Dekansız, Doçentsiz, bütçesiz, fakültesiz, yüzde yüz bağımsız üniversitelerdir kahvehaneler, insanların nabzı ne yolda, hızlı mı atıyor; yoksa atışta hoplamalar mı var? Şipşak ortaya konur…
Bir bağırışla irkilivermiştik, “Ah şu kafa ah!

Sponsor Bağlantılar

Bu güçlü ses, yandaki masada okey oynayanlardan birinin sesiydi, “Yerden siyah 4’lüyü seriye almasaydım, taş çekmiş olsaydım eğer, şimdi okey atacaktım ah!” diye söylendi. Yancılardan biri de “Boş ver abi be! Ben sana sana söyledim ya, bugün kabul günün” diyerek güya ona teselli vermek istiyordu.

Biz de kendi aramızda “Çocuk gibi yırtınmanın âlemi var mı? Ne bu heyecan birader!” demiş, acı acı gülümsemiştik…

Pek öyle fazlaca takıldığım yerlerden değildir kahvehaneler, bir dostumun çağrısı üzerine gitmiştim. Zaman zaman canımız sıkılır da hani mahalle kahvehanesinde buluşur, sohbetleriz onunla.

Kahvehanelere, “Mektebi İrfan” veya “Halk Üniversitesi” gibi isimler veren başka bir toplum var mıdır şu yeryüzünde bilmiyorum.

Hayat Fakültesinin Hazırlık Sınıfı” diyen, ya da “Kadınlardan Kurtulmak İsteyen Erkekler İçin Sığınma Evleri” diyen…

Sait Faik, “Dekansız, Doçentsiz, bütçesiz, fakültesiz, yüzde yüz bağımsız üniversitelerdir” der kahvehaneler için, “İnsanların nabzı ne yolda, hızlı mı atıyor, yoksa atışta hoplamalar mı var şipşak ortaya konur” diye de bahseder kahvehanelerden.

Bir çeşit psikolojik tedavi merkezleri gözüyle bakanlar da vardır kahvehanelere… Kimi maç izlemeye, tavla veya okey oynamaya gider bu yerlere, kimi gazete okumaya. Bulmaca çözüp pineklemek için gidenler de var elbette.

Hükümet kuranı mı ararsınız, yıkanı mı? Yoksa bir anda bakanları değiştirenini, ya da takımlara taktik verenini mi? Hepsi var, yok yoktur orada.

“Severim kıraathaneleri… Bir ihtiyar gözlüğünü takmıştır. Öteki elinden bir türlü gazeteyi bırakmayan arkadaşına içerlemektedir. İki yaşlı başlı adam, çocuklar gibi olmuş, domino oynamaktadırlar. Üç kişi hiç aklınıza bile gelmeyen bir siyasal düşüncededir. Bir küçücük, sizin dikkatinizi bile çekmeyen bir haberden neler de neler çıkarılır Yarabbi! Sonra birdenbire hiç ummadığınız birinin karaborsayı nasıl ortadan kaldıracağını anlatışına dalarsınız. Düşünceleri önce size gülünç gelir, sonra “hani hiç de yanlış değil” dersiniz.

Kahvehaneler özgün kültürümüzden doğmuş yerlerdir. “Cafe”lerle karıştırmamak gerekir; çünkü onlar başka bir kültürün uzantısıdır. Doğrusu bu ya, cafe bizi bozar abi.

Ünlü Rus tiyatro yazarı ve modern kısa öykülerin babası sayılan Anton Pavloviç Çehov (860-1960)’u sayılan Sait Faik, şöyle anlatmaya devam eder zamanın kahvehanelerini;

“Soğuk, temiz, beyaz mermerli, ince belli çay bardaklı, mavi, sarı, turuncu fincanlı, köylü zayıf garsonlu, sarı yüzlü ocakçılı, İstanbul Kıraathaneleri! İstanbul’u, İstanbul Halkını, derdini, beğenisini, bilgisini, becerikliliğini sinemalardan; yılışık, ciddi tiyatrolardan, dahası evlerden daha çok siz temsil ediyorsunuz. Siz birer tembel yatağı değil, birer bağımsız üniversitesiniz. Üniversiteden daha bağımsızsınız…”

Birçok eleştirdiğim yönü vardır kahvehanelerin… Mesela bazı kimseler var ki, tüm zamanını orada tüketir, öğün yemekleri bile onu orada ayıramaz, ekmek arası bir şeyler yer yine de orada kalır. Fakat gerçek şu ki, halkın ihtiyaç duyduğu yerlerdir kahvehaneler; çünkü orada bir araya gelme olanağı bulurlar ve sohbet eder, belki dertleştirler.

Bu kültür hakkında daha fazla gözlem yapmayı düşünüyorum. Zira toplumun her kesiminden insan vardır orada, kamu görevlisi mi ararsınız, iş adamı mı? Şair, filozof ya da siyasetçisini mi? Veya işçi, ayakkabı boyacısı ya da kestane satıcısını mı? Hepsi, hepsi vardır orada… Kahvehanelere bu yönüyle bakıldığında incelenmeye değer ilginç yerler olarak görünür insana… Ve insan davranışları ilgimi çeken bir konu olmuştur her zaman.

GezGin