisinin Mucize Özelliği

“Bezuar”, Farsça ilaç anlamına gelmektedir. Bu keçi türü, doğadaki usta kimyagerlerden yalnızca biridir. Bezuar keçisi bir yılan tarafından ısırıldığında hiç vakit kaybetmeden, yaşadığı çevrede yetişen sütleğen bitkisi türlerinden yemeye başlar.  Bezuar keçisinin bu davranışı bizi çok enteresan bir gerçeğe götürür. Sütleğen bitkisinin içindeki sıvıda bulunan “Öforbon” maddesi, kana karışmış olan yılan zehirini tamamen etkisiz hale getirir. Yani bu keçi türü, kendi kendini nasıl tedavi edeceğini bilmektedir.Şaşırtıcı olan şey, günlük otlamaları esnasında asla sütleğen yemeyen Bezuar keçilerinin, bu bitkiyi yalnızca tedavi amaçlı olarak kullanmalarıdır. Bezuarlar, bu otun içinde hangi kimyasal maddelerin bulunduğunu nereden bilmektedirler? Dahası bu kimyasal maddelerin yılan zehirini etkisiz hale getiren bir panzehir özelliği taşıdığını nasıl öğrenmişlerdir? Bezuarların, yılan zehirine karşı çevrelerindeki tüm otları yiyerek, yani deneme-yanılma yöntemi ile bu panzehiri bulmaları imkânsızdır. Panzehirin olduğu otu bulmaya çalışan keçi, otu bulana kadar muhtemelen ölecektir. İlk sefer doğru otu bulduğunu farzetsek dahi bunu her sefer başarması gerekecektir. İmkânsız olmasına rağmen keçinin bunu da başardığını varsayalım. Bu da yeterli olmayacaktır. Çünkü Bezuarın bu bilgiyi diğer türlere de aktarması gerekmektedir ki nesilleri devam etsin. Elbette öğrenilen bilgilerin genetik olarak sonraki nesillere aktarılması mümkün değildir. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Birkaç nesil boyunca çok iyi tenis oynayan bir ailenin yeni doğan çocuklarının da, diğer aile üyeleri gibi tenis oynayabilmesi için bu sporu “öğrenmesi” gerekecektir. Aile büyükleri ne kadar mükemmel tenisçiler olsa da asla bu özelliklerini bir sonraki nesile aktaramazlar. Çünkü bu genetik bir özellik...

Devamını Oku

Ölümü Düşünmekten Kaçınmak

Her insan doğduğu gibi, bir gün ölecektir. Özellikle gençler başta olmak üzere ölüm, insanların kendilerine çok uzak gördükleri bir kavramdır. Ancak er ya da geç, genci de yaşlısı da ölümü tadacaktır. Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. ( Al-i İmran Suresi -185 ) Dünya hayatına sımsıkı bağlanmış olan insanlar için ölüm, dünyadaki nefsanî zevklerinin sonu anlamına gelir ve asla akıllarına getirmek istemezler. Bazısı ölümüyle beraber her şeyin son bulacağını düşündüğü için, dünyada iken ne yapsam kardır mantığı ile hiç ölmeyecekmiş gibi gününü gün eder. Bazısı da ölümden sonra dirileceğine, cennet ve cehennem hayatına inanır, ancak bütün bunlarla karşılaşmasına vesile olacak ölümü asla aklına getirmek istemez. Çünkü ölümden sonraki hayatta başlarına gelecekler konusunda kafa yormaları ve olumsuz bir sonla karşılaşmamak için Allah’ın dinini yaşamaları gerektiğini bilirler. Dünya hayatında onca oyalanacak konu varken, vakitlerini ölüm ve sonrasını düşünerek geçirmek bu kişiler için büyük kayıptır. Her zaman daha sağlıklı, daha genç kalmanın yollarını ararlar. Kader gerçeğinden haberleri olmadığı için, Allah’ın takdir ettiği ölüm saatini bu şekilde geciktirebileceklerini zannederler. Oysa ölüm, insana hiç beklemediği anda ve hiç beklemediği bir yerden gelecektir. En zengini de, en güzeli de, en sağlıklı görüneni de Allah’ın yarattığı herhangi bir sebepten dolayı bir gün ölecektir. Her nerede olursanız ölüm sizi bulur, yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş...

Devamını Oku

Petrolün Oluşumuna Kuran’dan İşaretler

Rabbinin yüce ismini tesbih et, ki O, yarattı, ‘bir düzen içinde biçim verdi’, takdir etti, böylece yol gösterdi, ‘yemyeşil-otlağı’ çıkardı. Ardından onu kuru, kara bir duruma soktu. (A’la Suresi, 1-5) Denizlerde bulunan hayvan ve bitkilerin çürüdükten sonraki kalıntıları petrolü oluşturur. Bu kalıntılar deniz altında milyonlarca yıllık bir süreçten sonra çürür ve geriye sadece yağlı maddeler kalır. Büyük kayaların ve çamurların altında kalan bu yağlı maddeler petrol ve gaza dönüşür. Yerkabuğunda oluşan deprem ya da benzeri hareketlenmeler bazen denizlerin karaya dönüşmesine ve petrol içeren kayaların binlerce metre derine gömülmesine neden olur. Kayaların arasındaki petrol de bazen gözeneklerden sızarak kilometrelerce derinlikten...

Devamını Oku

Penguenlerdeki Fedakarlık

Penguenlerin yaşadığı kutup bölgesinde hava sıcaklığı – 40 derecelere ulaşır. Bu soğuk hava koşullarında yaşamaya uygun yaratılmış olan penguenlerin vücutları, kalın bir yağ tabakası ile kaplıdır. Aynı zamanda besinleri çok hızlı parçalama özelliğine sahip bir sindirim sistemleri vardır. Bu iki özellik birleştiğinde penguenlerin vücut ısıları +400 derecelik bir yüksekliğe ulaşır. Bu nedenle dışarının soğukluğu penguen için bir önem taşımaz. Ancak yavru penguenler için durum farklıdır.Penguenler, kutup kışının yaşandığı, ısının -40 derecelere düştüğü zor koşullarda kuluçkaya yatarlar. Kuluçkaya yatan dişi değil, erkek penguendir. Kuluçkanın devam ettiği kış ayı boyunca buzul dağlarının büyümesi ile en yakın besin kaynağının bulunduğu deniz kıyısına...

Devamını Oku

İpek Böceğinin Yaratılışı

İpek böcekleri küçücük olmalarına rağmen, milyonlarca yıldır yeryüzünde bilinen en sağlam ipliği üretirler. Tek seferde en fazla yumurtlayan canlılardan biridir ipek böceği. Bir seferde 450- 500 yumurta yumurtlayan bu böcekler, yumurtalarının etrafa saçılmalarını önlemek ve korumak için onları, salgıladıkları çok özel bir iplikle birbirine bağlarlar. İpek böceklerinin yumurtaları bir yıl boyunca uyuyarak canlanmayı beklerler.   Canlanan tırtıllar mucizevî bir gelişim göstererek kısa zamanda ilk hallerinin 10.000 katı büyüklüğe ulaşırlar. Yumurtadan çıkan tırtıllar ilk olarak uygun bir dal bulur ve ipek ipliğiyle kendilerini bu dala bağlarlar. Yalnızca dut ağacının yaprakları ile beslenen bu canlılar, salgıladıkları iplikle kendilerine koza örmeye başlarlar....

Devamını Oku

Allah’ın Emri: Benden Korkup Sakının!

Allah korkusu, müminin imanındaki en önemli konudur. Çünkü Allah, yalnızca Kendisinden korkanların sakınacağını, korkup-sakınanların da kurtuluşa ereceğini pek çok ayetinde bildirmiştir.  Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakının ve (sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile arayın; O’nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz. (Maide Suresi, 35)İnsanların çoğu, “ben Allah’ı severim, neden korkayım ki?” gibi yanlış bir mantığı benimsemişlerdir. Allah’ın ayetlerinde “Benden korkun” emri varken, neden korkayım, ben Allah’ı sadece severim demek, namaza veya oruç tutmaya gerek yok demekle aynı anlama gelir. Zira namaz ve oruç ibadetlerinin bildirildiği ayet sayısı, Allah’ın Kendisinden korkmamızı emrettiği ayet sayısından çok daha azdır. Bütün ibadetlerin temelinde Allah...

Devamını Oku

Kunduzların Mimari Bilgisi

Hayvan türlerinin bir kısmı  şaşırtıcı ölçüde mimari bilgiye sahiptirler. Çok ince hesaplar ve akılcı tasarımlarla, bir mühendis gibi yaşayacakları mekânı inşa ederler.Allah’ın kendisine vermiş  olduğu mühendislik bilgisini kullanarak kendisine evler edinen canlılardan biri de kunduzlardır. Kunduzlar yuvalarını akarsularda yaparlar. Suyun önünü kesmek ve kendisine durgun bir gölet oluşturmak için bir nevi baraj inşa etmeleri gerekir. Bu barajı oluşturmak için kunduzlar, suyun kenarındaki ağaçları devirmeye başlar. İki kunduz yılda ortalama 400 ağaç devirebilir. Kunduzlar, devirdikleri ağaçları her zaman suya düşecek şekilde kemirirler. Suya düşen ağaçları üst üste koyarak, su basıncına en dayanıklı şekil olan iç bükey bir set oluştururlar. Bu...

Devamını Oku

Örümcek Mucizesi

Örümcek Ağının Özellikleri Örümcek, Allah’ın yarattığı mucize canlılardan yalnızca biridir. Örümceğin ürettiği ipek, günümüz teknolojisine yön vermiştir.Örümcek ipi, kendi kalınlığındaki çelikten beş kat daha sağlamdır. Ayrıca çok hafiftir. Örneğin dünyanın çevresi boyunca uzatılacak bir ipek ipliğinin ağırlığı, sadece 320 gr. gelir. Bir örümcek türünün ağ  ipliği Amerika’da ameliyat ipliği olarak kullanılmaktadır. Kevlar adındaki dokuma türü,  örümcek ağı model alınarak yapılmıştır. Emniyet kemerleri, kurşungeçirmez yelekler bu dokumadan yapılır. Kement Atarak Avlanan Örümcek Yeryüzünde yüzlerce örümcek türü vardır. Bu türlerden biri olan “Bolas” örümceği, avını kement atarak yakalar. Bolas örümceği avını  iki aşamada avlar. İlk aşamada örümcek, ucunda yapışkan bir madde...

Devamını Oku

Büyük Patlama (Big Bang)

Geçtiğimiz yüzyılın en önemli buluşlarından biri şüphesiz evrenin yoktan var edildiği ve sürekli genişlemekte olduğu gerçeğidir. Tüm evren yaklaşık 15 milyar yıl önce tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana gelmiştir. Bu patlama sonucu madde, enerji ve zaman da yaratılmıştır.Amerikalı astronom Edwin Hubble, 1929 yılında California Mount Wilson gözlem evinde, daha sonra kendi adının verildiği dev teleskopla gökyüzünü incelemeye başlamış ve yıldızların, uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptamıştı. Fizik kuralları gereği gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı ise kızıl renge doğru kayar. Hubble’ın yaptığı gözlemlerde, yıldızların ışıklarında kızıla doğru kayma fark edilmişti. Bu da yıldızların sürekli olarak bizden uzaklaştıklarını göstermişti. Hubble’ın, yaptığı  gözlemlerde keşfettiği çok önemli bir konu daha olmuştu. Galaksi ve yıldızlar yalnızca bizden değil, aynı zamanda birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Evrendeki her şeyin birbirinden uzaklaşıyor olması, elbette evrenin genişlemesi anlamına geliyordu. Evrenin genişlediği gerçeği ise, teknolojinin olmadığı 1400 yıl önce Rabbimiz tarafından gönderilen Kuran’da şu şekilde bildirilmişti: Biz göğü  ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47) Evren genişlediğine göre bu genişlemenin mutlaka bir başlangıç noktası da olmalıydı. Zaman içinde geri gidildiğinde, evrenin tek bir noktanın patlaması ile oluştuğu ortaya çıkıyordu. Bilim adamlarının sıfır hacim, yani yokluk olarak değerlendirdikleri bu noktanın patlaması, evrenin yoktan var olduğunu ortaya koymuştu. Modern fiziğin ancak bu yüzyılın sonlarına doğru ulaştığı bu büyük...

Devamını Oku

Allah'a ve Elçilerine İtaatte Koşul Yoktur

Şeytanın en önemli özelliği itaatsiz olmasıdır. Rabbimize karşı gelmiş ve kâfirlerden olmuştur. Ve meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu. (Bakara Suresi – 34)Çok açık bir gerçek var ki şeytan, kendisine secde etmek zorunda bırakıldığı ve cennetten kovulmasına vesile olduğu için insanı sorumlu tutmuş ve bu nedenle insana düşman olmuştur. Kendisinin de gideceğini bildiği cehenneme insanların çoğunu sürüklemek için and içmiş ve Rabbimizden bunun için kıyamete kadar süre istemiştir. Demişti ki: “Şu bana karşı yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz kendime bağlı kılacağım. Demişti ki: “Git, onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza.” (İsra Suresi – 62 – 63) İlginç olan konu şeytanın, Allah’ın izni dışında bir şey yapamayacağının farkında olmasına rağmen, Allah’tan izin isteyip insanları bu büyük güce karşı itaatsiz olmaya ve inandıklarını söyledikleri Allah’ı onlara unutturmaya and içmesidir. Bir insanın Allah’a ve elçisine itaat etmesi, onun imanının en önemli göstergesidir. İman etmeyen insanlar içinse itaat en zor konudur. Varlığından emin oldukları Allah’a ve emirlerine boyun eğmek, nefislerine çok ağır gelir. Özgür olmak onlar için çok önemlidir. Hayatta kendileri dışında hiç kimseye sorumluluk duymadan yaşamak ve diledikleri her şeyi, kural tanımadan yapmak isterler. Bu tavırları ile farklı ve ulaşılmaz olduğunu zanneden bu insanlar, ne kadar özgür olduklarını düşünseler de, aslında pek çok...

Devamını Oku

Evlilikte Önemli Olan Takva’dır

Allah bütün insanları  İslam fıtratı üzerine yaratmıştır. Ancak şeytan, bu onurlu fıtratı bozarak insanların basitleşmelerine ve dünyaya meyilli yaşam sürmelerine vesile olmuştur. Bu dünyevi esaretten kurtulmanın tek yolu hak dini yaşamaktır. İnsanlar yalnızca İslam’ı yaşayarak sağlıklı bir akıl, ruh ve bedene sahip olabilirler. Cahiliye karakterinin görüş, düşünce ve yaşam tarzını red ederek bütün dünyevi zincirlerden kurtulan insan, hür düşünüp doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırabilir. Bu yapıda bir kişi için çevredeki insanların telkin ve yaptırımları değil, yalnızca Allah’ın razı olacağı model esastır. Bir Müslüman hayatı  boyunca verdiği tüm kararlarda, Kuran’da Rabbimizin bildirmiş olduğu sınırları temel alır ve çevresinde bulunanların karşı görüş ve kınamalarından asla etkilenmez. İman eden insan için Allah’ın sevgi ve rızasından, O’nun emir ve yasaklarına uygun yaşamaktan daha önemli bir şey yoktur. Bu nedenledir ki müminler, cahiliye toplumunda çokça rastlanan “insanların sevgi ve rızası için yaşamak” gibi, insanı küçük düşüren tavırlardan uzak dururlar. Zira bu tavır insanı gizli şirke kadar götürebilir ki bu son derece riskli bir durumdur. “…Allah, Kendisi’ne şirk koşulmasını bağışlamaz…” (Nisa Suresi, 48) Kuran’a göre kişilere duyulan sevgi, o kişinin Allah’a olan yakınlığı veya uzaklığı oranında artar ya da azalır. İman edenler bunu hiç zorlanmadan, doğal olarak hisseder ve yaşarlar. Hayatlarındaki en önemli kararlardan biri olan evlilik konusunda da tek kıstasları bu olur. Eş seçiminde nefislerinin bencil tutkularını değil, Allah’ın rızasını ararlar. “Onda ‘sükun bulup durulmanız’ için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir...

Devamını Oku

Dini Sorumlulukları Erteleme Gafleti

İnsanın nefsinde, yapmak istediği ve içinden geçen konuları daha ileriki bir zamana ertelemek gibi bir eğilim vardır. Kuran’da bildirildiği üzere, kendisi ile beraber tüm insanları cehenneme sürüklemek isteyen şeytan, özellikle hayır ve Allah rızası içeren amellerin ertelenmesi konusunda insanlara telkinler verir. Oysa en önemli sorumluluğu olan kulluk görevini ertelemek veya görmezden gelmek kişiyi bu sorumluluktan muaf tutmaz. Rabbimizin bize bahşetmiş olduğu her gün, O’nu razı edebileceğimiz bir fırsattır aslında. Zamanı öldürmek için boş işlerle uğraşıp asıl görevlerini unutması, kişinin ahirette çok zor bir durumda kalmasına neden olabilir. Su gibi akıp giden zaman, aslında insan hayatında su kadar önemli bir...

Devamını Oku

Allah Yolunda Mücadele

Günümüz toplumunda çok yaygın bir düşünce hâkimdir. “Din, kişiyle Allah arasındadır”  ve “herkes inançlarını dört duvar arasında yaşamalıdır”. İnançların dışa dönük yaşanması ve yaygınlaştırılmaya çalışılması gereksiz, gösteriş amaçlı bir eylem olarak görülür ve bir kısım insan tarafından kınanır. Elbette çıkar ve gösteriş  amacıyla dini konuları istismar eden insanlar her toplumda mevcuttur. Ancak hiçbir çıkar gözetmeksizin yalnızca Allah’ın sevgi ve rızasını kazanmak amacıyla O’nun dinine yardım eden samimi kişileri ayırt edebilmek gerekir. Allah yolunda samimi mücadele eden kişiler, gerekirse canlarını ve mallarını hiç düşünmeden bu uğurda harcarlar. Ayetlere tam iman ettikleri için, İslam’a ve Müslümanlara yardım ederek mallarının veya canlarının...

Devamını Oku

Allah’a Teslim Olamayanlar

İnsanı yaratan, bütün nimetleri veren, yediren, içiren, ruhuna çok çeşitli zevkler yaşatan Allah’tır. Fakat buna rağmen insanların bir kısmı Allah’ teslim olmaya ‘inatla direnirler’. Oysa direnmekle insanlar sadece kendilerine zulmetmiş olurlar. Çünkü her konuda Allah’a muhtaçtırlar. Rabbimiz bu konuyu bir ayetinde şöyle hatırlatmıştır: Ey insanlar, siz Allah’a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ğaniy (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır. (Fatır Suresi -15) Bütün insanlar hayatları boyunca, acizlikler konusunda Allah’a boyun eğmişlerdir. Ancak müminler dışında bu teslimiyetin farkında olan yoktur. Örneğin Allah’a iman etmese de, O’nun rahmetiyle zengin, güzel veya başarılı olan kişi, aslında yaşlanmak, uyumak, yemek,...

Devamını Oku

Allah Rızası mı? Yoksa İnsanların Hoşnutluğu mu?

Kuran ahlakına göre değil de kendi oluşturdukları birtakım kurallara göre yaşayan insanların daimi mutluluk ve huzuru bulmaları mümkün değildir. Mutsuz ve huzursuz yaşamlarının sebebini bir türlü anlayamasalar da aslında içinde bulundukları durumun tek sebebi, Allah’ın rızası ve hoşnutluğu yerine insanların hoşnutluğunu aramalarıdır. Pek çok insan, hayatı boyunca çevresindeki kişilerin kendisi için güzel şeyler düşünmesi ve kendisine sevgi ve saygı duymaları amacıyla birçok konuda tavizler verir. Bu yanlış mantığı hayatta ilke edinen insan, artık kendi özgür aklı ve vicdanı ile hareket edemez hale gelir. İnsanların rızasını kazanmak maksadıyla sürekli kalıp değiştirmek zorunda kalır. Doğruluğundan hiçbir şüphesi olmayan konularda dahi, toplumun...

Devamını Oku

Şeytanın Telkini: Allah Nasıl Olsa Affeder

İbadete ilişkin konularda çevrenizdeki insanların tevillerine mutlaka şahit olmuşsunuzdur. Bazısı henüz çok genç olduğunu, şu an hayatını yaşayıp, ileriki yaşlarda tevbe ederek ibadet etmeye başlayacağını söyler, bazısı da cehennemin şu ana kadar yaşayan bütün kötü insanları alamayacağını düşünüp, nasılsa Allah affeder diye kendisini avutur. Kimi ölümden sonraki ahiret hayatına inanmaz, kimi de ölümün kendisinden çok uzak olduğunu zanneder. Cehennemde cezasını çektikten sonra, sonunda mutlaka cennete gireceğini zannedenler de çoktur. Bütün bu gerçek dışı düşünceleri insanlara telkin eden şeytandır. Allah’ın yolundan insanları alıkoymaya and içen şeytan, görevini yaparken çok zekice taktikler uygular. Allah’ın izni ile zayıf karakterli insanlara dünya hayatının...

Devamını Oku

Allah Bağışlayandır, Esirgeyendir

İnsan, gaflet sonucunda unutarak veya yanılarak hata yapmaya yatkın bir varlıktır. Zira Allah, “Allah, sizi bir za’ftan yarattı…” (Rum Suresi, 54) ayeti ile insanın bu durumunu haber vermiştir. İnsan farkında olmadan ya da nefsinin ve şeytanın telkinlerine uyduğundan dolayı pek çok hata yapabilir. İnsan, Allahın kendisi için yarattığı hayat süresince hata yapabileceği konularla sınanır. Kuran ahlakını öğrendikçe de olgunlaşıp, içinde bulunduğu hatalardan kurtularak, Rabbimiz’in razı olacağı üstün ahlaka ulaşır. Affı bol Rabbimiz, cehalet sebebiyle hata yapıp, fark ettiğinde hemen tevbe ederek tavırlarını düzelten kişilerin hatalarını bağışlayacağını bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirmiştir: “Allah’ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet...

Devamını Oku

Rüya Dünya Ahiret

Yaşadığımız dünyaya ait bütün bilgileri, duyularımız vasıtası ile öğreniriz. Duyu organlarımız aracılığı ile bize ulaşan bilgiler, bir dizi işlem sonucunda elektrik sinyallerine dönüşür ve bu sinyaller beynimizdeki ilgili noktalarca yorumlanır. Beynimizdeki bu yorumlamalar sonucunda bizler yediğimiz yemekten tat alır, bir kuşun ötüşünü duyar, gülün kokusunu hisseder, dikenin acısını bilir, çizdiği derimizi de görebiliriz. Oysa yıllardır aldığımız telkinlerle, bedenimizin dışında gerçek bir dünyanın var olduğuna inanmışızdır. Bugün, bilimsel deliller sonucunda itiraza ve tartışmaya mahal vermeyecek kadar kesinleşmiş bir gerçek var ki, dışarıda var olduğunu sandığımız hayat, aslında sadece beynimizin duyu merkezine gelen elektrik sinyallerinden başka bir şey değildir. Evinizin penceresinden çevreye baktığınızda, hayatınız boyunca aldığınız telkinlerden dolayı çevreyi gözlerinizle gördüğünüzü zannedersiniz. Oysa gözlerinizle, dışarıdaki manzarayı değil, beyninizin içinde oluşan manzaraya ait görüntüleri görürsünüz. Bu bir tahmin veya felsefe değildir. Bu, bilimsel bir gerçektir. Ünlü filozof George Berkeley, algılarımızın sadece zihnimizde yer aldığını ve dış dünyada var olduklarını kabul ettiğimizde yanıldığımızı çok açık olarak ifade etmektedir: Kendilerini gördüğümüz ve dokunduğumuz için ve bize algılarımızı verdikleri için nesnelerin varlığına inanırız. Oysa algılarımız sadece zihnimizde var olan fikirlerdir. Şu halde algılar aracılığıyla ulaştığımız nesneler fikirlerden başka bir şey değildirler ve bu fikirler, zihnimizden başka yerde bulunmazlar zorunlu olarak… Bütün bunlar mademki sadece zihinde var olan şeylerdir, öyleyse evreni ve şeyleri zihnin dışında varlıklar olarak hayal ettiğimizde, yanılmaların içine düşmüş oluyoruz demektir…1 İnsan, dış dünya olmadan da tüm algıları bütün gerçekliği ile yaşayabilir. Buna...

Devamını Oku

Kuran'da İstişarenin Önemi

Kuran ahlakı ile ahlaklanan müminler, her hangi bir konuda karar almaları gerektiğinde mutlaka birbirleriyle fikir alışverişinde bulunur ve ortak karar alırlar. Rabbimiz, Şura Suresi’nin 38. ayetinde istişareye, namaz ve infak ibadetinin yanında yer vererek, Müslümanlar için bu konunun önemine dikkat çekmiştir. “Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler.” (Şura Suresi – 38) Bu ibadeti yerine getiren müminin öncelikli hedefi, karar verilen konuda en doğru sonuca ulaşmak değil, Allah’ın emrettiği bu ibadeti layığıyla yaparak O’nu razı etmek olmalıdır. İstişare ibadetini yerine getiren kişi, kendi aklını beğenmeyip diğer müminlerin...

Devamını Oku

İnkar Edenler Allah'a Layığıyla Teslim Olamazlar

İnsanı yaratan, bütün nimetleri veren, yediren, içiren, ruhuna çok çeşitli zevkler yaşatan Allah’tır. Fakat buna rağmen insanların bir kısmı Allah’ teslim olmaya ‘inatla direnirler’. Oysa direnmekle insanlar sadece kendilerine zulmetmiş olurlar. Çünkü her konuda Allah’a muhtaçtırlar. Rabbimiz bu konuyu bir ayetinde şöyle hatırlatmıştır: Ey insanlar, siz Allah’a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ğaniy (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır. (Fatır Suresi -15) Bütün insanlar hayatları boyunca, acizlikler konusunda Allah’a boyun eğmişlerdir. Ancak müminler dışında bu teslimiyetin farkında olan yoktur. Örneğin Allah’a iman etmese de, O’nun rahmetiyle zengin, güzel veya başarılı olan kişi, aslında yaşlanmak, uyumak, yemek, içmek ve ölüm konusunda Allah’a teslim olmuştur. Herkes Allah’ın yarattığı bedende Allah’ın kaderinde belirlediği kadarını yaşayarak ölmeye mahkumdur. İnsan, hayatı boyunca yaptığı pek çok eylemi kendi iradesi ile yaptığını düşünür. Oysa sadece acizlikler konusunda değil, kaderinde yaşadığı birçok detayda da farkında olmadan Allah’a teslim olmuştur. Zira kimse, kaderinin dışına çıkamaz. Kaderi yendiğini düşündüğü anda da aslında kaderinde olanı yaşar. Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü’minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. (Enfal Suresi – 17) …Dediler ki: “Her şeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O’na döndürülüyorsunuz.” (Fussilet Suresi -21) İman etmeyen insanlar, bütün gücü kendilerinde gördükleri için Allah’a layığı ile teslim olamazlar. Oysa ayetlerden de anlaşıldığı gibi, Allah zaten...

Devamını Oku

Sığınabilenler İçin Her Şey Hayırla Yaratılmıştır

Yüce Rabbimiz, yaşamımız boyunca bizleri çeşitli vesilelerle denemektedir. Yaşadığımız her denemede göstermiş olduğumuz tavır, sonsuz hayatımızdaki mekânımız için belirleyici bir unsurdur. “O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı…” (Mülk Suresi, 2) İnsan, olumlu veya olumsuz yaşadığı her olayda bir hayır aramalı ve Rabbimizin yarattığı hikmetleri görmeye çalışmalıdır. Allah bir Kuran ayetinde, “Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz” (Enbiya Suresi, 35) buyurmuştur.  Fakirlik kadar zenginlikte deneme konusudur. Kuran’da Rabbimizin bildirdiği üzere zenginlikle denenen Karun, mülkün asıl sahibinin Allah olduğunu unutmuş ve bu servete kendinde olan bir...

Devamını Oku

Sudaki Mucize

Güneş sisteminde bulunan gök cisimlerinin hiçbirinde yaşamın temel kaynağı olan su bulunmaz. Oysa yeryüzünün dörtte üçü sularla kaplıdır.  İnsanlar, suyun varlığına o kadar alışıklardır ki yeryüzünün büyük bir bölümünü kaplayan suyun yaşamları için ne kadar önemli olduğunu belki de hiç düşünmezler. Su, hayatın temelini oluşturan, olmaması durumunda tüm canlılığın son bulacağı, hayati değer taşıyan bir maddedir. Canlı hayatın sürmesi için gerekli tüm dengeler, suyun varlığı sayesinde devamlılığını sürdürür. Yeryüzündeki bütün canlılar  % 95 – % 50 sudan oluşur. Yaşam için son derece önemli olan su, Allah’ın bir lütfü olarak insanlara hazır olarak sunulmuştur. İnsanın suyu oluşturabilmesi için, elinde bütün...

Devamını Oku

Kuran'ı Rehber Edinmenin Önemi

Allah, Kuran-ı Kerim’i insanlara açıklayıcı bir rehber olarak göndermiş ve onda insanlar için en kolay ve en güzel yaşam tarzını bildirmiştir. Allah’ın razı olacağı tüm ahlak özellikleri ve iman edenlerin yapmaları gereken her şey, tüm detayları ile Kuran’da tarif edilmiştir. Ey insanlar Rabbinizden size ‘kesin bir kanıt (burhan)’ geldi ve size apaçık bir nur (Kur’an) indirdik. (Nisa Suresi – 174) Rabbimizden gelen kesin ve apaçık Kuran’ı başucu kitabı edinmek, her Müslüman’ın acil olarak yapması gereken en önemli konudur. Kuran, her yaşta ve eğitimdeki her insanın anlayabileceği kadar açık ve hikmetli bir kitaptır. Kuran’ı anlamak için yüksek bir zeka ve yeteneğe değil, samimi bir niyete ve ihlasa sahip olmak yeterlidir. Allah’ın hidayet bahşettiği derin iman sahibi olan herkes Kuran’ı okuduğunda, göstermesi gereken ahlak özelliklerini rahatlıkla anlayabilir. Andolsun, bu Kuran’da insanlar için biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk… (Kehf Suresi -54) “Apaçık Kitab’a andolsun;” (Zuhruf Suresi – 2) ayetinden de anladığımız gibi Kuran, anlaşılması zor, karmaşık bir kitap değildir ve “Bu (Kuran) insanlar için bir beyan, sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür.” (Al-i İmran Suresi – 138) Ancak yalnızca Allah’tan korkup sakınan ve O’na gönülden, katıksız olarak bağlananlar ile ahireti dünya hayatına tercih eden samimi kullar Kuran’dan öğüt alır ve düşünürler. Rabbimiz bir ayetinde Kuran’ı indirme sebebini şu şekilde açıklamıştır: Biz sana bu Kuran’ı güçlük çekmen için indirmedik, içi titreyerek korku duyanlara ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). (Taha Suresi –...

Devamını Oku