“Olur olmazın sözüne yiğit baş koşmamak gerek
İşin baş etmeyen yiğit, kaynayıp coşmamak gerek…” (1)

Sponsor Bağlantılar

Yıl 2012, Ağustos
Türkiye ve çevresindeki genel manzara şöyledir:
.Kürecik “Füze Kalkanı Projesi” ile Türkiye kendi eliyle başına kırmızı elmayı koymuş, duruyor…
.Küresel siyaset, Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasını demokrasi, insan hakları, özgürlükler yalanıyla binlerce insanın kanı pahasına iç karışıklar çıkartıp, tasarımlıyor…

.“Yeni Dünya Düzeni” için 3. Dünya Savaşının temelleri oluşturulmuş ve artık geri sayım sürecine girilmiş, –durdurulması için bir mucize gerekiyor– Türkiye, Suriye ve İran coğrafyası merkezi harp alanı haline getirilmiş ve İran, Malatya-Kürecik’e nişan almış bekliyor…

.Karadeniz sahillerine konuşlandırılması planlanan “NATO Radar Sistemleri Projesi”nin uygulamaya geçmesine karşın, Rusya ve Çin daha şimdiden silahlarını Türkiye üzerine doğrultmuş, nişangâhının tozunu siliyor…

.İran’la iyi komşuluk ilişkileri bozulmuş, İran Cumhurbaşkanı, Türkiye hükümetinin izlediği dış siyaseti eleştiriyor, uyarılarda bulunuyor ve her vesileyle, her zeminde Türkiye’den söz ediyor…

.Irak Hükümeti, Türkiye hükümetinin politikalarını sert sözlerle eleştirmiş, nota vermiş –müzik notası değil ama– Türkiye’nin takınacağı tavrı ve alacağı tutumu izliyor…

.Suriye Krizi giderek derinleşmiş, isyancılara verdiği destekten ötürü Suriye, Türkiye’ye hasım devlet gözüyle bakıyor ve bu ülkenin kuzeyinde de PYD/Suriye Silahlı Kürt Hareketi, bölgesel güç olma yolunda ilerlemeye başlamış, yeni fırsatları değerlendirmek için bekliyor…

.Şemdinli kırsalında PKK, silahlı bir kalkışma ve çatışma ortamı başlatmış, halk ayaklanmasına dönüştürme konseptiyle/kavramıyla harekete geçmiş, alan hâkimiyeti kurmak için de 15 günü aşkındır Türk ordusuyla kapışıyor ve artık vurup kaçmıyor…

.Hükümetin, “Komşularla sıfır sorun” politikası iflas etmiş, komşuların hepsiyle ihtilaflı duruma gelinmiş ve sınırdaşlar, sürekli kâh sert sözlerle, kâh nota vererek parmak sallayıp duruyor…

BOP Projesinin eş başkanlarından bir tanesiyiz!” diyen Sayın Erdoğan, diğer eş başkanın İsrail olduğunu herhalde unutmamıştır; ha bir de şeyi… Obama’nın “President/Başkan” deyip, Beyazsaray’da A protokolla karşıladığı Barzani’yi…

Yoksa eş başkanlar arasında bir sorun mu yaşanmıştı? Eğer varsa, o halde görevlendirmeyi yapan “Küresel Büyük Patron” niye bu sorunu çözmemişti/çözmüyor?

ABD, İsrail ile her alanda –Stratejik/Siyonist Ortaklık– işbirliği halindeyken ve onun isteklerini bir emir telakki/kabul ediyorken, İsrail’e kafa tutmak da neyin nesiydi?

Dahası, bu bir taktik, kimsenin akıl erdiremediği bir stratejik derinlik miydi de,

Buna akıl erdiremedik…

Neyse… Bu karışık ve karmaşık ilişkileri, sınırlı bilgi birikimimiz ve aklımızla çözebilecek durumda değiliz; şüphesiz devlet büyüklerimiz en iyisini biliyorlar ve herhalde en doğrusunu da yapıyorlar…

Haydutluğu  devlet politikası haline dönüştüren İsrail, Gazze’ye giden insani yardım gemisine uluslar arası sularda baskın yapmıştı da, “İsrail nasıl bunu yapar, nasıl olur da bu kadar fütursuz davranır?” dedirtmişti/demiştik.

İskenderun’daki PKK görünümlü saldırı ve gemi baskını, aslında İsrail’in bir “Doğu Akdeniz” uyarısından başka bir şey değildi; çünkü Doğu Akdeniz’de hâkimiyet kurmak isteyen İsrail’in orada başka bir gücün varlığına asla tahammülü yoktur.

Açıkçası, haydut devlet İsrail’e karşı sürdürülen tırmandırma ve sınırı zorlama/brinksmanship politikalarına tarihi gerçeklik, uluslar arası ilişkiler ve olan bitenler açısından bakıldığında pek de inandırıcı gelmiyor…

İran’dan Uyarı!

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, “Kudüs Günü” öncesinde yaptığı açıklamada: “Korkunç bir Siyonist şebekenin 400 yıldır dünyayı yönettiğini” öne sürerek, “İsrail’in komplolarından etkilenen” ülkeler arasında Suriye, Bahreyn, Yemen ve Libya’dan sonra Türkiye’yi de saydı.

Ahmedinejad ayrıca, “özgürlük ve adaletten yana olan herkesin Siyonist rejimin yok edilmesini savunması gerektiği”ni söyledi.

Ankara’nın Suriye politikasını eleştiren İran Genelkurmay Başkanı Hasan Firuzabadi ise, “ABD’nin savaş planlarına yardımcı olmak komşu ülkeler için doğru değil” dedi, Firuzabadi, “Bir sonraki seferde sıra Türkiye’ye gelecektir!” diye de ekledi.

Irak’tan Nota!

Dışişleri Bakanı Ahmet  Davutoğlu’nun önceki gün gerçekleştirdiği Kerkük ziyaretinin ardından Irak Nuri El Maliki hükümetinin, “Türkiye açık bir biçimde Irak’ın işlerine karışıyor, T.C. Büyükelçiliği kapatılmalı, Davutoğlu’nu tutuklama hakkımız var!” şeklindeki açıklamasının ardından Irak Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Bağdat Maslahatgüzarını bakanlığa çağırarak nota verdi. Notada, Kerkük ziyaretinin, “Diplomatik usul ve teamüllere uymadığı” öne sürülerek, “Türkiye’den açıklama bekliyoruz” dendi.

“Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)”, “Suriye’den gelenler için kurulan 8 çadır kent ve 1 adet taşınabilir/ konteynır kentte 44.038 Suriye vatandaşı bulunduğunu, Hatay’da 5, Şanlıurfa’da 2, Gaziantep’te 1 olmak üzere toplam 8 çadır kent ve Kilis’te 12 bin kişilik 1 adet taşınabilir kent kurulduğunu” açıkladı.

2011 yılı Nisan ayı içerisinde Suriye’de başlayan iç karışıklıklar –Arap Baharı– nedeniyle Türkiye’ye gelen 70 binden fazla Suriyeliye bir yılı aşkın süredir, Başbakanlık AFAD
tarafından 4 ilde kurulan kamplarda, her türlü insani yardım yapılıp, ihtiyaçları karşılanıyor.

AFAD’ın gönderdiği ödeneklerle kurulan kamplarda; okul, cami, ticaret, polis ve sağlık merkezi, basın bilgilendirme/brifing birimi, çocuk oyun alanları, televizyon izleme üniteleri, su deposu, arıtma merkezi, trafo ve jeneratör gibi donatılar da yer alıyor.

Bugün itibariyle; Hatay’da 10.808, Gaziantep’te 7.502, Kilis’te 12.320 ve Şanlıurfa’da 13.337 olmak üzere toplam 43 bin 679 Suriyeli Türkiye’de barındırılmaktadır.

Hal böyleyken, Gaziantep’in İslâhiye İlçesinde, mülteci kampında bulunan Suriyeliler isyan çıkarmış, Türk bayrağını indirip kendi bayraklarını asmış ve Polisleri, silahlarıyla birlikte rehin almışlardı. Çıkan olaylar, özel harekât timlerinin havaya ateş açarak kampa girmesiyle bastırılabilmişti.

1500 Türkmen’in, Lazkiye’den gelip çadır kente yerleştirilmesini protesto eden Suriyeliler, önce yetkilerle tartışmışlar, sonra da isyan başlatmışlardı.

Çıkan arbedede, 4 jandarma eri ve 4 sivil kişi çeşitli yerlerinden yaralanmışlardı…

Şemdinli olayları!

Suriye’deki olayların derinleşmesinin ardından,uygulamaya konan, PKK’nın Şemdinli’yi ele geçirme gösterisi yaparak alan hâkimiyeti sağlama planı…

PKK, Suriye’de yaşanan karmaşa ortamını kendileri açısından bir fırsata çevirmek istemiş ve sanki Şemdinli’yi ele geçirmek istiyormuş gibi ağır silahlar ve yüzlerce militanıyla saldırıya geçmiştir.

Asıl amaç alan hâkimiyeti sağlamak…

Ne zaman bir karakol’a saldırı olsa karakolların fiziki yapısı konuşulur, aksaklığın giderilmesi için talimatlar verilir, güvenli karakollar yapılacağı söylenir.

2008, Aktütün saldırısı sonrası Başbakan’ın talimatıyla TOKİ güvenli karakol “Kale-kol”inşasına başlamıştı.

Ne mi oldu?

İhalesi yapılan 206 karakoldan 146’sı hala bitirilemedi, ancak şimdiye kadar 60 karakol inşa edildi.

Bakanlık sürekli,  “Yol yok… Mevsim kötü… Arazi mayınlı… İşçiler kaçırılıyor…” gibi gerekçeler öne sürüyor…

PKK kendi yol haritasını kararlılıkla uyguluyor… Ülke içinde Suriye olayları ve Beşar Esad’ın koltuğunun sallandığından bahsedildiği, kâh “Ramazan ateşkesi” kâh “yeniden müzakere” yahut “ev hapsi” gibi laflarla halkın kafası allak bullak edildiği süreçte, meğer insanlık ve halk düşmanı örgüt, kaşla göz arası, militanlarını ve ağır silahlarını Şemdinli kırsalına sokuyormuş…

Ayrıca sızma ve sabotaj timlerini de sınırdan geçirip sivil halkın arasına yerleştiriyormuş. Yetmemiş, bölge halkına, şehri ele geçireceklerini söyleyip, “kimse evinden çıkmasın!” telkininde bulunuyormuş.

Sayıları yüzleri bulan PKK militanlarının, ağır silahlarla Şemdinli kırsalını kuşatması sürecinde, neden ABD’nin “anlık istihbarat” paylaşımında bulunmadığı sorulmuyor? Hani ABD, “PKK ortak düşmanımız!” diye açıklama yapmamış mıydı? Hani başkanının, “PKK konusunda Türkiye’nin yanında olduğu ve kararlılığı gözlerinden okunuyor” denmemiş miydi?

Evlerden, karakollara ateş yağmuru yağıyor…

Son Şemdinli saldırısı öncekiler gibi “vur-kaç” taktiği ile değil, sanki “vur-al” gibi yapılıyor…

Bu saldırılar, sırf kayıp verdirmek için değil, anlaşılan o ki, doğrudan doğruya alan hâkimiyeti kurmak ve PKK bayrağını dikmek için yapılıyor…

Örgüt, hiç kuşku yok ki, böyle bir silahlı kalkışma ve saldırı için uzun süreli çalışmalar yapmış olmalı…

Sivil kıyafetlerle şehre sızan ve yöre halkının arasına karışan PKK militanları, polis ve askeri ateş altına aldı…

Jandarma ve polis özel harekât timlerinin sivil kayıplar verilmemesi için titiz davranmak zorunda kalması, çatışmaların günlerce sürmesine ve daha çok kayıp verilmesine sebep oluyor…

Şemdinli’ye bağlı Zorgeçit mezrasında askeri araçların geçişi sırasında mayın patladı. patlamada 3 askeri araç isabet aldı. Ölü ve yaralı olup olmadığı henüz açıklama yapılmadığı için bilinmiyor…

Savaş uçaklarının “Goman Dağları”ndaki PKK kamplarını bombaladığı ve top atışlarının gün boyunca devam ettiği belirtiliyor…

Saldırıların 13. gününde çatışmalar ilçe merkezine sıçramış, Emniyet lojmanlarına ve Tekeli karakoluna taciz ateşi açılmış.

Hakkâri-Yüksekova karayolu PKK tarafından kesilmiş. Çatışmaların yoğun olduğu Efkar dağları yakınındaki bu karayolu araç trafiğine kapatan PKK, bir süre kimlik kontrolü yapmış ve güvenlik güçlerinin müdahalesinden sonra olay yerinden uzaklaşmış…

Hakkari’de askeri karakola insanlık ve halk düşmanı örgüt tarafından düzenlenen saldırıda,

2 korucu, 6 asker şehit!

Hakkari’nin Şemdinli ilçesi Bağlar köyü Zor Geçit mezrası yakınlarında 2 askeri araca bombalı saldırı düzenlemiş…

Cudi Dağının “Beri Tujimyan Vadisi”nin “Beşere” ve “Körseli” bölgelerinde yoğunlaşan operasyonlar kapsamında, kobra helikopterlerince PKK’lıların gizlenebileceği alanların yoğun şekilde bombalandığı, Özel eğitimli komandolar ile köy korucularının da katıldığı ve termal kameralarla tespit edilen PKK’lıların bulunduğu alanların top atışına tutulduğu belirtiliyor.

Hakkari’de, PKK, 4 Karakola yönelik eş zamanlı saldırı düzenlemiş…

Geçimli Karakolu ve Çukurca’da üç ayrı karakola halk düşmanlarınca gerçekleştirilen eş zamanlı saldırıda ayrıca, 15 asker ve köy korucusu yaralanmış…

07.08.2012, Diyarbakır’ın Lice İlçesi Abalı Köyü yakınlarında bir grup PKK’lı saat 20.10 sıralarında yol kesmiş; Şanlıurfa’dan Trabzon’a giden yolcu otobüsünü durdurarak, kimlik kontrolü yapmış ve memleketlerine izne gitmekte olan 3 askeri silah tehdidiyle beraberlerine alarak kaçmış…

PKK, Şemdinli’yi çevreleyen dağlara yığınaklar yapmış. Doçkalar’ı kurarak Şemdinli civarına konuşlanmış…

PKK, şehir merkezinde saldırılar için hazırlıklar yaparken iki gün üst üste, gündüz öğlen vakitlerinde, Şemdinli civarında yol kontrolleri yapmış, bunu da PKK’ya yakın sitelerden ve twitter üzerinden duyurmuş…

Karayılan, “örgütün cephe savaşına girdiğini, saldırıdan sonra geri çekilmediğini” öne sürmüş…

Örgüt liderliğinin verdiği mesaj, saldırılar kadar önemli; çünkü PKK, eğer alan hakimiyeti kurup, Şemdinli’yi düşürebilirse, Suriye’deki gibi kurtarılmış bölgeler oluşturacak, sivil halkın arasına karışarak, sivil kayıplar verdirilmesini sağlayacak ki o zaman da dünyaya seslenerek,

-“Bırakın Suriye’yi, asıl katliam burada yapılıyor!” diyecek. Yani örgüt, bir nevi “Kürt Baharı” başlatmayı amaçlamış olabilir.

PKK, Şemdinli’de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Ordusuna saldırıyor…

“Sıfır Sorun”dan “Hepsiyle Sorun”lu hale geldiğimiz komşularımız, kendi stratejileri ve çıkarları açısından onları destekliyor…

İran! Irak! Suriye! Rusya! ve müttefikleri ve Çin!

Şaşmamak lazım, başımıza kırmızı elma konmuş bir kere…

2005, 9 Kasım, Yer: Şemdinli!

Şemdinli’de bir öğle vakti patlayan bir bombanın Türkiye’yi sarsacağı, patlamanın sarsıntılarının ve yankısının Şemdinli’den çok uzaklara, ta Ankara’ya kadar ulaşacağını kimse hayal bile edemezdi…

Seferi Yılmaz, PKK’nın 15 Ağustos 1984 kanlı “Eruh baskı”nında yer alan isimler arasındaydı. Yargılanmış, suçlu bulunmuş ve yıllarca hapis yatmıştı. Mahpushaneden çıktıktan sonra Şemdinli’de dükkân açmaya karar vermiş ve “Umut Kitapevi”ni açmıştı. Patlayan bombanın parçaları Ankara’ya, oradan da Genelkurmay Karargâhına ulaşacak ve orada büyük bir tahribat yapacaktı.

Hâlbuki bu patlama, Şemdinli ve civarında 2005 yılı boyunca ardı ardına meydana gelen patlamalardan sadece biri, bir tanesiydi…

15 Temmuz 2005, Hakkâri: Saat 07.50, bir araçta patlama meydana gelmiş, yoldan geçen 2 kişi yaralanmıştı.

29 Temmuz 2005, Yüksekova: Saat 00.25, Milli Eğitim Lojmanları ile Polis Lojmanları arasında bulunan çöp bidonuna bırakılan bomba patlamış ve 1 polis memuru yaralanmıştı.

29 Temmuz 2005, Hakkari: Saat 12.15, İki Astsubay araçlarına bindikleri sırada meydana gelen patlama sonucu şehit olmuştu.

5 Ağustos 2005, Şemdinli: 00.30, İlçe Jandarma Komutanlığı Askeri Gazinosu ile Askeri Misafirhane arasındaki bölgeye bırakılan bomba askerlerin geçtiği sırada patlatılmış, 5 asker şehit olmuştu.

31 Ağustos 2005, Yüksekova: 22.45, bir iş merkezine yerleştirilen ses bombasının patlaması sonucu binada maddi hasar meydana gelmişti.

1 Eylül 2005, Şemdinli: 10.20, Barış günü kutlamaları çerçevesinde kurulan çadırda bomba patlamış, 14 kişi yaralanmıştı.

1 Eylül 2005, Yüksekova: Akarsu İş Merkezi’nin bodrum katında patlama meydana gelmiş, çevredeki ev ve iş yerlerinde maddi hasar oluşmuştu.

2 Eylül 2005, Yüksekova: Saat 01.00, Cengiz Topel caddesi, otobüs yazıhanelerinin olduğu nokta; el yapımı, zaman ayarlı ve parça tesirli bir bomba patlamış, maddi hasar meydana gelmişti.

15 Eylül 2005, Yüksekova: Cengiz Topel caddesi, Zagros iş Merkezi, 4. katta patlama olmuştu.

2 Ekim 2005, Yüksekova: 22.15, “İkiz Kule” adlı Lojmanların önü, patlama olmuş, bu patlamanın ardından olay yerine güvenlik güçlerinin gelmesiyle birlikte, bir bomba daha patlatılmış, 1 Başkomiser ve 2 Polis Memuru yaralanmıştı.

7 Ekim 2005, Şemdinli: Park halinde bulunan bir aracın ön çamurluğuna yerleştirilen bomba 05:00 sıraları patlamış, araçta maddi hasar meydana gelmişti.

11 Ekim 2005, Hakkari: Gazi Mahallesi, Bulvar Caddesi, park halinde bulunan bir aracın önüne bırakılan bomba saat 03.15’te patlamıştı.

20 Ekim 2005, Yüksekova: Saat 05.00, Nedim Zeydan Caddesi, Ferzende Yılmaz’a ait Huzur Lokantasının önünde patlama meydana gelmişti.

24 Ekim 2005, Yüksekova: Saat 23.30, bir bekçi kulübesinin yanında bomba patladı.

28 Ekim 2005, Yüksekova: 01.45, Cengiz Topel Caddesi, “Zagros İş merkezi”nin 5. katı, RPG-7 roket atar’la saldırı yapılmıştı.

28 Ekim 2005, Şemdinli: 23.05, Maliye lojmanlarının önündeki çöp kutusuna bırakılan bomba patlamıştı.

1 Kasım 2005, Şemdinli: Schalke 04 – Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi maçı oynanıyor, saat 23.15, ilçe merkezinde bulunan Jandarma Gazinosunun yanındaki büfenin önü, park halindeki bir araca bırakılan bomba patlamış, 3 Uzman Çavuş, 3 Polis Memuru, 2 Astsubay ve 19 vatandaş yaralanmıştı.

Peş peşe meydana gelen bu patlamalar, bölge halkı üzerinde
tedirginliğe ve büyük zarara sebep olmuştu ve halk, bombalama olaylarının PKK tarafından yapıldığından emindi; ancak yinede yapılan incelemelerden sonra, patlamaların PKK tarafından organize edildiği ortaya çıkmıştı.
Bazı patlamaların faili belirlenememişti; ancak o patlamaların oluş şekli ve mantığı halk düşmanı örgütü işaret ediyordu… Ahali, bu patlamalardan sorumlu tuttuğu PKK’dan yavaş yavaş desteğini çekmişti… Bu arada Terör örgütü ise zedelenen halk desteğini yeniden nasıl kazanacağını düşünüyordu…

İşte tam da böyle bir ortamda, birden bire Umut Kitapevinde el bombaları patlayıvermiş ve bombalama olayının asker tarafından yapıldığı propaganda edilmişti. Yapılan bu propaganda işe yaramış, PKK’ya karşı azalan halk desteği de hızla eski seviyesine ulaşmıştı… Böylece PKK, hem patlamaların sorumluluğunu atmıştı, hem de bütün suç, devletin/devlet görevlilerinin üzerinde kalmıştı…

5 Ağustos 2005 ve 5 Şehit!

Halk düşmanlarının saldırısında, Dursun Çetin, Durmuş Ali Uzun, Evren Ayyarkın, Ramazan Çakar ve Halil Kağan Kayabaş isimli askerler şehit olmuştu.

Şemdinli’ye bir “Gizli El” karıştı/karıştırdı ve o “El” Türk ordusunun başına çuval geçirdi; görünen o ki, “Gizli El” kısa ve uzun vadeli planlarında başarılı da oldu.

İşte Şemdinli olaylarının kısa tarihi böyledir…

Bütün bu vahim gelişmeler olurken, durup dururken Erdoğan’ın dilinden bir kez daha “ucube” sözcüğü dökülüverdi;

Tıpkı Uludere olaylarının hararetle tartışıldığı günlerde, kürtaj ve sezaryen tartışması başlatarak, gündemi değiştirmeyi başardığı gibi…

GezGin

(1)Karacaoğlan