Ülkemizin genel manzarası çok açıktır. Çevremizde Türkiye’ye dost bir ülke kalmamıştır, komşularla sorunluyuz; İran’la, Irak’la, Rusya’yla… Suriye krizine dibine kadar bulaşmışız… Bu arada insanlık ve Halk düşmanı Terör örgütü PKK, ağırlıklı olarak Hakkari kırsalında olmak üzere yurdun çeşitli yerlerinde kanlı eylemler yapmakta; bombalar patlatmakta, mayınlar döşemekte, yol kesmekte ve alçakça tuzaklarla asker veya sivil kayıplar verdirmektedir… Ekonomiye gelince, vahşi liberal-kapitalist bir sistem uygulanmaktadır. Hayvancılık ve Tarım çökmüş, GDO’lu ürünler yüzünden damak tadımız kaçmış; karpuzlar karpuz, yumurtalar yumurta olmaktan çıkmış ve artık memleketin tavukları tavuk, etleri et tatmıyor. Sığırları süt, çiçekleri koku ve arıları bal vermiyor… Adalet mi?Gözlerine mil çekilmiş, hukuksuzluk hukuk olmuş; birileri sefasını sürüyor, birileri de rutubetli yerlerde içten içe çürüyor… Mevcut halin korkunçluğunu kavrayamayacak kadar yüreklerimiz katılaştı mı? Ya da bu gidişe “Dur!” diyecek cesaretimiz mi kalmadı? O halde ne duruyoruz, çekilelim yeniden uygarlık dışı zamanlardaki gibi mağaralarımıza…

Sponsor Bağlantılar

Amerikan işbirlikçisi kodaman tuzukurular utanın! Ilımlı İslam dini çığırtkanları utanın! Millet uyanmasın diye sabah akşam kara propagandayla kafa ütüleyen profesyonel ya da gönüllü ajanlar, siz de utanın!

Unutmayın ki, Ay, ölü bir yıldızdı; sonra Dünya’nın ardına takıldı… Ay’a/Hilal’e mana veren, şimdi ağız dolusu sövdüğünüz bu milletti…

Dillerinizle söylemekten çekindiğiniz Türk Milleti!

İktidar partisinin çokça söylediği “barış, özgürlük, demokrasi, açılım” gibi liberal süslemeli şarkıları anlaşılan o ki biraz da CHP söyleyecek; doğru tanımıyla,

Yeni CHP!

Liberal kesim, bir süre sonra “Yeni CHP”yi, ileri demokrasi ve özgürlüklerin adresi olarak göstermeye kalkarsa hiç kimse şaşırmasın.

Bir kaçma/kaçırılma öyküsü…

Şimdiki zaman siyasetinin parlayan yıldızı Aygün anlatıyor:

-“İki günlük dağdaki saatler boyunca son derece saygılı bir tavır gördüm.”

Biliriz! Mayın döşerken, çocuk öldürürken de son derece saygılı ve titiz davranırlar…

-“Bu eylemi yapan genç arkadaşlar, bu ülkenin çocukları ve bu eylem aracılığıyla Türk kamuoyuna barış ve ateşkes mesajı vermek istediklerini söylediler.”

Adam kaçırma numarasıyla barış ve ateşkes mesajı vermek yeni yöntem olmalı ha?

-“Benden, parlamentoda, Kürt sorununun çözümü, ateşkesin sağlanması için daha fazla rol üstlenmem konusunda ricacı oldular.”

Görüldüğü kadarıyla rol, başarıyla icra edilmiş; on üzerinden on!

-“CHP’nin izlediği politikaların, Kürt sorununun çözümü yönünde de olumlu olduğunu, dikkatle izlediklerini ve beğendiklerini ama bütün partilerin daha fazla çaba harcaması gerektiğini bildirdiler.”

E ne güzel! Beğenilmek harika bir duygu… Bağdakiler bilinmez ama dağdakiler beğenmiş ya!

-“Asker olsun, dağdaki genç olsun ölen bütün çocukların bu ülkenin çocuğu olduğunu ve bu savaşı başta kendilerinin anlamsız bulduklarını söylediler.”

Anlamsız mı imiş? Tamam, iyi ya, bıraksınlar o halde silahlarını…

-“İstediğimiz demokratik özerklik planı, hiç de silahlı mücadeleyi gerektirmeyen demokratik bir taleptir ve Avrupa’da pek çok ülkede vardır. Bu bakımdan biz de yürüdüğümüz mücadelenin artık çok anlamsız olduğunu biliyoruz” dediler.

-“Sohbet sırasında bana bağımsız bir kimlikle siyaset yapmamın kendilerini memnun edeceğini söylediler. Ben de silahların gölgesinde bu konuda herhangi bir karar verilemeyeceğini, özgür iradem dışında verilecek hiçbir kararın da doğru olmayacağını söyledim.”

-“Yeni CHP’nin Dersim milletvekili olduğum için gurur duyduğumu, yeni CHP’nin benim gibi insanları partiye kabul ederek dönüşümün işaretlerini çoktan verdiğini belirttim.”

Bir kaset devrimi ve adının önüne “Yeni” takısı almasından belli oluyordu zaten…

-“İki gündür Torunoba bölgesi yoğun olarak bombalanıyordu. Biz izliyorduk bombardımanı… Bu ülkenin çocukları, bu bombalar patlasaydı, onlar veya biz ölseydik, eminim barış umutları daha fazla ertelenmiş olurdu. Bu bakımdan askeri çözümü asla, başından beri onaylamadığımızı, barışçıl ve siyasi çözümü istediğimizi bizzat Sayın Genel Başkanımızın Akil İnsanlar Komitesi önerisiyle göstermiş olduk. Önümüzdeki haftalarda da Cumhuriyet Halk Partisi Kürt sorununa dair daha ayrıntılı bir program açıklayacak; Genel Başkanı izlemenizi öneririm.”

Elbette elbette… “dağdaki genç arkadaşlarınız” bomba patlatıp, zırhlıların altına mayın döşediğinde ve birisinin dediği gibi “bir-kaç Mehmet’i şehit ettiğinde” barış umutları sönmezdi; ama onlar ölseydi eğer, “barış” kesinlikle çıkmaza girerdi.

-“Demokrasilerin de seçmen odaklı rejimler olduğunu, seçmen iradesine herkesin saygı duyacağını, dağdaki eli silahlı kadroların da buna saygı duymak zorunda olduğunu söyledim. Kendileri de saygısızlık ifade eden herhangi bir şey söylemediler; ama akan kanın durması için özellikle CHP’den ve özelde de benden Dersim milletvekili olarak daha çok emek ve çaba beklediklerini ifade ettiler…”

Aman Tanrım! Ne kibar, ne de naziklermiş böyle…

-“Bana yönelik herhangi bir tehdit yok. Son derece saygılı ve anlayışlı bir muamele vardı… Bana karşı zor kullanılmadı. Bana silah bile doğrultmayacaklarını söylediler. Normalde direnebilirdim. Silah kullanacaklarını sanmıyorum; ancak, arkadan gelen araçlar çoğalınca olası bir çatışmada herkesin can güvenliği tehlikeye girer diye endişelendim ve gönüllü gitmeyi kabul ettim; çünkü hiçbir insanın ölümü benim iki gün dağda kalmamdan daha hafif değil… Ölüm çok korkunç bir şey…”

Ne iyi, kendi ağzınızla söylemişsiniz, gönüllü gitmiş olabileceğinizi düşünenler yok değildi zaten.

-“Bahoz Erdal bulunduğumuz bölgeyi aradı, olayın doğru olup olmadığını sordu; beni götüren arkadaşlar doğruladılar. Bunun üzerine,”

-“Güvenlik en üst seviyeye çıkarılsın ve kılına zarar gelmesin” diye talimat aldıklarını ilettiler.

Bahoz iyi iş çıkarmış… Öncelikle, kılına zarar gelmemesine kuşkusuz ülke halkı çok sevinmiştir. Allah korusun başına bir iş gelseydi,
durup dururken kahraman olabilirdi.

-“Aceleyle bugün serbest bırakıldığımı düşünüyorum; çünkü normalde Dersim üst düzey sorumlularıyla görüştürüp bazı isteklerde bulunacaklardı; oluşan yoğun tepkiler üzerine 48 saat içinde serbest bırakıldım.”

Hillary Clinton’ın gelişiyle de bunun bir ilgisi olmasın sakın?

“6-7 kişilik genç kişilerdi. Keşke bu toplumun içinde yer alsalar da üniversite okusalar…
Giderken sarıldılar, öptüler;”

-“Burada bulunan kardeşlerini unutma abi” dediler,
-“Senden destek istiyoruz” dediler.

-“Ben de onlara destek vereceğime, barışın sağlanması için mücadele edeceğime söz verdim.”

Fyiuvv! Ne duygu dolu anlar…

Ve derken… Gaziantep’te Karşıyaka Polis Karakolu yakınlarında bomba yüklü bir araç patladı;

69 kişi yaralı,

9 kişi –bazıları çocuk– Şehid!

Hakkari merkeze bağlı Kırıkdağ Köyü yakınlarında devriye görevi yapan askeri zırhlı aracın geçişi sırasında PKK’lı teröristler tarafından yola döşenen mayın, uzaktan kumandayla infilak ettirildi. Patlamanın etkisiyle zırhlı araç Zap Deresi’ne uçtu.

2 Uzman Çavuş/”Mehmed” Şehid!

Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’nde, PKK’lı teröristler tarafından yola döşenen mayının patlatılması sonucu ağır yaralanan 28 yaşındaki uzman çavuş Mustafa Çiftçi, tedavi için GATA’ya kaldırıldı.

Ve o Uzman Çavuş/”Mehmed” Şehid!

Hakkari’nin Şemdinli İlçesi, Bağlar Köyü-Zorgeçit Köyü arası, “Mehmetçik”lerin bulunduğu konvoyun geçişi sırasında “İnsanlık Düşmanı Örgüt”ün yola döşediği mayının patlaması sonucu

2 Asker/“Mehmed” yaralı,

4 Asker/“Mehmed” Şehid!

Şemdinli’ye 15 kilometre uzaklıktaki “Güzelkaya mezrası”nda BDP’lilerle PKK’lı militanlar karşılaşıyor, güya PKK onların yolunu kesmiş… Yarım saat boyunca örgüt propagandası yapıyor…

BDP konvoyunda Gülten Kışanak, Ertuğrul Kürkçü, Sebahat Tuncel ve Aysel Tuğluk gibi bazı isimler var…

PKK’lı Militan: “İsterseniz sizi de misafir edelim?”
Ertuğrul Kürkçü: “Teşekkür ederim, isterseniz siz gelin.”

Bu arada devleti idare edenler büyüklerimiz ne yapıyorlar…

Ve sonra PKK’lı militan, bölgeye hâkim olduklarını, Türk Silahlı Kuvvetlerine çok kayıp verdirdiklerini fakat bunun medyada yer almadığını iddia ediyor… Sonra da BDP’li milletvekilleriyle birbirlerine sarılıp öpüşüyorlar…

Bayram namazını Sultanahmet Camii‘nde kılan Cumhurbaşkanı Gül, namaz sonrası vatandaşlarla bayramlaşmış, bir gazetecinin BDP milletvekillerinin PKK’lılarla buluşmasında ortaya çıkan görüntüleri sorması üzerine, Gül, “Çok üzücü” demiş, “Bayram günü konuşmak istemediğini, herkesin sorumluluk duygusu içinde hareket etmesi gerektiğini” ifade etmiş,

-“Terörün, hak ve hukukla bir ilgisi yok. Teröre başvuranlar, terör yoluna düşenler, büyük bir gaflet, çok büyük bir yanlış içerisindedirler. Önce onların aileleri, yakınları, hep beraber kucak açmalı çocuklarına… Devlet olarak, ülke olarak, yanlışta olan herkese ‘Evine dön! Bu yanlıştan vazgeç!’ diyoruz. Bu bayram günü tekrar herkese bu çağrıyı yapıyorum. Bu sonu olmayan bir yanlıştır” diye de konuşmuş…

Bayram namazını Süleymaniye Camii’nde kılan Başbakan Erdoğan, cami çıkışında “BDP bugüne kadar bu bölücü terör örgütünü hiçbir zaman ‘bu bir terör örgütüdür’ diye ilan edememiştir; niye? Çünkü onların parlamentoya girme veya varlık sebebi bölücü terör örgütüne bağlıdır” demiş, “Bölücü terör örgütünün oluşturduğu korku toplumu içerisinden BDP’lilerin parlemantoya geldiğini“ belirtmiş,

-“Eğer Güneydoğu’da benim Kürt kardeşim bu korkunun, tehdidin altında olmamış olsa, o zaman zaten bunlar şu anda aldıkları oylarının kahir ekseriyetini alamayacaklardır. Gördüğünüz gibi milletvekilleri kardeşler olarak birbirlerine sarılabiliyorlar. Öyle diyorlar. Bütün bunların hepsi kayıtlarda var. Medya zaten bunların tespitini yapmış vaziyette… Tabi bize düşen nedir? ’Bu ne muhabbet?‘ demektir” diye de söylemiş…

Pekâlâ sonuç?

Evet, onlar öyle yapmış, öyle de demişler…

Siz, ülkeyi yönetenler! Peki, siz/sizler, meseleyi böyle laflarla geçiştirecek misiniz?

Bu ülkede hak, hukuk, adalet var mı? Olduğundan hala bahsediyorsanız, o halde gereğini ne zaman yapacaksınız?

Hiçbir şey!

Kesinlikle hiçbir şey yapacak görüntüde değilsiniz; değişen hiçbir şey de olmayacak!

Efendiler! Siz, acı feryatları duymuyor musunuz? Ve sabır filan kalmadığını da… Ha sahi, sizin çok daha önemli işleriniz vardı, Suriye mesela… Orasıyla uğraşmaya devam edin siz, belki Suriye bölünür de, oraya “özgürlük” ve “demokrasi” gitmesinde katkıda bulunmuş olursunuz…

Dünya dönüyor; Ay peşine takılmış ilerliyor; fakat ışığı solmuş, yüzü asılmış ve artık o yıldızlı hilal gülemiyor…

GezGin