İnsanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Hâlbuki bilgi mazidir, hikmet ise istikbal…

Sponsor Bağlantılar

Zamanın birinde huzur ve sükûn adası olan “Devler Ülkesin” de, zorbalık ve hile ile güç gösterisi yapan kabadayı bir dev peyda olmuş,

Küstah mı küstah, hilebaz mı hilebaz…
Gücü yettiğine zulmeder, yetmediğine hile yapıp alt edermiş.

Cesaret, güç ve adaleti ile şöhret bulan Devler Ülkesi Reisi, “artık bu küstah devin cezalandırılma vaktidir” deyip, harekete geçmiş…

Küstah Dev’in, Büyük Dev’e karşı koyacak ne cesareti, ne de gücü varmış, olanca kabadayılığına rağmen, ölüm korkusuyla titremeye başlamış.

Büyük deve karşı koyacak kadar güçlü olmadığını en iyi bilen de yine kendisi imiş. Bir kurtuluş yolu, bir tedbir düşünen Küstah Dev’in eşi, onu ölümden kurtaracak bir yol bulduğunu söylemiş…

Ecel terleri dökmekte olan Küstah Dev, hanımının bulduğu tedbirin işe yarayıp yaramayacağından emin olmasa da çaresiz uymak zorunda kalmış.

Eşi, onu yatağa yatırmış, üstüne bir yorgan örtüp, sadece ayaklarını açıkta bırakmış.

Bu arada, Küstah Dev’in yerini öğrenen Büyük Dev, gök gibi gürleyerek kabadayının inine girmiş

Ve…

Nerede o!” diye haykırmış.

Küstah Dev’in eşi, soğukkanlılıkla elini dudaklarına götürmüş ve “Sus!” demiş, yatağı işaret ederek de,

Sus, çocuk uyuyor!” diye uyarmış.

İşte tam da o an, orada,

Büyük Dev’in cesaret ve öz güveni irtifa kaybetmeye başlamış.

Güç-kuvvet, celadet-haşmet ve izzetiyle Devler Ülkesinde haklı bir saygıya layık olan ve çekinme hissi uyandıran Büyük Dev’in gözleri yorganın altındaki kocaman ayaklara takılmış,

“O da ne!”

“Bu ayaklar neredeyse benimki kadar!”

“Çocuğun ayakları bu kadarsa, kim bilir babasının cüssesi ne kadar?”

İlk defa korkuyla ürperivermiş.

Kısa sürede bu ürperti büyümüş büyümüş, tüm benliğini sarmış.

Öz güveni kaybolmuş, kimyası bozulmuş ve içindeki korku yüzüne de yansımış…

Ne bir adım atacak takati, ne el kaldıracak hali kalmış.

Gerisin geri dönmüş ve kaçar gibi Küstah Dev’in ininden ayrılmış.

Bu davranışıyla o, sadece cesaret ve onurunu değil, iktidar ve saygınlığını da yitirmiş.

Büyük Dev, bir hata yapmıştır sadece… Yorganı kaldırıp da altında ne var bakmayı akıl etmemiş…

Başkalarının planlarıyla hareket etmek zorunda mıyız?

Aslında Türkiye dev bir ülke, böyle olduğunu da dünya âlem biliyor, sadece bilmeyen kendisi; çünkü yorganın altında ne var, açıp bakmıyor…

Oynanan oyunların arka planında ne olduğuna bakmamak gibi küçük bir hata yapıyoruz sadece…

Emperyalizmin ürettiği Hollywood senaryolarını seyretmek ve inanmak zorunda mıyız?

Tek bir şey,

Yorgan kaldırılıp, ayakların sahibine bakılmalı…

Suriye’ye müdahalenin, ABD dışındaki bir ülke tarafından yapılması bir emperyalist ağaları bir planı ve isteğidir.

Bu, “Yeni Dünya Düzeni”ne giden yolda Ortadoğu’yu baştan başa tasarımlama stratejisinin önemli bir adımıdır.

Asya- Pasifik Bloku, yani Rusya- Çin- Hindistan, bu planın uygulamasındaki en ciddi engellerdir.

Komşunu sev ama bahçe duvarını yıkma!

Ortadoğu’nun kapısını kırmak için Türkiye, koçbaşı gibi kullanılmak istenmekte, kamuoyunu ikna için Suriye yönetimi aleyhine yoğun ve sistemli bir propaganda kampanyası sürdürülmektedir.

Suriye’de sokaklar kan gölüne dönerken Esad ailesi Harry Potter izleyip alışveriş yaptı.” dendi, (Medya)

Katliam olurken Esad ailesi eğleniyordu” dendi. (16 Mart 2012 tarihli gazeteler.)

Esad’a “Esed” demek moda oldu. (Görsel ve yazılı basın)

Esad’ın e-postaları güya sızdırılmış, Bir kadınla ilişkisi varmış (!)” diye söylentiler çıkarıldı.

Daha önce de Kaddafi için “Sarayındaki hemşireleri seks kölesi olarak kullanıyor” haberleri yayılmıştı.

Ya da, “Saddam’ın oğulları toplu seks partileri yapıyorlardı” düzmeceleri…

Her gün Suriye güvenlik güçlerinin çok sayıda sivili öldürdüğünden, yerleşim yerlerini gaddarca bombalandığından söz ediliyor..

Kaynak kim?  “Aktivistler!”

Ya da “Muhalifler”

Mütemadiyen çalışmakta olan emperyalist kara propaganda mekanizması ve onun yayın ağlarından gelen haberler…

Kimmiş bu aktivistler?

Haber oluşturuluyor, biçim ve şekil verildikten sonra da hazırlanan yalan hapları bütün dünyaya yutturulmaya çalışılıyor.

Medya da bu iğrenç oyuna alet ediliyor.

Danny Dayem unutuldu mu?

Hani şu “Katliam var, bir- kaç yüz kişiyi öldürdüler!” diyen ve bütün haber kanallarında gösterilen,

Danny Dayem…

Hani kısa süre sonra gerçek görüntüler ortaya çıkmıştı da, Danny Dayem’in iğrenç yalanlarının ardında, cep telefonuyla talimat veren Anderson Cooper’ın olduğu anlaşılmıştı.

Sahibinin sesi Cooper şöyle konuşuyordu:

230 kişi öldürüldü de!

İşin kötüsü ülke halkını inandırmaya çalışıyorlar bu düzmecelere ve görünen o ki inanmaya hazır olanlar da var.

Eski zaman insanı utanınca kızarırdı; şimdiki zaman insanı kızarınca utanıyor…

Bu fitne-fesat mekanizması, Suriye yıkıma uğrayıncaya ve İran bulunduğu alandan çıkarılıp, Suriye üzerinde vuruluncaya kadar -bir mucize olmazsa şayet- susmayacak.

Oya gibi işlenmiş, önceden her ayrıntısı gözden geçirilmiş, titizlikle ve itina ile hazırlanmış, çok yönlü, çok amaçlı Hollywood yapımı bir film izlemekteyiz.

Dikkatlice araştırma yapmadan, üzerinde kafa patlatmadan anlaşılması zor olan küresel bir oyunun tam da içinde, göbeğinin tam ortasında bulunuyoruz.

Uğursuz bir Siyonist-Masonik duvar örülmekte, duvarcı ustasının çekici Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasının tepesine inmekte ve şaşkınlıkla seyretmekteyiz…

Gailesi eksik olmayan ve adına “Dünya” denilen kürenin akıllı canlıları!

Bu kalplere bir sesleniştir:

“Yavaş çekim 3. Dünya savaşına doğru adım adım ilerlemekteyiz. Farkına varıp, anlayınız!”

Kadınlar, yaşlılar, huzur içinde ömrünü tamamlamak isteyen insanlar ve gelecek nesiller için,

Hiç olmazsa,

Dünyada yaşamaya hakkı olan şu anki çocuklar için durması, durdurulması lazım bu çılgınlığın!”

Ne zaman ki son ağaç kuruyacak, son balık tutulacak, son ırmak zehirli akacak, o zaman anlaşılacak paranın karın doyurmadığı…

GezGin