Etrafınızda, din ahlakını yaşamaya samimi niyeti olmadığı için sürekli bahaneler öne sürüp, ibadetlerini ileriki tarihlere erteleyen insanlarla çok karşılaşmışsınızdır. Her zaman bahaneleri hazırdır. Ev işleri, çocuklar, arkadaş toplantıları, derken ibadet edecekleri vakitleri kalmadığından şikâyet ederler.

Sponsor Bağlantılar

Yine iş seyahatleri ve toplantılardan başlarını kaşıyacak zamanları olmadığını söyleyen bu insanlar, çoğu zaman bütün bu telaşların son bulduğu, emekli oldukları, çocukları iş güç sahibi yapıp evlendirdikleri yaşlılık dönemlerinde ibadet edeceklerini söyleyip kendilerini kandırırlar.

Oysa atladıkları çok önemli bir gerçek vardır ki, yaşlılığa ulaşmak konusunda hiç kimsenin asla bir garantisi yoktur. İbadetleri ertelemek, ahireti ve ölümü düşünmeyen ve kendilerine uzak gören insanların düştüğü bir gaflettir. Kimsenin ölüm konusunda bir sözleşmesi yoktur. Aldığı nefesi dahi vereceğini bilemeyen insanın ibadetler konusunda gevşeklik göstermesi, kendisini geri dönülmez bir azaba sürükleyebilir. Ünlü İslam alimi İmam Gazali de bir sözünde insanın ilerisi için yaptığı planları uygulamaya belki de hiç fırsatı olamayacağına ve ölümün yakınlığına şöyle değinir:

”Nice nefes alanlar vardır, aldıkları son nefesi geri vermeden ansızın ölüm onları yakalamıştır. Öyleyse gerçekte senin sahip olduğun sadece bir nefesten ibarettir; ne bir gün ve ne de bir saat! Bir nefesi bile geçirmeden Allah’a itaate ve tövbeye yönel. Belki de ikinci bir nefese erişemeden ölüm seni yakalar! İmam Gazali, Cennete Doğru, (Yedi Geçit), Minhacü’l-Abidin, sf. 118)

Bir ayetinde “Ertelemek ancak inkarda artıştır…” (Tevbe Suresi – 37) buyuran Rabbimiz, ibadetler konusunda gösterilen gevşekliğin, inkarı artırdığına dikkat çekmiştir. İnkâr edenlerin varacağı son ise, göz ardı edilemeyecek kadar gerçek ve acıdır.

Artık gerçekten o inkar edenlere şiddetli bir azap taddıracağız ve yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız. (Fussilet Suresi -27)

İnsanların erteledikleri bazı konulara örnek verecek olursak; “Onlar, ‘tümüyle boş’ şeylerden yüz çevirenlerdir” (Mü’minun Suresi – 3); ayetinde belirtildiği gibi, ahiretlerine hiçbir yarar sağlamayan işlerle vakit geçiren insanlar, bu kez de yapıyım bir daha yapmam diyerek, ayette belirtilen ibadeti kaçırmış olurlar. Öfkelerini yutmak, sabırlı olmak, namaz kılmak, Kuran okumak, infak etmek, Allah’ı anmak, güzel söz söylemek, Allah’ın dinini yaymak ve daha pek çok ibadet konusunda gevşeklik göstererek, sürekli ileriki tarihlere ertelerler.

Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırdetmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? (Al-i İmran Suresi -142)

Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever. (Bakara Suresi -195)

Erteledikleri her konuda da her zaman bahaneleri vardır. Ertelemelerindeki en önemli sebep ise, ibadet etmeye başladıklarında, dünyevi zevklerden mahrum kalacaklarını düşünmeleridir. Oysa Rabbimiz, Kuran’ın birçok ayetinde nimetlerini müminlere hem dünyada hem de ahirette sunduğunu bildirmektedir:

“… İnsanlardan öylesi vardır ki: “Rabbimiz, bize dünyada ver” der; onun ahirette nasibi yoktur. Onlardan öylesi de vardır ki: “Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru” der. İşte bunların kazandıklarına karşılık nasibleri vardır. Allah, hesabı pek seri görendir.” (Bakara Suresi, 200-202)

İnsanlar, Allah’a gereği gibi kul olamamaları konusunda vicdanlarını bastırıp, içlerini rahatlatmak için bahaneler öne sürseler de, gerçeklerden asla kaçamazlar. Vicdanlarını mazeretlerle susturan bu insanların sonu, bir ayette şöyle haber verilir:

“Zalimlere kendi mazeretlerinin hiçbir yarar sağlamayacağı gün; lanet de onlarındır, yurdun en kötüsü de.” (Mümin Suresi -52)

İnsanın tek yapması gereken şey, sabah yatağından kalktığı anda, Allah’ın rızasını kazanabileceği bir güne daha sağlıklı başladığı için Rabbine şükretmek ve gününün her saniyesini Allah’a adayıp, O’nu razı edecek ve O’na yakınlaşabilecek vesileler arayarak salih bir kul olmaya çalışmaktır. İnsan ancak bu şekilde huzura ve mutluluğa kavuşur ve ahirette kurtuluşa erenlerden olmayı umut edebilir.

Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakının ve (sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile arayın; O’nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz. (Maide Suresi – 35)

İnsan, biraz çaba sarf edip irade göstererek Allah’ın da izni ile sonsuz cenneti kazanabilecekken, şeytana uyup tembellik ederek, ibadetlerini sürekli erteleyip, hem bu dünyasını, hem de ahretini kaybedeceğini asla unutmamalıdır. Ertelemekten vazgeçen ve ibadetlerinde kararlılık gösteren insan, samimiyeti ölçüsünde, kısa zamanda imani bir olgunluk ve derinliğe erişebilir.

“O gün, ‘sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)’ yalnızca Rabbinin Katıdır. İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir.” (Kıyamet Suresi -12–13)

İbrahim Akın