Genel olarak düşünüldüğünde “sinsilik” söz ve eylemlerde alttan alma tavrı diye düşünülse de, sinsi öyle biridir ki, düşmanıyla karşılaşsa nefret ve öfkesini gizlemeyi başarır ve onunla sohbete dalar. Arkasından iş çevirdiği kimseyle yüz yüze gelse, ona övgü dolu sözler söyler. Kötü duruma düşen biriyle beraber, onun acısını paylaşıyormuş gibi gözükür. Hakkında kötü laf edeni bağışladığını, ona kızmadığını söyler. Haksızlığa uğrattığı için öfkeden köpüren kimseyle sükûnet içinde ve onu ikna edici bir tarzda konuşmayı becerir…
Kendisiyle acele görüşmek isteyene sonra gelmesini söyler. Ketumdur, yaptığı işlerin gizliliğini açıklamaz ve henüz karar aşamasında olduğu bahanesine sığınır. Bir şey duymuşsa duymadığını, görmüşse görmediğini, bir konu hakkındaki yaptığı dedikodu yüzüne karşı söylense anımsamadığını; bazen araştıracağını, bazen bilmediğini, bazen şaştığını, bazen zaten kendisinin de öyle düşündüğünü söyler.

Sponsor Bağlantılar

Baş Sinsi, edep dışı fena ve çirkin sözleri, tutkulu paranoyak hayal ve hatıraları ve bir kısım yalanları kalbe attı.

Ve ağzını bozgunculuk yapmak üzere açtı.

Şüpheler oluşturdu “Eyvah!” dedirtti bazen, bazen de Tanrı adına ve elçinin dilinden söylenmiş gibi mukaddes olanla ilgili fısıltılı çirkin sözler söyledi.

Kalplere kuşku, tereddüt ve inkârı yerleştirmek için hünerlerini kullandı. İnsanların ve toplumların ilişkilerini bozmak için uğraştı..

Üfürdü!

Bağların ve bağlılıkların üstüne, iplerin bağlı olduğu yere, düğümlere… Baş Sinsi, öğrencisi Küçük Sinsilere sordu: “Neden düğümleri çözmekle uğraşıyorum, kesmek ya da koparmak yerine?”

-“Bilmeyiz!” dediler hep bir ağızdan Küçük Sinsiler.

El Değmemiş Sıcak Su adlı küçük sinsi sordu: “Sahi, neden zor olanı seçtin, kesmek yerine?”

-“Şimdi beni dikkatle dinleyin!” dedi ve kıkırdayıp güldü Baş Sinsi.
-“Eğer koparmak isteseydim, düğüm sıkışacak ve iplerin direnci artacaktı. Yok, eğer kesseydim, düğümden kurtulmuş olmalarına rağmen, aynı acıyı paylaşmış olduklarından aralarındaki duygu ve dostluk bağları kuvvetlenecekti. Ayrıca kısalmış olacakları için her ikisi de pek bir işe yaramayacaklardı.”
-“Düğüm bir semboldür sadece… Bir arada, birlikte ve beraber olmayı, aynı fikir, kültür etrafında yaşama iradesi göstermeyi; sevgi, dostluk, komşuluk ve her türlü ilişkiyi ifade eder.”
-“Böyle olunca da ilişkiler zorla koparılmamalı, ya da kesilmemeli. Bu, hiç de iyi bir yöntem değildir, sinsilik stratejisinde. Hedefe vardırıcı kalıcı yöntem, düğümü çözmektir; yani iradelerin sarsılmasını sağlayarak ve bağlılıkları gevşeterek ayırmaktır.”
-“Böyle yaparsanız, iki harika sonuç elde edersiniz. Her iki ipi de kullanabilirsiniz ve “ip” adıyla sembolleştirdiğim birbirinden kopmuş grupları itaatiniz altına alabilirsiniz. Şimdi anladınız mı neden düğümlere üflediğimi?”

-“Üfürün!..” dedi,

-“Düğümlerin üzerine!.. Bağlara, Bağlılıklara, sevgilere, anlayış ve kültür birlikteliklerine!..”
-“Bozun!..”
-“Sözleri, sözleşmeleri, vaatleri, duyguları, ortaklıkları!..”
-“Algılar yaratın!..”
-“Benzerlikleri unutturun, farklılıklardan söz edin.. Renkleri, lehçeleri, dilleri ayrılık sebepleri olarak gösterin; fitne-fesat üretin!..”
-“Hayranız!..” dediler Küçük Sinsiler,
-“İhtişamın göz kamaştırıcı!” diye de söylediler ve hocaları Baş Sinsiyi avuçları kızarıncaya kadar coşkuyla alkışladılar..

Baş Sinsi, Tanrı’nın bir arada, bir olmasını istediği şeylerin arasını ayırdı; ilişkilere, sözleşmelere fesat karıştırdı…

Sergilediği onca hile ve tuzaklara rağmen yeterince tesir edemediklerine karşı da en etkili oyununu oynadı; algıda yanılmalar oluşturup, vesvese veren sözler söyledi sessizce, sinsice..

Fısıltı oklarıyla kalpleri nişan alarak hücuma geçti.

Çünkü kalp, her şeyin toplandığı merkezdi; kalp, iyi-güzel, kötü-çirkin iletilen her mesajı kayda almaktaydı; onun için Büyük Sinsi kalbe saldırmayı gaye edindi..

Gözlerinde fena bir haset kıvılcımı, bir alçaklık dolaşıyordu.

İç dünyasından seslenen Baş Sinsi sırıttı, “Musallat Varlığım ben..Vesvese üretir, dağıtırım!..”
Bilgi eksikliği vesveseyi davet etti; vesvese, kirletilmiş bilgiydi, algı yanılmasıydı.

Vesvese, cahillikler kitabından çıkmış sözlerdi…

Mahiyeti bilinmediğinden kalplere yerleşti, müzminleşti.. Mahiyeti bilinseydi eğer tesir edemez, bir köpük gibi sönerdi.

Vesvese, Baş Sinsi ve öğrencilerinin en amansız silahıydı!..

Baş Sinsi ve öğrencileri fısıltıyla konuştu, takıntılar telkin etti; ki onların fısıltıları vesveseden başka bir şey değildi..

Ve sinsiler üfürdü; yaygara koparıp, efsunlar saçtı!

Dostların, dostlukların, toplumların, sevgi bağlarının düğümlerini gevşettiler. Bireysel hataları, toplumsal sorunlarmış gibi yansıttılar. Toplumun tümünü etkileyen olayları, toplumun belli bir kesimine karşı kasten yapılmış olan zulümmüş gibi anlattılar ve dediler ki:

-“Başınızda kırmızı tüy olduğu için zulüm gördünüz; oysa ki başınızda yeşil tüy olsaydı, haksızlık ve zulme uğramazdınız!”

Sinsiler, şüphe ve takıntılar saçtılar!

Takıntılar (Obsesyon): kişinin kontrolü dışında tekrarlayan düşünce ve uyaranlardır. Kişinin zihnini ele geçiren, beynine hükmeden, tekrar tekrar beliren davetsiz düşünceler, dürtülerdir. Takıntılı (Obsesif kompulsif bozukluk) olanlar, genellikle takıncın kendi zihinlerinin ürünü olduğunu bilir, ancak kontrol edemezler ..

Takıntılı olanlar, takınçlı tekrarlayıcı davranışlar (ritüel) gösterirler. Tekrarlayıcı davranışları gerçekleştirmeye kendilerini mecbur hisseder ve sürdürürler.

Hem takınç, hem de sıklık böylelerinin yaşamını ele geçirmiştir; bu bakımdan Baş Sinsi’nin öğrencileri takıntılı, bozuk karakterlerdir..

Sinsiler, Baş Sinsi’den aldıkları yetkiyle fısıltılı sözler söylediler kulaklara;

-Bende yok, onda da olmasın,Hased”i
-Bende var, onda olmasın,Buhl”ı
-Onunki de benim olsun,Şuhh”u telkin ettiler, çekememezlik gibi çirkin duyguları kışkırttılar..
-Onun var, bende de olsun, sakıncası olmayan “Gıbta” isteğini,
Ve Tanrı’nın istediği;
-Bende var, onda da olsun,Sehavet”i
-Benim değil, onun olsun,Îsâr”ı
-Bende yok, ama onda olsun,Cûd”u körelttiler, dayanışma ve paylaşma gibi güzel hasletleri unutturdular. Sinsilerin gözleri de, Baş Sinsi’nin gözleri gibi fena bir haset kıvılcımı, bir alçaklıkla bakıyordu…

Sinsilerin fısıltılıları dalga dalga yayıldı!

-“Bizim çocuklar başardı!..”Graham Fuller, 12 Eylül darbesinin ardından Washington’a,  “Bizim çocuklar başardı” kriptosunu geçmişti.

Halen Kanada’da Vancouver’da Simon Fraser Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Fuller, Kuzey Irak’ta kurulacak bağımsız bir Kürt devletinin Türkiye’ye entegre olacağından söz etmiş ve “Bu entegrasyonun başkenti ise Diyarbakır olur” demişti.

Radikal gazetesine konuşan Fuller, Kürt hareketinden sola, İslami hareketlerden AKP’ye kadar son dönemlerdeki gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulunmuş,

-“Ben bütün hayatımı, dünya genelindeki Müslüman dünyasında Müslüman hareketlerini çalışmaya harcadım. Türkiye, Müslüman Kardeşler ve Arap dünyasından bahsettiğimde de bunu geniş bir perspektifte görüyorum” diye de söylemişti.

Sinsiler üfürdü!

Dostların arasına… Bağlılıklara, birlikteliklere, sevgi ve hatıralara ve kültürlerin üzerine…

İran Parlamentosu Savunma ve Dışişleri Komisyonu Başkanı Brujerdi, ABD ve onun müttefiklerinin Mısır’ı kaybettikten sonra Siyonistlere destek için Suriye’yi karıştırdıklarını belirtmişti.

Sinsiler efsunlar attı!

Sözleşmelerin, vaatlerin üzerine; iplerin bağlı olduğu yerlere, yani düğümlere…

Alaaddin Brujerdi, Türkiye’yi Suriye konusunda ilkesiz politika izlemekle suçlamış ve “Görüşmelerin İstanbul’da yapılması uygun olmaz” demişti.
Tahran merkezli Etemad gazetesine konuşan komisyon başkanı, Türkiye’nin ilkesiz politikaları nedeniyle, görüşmelerin İstanbul’da yapılmasının yararlı olmayacağını, İstanbul’un yerine, Irak’ın başkenti Bağdat’ın uygun olduğunu ifade etmişti (Bu gerginliğe rağmen toplantı yine de İstanbul’da yapılmıştı).

Sinsiler dostlukları bozdu!

Komşuları birbirine düşürdü…

İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanvekili İsmail Kevseri, “Maalesef, Türk yetkilileri yeterince dürüst değiller; çünkü kendi sözlerini söylemiyorlar. Ankara, bir nevi dünya emperyalizminin taşeronu ve aracı haline gelmiştir. Erdoğan ve Türkiye’deki karar vericiler, kendileri karar veremiyor ve onlara dikte edilenleri yapıyorlar” demişti.

Aynı komisyonun üyesi Hüseyin İbrahimi “Erdoğan sürekli füze kalkanı sisteminin İran için tehdit olmadığını belirtiyor. Bu da onun dürüst olmadığını gösteriyor; çünkü bu sitem kesinlikle İran’a karşı kurulmuştur” diye söylemişti.

Sinsiler gönüllere ayrılık tohumları attı!

Kardeşler arasındaki dayanışma ve sevgi bağlarını zayıflattı ve düğüm çözüldü çözülecek artık…

İran, Irak ve Suriye’deki Kürtlerin katılımıyla yapılan “Kürt Dil Konferansı”nda, bir süre önce, “Ey Rakip” adlı Kürt marşının okunmasının ardından, Kuzey Irak’taki bölgesel Kürt yönetiminin resmi bayrağı açılmış, kendilerine “Dicle Fırat Diyalog Grubu” adını veren bir grup da, 1 Mart 1979’da ölen Bölgesel Kürt yönetiminin başkanı Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani için anma programı düzenlemişti.

Sonuç bildirgesi öncesi konuşan DTK Eş başkanı Ahmet Türk, “Dünya bilsin ki artık Kürtler köle olarak kimliksiz yaşamayı kabul etmemektedir. Gün özgürlük ve birlikte olma günüdür” demiş, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de, “Dil temeldir ve bir halkı halk yapan mayadır” diye konuşmuştu.

Ve Sinsiler, Baş Sinsi tarafından huzura alındı ve iltifatlar edildi, büyük büyük hayaller gösterildi.

Ortadoğu’da, Ralph Peters/Rice haritaları bağlamında sınırların “mezhep” gerçeğine göre yeniden çizildiği görülüyor. Birinci Dünya Savaşı sonrası bölgede; etnisiteye bölerek çizilen Sykes/Picot haritaları raf ömrünü doldurmuş olmalı ki, din ve mezhep ayrışmasına gerek duyuldu.

Irak’taki Amerikan sisteminin baş aktörü Barzani, 29 Mart 2012’de Oval Ofis’te, A protokol uygulanarak başkan Obama tarafından “President!” denerek karşılandı.

Herhalde Barzani, 4 ülkede yerleşik bir etnisitenin başkanı olduğu için onurlandırılmıştı(!)

Muhtemeldir ki, o 4 ülkede istenildiği zaman mikro milliyetçi hareketler karıştırıcı/şekillendirici olarak kullanılacaktır.

Vesvese kalbin sözü değildir.

Gerçek, karanlıkları yararak çıkan ışıktır. Şeytanın sözcüsü ve işbirlikçileri ise fitne-fesad, şer üretirler.
Dostların, komşuların, ilişkilerin arasını açarlar.

Yalan, ışıksız bir karanlık.. Öyle nefes alıp verenler var ki düğümlere üflerler. Haset (pahl) içinde kıvranırlar, her hasede kapıldıklarında ise hurafeler ve düşmanlıklar üretirler.

Karanlıklardan, gerçeklerin ışığına sığınırım!
Gerçeklerin aydınlığına. Gerçeklerin sahibine… Gerçeğin ta kendisine!
Örtülü ve karanlığa saklanan sinsilerin şerrinden… Ki onlar, gönüllere vesvese okları atarlar.
İster saklanan-bilinmeyen, ister insanların arasına karışıp da görünen, yüzü maskeli ve sinen, sinsililerin şerrinden!

GezGin