Eskiden çocukların rağbet ettiği tatlardandı düdüklü şekerler… Hala satılıyor mu bilmiyorum. Üstten üfleyince düdük gibi çalardı. Bu şekerlerin saplarının altında bir çubuk vardı, çubuk aşağı yukarı kaydırıldığında nota değiştirirdi. Bazısı güzel öterdi, bazısından ses dahi çıkmazdı; şansa kalmıştı artık, hangisi denk gelirse… Her üfleyen kendince bir melodi uydurmaya çalışırdı; fakat ben, pek başarılı olanını göremedim doğrusu… 🙂
Günümüzde ise düdüklü şeker yerine başka türlü şeker üretenler var; ya da horoz şekerleri… Üstelik bunlar hem  tatsız, hem de ecnebi menşeyli…

Sponsor Bağlantılar

-“Ben, yıllardır kurduğum Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ağı vasıtasıyla Amerika’nın kendisi ile dost Demokratik rejimler (!) kurma misyonunu üstlenmişken ve Amerikan projelerini usul usul hayata geçirirken, Bush birdenbire aşırı güç kullanmaya, bütün planı ortaya çıkaracak bir siyaset izlemeye başladı…”

-“Bush yönetimindeki Amerika dünya için bir tehlikedir.” Spekülatör George Soros

Ürettikleri Projelerle, dünyadaki enerji kaynaklarının üzerine çökmek ve yeni pazarlar elde etmek isteyen, bu gayeleri uğruna da İslam coğrafyasını yeniden tasarımlamak amacıyla iç çekişmeler ve karmaşaya yol açanlar, binlerce insanın vahşice katledilmesinin faili ve azmettiricileri olmuşlardır…

Renklerin, mevsimlerin, çiçeklerin ve dinlerin kavramsal genetiğini bozmuş; kışı “bahar”, dikeni “gül” ve karayı “turuncu” diye adlandırmışlardır…

Bu kadarıyla yetinmemiş, İslam dininin genetiği ile de oynamış, düşünce kuruluşu laboratuarları ve bazı karanlık mahfillerde, Haçlı Seferlerinin önünün açmak için, “İbrahim’i Dinler” ve ”Dinler arası diyalog” numaralarıyla; tepkisizlik, işbirlikçilik ve gardı düşüklük demek olan “Ilımlı İslam”ı, “Özgürlükçülük” görünümü altında da özü mandacılık olan “Cici Demokrat”lığı, yani “Cici Şekerleri” piayasaya sürmüşlerdir.

Onun içindir ki Irak’ta, Coniler, Müslüman Arap kızlarının ırzına geçip, binlerce Irak’lıyı da gelişmiş teknoloji ürünü silahlarla paramparça ederken, güya İslam ülkesi denen devletlerden cılız da olsa bir ses dahi çıkmamıştır.

-“Son 18 ay içerisinde Gül, Turuncu, Mor, Lale ve Sedir devrimlerine tanıklık ettik ve bunlar sadece birer başlangıçtı. Bu devrimlerde, STK’ların ve ABD hükümetinin önemli rolleri bulunmaktadır…”
-“Yeni dönem savaşları milletleri değil rejimleri hedef alacaktır.” (Spekülatör George Soros)
-“Hedefimiz insanlara interneti öğretmek değil, meydanları nasıl kullanacağını öğretmektir!” (Hillary Clinton)

Can it tweetits way to democracy…

-“Demokrasi yolunda cik cik…”

George Soros’un “Açık Toplum Vakfı” orijinal adıyla “Open Society Foundation

Turuncu Devrim: Ukrayna 21 Kasım 2004 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, 2004 Kasım-2005 Ocak ayına kadar süren politik olaylara verilen addır.

Başkan adaylarından olan ve seçimlere hile karıştırıldığını iddia eden Viktor Yuşçenko’nun seçim kampanyası döneminde turuncu rengi kullanmasından dolayı “Turuncu Devrim” adını almıştır.

Seçimlerde Viktor Yuşçenko ve Viktor Yanukoviç aday olmuşlar ve seçim sonucunda Yuşçenko’nun 46,69 oranında oy almasına karşılık, Yanukoviç’in 49,42 oy oranıyla seçimleri kazandığı ilan edilmişti. Yuşçenko, Donetsk ve Lugansk bölgelerinde seçime hile karıştırıldığını iddia etmiş, taraftarlarından da Kiev’de gösteri yapmalarını istemişti.

Gösteriler ilk olarak Kiev’deki Bağımsızlık Meydanı “Maidan Nezalezhnosti” ve Ukrayna Parlamentosu Verkhovna Rada’nın önünde başlamıştı. Olayın büyümesi üzerine de 429 milletvekilinden oluşan “Verkhovna Rada” seçimleri 255 oyla iptal edilmiş ve 2004 yılı 26 Aralık ayında da tekrarlanmıştı.

Tekrarlanan seçimlerin sonucunda, 10 Ocak 2005′te Ukrayna Merkez Seçim Komisyonu, Yuşçenko’nun %51,99, Yanukoviç’in %44,20 oranında oy aldığını resmi olarak açıklamıştı. Yanukoviç Yüksek Mahkemeye yaptığı itirazdan bir sonuç elde edememiş ve Viktor Yuşçenko 23 Ocak 2005 tarihinde yemin ederek cumhurbaşkanlığı görevine başlamıştı.

Yasemin Devrimi: Halkın ayaklanmasından dolayı 23 yıldır ülke yönetiminin başında olan Zeynel Abidin Bin Ali’nin kaçmasıyla sonuçlanan olayların adıdır.

Yasemin Devrimi, Tunus’un birçok şehrinde gerçekleşen protesto eylemleriyle başlamıştı. Aktivistlerin dile getirdiği konular; “işsizlik, gıda enflasyonu, siyasi yozlaşma, ifade özgürlüğü ve kötü yaşam koşulları ve Zeynel Abidin Bin Ali’nin devrilmesi idi” Daha sonra baskılara dayanamayan Zeynel Abidin Bin Ali başkanlığı bırakmak zorunda kalmış ve 14 Ocak 2011′de ülkesinden kaçmıştı.

Kasım 2010′da, meyve-sebze satıcısı işsiz bir üniversite mezunu gencin, satış arabasına polisin el koyması üzerine kendini ateşe vermesiyle başlayan protesto eylemleri, Tunus’ta yaşanan sosyal ve siyasal olayların en dramatik dalgalarından biri olmuş, birçok can kaybı ve yaralanmalarla sonuçlanmıştı…

Renkli Devrimlerin jeopolitik terminolojisine paralel olarak, protesto eylemleri Batı medyasında “Yasemin Devrimi” diye adlandırılmıştı. Medyanın olaylardaki etkisinden dolayı yapılan protestolar ve Bin Ali’nin yıkılışı “TWİTTER DEVRİMİ” veya “WİKİLEAKS DEVRİMİ” diye de anıldı.

Facebook ve You Tube gibi sosyal medya sitelerinde, arabalara ve mağaza camlarına saldıran gençleri dağıtan polislerin görüntüleri anında yayınlanmıştı; fakat 18 Aralık’taki “Sidi Bu Zeyd” isyanları büyük ölçüde dünya kamuoyuna yansıtılmadan devam ettirilmişti.

El Cezire ve CBS gibi medya ağlarında, Tunus’taki olayların sıra dışı ve önemli olduğuna dikkat çekilmişti; çünkü Tunus, bölgedeki diğer ülkelerle karşılaştırıldığında daha zengin ve stabil bir bölge olarak görülmekteydi.

El Cezire, (İngilizce yayın ağı) “Tunuslu aktivistler, Buazizi için Twitter’da yayınlanan destek mesajları sayesinde dünyada sesleri en çok yükselen gruplardan biridir” yorumunu yapmış,

AB Yabancı Politikalar Şefi Catherine Ashton: “Tunusluların barışçıl bir yolla başarması gereken demokratik amaçlarını tanıdığını ve desteklediğini” açıklamış,

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon: “Siyasi durumun hızla geliştiğini ve daha fazla kaybı, şiddeti ve gerginliği barışçıl bir şekilde önlemek için ilgili tüm partilerin diyalog kurması ve ellerinden gelen her çabayı göstermeleri gerektiğini” dile getirmiş,

Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy: “Bu krize demokratik ve kalıcı çözümler getirebilecek olan tek şey diyalogdur” demiş,

Ve Fransa Sosyalist Partisi Baş Sekreteri Martine Aubry de, “Fransız hükümetini Tunus hükümetine karşı daha sert olmaya” çağırmıştı.

Amerika Birleşik Devletleri başkanı Barack Obama ise: “Protestocu Tunusluların cesaretini ve ağırbaşlılığını takdir ediyorum. Tüm tarafları sakin olmaya ve şiddetten kaçınmaya davet ediyorum. Ayrıca Tunus hükümetini insan haklarına saygılı olmaya ve gelecekte özgür ve adil seçimler yapmaya davet ediyorum” şeklinde açıklamalarda bulunmuştu…

Bölgesel istikrarsızlık giderek yaygınlaşmış, 29 Aralık’ta, Cezayir’in başkentindeki eylemlerde, aktivistler ve polis arasında çatışmalar çıkmış, 2011 Ocak ayında kötü yaşam şartları ve yiyecek sıkıntısı bahane edilerek çıkarılan isyanlar, iki gece boyunca devam ettirilmiş ve protestoların üçüncü gününde üç kişi ölmüş, birçok kişi de yaralanmıştı.

14 Ocak 2011′de protesto eylemleri Ürdün’ün başkenti Amman, Maan, Karak, Salt, İrbid ve diğer şehirlere sıçradı.

Ticari birlikler ve sol partilerin öncülük ettiği protesto eylemleri cuma namazı sonrası başlamış, Samir Rifai hükümeti istifaya çağrılmış, hükümet karşıtı sloganlarda, Rifai’ye “Korkak!” diye bağrılmıştı.

Açılan bir pankartta da “Ürdün sadece zenginlerin şehri değildir; bir ekmek bizi ayıran kırmızıçizgidir! Açlığımız ve öfkemizin farkına varın!” yazılıydı. Eylemciler:

-“Rifai, hükümetiyle birlikte kahrolsun!”
-“Birlik olun; çünkü bu hükümet sizi sindirmek istiyor!”
-“Ceplerinizi milyonlarla doldurmak için petrol fiyatlarını yükseltin!” diye sloganlar atmışlardı.

Müslüman Kardeşler ve 14 ticari birlik, hükümetin ekonomik politikalarını protesto etmek için parlamento binasının önünde oturma eylemi yapacaklarını belirtmiş ve böylece Cezayir’de başlayan olaylarla, Tunus olaylarının paralelliği de gözler önüne serilmişti…

Gül Devrimi: “Gül Devrimi”, Gürcüstan’ın Tiflis şehrinde 22 Kasım 2003 yılında başlayan ve Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze’nin görevini bırakmak zorunda kalmasıyla sonuçlandığı halk hareketine verilen addır.
/>Eduard Şevardnadze, 1992’den beri -1995’ten itibaren devlet başkanı olarak- Gürcistan’ı yönetmekteydi. Dönemi hakkında yolsuzluklarla anılmaya, ülke ekonomisini kötü yönettiği propagandaları ile suçlanmaya başlanmış ve Gürcistan, Avrupa standartlarıyla kıyaslanarak fakir bir ülke olarak lanse edilmişti.

Rusya’nın desteklediği ayrılıkçı bölgeler, Abhazya ve Güney Osetya, Tiflis yönetiminin kontrolü dışında kalmış, yarı ayrılıkçı Aslan Abaşidze yönetimi altındaki Acara bölgesi de fiilen merkezi yönetimin kontrolü dışında çıkmış,

2 Kasım 2003 tarihinde yapılan parlamento seçimleri, ulusal ve uluslararası gözlemciler tarafından izlenmiş, Miheli Saakaşvili seçimlere hile karıştırıldığını öne sürmüş ve onun bu iddiası uluslararası bağımsız (!) kuruluşlarca da desteklenmişti.

Ardından Tiflis’te yönetime karşı gösteriler başlamış, bu gösterilere muhalefet güçlerinin hemen hemen tamamı katılmıştı…

Kasım ayı ortalarında, Tiflis sokaklarındaki gösterilere, Gürcistan’ın kent ve kasabalarında “Kmara” yani “Yeter” adlı gençlik örgütünün organize ettiği gösteriler eklendi.

Gösterilere STK’lar da aktif olarak katıldı. Yarı ayrılıkçı Aslan Abaşidze de Şevardnadze’ye destek verdi; ayrıca Acara’dan Tiflis’e karşı göstericiler yolladı.

22 Kasımda gösteriler doruk noktasına ulaştı. Yeni parlamentonun açılışında Şevardnadze’nin konuşma yaptığı sırada, Saakaşvili’nin önderliğindeki göstericiler ellerinde kırmızı güller olduğu halde parlamento binasına girmiş ve Şevardnadze konuşmasını yarıda keserek korumaları eşliğinde parlamento binasını terk etmek zorunda kalmıştı…

Mısır isyanı: 25 Ocak 2011′den itibaren devam eden ve halkı yönetime karşı seferber olmaya çağıran sokak gösterileri, protestolar ve sivil itaatsizliklerde, “Polis şiddeti, olağanüstü hâl, işsizlik, asgari ücretlerin azlığı, barınma eksikliği, yiyecek sıkıntısı, yolsuzluklar, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve kötü hayat koşulları” dile getirilmişti.

Muhammed El Baradey, Mısır protestolarının Tunus Devlet Başkanının devrilmesi ile sonuçlanan Tunus protestoları ile aynı kulvarda olması gerektiğini ifade etti. Daha önceki yıllarda yerel protestolar zaten yapılıyordu; ancak asıl büyük protesto ve isyanlar, “Öfke Günü” olarak bilinen 25 Ocak’ta başladı ve tüm ülkeye yayıldı. Gösteri tarihi, 6 Nisan hareketi tarafından belirlenmişti…

2011 protestoları, Mısır için “Eşi benzeri görülmemiş olaylar” ve “Yakın tarihin en büyük memnuniyetsizlik gösterisi” diye adlandırıldı. Yabancı bir gazeteye konuşan yerel bir muhabir, Kahire’yi “Savaş bölgesi” olarak tanımlıyordu. Farklı sosyo-ekonomik köklerden ve inançlardan olan Mısırlılar, ilk kez aynı amaç ve eylem birliği için bir araya gelmişlerdi.

Bu eylemler, 1977′deki “Mısır Ekmek Ayaklanması”ndan sonra görülen en büyük protesto eylemiydi.
Daha önce İran’da, sonra da Tunus’ta meydana gelen benzeri gösterilerde, aktivistlerin ve sempatizanların iletişim ve koordinasyonu ile sızdırılan belgelerin paylaşımı Twitter, Facebook, Youtube ve diğer sosyal paylaşım ağları yoluyla yayılmış ve dünyanın dikkatini çekmişti.

2011 Libya İç Savaşı: Mustafa Abdul Celil, Mahmud Jebril ve Charles Bouchard önderliğindeki “Ulusal Konsey” güçleri ile Muammer Kaddafi, Seyfülislam Kaddafi, Khamis Kaddafi ve Ebubekir Yunus Jaber önderliğindeki iktidar güçleri arasında oldu.

Ulusal Konseyin arkasında, başta Fransa olmak üzere emperyalist ülkeler ve Türkiye vardı.

2.217–2,486 asker öldü,
1.502 esir alındı. Yüzlerce tank, askeri araç, hava savunma sistemleri ve alt yapı tahrip oldu.
5,634–7,026 arasında isyancı öldü,
2,886–3,005 kayıp olarak bildirildi. Her iki tarafın ve sivillerin toplam kaybı 25.000– 30.000 ölü, 4.000 kayıp arasında gerçekleşti.

Ülke, Ulusal Geçici Konsey (UGK) ve Libya Sosyalist Halk Cemahiriyesi olarak ikiye bölündü.

Kaddafi yakalandı; fakat yargılanmak yerine vahşice parçalandı…

Suriye ayaklanması: 2011 yılında Suriye’de çıkan çatışma ile “Arap Baharı” adı altında çıkan çatışmalara bir yenisi eklendi. Çatışma 26 Ocak 2011 yılında Beşşar Esed’a karşı başlatıldı. Onlarca protestocunun Suriye İstihbarat Teşkilatı (GSD) tarafından öldürüldüğü iddia edildi. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, “protestocuların öldürülmesini kınadığını” bildirdi.

Ülkede mezhep çatışmalarının çıkmasından endişe ediliyor, Türkiye, komşu devlet yönetimi aleyhine tavır almış durumda ve Suriye iktidarı henüz devrilmiş değil. Karmaşa devam ediyor ve iç çalkantıların şiddeti artırılarak, küresel bir krize dönüştürülmek isteniyor…

-“Diktatörlerden mi yanasın?”
-“Hayır! Ülkemin çıkarlarından yanayım.”
-“Ortadoğuya demokrasi ve özgürlükler gelmesin mi?”
-“Gelsin, gelsin ama o ülkelerin halkları bunu yapsın; BOP projeleriyle bunun olmayacağı kesin.”

Ülkemizdeki manzara ise şöyledir… Sorosçu vakıf, dernek, medya ve cümle işbirlikçilerin asimetrik-psikolojik harekâtı hızla devam etmektedir; kâh öncesinde “Muhafazakâr Müslüman”, kâh sonrasında “homoseksüel” ve “Haham” olduğuna dair hakkında muhtelif rivayetler bulunan bir kişiden zuhur etmiş senaryolar, öne sürülen bazı dijital belgelerle, birçok insan süresi belirsiz tutuklama kararlarıyla özgürlüklerinden mahrum edilmiş, hücrelerde çürütülmekte ve ancak ölünce tahliye olmasına izin verilecek gibi gözükmektedir…

Kuzey Irak ve oradan ülkeye karşı yürütülen terör eylemleri devam etmektedir.
Şimdi bir de Kuzey Suriye meselesini kucağımıza aldık.

-“Analar ağlamasın!”
-“Evet, analar ağlamasın tabiî ki; ağlasın diyen varsa psikopat ya da namerttir
zaten!”

-“Özgürlük olsun!”
-“Olsun; karşı çıkan kim? Fakat sahiden de özgürlük olsun?”
-“Demokrasi olsun!”
-“Olsun; ama gerçekten demokrasi olsun.”

Tutuklular hakkında isnat edilen suçlar, yargı makamlarınca henüz kesin hükme bağlanmamıştır; ancak, “Demokrasi Havarileri” nce hala kitap konusu, yazı içeriği veya medyada gündem konusu edilmekte, gerek kişilere ve gerekse bazı kurumlara pervasızca saldırılmaktadır.

-“Darbelerden mi yanasın?”
-“Hayır, Amerika’nın planlamadığı bir darbe olmaz zaten; olduğunu siz hiç gördünüz mü?”
-“Darbeciler yargılanmasın mı?”
-“Yargılansın, ama darbeciler yargılansın! Ancak, bu yapılırken ABD derin devleti, CIA ve onunla işbirliği yapanlar unutulmasın.”

Özetle, yurt sathında fitne-fesat ve iftira kadroları kol gezmektedir…

Yurt sathında fitne-fesat ve iftira kadroları kol gezmekte…

Ülkemiz üzerinde yürütülen yoğun ve sistematik kara propaganda ile de etkili bir psikolojik harekât sürdürülmektedir. Görünen o ki, emperyalist plan son aşamasına gelmiş, kurumsallaşmış, kişisel kanımca da önlenebilmesi çok zor bir hal almıştır…

Bu ülke halkının, emperyalist çetelerin ekonomik ve siyasal gücü karşısında ağır bir yenilgi aldığını düşünüyorum.

Ancak, işbirlikçi etki ajanlarının, halkın bu grogi (ayakta zor duran, sesemlemiş) haline dahi tahammülleri yoktur.

Onlar, hala “Türk’ün işi belli olmaz” korkusu içindedirler…

Fundamentalist Siyonist kan dökücüler, yerli işbirlikçilerine uzaktan uzağa haykırıyor: “Hey sen, harekete geç, adını ben koyarım!” yahut “Düdüklü şeker öttür, melodiye ben ad takarım!”

Soros’un Düdüklü Şekerleri ve dahi Haçlıların Horozlu Şekerleri ellerine pek de bir yakışmış… Öttürün efendiler öttürün!

Millet de sizi öttürecek!

GezGin