İnanmak istesek de istemesek de her arkadaşlığın bir son kullanma tarihi vardır. Ve o tarihin geçtiği vakti fark etmezsek er ya da geç inciniriz.

Ya da elektrikli cihazlar gibidir arkadaşlıklar. Annelerimizin de söylediği gibi her elektrikli cihazın aralıksız çalışması mümkün değildir, dinlendirilmeleri gerekir. Fakat bizler öylesine kaptırıyoruz ki kendimizi kabloların tutuştuğunu fark etmiyoruz. Burnumuza gelen yanık kokusunu bile duymazdan geliyoruz. İşte bunun adı da güven.
Birine her koşulda güvenebilmeyi, her söylediğine inanabilmeyi gerektirir arkadaşlık. Ama bir yerlerde yanlış bir kodlama olduysa bu güvenin yerini şüphe almaya başlar ve zamanla karşınızdaki tanımadığınız birine dönüşür. Eğer sizin de o güne kadar biriktirdiğiniz pek çok yükünüz varsa hepsini bir anda boşaltmak istersiniz. Fakat ne acıdır ki yüklerinizi sırtınıza bağlayan ipler öylesine derin kesikler bırakmıştır ki omuzlarınızda hiç beklemediğiniz insanların merhemlerine muhtaç olursunuz. Bu merhem bazen sadece yaranızı iyi etmekle kalmaz, yürüyüp devam etme gücü de verir size. İşte o anda şifacınıza dört elle sarılırsınız. Ne olacağını ve nereye gittiğinizi bilmeden…

Sponsor Bağlantılar

Dümeni şifacıya teslim etmeniz daha da çok kızdırır arkadaşınızı. Fakat öfke gözünü o kadar bürümüştür ki bırakın size hak vermeyi sizi ne kadar incittiğinin farkına bile varmaz.

Siz ise yeniden umut edebileceğinizin günlerin gelmesini bekleyerek silah arkadaşlarından birini daha geride bırakan bir asker misali savaşa devam edersiniz. Ta ki yeni bir umut ışığını görünceye kadar. Fakat bir süre sonra onu da kaybedeceğinize inanırsınız ve onu korumak için elinizden geleni yaparsınız. Ancak hepimizin unuttuğu şey şudur ki mum kapalı bir fanusa konulduğunda çok geçmeden sönüverir.