şeytanŞeytan, dumansız ve harareti yüksek bir ateşten/ateş enerjisinden yaratıldı… (1) Asıl adı “Azazil”di. Tanrı’nın, “Âdem için saygıyla eğilin!” buyruğuna uymadığından ve kibirlenip isyan ettiğinden ona, “İblis” ya da “Şeytan” dendi…

Sponsor Bağlantılar

Şeytan, insanları yanlışa, adaletsizliğe ve her çeşit kötülüğe yöneltmek isteyen bir ateş varlıktır. İblis, genellikle Şeytan ile aynı anlamda kullanılır.
Mitolojide ve dinlerde Şeytan, doğaüstü güçlere sahip, insanları ayartan ve yaratıcısından uzaklaştıran fizik ya da metafizik bir mahlûk olarak tanımlanır.

Ezelde, dünya hayatının sonuna kadar insanlığı sapkınlığa sürükleyeceğine yemin eden İblis, insan türünü boş şeylerle oyalamayı, kötüyü iyi göstermeyi gaye edinmiş, sinsi yöntemlerle de her din için paralel bir din oluşturmuştur.

Şeytan’ın Sapkın Dini!

Birçok insan, Şeytan’ın nasıl bir varlık olduğu hakkında gerçek ve doğru bilgiyle bilgilenmemiştir. Şeytan’ın düşmanlığından korunmak için, öncelikle bir insanın onu tanıması, yöntemlerini bilmesi, sonra da onun oyunlarının aleti olmaktan nasıl kurtulabileceği yolunda etraflıca düşünmesi gerekir.

Şeytan, tarihin başlangıcından beri insanlara efsunlu telkinlerde bulundu; onlara sınırsız özgür, şaşaalı bir yaşam tarzı önerdi ve sanki Musevilik, Hıristiyanlık ya da sanki İslamiyet’miş gibi algılanan; fakat aslında kendisinin icat ettiği sapkın dini benimsetmeye çalıştı.

Şeytan, sinsi yöntemler kullandı ve kendisine uyanları da sinsi olmaya teşvik etti.

İnsanı doğru yoldan saptırıp, kendisi ile birlikte “Derin Pişmanlıklar ve Yalnızlıklar Ülkesi”ne yol arkadaşı edinmeye çalışan Şeytan’ın en önemli özelliği sinsiliğidir. Sinsilik, Şeytanın en önemli stratejisi ve en amansız silahıdır.

Kuşku yok ki o, insanlara, gerçek amacını açıklamış ve sonra da kendisine uymaya çağırmış olsaydı başarısız olacaktı.

O, sinsice yanaştı, planlarını uygulamak için ikna turları düzenledi.

İnsanın, Tanrı tarafından yeryüzüne halife atandığı andan itibaren, insana karşı ne büyük bir kıskançlık ve kin beslediğini, nasıl da sonsuza kadar kendisiyle beraber “Derin Pişmanlıklar ve Yalnızlıklar Ülkesi”nin yolcusu yapmaya uğraştığını insana anlatacak olsaydı eğer, koluna takıp yürüttüğü yol arkadaşı bulmakta güçlük çekerdi…

Bu nedenle Şeytan, sinsilik, yalan, desise dolu aldatmacalarla İnsanları kandırmaya çalıştı ve onların hasmı olduğunu hissettirecek davranışlardan kaçındı. Açıkça, “Sapık canlılar olun! Hem kendinize, hem de herkese zarar verin! Doğruyla eğri arasında yol ayrımına geldiğinizde tercihinizi eğriden yana kullanın!” demedi. O, kötü, çirkin, yanlış olan ne varsa, uygulaması kolay, hoşa gidecek tarzda süslü göstermeyi başardı…

Etimolojik/kökenbilim açıdan bakıldığında, “muhalif, bozucu, bozguncu” anlamına gelen Şeytan, İbranicede, “Satan” yani “komplo kuran” demektir.  İbraniceden, Latinceye ve Yunancaya, oradan da diğer batılı dillere geçmiştir.

Arapça “Şetane” sözcüğü “rahmetten uzaklaştı, hak’tan uzak düştü” anlamında kullanılır. Mısır mitolojisinde kötülük, fırtına, karanlık ve kaos tanrısı olarak tanımlanan “Set”in (2) göklerin tanrısı “Horus” ile savaştığı ve çöle sürüldüğü anlatılmaktadır.

Latince “Diabolus, Diaboli”, İspanyolca “Diablo”, Yunanca “Diabolos” yani Karanlıkların Efendisi; “Beelzebub” yani Sinek Kralı; “Belial” ve “Mephisto” veya “Lucifer”, eski Türkçe “Yek” ya da “Albız” Şeytan demektir. Kabbala felsefesinde adı “Samael”dir; ancak Yahudi ilahiyatına göre “Samael” bir meleğin adıdır.

Kur’an’da 87 yerde geçen “Şeytan”, sayısal olarak “İblis” kelimesinden daha çok kullanılmıştır. Şeytan ayrıca “Azazil” olarak da anılmaktadır.

İblis kelimesi ile, büyüklendiği için “Has bahçe” (3) den kovulan Cin, Şeytan kelimesi ile de İblis’e uyarak başkalarını “Karanlıklar Diyarı”na çağıran Cinler ve İnsanlar tasvir edilir.

Kul: de euzu: ben sığınırım bi rabb(i): Rabbine en nas: insanlar
De ki, sığınırım Rabbine nasın
Melik(i): melik/sultan, malik/sahip en nas: insanlar
Melikine nasın
İlah(i): ilah en nas: insanlar
İlahına nasın
min şerr(i): şerrinden el vesvas: vesveseler el hannas: gizlice vesvese veren
Şerrinden o sinsi vesvasın
ellezi: ki o yuvesvisu: vesvese verir fi sudur(i): göğüslere en nas: insanlar
Ki vesvese verir sinelerine nasın
min el cine(ti): cinlerden ve en nas: ve insanlar
Gerek cinden gerek nas

De ki, sığınırım Rabbine nasın (3), melikine nasın, İlahına nasın. Şerrinden o sinsi vesvasın/vesvesecilerin ki vesvese verir sinelerine/kalplerine, iç dünyalarına nasın; gerek cinden/gerek cinlerdendir gerek nas/gerek insanlardan.

Şeytan, insanı/insanlığı yaratıcının yolundan saptırmayı gaye edindi…

Eski Ahit’te Şeytan: “Eski Antlaşma” da Şeytan, Hıristiyanlıktaki gibi kötülüklerin kaynağı, çekinilmesi gereken bir varlık değildir. Musevilikte hayrın ve şerrin Tanrı’dan olduğuna inanılır. Bundan dolayı Satan veya Samael adlı Şeytan’ın hile ve telkinlerine karşı uyanık olunmalıdır.

Talmud, Bava Batra Bölümü 16’da: Şeytan, kötü dürtüler ve “Ölüm Meleği” ile aynıdır.

Hezekiel bölümü 28:12-19: “…güzellerin ve bilgelerin en mükemmeliydin. Aden’de, Tanrı’nın bahçesindeydin. Giysilerin hep güzel taşlarla; yakut, zümrüt, aytaşı, beril, onix, safir, turkuazla ve altın işlemelerle süslüydü. Bunlar sana, sen yaratıldığın gün verildi. Seni kudretinle ve gücünle bekçim yaptım.

Tanrı’nın kutsal dağına gidebiliyor ve ateş tarlalarında yürüyebiliyordun. Yaptıklarından tamamen muaf tutuluyordun, ta ki için kötülükle dolana dek. Bu varlık içinde bile daha büyük şiddet yarattın ve günahkâr oldun. Seni, Tanrı’nın dağından men ettim ve seni bekçilik ettiğin ateş tarlalarından sürgün ettim. Güzelliğin yüzünden için kibirle doldu ve bilgeliğini kendi ünün için harcadın. Seni içine hapsettiğim ateşle beraber Dünya’ya attım.
Seni takip edenlerle beraber sonunuz ateşler içinde küle dönecek. Çok feci bir sona geldin.”

Yeni Ahit’te Şeytan: “Yeni Antlaşma” da Şeytan, kitabın içeriğinde ve Hıristiyan inancında daha çok yer bulmuştur. İsa’yı sürekli olarak kışkırtır; ancak Şeytan’ın kişiliğinin kaynağı İncil değil, Hıristiyan edebiyatıdır. John Milton bir şiirinde Şeytan’ı, üst düzey bir melek iken insana ve Tanrı’ya karşı düşmanlığa yönelen bir kişilik olarak betimler; ancak Şeytan, Cehennem’e hapsedilmiş değildir, her istediği yere girip çıkan biridir.

Şeytan’ın nihai amacı, insanı/insanlığı yaratıcının yolundan saptırmaktır. Böyle olunca da kendisini, Tanrı’nın bir rakibi olarak kabul ettirme çabası içine girmiştir. Kendisine belli bir mühlet verildiğinden, bu mühletin dolmasına kadar Tanrı’ya karşı açtığı savaşın ne sonuç vereceğini beklemektedir.

Yaradılış/Genesis bölümünde, Adem ve Havva’yı kışkırtan yılan tasviri Hıristiyan din adamlarına göre Şeytan’dır. Doğu/Ortodoks Kilisesine göre Şeytan, insanın iç düşmanından -günah-ölüm- biridir. Bütün Hıristiyan mezheplerinde Şeytan, İsa’ya ve İsa görünümündeki Tanrı’ya karşı son bir savaş/Kıyamet Savaşı, Armageddon açacaktır. Bu savaş, diğer anlamıyla Şeytan’a verilen sürenin/aeonios ‘de bitmesinin çok yaklaştığı manasına gelmektedir…

Unitaryan Kilisesine göreyse Şeytan, bu dönemin sonunda iyi bir mahlûk olmaya başlayacak ve tekrar melek özelliklerine kavuşacaktır. Sonuç olarak Dünya, tüm şeytanlıklardan arınacak ve tıpkı Cennet’miş gibi günahsız bir yer haline gelecektir.

Yehova şahitliğinde Şeytan: Yehova Şahitleri, Şeytan’ın mükemmel ruh özelliklerine sahip bir melek olarak yaratıldığına, ancak Adem ve Havva’nın, Tanrı Yehova yerine kendisine itaat etmeleri için uğraşmasıyla Şeytan’a dönüştüğüne inanır.

Yehova şahitlerine göre Şeytan, zamanla güzelliğinden ötürü gurura kapılmış, kendisini bir Tanrı gibi görmeye başlamıştır. “Kerub” sınıfından bir melek iken, Tanrı’nın amacına karşı koymaya çalıştığı için de “Karşı Koyan” anlamında “Şeytan” ismini almıştır. Aslında Şeytan kelimesi, bu varlığa ait özel bir ad değil, bir sıfattır.

Şeytan, ”Aden Bahçesi” nde, Tanrı’nın: “…ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme; çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün” diyerek yasakladığı meyveyi yemesi için Havva’yı kışkırtmış ve yalan söyleyerek kandırmıştır. Bu planını uygularken de bir yılanı aracı olarak kullanmış, bir kukla gibi şöyle konuşturmuştur. Yılan:

“Kesinlikle ölmezsiniz!” dedi,
“çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız”

Böylece Şeytan’ın, Âdem ile Havva’yı Tanrı’ya itaatsiz olmaları için ayartmasındaki asıl amacının bir meyveyi tattırmak olmadığı, Tanrı Yehova’nın insanları yönetme hakkına meydan okumayı planladığı anlaşılır. Tanrı Yehova, Şeytan’ın ortaya koyduğu bu dava nedeniyle ona 6000/Tanrı’ya göre 6 gün yıllık bir süre tanımıştır.

Yehova Şahitlerine göre, Şeytan’ın ortaya attığı davalar şunlardır:

Şeytan, “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz/anlayışınız açılacak, iyiyle kötüyü bilip Tanrı gibi olacaksınız” sözleriyle, Yehova’nın, İnsanlar üzerindeki yönetiminin haksız olduğunu,

İnsanların kendi kendilerini daha iyi yönetebileceklerini, Yehova’nın karışmaması halinde kendi yönetimleriyle Dünya’yı bir Cennet gibi yapabileceklerini,

Tanrı’ya gerçekten vefalı, sadık tek bir kişi bile olmadığını, sadık olan kişilerin de yalnızca kendilerine iyi şartlar verildiğinde sadık kalmaya devam ettiğini, eğer bu insanların başına çeşitli sıkıntılar gelirse Yehova’ya sadık kalmaktan vazgeçeceklerini ve bunu ispat edilebilmesi için kendisine bir süre verilmesi gerektiğini iddia etmiştir.

Yehova Şahitleri, Yehova’nın, Şeytan’ı bu davalar nedeniyle hemen yok etmediğini; eğer hemen yok edecek olsaydı bütün yarattığı ruh varlıkların zihninde kendisinin haklı olabileceği kuşkusunun doğacağını bildiğinden, Şeytan’a geçici bir süre izin verdiğine,

Tanrı’nın Şeytan’a izin vermekle, kötülüğe/şerre de izin verdiğine; çünkü bunun sonuçlarının kötü olacağını bildiğine,

İncil’de geçen, “Bu Dünya’nın egemeni şimdi dışarı atılacak” ve “artık sizinle uzun uzun konuşmayacağım; çünkü bu Dünya’nın egemeni geliyor. Onun benim üzerimde hiçbir yetkisi yoktur” sözlerinden hareketle, bu davaların çözümüne kadar, 6000 yıllık bir süre için Dünya’yı perde arkasından Şeytan’ın yönettiğine,

Buna şaşmamalı, Şeytan da kendisine ışık meleği süsü verir” sözlerine göre, Şeytan’ın, insanları, çoğu kere iyilik meleği gibi görünerek kandırdığına ve Şeytan’ın 6000 yılın bitiminde, bir uçuruma atılarak 1000 yıl boyunca faaliyetsiz bırakılacağına ve 1000 yıl geçtikten sonra sonsuza dek yok edileceğine, bu 1000 yıllık dönemde, Şeytan’ın bozduğu şeylerin telafisinin olacağına inanırlar.

Bu telafi, Yehova’nın Şahitleri’ne göre yeryüzünde Cennet’in yeniden kurulması, ölmüş kişilerden birçoğunun dirilmesi ve bu Cennet’te yaşaması demektir.

Satanistlerde Şeytan: Şeytanı her şeye hâkim ve yaratıcı bir güç olarak gören inançtır. Ancak bazı Satanist akımlar, Şeytan ya da Tanrı’nın varlığına inanmazlar.

Yezidilikte Şeytan: Şeytan sembolünün Yahudi ve Hıristiyanlıktaki bir benzeri Yezidilikte de mevcuttur; ancak Yezidilerde Şeytan’ın sahip olduğu özellikler diğerlerinden farklıdır.

Yezidilere göre, Tanrı, Dünya’yı sadece yaratmıştır; ancak yöneticisi değildir. Şeytan, İlahi iradenin tecellisi için bir nevi aracılık etmektedir. Şeytan, “Tavus”tur ve bir tavus kuşu ile simgelenir.

Özünde iyilikle dolu olan Tanrı’ya ibadet edip onun gönlünü kazanmak gerekmez. İbadet, içi kötülüklerle dolu olan Tavus’a edilmelidir ki şerrin kaynağından korunmak mümkün olsun. Yani iyilik ve kötülüğün merkezi aslında “Melek Tavus”tur.

Sonradan hesap verilecek bir yerin varlığı söz konusu değildir. Cennet de Cehennem de Dünya’dadır; insan isterse Dünya’yı Cennet ya da Cehennem yapabilir. Melek Tavus Dünya işlerinin denetleyicisi ve Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesidir.

Yezidilikten önceki ilahi dinlerde anlatılan Şeytan’ın, yaratıcının buyruğuna rağmen insan karşısında eğilmeyip saygı göstermemesi, esasen onun ne kadar asil olduğunun evrene ispatıdır ve o, Tanrı tarafından sınanmış, bu sınavı başarıyla verip tüm insanlığın ve Dünya işlerinin başına geçme hakkı kazanmıştır.

Edebiyatta Şeytan: Edebiyatın ve dinin kesiştiği birçok noktada Şeytan, olayların gelişiminde,
sonuçlanmasında ya da yayılmasında temel bir sembol olarak, tıpkı hayattaki karmaşanın açıklanmasında olduğu gibi yazarlarca kullanılmıştır.

Goethe’nin “Faust” isimli eserinde Şeytan/Mefisto, başarılı çalışmalarıyla insanlığı, kendisinin sebep olduğu felaketlerden koruyan bir doktoru elde etme konusunda Tanrı’yla bir kez daha bahse girer. İnsanın, Şeytan’la içsel bir kavga halinin anlatıldığı ve yeryüzündeki iyilik ve kötülük kavramlarının kaynağının sorgulandığı bir başka eser, Paulo Coelho’nun “Şeytan ve Genç Kadın” adlı romanıdır.

Kur’an’da Şeytan: Şeytan, İslam’a göre insanları dinden caydırmaya çalışan “Cin” türünden bir varlıktır. Cinler, Meleklerden farklı olarak irade sahibidir. İnsan iradesinin sınanması sanki yaratılışının en büyük hikmetidir. Bu sınavı geçenler ödüllendirilecek, geçemeyenler ise cezalandırılacaktır. Kur’an’da şeytandan bahsedilen ayetlerde insanlar onunla birlikte hareket etmemeleri konusunda uyarılmıştır. Şeytanın önceleri bilgeliğinden yararlanılan ve sayılan biriyken, Allah’ın huzurundan kovulma aşamasına nasıl geldiği Araf suresinde anlatılır.

And olsun, size yeryüzünde imkân ve iktidar verdik. Sizin için orada birçok geçim imkânları da yarattık; ama siz ne kadar az şükrediyorsunuz! And olsun, sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere:

-“Adem için saygı ile eğilin” dedik.

İblisten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile boyun eğenlerden olmadı.

-“Sana emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?” dedi Tanrı.
-“Ben ondan hayırlıyım; çünkü beni ateşten yarattın, Onu ise çamurdan” dedi.
-“Şimdi in aşağı oradan! Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddin değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın!” dedi Tanrı.
-“Bana, İnsanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver” dedi Şeytan’da.
-“Sen süre verilenlerdensin” dedi Tanrı.
-“Beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üzerinde elbette oturacağım” dedi Şeytan,
-“Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükredenler bulamayacaksın”
-“Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan’ And olsun, onlardan sana kim uyarsa sizin hepinizi Cehennem’e doldururum” dedi Tanrı,
-“Ey Adem! Sen ve eşin Cennet’te kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.”

Şeytan cemiyetler ve örgütler kurdu…

Adına “PKK” denen Şeytani Terör Örgütü de, vatanımızın 35 yıldır süren şiddetle olan imtihanında bir baş aktör olarak ismini hatıralara yazmıştır. Bu örgütün yıllarca terörün baş aktörlüğünü yapması, beceriksiz, yalancı, tarihten ve devlet adamlığından nasip almamış, üstüne üstlük başkalarının projelerini kabul etmiş “Siyaset Esnafları” yüzünden olmuştur.

PKK Şeytan Örgütünün, şimdiye kadar yapmış olduğu eylemler ve izlediği strateji değerlendirildiğinde ortaya çıkan sonuç, bu örgütün terör ve şiddet uygulamadan ayakta duramayacağı gerçeğidir.

PKK Şeytan Örgütü, kurulduğu günden bu yana devamlı olarak tedhiş yoluyla silahlı propaganda yapmakta, etki alanını artırmakta ve militan sayısının da sabit kalmasını sağlamaktadır. Şiddete dayalı genetik kodlamadan üretilen PKK, tedhiş ve terörü kendisine rehber edinmiştir.

Bu Şeytan Örgütünün var olmasını ve varlığını sürdürmesini sağlayan birim, silahlı kadrolarıdır. PKK Şeytan Örgütü, etkinliğini ve eylem kabiliyet gücünü silahlı kadrolarından almaktadır.

PKK Şeytan Örgütü, sadece etnik ve ideolojik altyapısı olan bir örgüt değildir. PKK, geçmişten günümüze kadar yapılan siyasi hataların, yönetsel beceriksizliklerin ve işbirlikçi siyasetçiler aracılığıyla dayatılan küresel projelerin eseri ve toplumsal bir kırılmanın sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

PKK Şeytan Örgütünün ürettiği en büyük sorun, silahlı tedhiş eylemleri ve bu eylemlerin sebep olduğu toplumsal bezginlik ve buhranlardır. Silahlı eylemleri yönünden örgüt yapısı incelendiğinde, PKK içerisindeki kurumsal bir birim olan “dağ kadrosu” çıkmaktadır. PKK Şeytan Örgütü hakkında analizler yapılırken, nedense yeterince ele alınmayan edilen dağ kadrosu, esasen PKK tedhiş ve terörünün gerçek kaynağıdır.

Şeytan, Terör Örgütlerini eğitti ve onlara akla hayale sığmaz yöntemler öğretti…

Terörle mücadelede başarı isteniyorsa eğer, öncelikle mücadele edilen örgütün her türlü analizinin yapılması gerekir. PKK Şeytan Örgütünün en tehlikeli yapılanması dağ kadrolarıdır; ki bu yapının özellikle ayrıntılı bir analizi gerekir.

Dağ kadrosu incelendiğinde; insanları, insanlıktan çıkaran ve savaşan bir makineye dönüştüren bir mekanizmanın varlığı görülecektir.

PKK dağ kadrosunun iki yönü vardır. Birinci yön: Dağ kadrosu nasıl bir çatışma içinde olacaktır ve “gayri nizami harb”in yol ve yöntemleri nelerdir. İkinci yön: Dağ kadrosunun silahlı eylem ve terör hareketleri sürecinde nasıl bir sosyal hayatları olacaktır. Bu iki yönün birleşmesi ve siyasi eğitim, askeri eğitim, katı örgüt disiplinin ardından savaşan makineler ve kesin itaatle yükümlü robotlar ortaya çıkar.

Şeytan, emrindeki sinsilere “hedeflediğimiz yere varmadıkça durmayacağız!” dedi…

Bu Şeytani örgütün belirli bir fikri alt yapısı, ideolojisi ve siyasi bir hedefi vardır. Marksist-Leninist çizgide, kır gerillası/baskın-pusu tarzında hareket eder ve çatışır.

PKK Şeytan Örgütünün nihai siyasi hedefi, Anadolu’dan bir parça kopararak, muadili olan Suriye ve İran kollarıyla birlikte Irak Kürdistan’ıyla da birleşerek Büyük Kürdistan’ı kurmaktır.

Bu örgütün, “açılımlar”la, “demokratikleşme” adı verilen girişimlerle veya müzakerelerle faaliyetini durduracağını öne sürenler, ya kendilerini kandırıyorlar, ya başkalarını aldatıyorlar, ya da yalan söylüyorlar…

Onu bir tek şey durdurabilir, ya istediği toprakları zorla alır, ya antlaşmalar yoluyla kendisine verilir, ya da bir daha belini doğrultamayacak tarzda lider kadrosuyla birlikte başı ezilir…

PKK Şeytan Örgütü, Dünyanın birçok bölgesinde yaşanan ve Dünya harp tarihine geçen gayrı nizami harp stillerinden ilham almıştır. Dağ kadrosu, İspanya iç savaşıyla başlayan, Çin’de şekillenen, Latin Amerika’da teorik alt yapısı
güçlenen, Filistin kampları vasıtasıyla da dünyanın dört bir yanına ihraç edilen, Vietnam Vietkong usulüne göre şekillendirilmiştir.

Gerçek şu ki, Gerilla felsefesi ve Gayrı Nizami Harp yönteminin, klasik harp yöntemlerini boşa çıkardığı anlaşılmıştır. Bu bakımından, PKK Şeytan örgütü de Gayrı Nizami Harp yöntemini temel almıştır…

Şanlıurfa- Viranşehir: Yol kontrolü yapan güvenlik güçlerinin durdurmak istediği bir otomobilden PKK’lı Şeytanlarca ateş açıldı.
2 polis, 1 uzman çavuş ve 1 vatandaş yaralı

Şırnak- Beytüşşebap: PKK’lı Şeytanlar, uzun namlulu silahlar ve roketatarlarla Kaymakamlık, Tümen Komutanlığı, Askeri lojmanlar ve Polis noktalarına ateş açtı.
10 asker şehit, 7 asker de yaralı.

Osmaniye Amanos Dağları: Yaklaşık 30 kişilik PKK’lı Şeytan grubu, Osmaniye’de Amanos Dağları eteklerindeki Fenk Yaylası’nda yoldan geçen bir otomobili durdurup, bagajdaki gıda maddelerini gasp etti; yol yapımı için bulunan iki iş makinesini ise ateşe verdi.

Bitlis: Yol kesen bir grup PKK’lı Şeytan, Bitlis-Diyarbakır karayolunun Buzlupınar mevkiinde 3 TIR’ı ateşe vererek kaçtı.

Şırnak- Beytüşşebap: PKK Şeytanları düzenledikleri saldırı sırasında kayıplar da vermişti. Üç PKK’lıya ait cesedi bir grup bölge halkı almak istedi. Güvenlik güçleri cesetlerin alınmasına müsaade etmeyince de arbede yaşandı.

“Kirpi” adı verilen araca PKK’nın silahlı kanadı “HPG”nin bayrakları asıldı ve
yeşil-sarı-kırmızı renkli bayrakları ilçe çıkışına kadar da sökülemedi.

İran, bu ay sonunda büyük bir askeri oprasyon yapmaya hazırlandığını açıkladı. İran Devrim Muhafızları’ndan Tuğgeneral Farzad İsmaili, ülkedeki çeşitli basın yayın organlarına yaptığı açıklamada, “Muhafızların, orduyla birlikte tüm hava savunma sistemlerinin kullanılacağı bir tatbikat düzenleyeceklerini” söyledi.

İsmaili ayrıca, “Nükleer tesisler bizim önceliğimiz” diye konuştu. Hava savunma sisteminin yanı sıra savaş ve bombardıman jetlerinin de yer alacağı tatbikatta, kriz yönetimi kabiliyetinin test edilmesinin yanı sıra “beklenmedik senaryolar”ın da canlandırılacağı açıklandı.

İran’ın tatbikat yapacağını açıklamasının ardından, aynı gün İsrail Başbakanı Bünyamin Netanyahu uluslararası topluma, “İran’a kırmızı çizgi çekme” çağrısında bulundu.

İran’ın tüm yaptırım ve uyarılara karşın nükleer çalışmalarını durdurmayıp, hatta hızlandırmasından ve Tahran’ın nükleer bomba ürettiğinden yakınan Netanyahu, “Gerçeğin vurgulanması gerektiğine inanıyorum. Uluslararası toplum İran’a net bir kırmızıçizgi çizmiyor ve İran, uluslararası toplumun nükleer programını durdurma konusundaki kararlılığını göremiyor” dedi.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA): Sürpriz ziyaret programı sır gibi saklanan CIA Başkanı Orgeneral Petraeus, Amerikan hava kuvvetlerine ait askeri uçakla geldi.

İlk olarak MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile görüştü. Görüşmede ağırlıklı konu; “Suriye’deki durum ve PKK terörü” imiş…

Erdoğan’la da görüşmesi bekleniyormuş…

Sonuç olarak, oynanan küresel oyunlar ve azgınlaşan terör, Ülkemizin üzerine bir kâbus gibi çökmüştür. Her kafadan bir ses çıkmakta, anlaşılmaz, garip şeyler olmaktadır; dağlarımızda, taşlarımızda ve semalarımızda Şeytanlar dans etmektedir…

GezGin

(1)Hicr Suresi, 27)
(2)Seth, Setesh, Sutekh, Setekh veya Suty
(3)Nas: İnsanlar, halk, herkes; açıklık, açık, kesin yargı…
Nas kelimesinin kökü ve anlamı hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.
.Nas, hareket anlamına gelen “nevs” kökünden gelmiştir. “insan” ve “insane” kelimelerinin çoğuludur; İns, insiy, ensiy kelimelerinin çoğulu veya kavm gibi “ismi cem”dir.
.Nas, unutmak manasına gelen “nesy” kelimesinden alınmıştır.
.Nas kelimesinin aslı “unas”tır. Hemze kaldırılıp yerine elif-lam getirilerek “en-nas” şeklini almıştır.

Kaynaklar
Oxford Dictionary of English 2e, Oxford University Press, 2003, “Satan” maddesi
Araf Suresi/ 7:10-25