Kuran kıssalarında almamız gereken pek çok ders olduğu gibi, bilimin geçtiğimiz yüzyılda bulduğu çok sayıda detaya da işaretler vardır. Örneğin Hz. Süleyman kıssasında karıncalar arasındaki iletişime dikkat çekilmiştir.

Sponsor Bağlantılar


Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: “Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp geçmesin.” (Neml Suresi, 18)

Geçtiğimiz yüzyılda yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bu küçücük hayvanların son derece organize bir sosyal hayatları ve aralarında sistemli bir iletişim ağları vardır. National Geographic dergisinde yayınlanan bir makalede bu konudan şöyle bahsedilmektedir:

Büyük veya küçük herhangi bir karınca, başındaki karmaşık duyu organlarıyla, milyonlarca hatta daha fazla kimyasal ve görsel sinyalleri yakalar. Beyin 500.000 sinir hücresi içerir; gözler birleşiktir; antenler insandaki burun ve parmak ucu gibi hareket eder. Ağzın altındaki projeksiyonlar tadı algılar, kıllar dokunmaya karşılık verir.  (National Geographic, c. 165, no. 6, s. 777)

Dışarıdan bakıldığında anlaşılmasa da, son derece duyarlı işitme organlarına sahip olan karıncalar çok değişik bir iletişim yöntemi kullanırlar. Avlanırken, yuvalarını inşa ederken, savaşırken ya da birbirlerini takip ederken daima duyu organlarından faydalanırlar.

Karıncalar iletişim kurarken, iletişim kurdukları konuyu anlatacakları farklı tepkilere sahiplerdir. Acil durum, besin yerini haber verme, gruplaşma, toplanma… (Bert Hölldobler-Edward O.Wilson, The Ants, Harvard University Press, 1990, s. 227) Bu tepkiler sayesinde düzenli bir toplum yapısı meydana getiren karıncaların, çoğu zaman insanların dahi konuşarak başaramadığı, haberleşmeye dayalı disiplinli ve paylaşımcı bir hayatları vardır.

Karıncalar, salgıladıkları “feromen” adı verilen kimyasallar vasıtası ile haberleşirler. Karınca feromenleri üzerinde yapılan araştırmalar, tüm sinyallerin koloninin ihtiyaçlarına göre salgılandığını ortaya çıkarmıştır. Salgılanan bu kimyasalın yoğunluğu, durumun aciliyetine göre değişiklik göstermektedir. (Bert Hölldobler-Edward O.Wilson, The Ants, Harvard University Press, 1990, p. 244)

Karıncaların, iletişim kurmak için yaptıkları bu karmaşık sistemi bilmeleri için detaylı bir kimya bilgisine sahip olmaları gerekmektedir. Karıncalar hakkında bu kadar detay bir bilginin bilinmesine imkân olmayan bir devirde bu bilginin Kuran’da yer alması, Kuran’ın bilimsel mucizelerinden yalnızca biridir. Bu bilimsel sonuca ulaşan kişinin Müslüman olup olmamasının hiçbir önemi olmadığı gibi, Kuran’da bu bilginin var olduğu gerçeğini de değiştirmeyecektir. Karıncayı da, bilim adamını da, bilimi de yaratan alemlerin Rabbi olan Allah’tır.

Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir. (Hac Suresi, 46)