Anlatamıyorum, anlamıyorlar… Bu kadar güçsüz olan ben miyim? Bunu mu söylemeye çalışıyorlar? Hesap soruyorlar; tek yapabildikleri, en iyi yapabildikleri şeyi yapıyorlar belki de, neden davranışlarımı birilerine açıklamak zorundayım ki? Neden bir kez olsun sorgulamadan benim yanımda durmuyorlar? Bir kez olsun kabullenip işime karışmadan duramıyorlar.
Soru işaretleri… Bir sürü soru işareti sahip olduğum tek şey. Bunu kendime ben mi yapıyorum, bilmiyorum. Geri dönüşü olmayan birçok yola girdim belki. Ya da dönüşü olan ama bu dönüşlerde beni karşılayacak kimsenin olmadığı yollara.

Sponsor Bağlantılar

“Bir oyun içindeyim. Oyunun kurallarını ben koydum aslında ama oyunu oynamayı hiçbir zaman öğrenemeyecekmişim gibi bir his var içimde. Yoksa daha en başında oyunu ben kurmadım da içinde ki taşlardan biri miydim sadece?” böyle hissettiğimi mi sanıyorsunuz?

Cevaplayabilecek misiniz sorularımı? Size sorsam yanıtlayabilecek misiniz? Karmaşık bir oyunun içinde buldum kendimi, bu oyunda yer alabilecek misiniz siz de? Sormayın o zaman, eğer var olmayacaksanız sormayın. Devam etme direncimi kırmayın benim. Her seferinde umutlarımı bir kez daha söndürmeyin.

Kalkıp yürürüm yine, arkama bakmadan ve sessizce. Bir yola daha girerim. Geri dönemezsem eğer bir başka kavşağa saparım. Yanımda yürüyebilecek misiniz? Her kayboluşta bu labirentin içinde benim gibi kalkabilecek misiniz tekrar? Teklif bile etmeyin o zaman yoldaş olmayı. Kendi aydınlığınızla devam edin koşuşturmacanızda. Ben de kendim aydınlatayım yolumu.

Nasıl görünüyorum uzaktan? Güçsüz, perişan hatta gurursuz belki. Biliyor musunuz sebeplerimi? Ne hissettiğimi anlayabiliyor musunuz? Ne kadarını taşıyabileceğimi ya da nerede düşeceğimi biliyor musunuz, haberiniz var mı sınırlarımdan? Yok diyorsanız, anlatmadın diyorsanız siz anlatın o zaman; fazladan bir şey bilmeden bana hak verebilecek yüreğe sahip misiniz? Yorum yapmayın o zaman hakkımda, bilmeyin, hiçbir şey düşünüp konuşmayın ya da. En güzeli davranmayın bana.

Size karanlık görünen ama her bir dönemeçte ışığın daha çok yaklaştığı labirentimde kaybolayım ben de. Fark bu işte; siz labirent diyorsunuz bense strateji oyunu, siz karanlık diyorsunuz bense umut, siz piyonsun diyorsunuz bense bu oyunu ben kurdum diyorum. Siz bana inanmamayı seçerken ben kararlı bir şekilde ilerliyorum tıpkı satranç oynar gibi, şaha gitmek için atımdan, filimden ya da piyonlarımdan vazgeçiyorum. Siz benim kaybedilen taşlardan biri olduğumu düşünürken ben onları kendim gözden çıkarıyorum. Duyabildiniz mi şimdi sesimi, anlatabildim mi biraz da olsa? Soracak mısınız yine? Sormayın…