-“Numaranı annenden aldım, sesini duymak istedim sadece…” telefondaki kadının sesi heyecandan titriyordu…
-“Şimdi mi?” dedi erkek,
-“Şimdi mi aklına geldim?”
Kızgın bir ses tonuyla konuşmuştu erkek ve yıllar geçse de telefondaki sesi tanımıştı…

Sponsor Bağlantılar

-“Hayır! Hep aklımdaydın, seni hiç unutmamıştım ki zaten…” dedi kadın,
-“Duygusal konuşmanı istemiyorum!”
-“Sen benim tek aşkımsın!” dedi kadın, sesi boğuluyormuş gibi çıkmıştı..
-“Sus!” dedi erkek,
-“Duymamış olayım, böyle konuşmamalısın!”

Kara zeytin parlağı iri gözleri buğuluydu…

Gurbet o kadar acı ki ne varsa içimde şarkısını söyleyen delikanlı ud çalıyordu. Delikanlının dizlerine, kollarını dayamış olan genç kızın bakışlarında mutluluk ve hayranlık ifadesi vardı. O an, iç dünyasında seyrettiği filmin başrolündeki kadın oyuncusuydu o… Senaryosunu aşk perileri kanatlarıyla getirmiş olmalıydı… Ne de hoş hayaller kurmuştu içinden kim bilir?

Soğuk bir kış günüydü, el ele, ekmek almak için fırına doğru yürüyorlardı. Planlanmış bir buluşma değildi bu, sabah dışarı çıktıklarında tesadüfen karşılaşmışlardı…

Sıkı Giyinmemişti, üşüyordu…

-“Ellerim üşüyor!” dedi genç kız ve delikanlının elinden tutuverdi;
-“Ellerin nasıl da sıcakmış, Bak şimdi hiç üşümüyorum!” dedi,
-“Belki inanmayacaksın ama terlediğimi bile söyleyebilirim” diye de eklemiş ve delikanlıya bakıp tebessüm etmişti…

Hâlbuki delikanlının sıcaklığı değildi elinde hissettiği, yüreğine düşen aşk ateşinin hararetiydi…

-“Yine ud çalıyor musun?” diye sordu,
-“Hayır!”
-“Neden?” dedi kadın,
-“Lütfen bana, ‘Gurbet o kadar acı ki’ yi söyler misin?”
-“Hayır!” dedi erkek,
-“Artık şarkı filan söylemiyorum, hele özellikle bu şarkıyı asla… Hem, ud’u da kırdım!”
-“Of ya!” dedi kadın, çok üzülmüştü,
-“Anısı yok muydu onun, nasıl kıyabildin?” diye söyledi.

Cevap vermek istemedi erkek, sessiz kalmayı yeğledi, derin bir nefes alıp bıraktı…

-“Hatırlar mısın, birlikte fırına gidiyorduk hani ve elinden tutmuştum… İtiraf edeyim ki, o an, elinden tuttuğumda ve sende elimi avucunun içine aldığında, inanılmaz derecede heyecanlanmış, mutlu olmuştum; sanki dünyalar benim olmuştu… Yemin ediyorum ki, işte o an soğuğu bile hissetmemiştim, elinden elime ve sonra tüm bedenime sıcaklığın yayılmıştı sanki…”
-“Benimde!” deyiverdi erkek, hafifçe ve eliyle telefonu kapatarak…
-“Ne dedin hayatım? Güzel bir şey söylediğinden eminim ama… Söyle aşkım ne dedin?”
-“Daha önce uyarmıştım değil mi?”
-“Gurur yok mu sende hiç!” dedi erkek öfkeyle,
-“Duygusal konuşmanı istemiyorum dememiş miydim ben, sana!”
-“Hayır, hayır! Yanlış anlama” dedi kadın telaşla,
-“Seni baştan çıkarmaya çalışmıyorum. Annem ve herkes seni sevdiğimi biliyordu…” Sesi titriyordu kadının,
-“Annem bana ve sevdamıza saygı göstermedi, senin yokluğunu fırsat bilip bana kıydı! Sana o zaman söyleyemediklerimi, hiç olmazsa şimdi telefonda söylemek istiyorum. Lütfen izin ver, konuşup, içimi dökmek istiyorum…”

Ara vermeden konuşuyordu kadın…

-“Ben her zaman seni sevdim!” dedi, “ve sonsuza kadar da seni seveceğim!” deyip ağlamaya başladı.
-“Peki, tamam… Anlıyorum seni, ağlama artık!” diyerek teselli vermeye çalıştı erkek ve
-“Fakat bu, hâlihazır gerçekleri değiştirmiyor…” dedi,
-“Okumak için memleketten ayrıldığım o günleri hatırlıyorsun değil mi?”
-“Evet! Hatırlamaz olur muyum hiç…”
-“Seni arayamadım biliyorsun, cep telefonumuz da yoktu…”
-“Hı hı, evet!”
-“Seni sevdiğimi ve her şeyim olduğunu vedalaşırken söylemiştim sana ki, ben böyle sözleri hiç kolay söyleyemem…”
-“Evet, canım, biliyorum!”
-“Bir yıl sonra geri döndüğümde…”

Boğazını temizledi erkek, yüreğinde duyduğu derin acıyı hissettirmemeye çalışıyordu…

-“Sen, evet sen evlenmiştin, ziraat teknisyeni biriyle…”
-“Fırınlarda yaktım sana olan aşkımı, sevdamı!”
-“İçimde öldürdüm, seni yok ettim yüreğimde! Gönül yangınlarımda yaktım hayalini… Acılarımın kahredici basınçlarıyla kristalize ettim bedenini…”
-“…Ve pırlanta yüzük yaptım, cesedinin külünden!”

Kadın hıçkıra hıçkıra ağlayarak karşılık verdi…

-“Korkunç bir hüzün veren, kahredici, fakat aynı zamanda olağanüstü güzellikte sözler bunlar…”
-“Elveda Sa…” ismini anmak istemedi erkek ve…
-“Elveda hanımefendi!” dedi.
-“Yapma ne olur! Böyle gitme, vedalaşma benimle!” diye adeta yalvardı kadın…

Erkek elindeki telefonu fırlatıp atmış, kadının son sözlerini duymamıştı bile… Gerektiği gibi kırılmadığını görünce de telefonu ayağının altında iyice ezip parçaladı, telefon kartını da…

Yıllar öncesinde kalmış olması gereken ve bastırdığı, unuttuğunu sandığı anılar, ne kadar da taptaze, nasıl bu kadar canlı kalabilmişti…

-“Küçük üzüntüler konuşur, büyük dertler dilsizdir!” diye söylendi.

Ve
ellerini cebine soktu ve ağır ağır yürümeye başladı; “Gurbet o kadar acı ki, ne varsa içimde…” şarkısını mırıldanarak…

GezGin