Mainz, 05.06.2014

Türkiyemizde bilgi birikimi yetersiz olanların müracaat ettikleri en kolaycı yol hemen belli-başlı klişelere sarılmaktır. Geçmişte müslümanların, hadi biraz daha daraltalım, müslümanlığı hayat tarzı olarak benimseyenlerin habire horlandıkları klişe „irtica“ denen maymuncuk görevi gören sihirli kelimede idi. Kim ne zaman müslümanlara saldıracak olsa hemen „irtica hortladı yahutta şeriat geliyor“ gibi bazı yaygaralar koparmak vakayi adiyedendi. Halbuki şeriat hiç gitmemişti ki niye gelsindi. Fakat dert başkaydı tabii…

Sponsor Bağlantılar

O zamandan bu zamana köprülerin altından çok sular aktı. Ve nihayet müslümanlara ülkelerini cehenenneme çeviren o meşùm anlayış milletin feraseti ile içinden çıkardığı bir „yiğit adam“ sayesinde aşıldı. Ülkeyi dindarlar için yarı açık cezaevine dönüştüren azgın azınlık artık mevzilerini iyice kaybetmiş bulunuyor. Eskiden sandıktan çıkma gibi bir kaygısı bulunmayan devlet beslemeleri milletin kahramanca mücadelesi sayesinde arkalarından itikleyen „bürokratik oligarşi“den mahrum kalınca ve tam 12 yıldır hemen her sandıktan ağır bir mağlubiyetle çıkınca ne yapacağını iyiden iyiye şaşırmış vaziyette.

Başbakan ile sandık yolu ile başa çıkamayacağını anlayan bu çevreler gözü dönmüş bir şekilde saldırmaya başladılar. Muhlefet partilerinin bütün stratejileri „anti-Erdoğan“ üzerine kurulu. Erdoğan gitsin de ne olursa olsun ve hatta isterse memleket işgâle uğrasın. Benim dediğime bak ki, bu kafa zaten batıda „brost“ çeken bir sokak serserisini her zaman müslüman bir gence tercih eder. Zira bunların ağababaları da İslâm ve müslümanlara düşmandılar ve halen de öyledirler. Bakmayın siz bunu açıktan dillendiremediklerine. Hele az biraz bir güç ellerine geçsin bak bakalım o zaman ülkeyi yine en kısa zamanda nasıl da hallaç pamuğu gibi atıyorlar. Bir türlü milletin değerlerini benimnseyemiyen muhalefet kendi gibi olmayı beceremiyor. Habire ya taklit ediyor yada karşı çıkıyor. Ben şuyum, ben şöyleyim, ben bu ülkeyi şöyle yönetirim bir türlü diyemiyor´. Bunun yerine ülkenin başbakanına hakaret ediyor, dahası kendi ülkesini efendilerine şikayet ediyor. Gidebildiklerinin ayağına gidiyor, gidemediklerine mektup gönderiyor.

Kutuplaşıyor muyuz?

En alengirli suçlamalardan biride bu: Erdoğan halkı kutuplaştırıyor. Bir bakalım gerçekten bir kutuplaşma varmı, varsa bunun sorumlusu kim.

2013 mayısında Gezi olaylarında Başbakan ve onun gibi düşünen milletin kahir ekseriyetine bir avuç mutlu-putlu azınlığın yaptığı hakaretlere bir bakarsak ne demek istediğim çok daha iyi anlaşılır. „Zulüm 1453`te başladı“ diyecek kadar yaşadığı topraklara ihanet içinde olan ve yemek yediği kaba (….) bu kafanın müslümanlara karşı anlayış ve hoşgörü içinde olması elbette beklenemez. Gezi olaylarında normal zamanlarda biraraya gelmeleri ihtimal dahilinde olmayan bir çok azgın azınlık yedeklerine aldıkları „terör tim“ leri ile birlikte sokak devrimine kalkışmış, meşru hükümete isyan ederek sokakları terörize ederek müslümanlardan adeta rövanş alma hıncı içerisinde kendi içlerinden kandırdıkları insanları gözü kapalı ölüme göndermek suretiyle onların cenazeleri üzerinden devrim doğurmak isterken arkadaşlarını öldürdükleri ile kaldılar. Başbakan bu ülkede gece-gündüz demeden çalışıyor. Bu beyler tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar kazanıyor ve rahat bir hayat sürüyorlar ama yine de „isyan“ ediyor yahutta isyana teşvik ediyorlar. Bu tür kalkışmaların burjuva tarafından organize edilmesinin bir tek sebebi vardır. O da tereddütsüz „İslâm düşmanlığıdır“. Zira ilk defa bu başbakan açıktan ve alenen Müslüman olduğunu söyliyebilmekte ve bundan böyle Müslümanların da bu ülkede „birinci sınıf vatandaş“ olacaklarını haykırmakta ve bu konuda reformlar yapmak suretiyle arada oluşan makasın daralması için büyük efor sarfetmektedir. Dahası habire hor lanan ve habire küçümsenen bu sessiz yığınların „gür sesi“ olmayı başaran Başbakan imtiyazlı sınıfın hedefi olmayı haketmiş kabul edilmektedir. Başbakan halkın %50 sinin oyları ile işbaşına geldiğini ve dolayısıyla bu kesimin istek ve taleplerini dikkate almak zorunda olduğunu dillendirse bile hemen adı kutuplaştırmacıya çıkıyor. Ama onlar, „faşistler, koministler, ulusalcılar, kemalist Türkler, kemalist Kürtler, liberaller, neo-liberaller, emperyalistler, anti-emperyalistler“ olarak hep biraraya taplanarak Erdoğan ve tabii ki Millet düşmanlığı yaptıkları zaman bu kutuplaştırma değil bütünleştirme oluyor. Doğru, bu kadar zıddı biraraya toplamak gerçekten başarıdır. İyi de bu toplanma sadece ortak düşmana karşı. Ortak düşman da „Erdoğanın şahsında Millet ve onun inandığı değerler“…

Erdoğan kimsenin hayat tarzına karışacak düzenlemelerle uğraşmıyor. Sadece imtiyazlı sınıfa bundan böyle istediğiniz gibi milletin ensesinde „boza“ pişiremiyeceksiniz. Buna izin verilmeyecektir diyor. Erdoğan Milleti ayrıştırmaya gayret eden bu zalim güruh ile yürekli bir şekilde mücadele ediyor. 90 yıl boyunca biriktirilmiş bulunan devlet destekli bu „ifrazatın“ öyle hemencecik boşalmasını beklemek safdillik olur. Ama istikamet tamamdır. Yani kervan artık yola düzülmüştür. Yeni Türkiyenin istikbaline bir takım azınlık güruh ile gavur aşığı entellektüel yarı aydın bozmaları ile gazete köşelerini parselleyen yosmalar değil bizzatihi „Türk Milleti“ damgasını vuracaktır.

Erdoğan kutuplaştırmıyor. Milletin kahir ekseriyetine elindeki imtiyazları kullanarak saldıran zavallılara karşı mücadele veriyor. Millet de onun arkasında durmaya devam ediyor. Köpeklerin duasıyla gökten kemik yağdığı görülmüş şey değildir. Eninde sonunda bu Millet dünya arenasında hakettiği yeri mutlaka alacaktır.

Baki Selam ve Saygılarımla.

Ömer Erdem
Mainz/Almanya