Kategoriler

       Haberler
       Anketler
       Resimler

       Arama Motorları
       Arkadaşlık
       Bilgisayar
       Biyografi
       Burçlar
       Edebiyat
       Eğitim
       Eğlence
       Ekonomi
       Hayvanlar
       Hikayeler
       Hukuk
       İlginç
       İngilizce Öğren
       İslam/Dinler
       Karışık
       Linkler
       MSN
       Oyun
       Özel Günler
       Resimler
       Sağlık
       Siyaset
       Spor
       Şiirler
       Tarih
       Teknoloji
       Uydu
       Web Tasarım
       Yaşam







Ziyaretci
    Toplam 1560368
    Bugun 5368

Online

411
    Dün 20560
İçerik
    Kategori 49
    Makale 665
    Haber 449
    Anket 41
    Yorum 1523
    Resim 606
    Üye 2694
Zaman
    Tarih 08.10.2008
    Saat 13:6:8


.: Yeni Makale :. Hukuk Terimleri Sözlüğü

Hukuk Terimleri Sözlüğü


Özel Arama

Hukuk Terimleri Sözlüğü, hukuk sözlüğü, hukuk sözlük, hukuk terimleri, hukuk sozlugu, hukuk sözlügü, hukuk sozluk, hukuk terimler sözlüğü, hukuki sözlük

 

A – Hukuk Terimleri Sözlüğü

Abes: Akla ve gerçeğe aykırı; gereksiz; yersiz; boş şey; saçma; anlamsız

Abesle iştigal etmek: boş şeylerle uğraşmak

abideler ve asar-ı atika: anıt ve abideler

Abluka: bir devletin dışarı ile olan ilişkilerini zor kullanarak kesmek

Acar: Atılgan; gözü pek; yiğit; kabadayı; yılmaz; kabına sığmaz; güçlü; becerikli

Acele itiraz: verilen kararın tefhim yada tebliğinden itibaren belirli bir süre içerisinde ( genellikle bir hafta ) yapılması gereken, kanunda açıkça sayılan itiraz türüdür. itiraz üzerine kararı veren makam değil itiraz mercii bir karar verir.

Acenta: ticari mümessil ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir bölge içinde daimi bir suretle ticari bir işletmeyi ilgilendiren akidlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı mesle

Açık artırma:bir malın, teklif veren kişiler arasında en yüksek bedeli öneren kimseye satılmasını sağlayan satış biçimi

Açık çek: Üzerine para miktarı yazılmamış çek, mecazi: sonsuz güven

Acir: kiraya veren kimse

Aciz: Birinin borcunu vaktinde ödeyememesi durumu

Aciz: Gücü bir işe yetmez olan; güçsüz; beceriksiz; kabiliyetsiz; zayıf

Aciz vesikası: alacaklı alacağının tamamını alamamışsa kalan miktar için kendisine verilen vesika (İİK 143)

Ada: çevresi yollarla sınırlandırılmış bulunan, çeşitli parselleri kapsayan arsa parçası

Adab: adab; Töre; edepler; terbiyeler; utanmalar; yol yordam; yol yöntem

Adad: Adad; Adetler; sayılar; adem yokluk; hiçlik; ölüm
Adalet:haklılık; hakka uygunluk

Adalet divanı: Devletler arasındaki birtakım hukuk anlaşmazlıklarına bakan ve merkezi La Haye'de bulunan uluslararası mahkeme

Adalet örgütü: Adliye teşkilatı.

Adalet sarayı: Mahkemelerin bulunduğu büyük yapı

Adem: Yokluk; hiçlik; ölüm ,

Adem-i ifa: Adem-i ifa - Yapmamak; bir görevi yerine getirmemek; bir borcu zamanında ödememek

Adem-i iştirak: katılmamak

Adem-i selahiyet: yetkisizlik

Adem-i: vüsuk gercek olmamak

Ademimerkeziyet: Yerinden yönetim

Adi kira: kiraya verenin, belli bir ücret karşılığında bir şeyin kullanılmasını kiracıya bıraktığı sözleşme

Adi şirket: iki veya daha çok kimsenin, ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri sözleşme ile kurulan ortaklık

Adi suçlu: Basit suçları işleyen kimse

Adli: adaletle ilgili

Adli kaza: Adli kaza - Cezai, hukuki, ticari, nizalı, nizasız yargı

Adli müzaharet: Adli yardım

Adli sicil: Bir kimsenin mahkumiyetinin olup olmadığının anlaşılması için konulmuş olan kayıt yöntemi.

Adli tatil: Her yıl 1 Ağustos ile 5 Eylül tarihleri arasında, kanunda yazılı durumların dışında, hiçbir adli işlemin yapılmadığı süre

Adli tıp: Tıbbın adalete yardım eden kolu

Adli zabıta: Bir suç sonrası sanığı ve suç delillerini adli yetkililere sunan kolluk kuvveti

Afaki: Afaki - Belli bir konu üzerinde olmayan (konuşma); dereden tepeden söz; objektif; nesnel; yabancı

Afet: Doğanın sebep olduğu yıkım; kıran; çok kötü; büyük felaket; bela; çok güzel insan

Ağır ceza: Beş yıldan yukarı olan hapis cezaları

Ağır hapis cezası: Yirmi yıl ve üstü veya ömür boyu hapis cezası

Ağır kusur: dikkatsizlikten ve özensizlikten dolayı işlenen büyük hata

Ağlep: Kuvvetli; büyük

Ahar: Başkası; yabancı; üçüncü kişi

Ahde vefa: Söze bağlılık, sözleşmeye bağlılık

Ahir: Ahir - Son; sondaki; en son; en sondaki

Ahiren: Ahiren - Sonradan

Ahit: Söz verme

Ahkam: hükümler

Ahkamı huzuriyye: hakim önünde yargılanmayla ilgili yöntem hükümleri

Ahkamı mahsusa: özel hükümler

Ahkamı müteferia: ahkamı müteferia - ayrıntılı hükümler

Ahkamı mütehalife : ahkamı mütehalife - aykırı değişik hükümler

Ahval: ahval - durumlar; haller; vaziyetler

Ahz: almak

Aidiyet: aidiyet - ait olma durumu; ilişkinlik

Aile hukuku: Aile ilişkilerini düzeneleyen hukuk kurallarıdır

Aile hukuku: Aileyi oluşturan kişilerin karşılıklı hak ve görevlerini düzenleyen hukuk dalı

Aile şirketi: bir ailenin bireylerinden oluşan ortaklık

Aile yurdu: bir kimsenin, ailenin gereksiniminden büyük olmamak ve bizzat kendisinin veya ailesinin işletmesi ya da oturması koşuluyla, aile bireylerinin geçimi ve oturmasını sağlamak amacıyla ayırdığı taşınmaz ve ekleri

Akar: taşınmaz mal; kiraya verilen ve gelir sağlayan şeyler

Akaratı mevkufe: akaratı mevkufe - vakfedilmiş, gelir getiren mallar

Akdetmek: sözleşmek; kararlaştırmak; düzenlemek; bağlamak

Akd-i mebhusünanh: sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme

Akd-i mezbur: sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme

Akd-i muvazaa: karşılıklı ödün verilerek yapılan akit, anlaşma, sözleşme

Akd-i sahih: geçerli, doğru, kusursuz akit, anlaşma, sözleşme

Akideyn: akideyn - her akitte akdi yapan iki taraf

Akidin: akidin - sözleşenler; sözleşme yapanlar

Akit: akit - bir işi karşılıklı olarak kararlaştırıp üstlerine alan taraflardan her biri; sözleşme veya mukavele yapan

Akit vaadi: ön sözleşme

Alahilaf'ül-kanun: alahilaf'ül-kanun - kanun hilafına; yasaya aykırı olarak

Alakadar: alakadar - ilgili; ilişkili

Alat: alat - aletler; araçlar

Aledderecat: sırasıyla; derecesine göre

Alelhesap: hesaplaşmak üzere; hesaba sayarak; sayışılmak üzere; doğan kardan bir bölümünün ileride tamamı üzerinde hesaplaşılmak üzere önceden ödenmesi

Ale-l-ıtlak: genel olarak; rasgele; bir sınır ile bağlı olmayarak

Ale-l-umum: ale-l-umum - genel olarak; umumi bir biçimde; bütün
Alelusul: usulüne uygun; üstün körü

Aleniyet: açıklık; kamuya açık olunması

Alettakrib: takriben; yaklaşık olarak

am ve şamil: genel; herkese ait; geniş kapsamlı

Amade: bir işi yapmaya hazır; hazırlanmış

Amel: iş; edim; fiil

Amele: işçi; emekçi, ırgat

Ameli: ameli - işe dayanan; iş üstünde; tatbiki; pratik; uygulamalı

Amenajman: doğal kaynakların işletilmesi, Devlete ve kişilere ait ormanların, önceden hazırlanıp kabul edilmiş esaslara uygun olarak işletilmesi

Amil: amil - yapan; etken; etmen; sebep; faktör

Amir: amir - emreden; buyuran; bir memurun vazife bakımından büyüğü; bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan, buna gücü yeten

Amm: amm - genel; umumi; herkese ait

Amma: amma - ama; fakat; lakin; ancak; şu kadar; öyle ki

Amme: kamu

Amme hükmi şahsiyeti: amme hükmi şahsiyeti - kamu tüzel kişiliği

Amme intizamı: kamu düzeni

Anagayrimenkul: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın bütünü

Anayapı: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın esas yapı kısmı

Anayasa: Bir devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasa, kanunuesasi

Angaje: sözle veya yazılı olarak bağlanan; bağımlı

Ani edim: Bir anda yapılan belli davranış ya da davranışlarla yerine getirilen edim

Anif'ül-beyan: anif'ül-beyan - az önce beyan olunan, bildirilen

Anmuhakemetin: muhakeme yaparak; yargılama yoluyla

Antrepo: gümrüklere gelen ticari eşyanın konulduğu, korunduğu yer; ardiye; ambar

Ara: ara - reyler; oylar

Ara kararı: Bir davanın bakılmasını kolaylaştırmak için yargıdan önce önlem niteliğinde verilen karar, duruşma kararı

Arama: Saklanan sanığın ve suç belgelerinin elde edilmesi için bir kimsenin evinde, iş yerinde, üzerinde veya eşyasında yapılan araştırma işlemi

Arama izni: Yasa dışı ilişkilerle ilgili olarak delil toplamak, zanlı veya suçlu kişileri yakalamak için mahkemece güvenlik güçlerine verilen resmi izin

Arama kararı: Arama yapılabilmesi için hakim tarafından verilmiş karar

Arazi mahlule: mutasarrıfın mirasçı bırakmadan ölümü ile mahlul olan arazi-i emiriyye

Arazi-i emiriyye: rakabesi beytülmale ait olarak devlet tarafından kişilere dağıtılan yerler, topraklar; beylik arazi

Arazi-i haraciyye: haraca bağlı arazi

Arazi-i memluke: mülk; timar toprağı; mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler

Arazi-i metruke: halkın gereksinimi ve kullanımı için terk edilen arazi

Arazi-i mevat : hiç kimsenin tasarrufu altında olmayan ve halka terk ve tahsis edilmemiş bulunan,yüksek sesli bir kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi yerlerden uzak bulunan kıraç, taşlık gibi yerler

Arazi-i mevkufe: geliri belirli bir konuya tahsis olunan yer; vakıf olunmuş arazi

Arazi-i miriye : devlete ait arazi

Arazi-i öşriye: ürününden onda bir Devlet payı alınan ve üzerinde her türlü mülkiyet tasarrufları bulunan arazi

ari: ...sız; boş; çıplak; soyut; arınmış; yüksüz

Ariyet : ödünç; eğreti; ödünç sözleşmesi

Ariz ve amik : genişlik ve derinliğine; enine boyuna; uzun uzadıya
Arsa: Belediye sınırları içinde, belediye tarafından parsellenerek üzerine inşaat yapmak için ayrılan arazi parçası

Arsa payı: Kat mülkiyetinde arsanın, kanunda belirtilen esasa göre bağımsız bölümlere ayrılan ortak mülkiyet payı

Arz: sunma; gösterme; bildirme; önüne koyma; anlatma (bir büyüğe)

Arzuhal:dilekçe , istidal

Asaleten atanma: Sürekli görev yapmak üzere bir göreve atanma

Asgari: asgari - en az; en aşağı; en azından; en düşük; en küçük

Ashab-ı intikal: verasetin geçişinde hak sahipleri

Aşikar: aşikar - belli; açık; apaçık; meydanda olan

Asri: asri - zamana uygun; çağdaş; modern

Ateh: bunama; bunaklık

Ati : ati - gelecek; gelen (kişi veya şey); gelecek zaman; istikbal

Atıf : yollama; yöneltme; yükleme; bağlama; eğme; meylettirme; ilişkili bulma

Avans : alacağına sayılmak üzere önceden yapılan ödeme; öndelik

Avarız: avarız - kazalar; belalar; borçlanma ve hak kazanma yeterliliğini kısan veya yok eden haller

Avdet: dönüş; geri gelme; dönme

Avukat: Hak ve yasa işlerinde isteyenlere yol göstermeyi, mahkemelerde, devlet dairelerinde başkalarının hakkını aramayı, korumayı meslek edinen ve bunun için yasanın gerektirdiği şartları taşıyan kimse

Ayn: para dışında, kazanılabilen bütün servet öğeleri

Ayni: ayni - mala ilişkin; eşyaya bağlı; malın mülkiyeti ile ilgili; herkese karşı ileri sürülebilen

Ayni haklar: üzerinde doğrudan doğruya mutlak egemenlik yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar

Aza : aza - uzuvlar; üyeler; organlar

Azade : azade - serbest; hür; özgür

Azami : en çok; en büyük; en yüksek

Azil: Verilen temsil yetkisinin ortadan kaldırılması

Azimet: gidiş; yola çıkma

 

B – Hukuk Terimleri Sözlüğü

Ba tapu: tapulu; tapu ile tasarruf olunan

bab: bab - kapı

ba'dehu: daha sonra

ba'de'l-isticar: kira sözleşmesinden sonra

ba'de'l-istirdad: geri aldıktan sonra

ba'de'l-mevt : ölümden sonra; öldükten sonra

ba'de'l-vefat :insan ölümünden sonra

badi olmak: sebep olmak

bağımsız bölüm: Kat Mülkiyeti Kanunu'na göre, ana gayrimenkulun ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya müsait bağımsız mülkiyete konu olabilen bölümleri

bağıt :akit , sözleşme , anlaşma

bahir :bahir - belli; besbelli; açık; apaçık

bahri :denize ait

bahsetmek: bir konu üzerinde söz söylemek; konuşmak; sözünü etmek

bahşetmek: bağışlamak; sunmak; eriştirmek; vermek

Ba-husus: Ba-husus - hele; özellikle; üstelik

baid: baid - uzak; ırak

bais olmak: sebep olmak; göndermek; gerektirmek

baki: sürekli; daimi; artan; kalan; kalımlı; kalıcı; ölümsüz; saklı duran

bakiye: artan ; kalan

bala: yukarı; yüksek; üst; yüce

baliğ: eren; varan; bulan; yetişen; toplam; büluğa; ergin; son mertebeyi bulan

baligan-mabelağ: baligan-mabelağ - ziyadesiyle; bol bol

Balotaj kurulu: Kurum ve kuruluşlarda yeni üyelerin alınmasına karar veren kurul

banknot: Devlet Bankası tarafından çıkartılan kağıt para bariz :açık; göze çarpan; belirgin

basiret: doğru görüş; uzağı görüş; önceden görüş; seziş; uyanıklık; anlayış; kavrayış; dikkat; sağgörü

batıl: doğru ve haklı olmayan; çürük; bozuk; sakat; boş; hukuken geçersiz; dayanaksız; temelsiz; beyhude; hüküm ifade etmeyen

Batkı: İflas

bayi: bazı maddeleri satma izni olan kimse; satıcı; satış yeri

beca: yerine; uygun; bedava; karşılıksız; parasız; emeksiz

bedayi: bedayi - sermayeler; anamallar

bedel-i misil: emsaline uygun peşin para

beden: canlı varlıkların maddi bölümü; gövde; vücut; cisim; ten

bedialar: göze güzel görünen şeyler; estetik

bedihi: bedihi - açık olan; besbelli; apaçık; akla; kendiliğinden gelen

bedii: güzellik ölçülerine uyan; güzel; güzellik

beher: her biri

Bekleme süresi: Evliliği sona ermiş kadının yeniden evlenebilmesi için aradan geçmesi gereken süre - iddet müddeti (270 gün)

belagat :iyi konuşma; sözle inandırma yeteneği; söz sanatlarını inceleyen bilim dalı

beraat :aklanma

berat :berat - rütbe, nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman

beray :... amacıyla ; ... için

berayı
tetkik :berayı tetkik - inceleyerek

berhava :havaya gitmiş; kaybolmuş; uçurulmuş; yararsız; boş

beri-üz-zimme : zimmetten kurtulmuş; aklanmış

ber-mucib-i talep: talep mucibince; istem gibi

ber-vech :olduğu gibi; olarak

ber-vech-i bala : yukarıda olduğu gibi

beşeri :beşeri - insanoğlu ile ilgili; insani; insana mensup

betekrar :tekraren; tekrarla

bey ü şira :almak ve satmak

beyanname : Bir makama veya kamuoyuna yapılan açıklama belgesi

bey'i :satım; satma; satış; satılma

bey'i bat: kesin satış

bey'i bi-l vefa :bey'i bi-l vefa - kararlaştırılan süre içinde satılanı geri almak koşulu ile yapılan satış sözleşmesi

bey'i mukayaza :malı mal ile değiştirmek; trampa

bey-i sarf :parayı paraya satmak; para bozmak

beyn :ara

beyn'en-nas: beyn'en-nas - halk arasında

beytülmal: maliye hazinesi

beyyine :bir olayın veya işlemin doğruluğunu ortaya koyabilmek için hakimi iknaya yönelik yöntem veya her türlü vasıta ; delil, şahit

beyyine külfeti :mahkemede bir beyan ve iddiayı kanıtlama yükümlülüğü, ispat külfeti

bidayet :bidayet - başlama; başlangıç; yerel

bidayet mahkemesi :ilk mahkeme; davaları birinci derecede gören ve çözümleyen mercii

bi-eyyi-hal :herhalde; mutlaka; elbette

bigüna :herhangi bir

bi-hakkın :hakkıyle; hakkı olarak, gerçekten; tamamiyle

bi-haseb-il verase :veraset nedeniyle; verasetten doğma

bi-hükm'ül-kanun : kanun hükmü gereğince; yasa kuralı ile

bila :... sız (olumsuzluk eki)

bila kayd ü şart: kayıtsız ve şartsız

bila tebliğ: tebligat yapılamadan

bil-ahire: sonra; sonradan; belahere

bilakis :tersine olarak; tam tersine; aksine; sonunda

bila-müddet: süresiz

bilanço :Bir kuruluşun, belli bir tarihte, alacaklı ve borçlu bulunduğu değerleri gösteren özet muhasebe cetveli; işletmenin finansal durumu ve faaliyet sonuçlarını gösteren tablo

bila-sebeb :sebepsiz

bilatefrik :tefrik etmeksizin; ayırmaksızın

bilbeyyine: delil ile; tanık ile; ispat ile

bil-cümle: bütün; hepsi; tamamı

bil-farz: tutalım ki; diyelim ki; sayalım ki; söz gelişi

bilfiil :gerçekten; fiilen; hakiki olarak; iş olarak; iş
edinerek

bililtizam: bile bile

Bilirkişi :Çözümlenmesi özel veya bilimsel bilgiye dayanan konularda düşüncesine başvurulan kimse, uzman, ehlihibre, ehlivukuf, eksper

bilistirdad :geri alarak; geri alınarak

bilmuvafakat :razı olarak

bilmüzakere :müzakere ederek; üzerinde görüşüp tartışarak

bilmüzayede: artırma ile; artırarak

bi-l-rü'ye :görerek; görülerek

bilumum: bütün; hep; kamu; -in hepsi

bi-ma'na: manasız; anlamsız

binaberin: bundan dolayı; bunun üzerine; bu nedenle

binaen :(binaen) ...den dolayı; ...den ötürü; ...için;

binaen-ala-zalik :bundan dolayı; bunun üzerine

binaen-aleyh :bunun üzerine; dolayısıyla; bundan dolayı (binaenaleyh)

bi-n-netice :netice olarak; sonuç olarak

binniyabe :naip eliyle; vekillik ile; vekaleten

bırakıt: Miras , kalıt

bitap :bitap - bitkin; güçsüz; takatsız; yorgun

bi-taraf :bi-taraf - tarafsız; yansız

bi-t-tabi :tabiatiyle; doğal olarak

bloke çek : Keşideci tarafından anlaşmazlığın çözümüne kadar ödemenin durdurulduğu çek türü

bölünebilir edim: Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın, birden ziyade parçalara ayrılarak ifa edilebilen edim

bölünemez edim : Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın, birden ziyade parçalara ayrılarak ifa edilemeyen edim

bono : Bir kimsenin diğer bir kimseye veya onun emir ve havalesine, belirlenen vadede, belirli bir tutarı ödeme taahhüdünü içeren, özel biçim ve hükümlere tabi ticari senet; emre yazılı senet
borç ilişkisi : İki taraf arasında mevcut olup bir şeyin verilmesi,yapılması veya yapılmamasını öngören hukuki bağ

boşanma davası: Eşlerden birinin evlilik birliğine son verecek kararı elde etmek için açtığı dava.

boşanma ilamı: Mahkemenin boşanmayı kesin hükme bağladığını belirterek verdiği resmi belge.

bünye: vücut yapısı; yapı, beden; vücut; yapılış; kuruluş

büruz: belirme; ortaya çıkma (büruz)

butlan: geçersizlik


C – Hukuk Terimleri Sözlüğü

cami: cem eden; içine alan; içinde bulunduran; taşıyan; toplayan

camia: topluluk; zümre (camia)

cani: cani - cinayet işlemiş olan kimse

canib-i beytülmal: hazine tarafı

canib-i vakıf: vakıf tarafı

canip: canip, cenap -- yön; taraf; cihet; yan

cari: uygulanan; yürürlükte olan

çatma: Deniz hukukunda gemilerin çarpışması

cay-i teemmül: etraflıca düşünülmeye değer; düşünülmesi yerinde olur

cebri: cebri, cebir - zorla yapılan; zor kullanarak yaptırılan; zor altında; güç kullanarak

cebri icra :kendi istekleriyle borçlarını ödemeyen borçluların, borçlarını Devlet kuvveti ile ödemelerinin sağlanması; ilgili icra dairelerinin, (gereğinde) zor kullanarak, borçluyu borcunu ödemeye zorlamaları

cebri satım : Cebri satış - Malikinin isteğine bakılmaksızın, resmi makamlar tarafından yapılan satım

çek :kanun ile belirlenen şekilde düzenlenen, keşidecinin emrinde para bulunan banka üzerinden çekilebilen havalesi

çekince :Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek çekinmeyi gerektiren sebep veya durum, rezerv, ihtiraz

 

celesat-ı ati :gelecekteki celseler, oturumlar, atiye terkedilen duruşmalar

celile : büyük; ulu

celp :Çağrı belgesi , Getirtme, kendi üzerine çekme

celpname :yargılamada,davacı,davalı,tanık,bilirkişi gibi kimseleri mahkemeye getirtmek için yapılan çağrı

cemaat: bir dinden veya ırktan bulunanların topluluğu; toplum; topluluk; insan kalabalığı

cem'an :ceman - toplam

cemetmek toplamak; bir araya getirmek

cemi ezman : bütün zamanlar; zamanların toplamı

cemiyet :toplum; topluluk; dernek

cereme : başkası tarafından yapılan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme; para cezası

cerh :Bir düşünce, inanç veya iddiayı çürütme, yaralama

cerh ü iptal :çürütme ve yok sayma; geçersiz hale getirme

cevami' :camiler; mescitler; toplanılan yerler

cevaz :izin; müsaade; caiz olma

cevaz bahş : izin veren; müsaade eden

cevher: maya; öz; değerli taş; elmas

ceza: kanunun suç işleyen kimseye uygulanmasını öngördüğü yaptırım

ceza hukuku: Suç kapsamı içine giren eylemler ile bunlara uygulanacak cezaları inceleyen hukuk dalı

cezai şart: ceza şartı; ceza koşulu; alacaklının zararını karşılama şartı

cezri: cezri - asıl ile ilgili; kökle ilgili; kökten; temelden

cibayet: cibayet - alma; toplama; vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili

cihaz: çeyiz; takım; alet; aygıt

cihet: yön; taraf; amaç

cins tashihi: Tapu kütüğünde kayıtlı bir taşınmazın niteliğinin değiştirilerek kütüğe, başka bir nitelikte tescil edilmesi

çıplak mülkiyet: Kuru mülkiyet - Yararlanma hakkı başkasının olan bir mal üzerindeki sahiplik durumu

 

ciro :Çifte yetki veren havale; ticari senedin, arkasına yazılan yazı veya imza ile başkasına devri

cismani :cisimle, bedenle ilgili; bedensel

cism-i camid : cansız cisim

cürmiyet :suç hali; suçluluk

cürmü meşhut : suçüstü hali ; göz önünde işlenen suç

cürüm :suç

cürüm tasnii : bir kimse hakkında cürüm (suç) uydurmak

cüz :bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri; kısım; parça; bölük

cüzzi :düşük bir miktar


D – Hukuk Terimleri Sözlüğü

Delil: kanıt; tanıt; ipucu

Demirbaş: Bir taşınmazın kiraya verilmesinde kiraya dahil olan, kiralamanın sonunda aynı cins ve değerde iade edilen veya değer eksilmesi kiracı tarafından tazmin edilen eşya

Demokratik devlet: halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlet

Deniz hukuku: Devletler hukukunda denizin türlü bölümlerinin durumunu düzenleyen ve devletlerin bu bölümler üzerindeki yetkilerini belirten antlaşma, gelenek vb. niteliğindeki kuralların bütünü

Depozito: Bir sözleşmeden dolayı doğabilecek zararlara karşı verilen teminat; bir taahhüt sırasında yatırılan güvence parası

Der-akap: hemen; arkasından

Derç: sokma; arasına sıkıştırma; gazeteye yazma; toplama; biriktirme

Derc etmek: araya sokmak; arasına sıkıştırmak, eklemek

Derceb etmek: cebe atmak; kendine alıkoymak

Derdest: Görülmekte olan dava

Der-dest-i rü'yet: dava görülmek üzere ele alınan, eldeki dava

Der-kar: malum; aşikar; bilinen; belli

Dermeyan etmek: ileri sürmek; öne sürmek; ortaya koymak; anlatmak

Derogasyon: Ayrıklık

Der-piş: derpiş - en önde; göz önünde bulunan; öngörü

Der-piş etmek: öngörme; göz önünde bulundurma

Der-uhte: deruhte - üstüne alma; yüklenme; üstlenme; sağlama

Desise: hile; oyun; entrika

Devair: daireler

Devlet Şurası: Danıştay

Divan-ı Muhasebat: Sayıştay

Donatan: gemisini gemi ticaretinde kullanan gemi sahibidir

Duçar: düçar - tutulmuş; uğramış; yakalanmış

Dun: aşağı; aşağılık; altta; aşağıda

Dur: uzak

Duruşma: Davacı ile davalının yargıç karşısında hazır bulundukları yargılama evresi, mahkeme, murafaa

Düstur: düstur - kanun; kaide; yasa; devlet yasalarını içine alan kitap; genel kural; başyasa; yasalar dergisi

Düzenleme: Bir sözleşmeyi veya işlemi yapan kimsenin iradesini dinledikten sonra, iki tanık önünde ve yöntemine uygun olarak noter tarafından baştan sona kadar yazılarak, ilgililer ve hazır bulunanlar tarafından imzalanıp noter tarafından da onanan senet


E – Hukuk Terimleri Sözlüğü

ebniye: binalar; yapılar

ecnebi: yabancı; bir devlete göre,kendi uyruğunda bulunmayan gerçek veya tüzel kişiler

ecr-i müsemma: taraflar arasında belirlenen ücret

ecrimisil: bir malın kullanılmasından doğan yararların para ölçüleriyle takdiri

eda: edim; borçlanılan şey; borcun konusu

eda davası: davalının bir iş yapmaya,bir ifada bulunmaya veya bir iş yapmamaya,bir ifada bulunmamaya mahkum edilmesinin istenildiği dava

edeb : iyi terbiye; naziklik; usluluk

edim: Aralarındaki borç ilişkisi dolayısıyla alacaklının isteyebileceği, borçlunun da yerine getirmekle yükümlü bulunduğu bir davranış biçimi

ef'al: eylemler; fiiller, işler; ameller

efrad: fertler; bireyler

ehemmiyet: önem; bir şeye verilen değer

ehil: ehliyetli; hak sahibi; bir hukuki işlem yapabilme yeteneğine sahip

ehl-i hibre: (ehlihibre) - bilirkişi

ehl-i vukuf: ehl-i vukuf - bilirkişi

ekalliyet: ( akalliyet ) - azınlık

eklenti: Bir konutun veya bir binanın kullanılış amaçlarından herhangi birini tamamlayan ya da kolaylaştıran yapı

ekser: daha ziyade; ençok; çoğu; çoğunca

ekseriyet: çoğunluk

elfaz: kelimeler; sözler

elim: elemli; kederli acılı

elmen: eldeci , zilyet , elinde bulunduran

el-yevm: bugün; şimdi; halen

emlak vergisi: Konusu bina ve arazi olup, bu bina veya arazi malikinin, intifa hakkı sahibinin, her ikisi de yoksa malik gibi tasarruf eden kimsenin, bina ve arazinin değeri esas alınarak kanunda belirtilen oranlara göre ödediği vergi

emlak-i sirfe: yeri ve üzerinde binalar ve ağaçları mülk olan taşınmaz mallar

emr-i makzi: hükme bağlanmış iş

emtea: ticaret konusu her türlü mal

emval: mallar; mülkler

emvali menkule: (emvali menkule ) - taşınır mallar;taşınabilir mallar

enfüsi: öznel; subjektif

enkaz: bina yıkıntıları; yıkıntı; moloz; eski hayvanların bakiyeleri

erbaa: dört

erbab: (erbab) - ehil; becerikli; muktedir; yetenekler; sahipler; malikler

erbab-ı vukuf: bilirkişiler

ergin: Haklarını kendi kullanmak için yasanın gösterdiği yaşa gelmiş olan (kimse), reşit

esbab-ı mucibe: gerekçe; gerektirici sebepler

eşcar: ağaçlar

eshab: (eshab) - sahipler; bir şeyin malikleri

esham: pay senedi; hisse senedi

eşhas: şahıslar; kişiler; kimseler

eşkal: biçimler; suretler; tarzlar , eşgal

eslem: en selametli; en emin; en doğru; en sağlam

evrakı müsbite: ispat edici belgeler; tesbit edici yazılar; tapu kütüğünü tamamlayan belgeler

evsaf: vasıflar; sıfatlar; kaliteler; nitelikler

evvela: birinci olarak; herşeyden önce; ilk önce

evvel-be-evvel: herşeyden önce

evvelemirde: herşeyden evvel; işin başlangıcında; ilk iş olarak

ezcümle: özellikle; özet olarak; sözün kısası; toplucası

ezman: zamanlar, vakitler; anlar; çağlar


F – Hukuk Terimleri Sözlüğü

fahiş: (fahiş) - aşırı; ağır; çok fazla

fail: suç işleyen kimse , eden, yapan

faili meçhul: Kimin yaptığı belli olmayan veya bilinmeyen

failimuhtar: Yaptıklarından sorumlu olacak durumda ve yaşta olan (kimse), başına buyruk

fariğ: bir şeyi veya hakkı başkasına devreden; ferağda bulunan; feragat eden; taşınmaz maldaki tasarruf hakkını başkasına bırakan kişi

fariza: Şeriata uygun bir biçimde mirasçılara düşen pay. Ödev, görev.

farz : zorunlu; baş koşul; boyun borcu; çok gerekli; varsayma


fasıl: ayıran; bölen

fasıla: aralık; ara

fasl etme: halletme; neticelendirme

fehime: anlayış

fek: kaldırma; bir hukuki sınırlamanın kaldırılması; sona erdirme; bitirme

fer' i: bağımlı; ekli; eklentili; ikinci derecede olan

ferağ: devir; devretme; bir hakkı birine geçirme; miri veya vakıf arazinin yararlanma hakkının satışı

feragat: (feragat) - vazgeçme; elçekme; dinlenme

ferd: tek; yalnız olan şey; eşi olmayan; tek olan sayı

ferdi: fertle ilgili , bireysel

ferman: bir kararın yerine getirilmesi için padişahtan çıkan tuğralı emir

fesad: (fesad) - karıştırıcı; arabozucu; karışıklık; bozukluk; dolan

fesh: bozma; bozulma; dağılma; dağıtma; kapatma; kaldırma

fesih: fesih: Devam etmekte olan bir hukuki ilişkiyi, tek taraflı olarak ve ileriye dönük olmak üzere sonlandıran bozucu yenilik doğurucu irade beyanı

fevkani:üst

fevkinde:üstünde; aşan

feyz: feyiz; bolluk; bereket; ilham; aşk

fi-i cari: geçer değer

fiil: eylem; hareket; edim; iş

fiil ehliyeti: Bir kimsenin, kendi eylemleriyle haklar ve yükümlülükler yaratması yeteneği

filhakika:hakikatte; gerçekte; doğrusu

fi-l-vaki: gerçi; gerçekten; vakıa

firar: Bir sanık, tutuklu veya hükümlünün gözlem altından kurtulması

fırka: Kanun maddelerinin kendi içlerinde satır başlarıyla ayrıldıkları ufak bölümlerden her biri, insan kalabalığı grubu; parti

fıtri: tabii; yaradılışındaki; doğasındaki

formalite: Yöntem veya yasaların gerektirdiği işlem

fuhuş:(fuhuş) - haddini aşma; kötülük; namusa aykırı hareket

füruht : satma; satım; satış

fuzali işgal: bir taşınmaz malı sahibinin izin ve rızası olmadan ele geçirmek, kullanmak

fuzuli : (fuzuli) - boşuna; yersiz; lüzumsuz; haksız; boşboğaz


G – Hukuk Terimleri Sözlüğü

Gabin: aşırı yararlanma, Edimler arasında açık oransızlık, Alışverişte satın alınan mala ödenen karşılığın, malın değerinden çok fazla olması, alışverişte hile yapma.

Gai (gaiye): gaye, maksat ve netice ile ilgili; amaca ilişkin

Gaip: görünmeyen; hazır olmayan; yitik; yok olan kişi; kaybolan ve kendisinden uzun zaman haber alınamayan kişi

Gaiplik kararı : Bir kimsenin ölüm tehlikesi içinde kaybolması veya kendisinden uzun süre haber alınmaması sonucu yargıç kararı ile kişiliğine son verilmesi

Galle : gelir; hasılat; yarar

Garaz (garez): gizli düşmanlık; asıl maksat; erek; amaç; hınç

Gars : ağaç dikme

Gasıb: başkasının birşeyini elinden veya tasarrufundan zorla haksız yere alan kimse. gasp eden


Gasp: başkasının birşeyini elinden veya tasarrufundan zorla ve haksız alınması

Gaybubet: kaybolma; yokluk; göz önünde olmayış; yitiklik


gayr (gayir): ayrı; başka; özge; artık; diğer; yabancı

gayr-i melhuz : beklenmedik; imkansız; olanaksız

gayri mümkün: olanaksız; imkansız

gayrı vazıh: kapalı , açık olmayan

gayrikanuni :yasa dışı, gayriyasal

gayrimenkul : Bir yerden bir yere taşınması olanaksız (taşınmaz) mal.

gayrimenkul mükellefiyeti : Bir taşınmaz malikinin, sahip olduğu mülkü nedeniyle ve özellikle o taşınmaz (gayrimenkul) teminat olmak üzere, diğer bir kimse lehine bir şey yapmaya veya vermeye zorunlu tutulması

gayrimenkul tellallığı: Taraflar arasında (hiçbirine sürekli olarak bağlı olmaksızın), taşınmaza ilişkin sözleşmelerin (kira, satım vb.) yapılması hususunda ücret karşılığında aracılık etme mesleği; emlakçılık

gayrisahih nesep : evlilik dışı doğan çocuk

geçici madde: Yasa, tüzük ve yönetmeliklerde belirli bir süre için geçerli olan madde

geçici tescil:Halen varolup da uyuşmazlığa neden olan ayni hakların korunması amacıyla tapu kütüğüne yapılan tescil

geçit hakkı : Bir taşınmaz üzerinden başka bir taşınmaz malikinin geçebilmesi için kurulan bir ayni hak

gemi adamı: Bir iş sözleşmesine dayanarak gemide çalışan kaptan, subay, tayfa vb. kimseler

genel idare : Bütün ülkeyi kapsayan idare olup "merkez teşkilatı" ve "taşra teşkilatı"ndan oluşur

genel vekaletname : Bir kimsenin, kendi adına her türlü işi yapması için başka bir kişiye vermiş olduğu vekillik belgesi

gerçek kişi : İnsanlar

gerçi: gerçekten; vakıa

gerekçeli karar: Mahkeme kararlarında, kararın dayandığı yasal ve hukuksal sebeplerin gösterilmesi

geriye yürümek:Öncesini kapsamak, makable şamil

girift : dolaşık; karışık; bir birinin içine girgin; tutma; yakalama
gıyab (gıyab) : hazır ve mevcut olmama; göz önünde bulunmama; uzaklaşma; kaybolma; arka

gıyabi hüküm :Kendi yokken arkasından verilen hüküm

gıyabi tutuklama :Kişinin yokluğunda alınan tutuklama kararı

gizli duruşma :Adliyede, sadece izinli veya görevli olanların katılabildiği, kamuya kapalı duruşma, gizli celse.

görevsizlik kararı: Yargıcın bir davada mahkemeyi görev alanında bulmaması

gösterme hakkı :Sinema, tiyatro, konser vb. görsel sanatlarda telif hakkı

göz hapsi :Bir kimseye bulunduğu yerden ayrılmaması biçiminde verilen ceza

gözaltı : Birinin, güvenlik kuvvetleri tarafından belli bir yerde belli bir süre alıkonulması, gözetim, nezaret.

grev:işçilerin aralarında anlaşarak veya bir kurululun kararına uyarak topluca iş bırakmaları

gümrük kolcusu: Gümrüklerce gözaltında bulundurulması gerekli görülen eşya ve yolcularla beraber bulunmak, tartı, sayım ve muayene memurlarına yardım etmek vb. işlerle görevli kişi, dideban

guna (gune) :türlü; gidiş; tarz; yol; sıfat

güzeran : geçici; geçen


H – Hukuk Terimleri Sözlüğü

hacet:gerek; gereklilik

hacir : kısıt , kısıtlı , hicret eden

haciz : Borçlunun, borcunu kendi arzusu ile ödememesi durumunda, alacaklının talebiyle, borçlunun (borca yetecek miktardaki) mal ve haklarına devlet aracılığıyla (icra dairesi tarafından) el konulması

haczetmek: Bir alacağın ödenmesi için borçlunun geçim ve mesleğinde gerekli olan şeyler dışında kalan para, aylık veya malına icra dairesi el koymak

hadis : meydana gelen; çıkan; yeni çıkan

hafiyyen: gizli olarak; saklı olarak; gizlice

hafriyat : kazı; kazılar; toprak kazma; toprak çıkarma

hail : duvar, çit, parmaklık, tahta perde gibi taşınmazları birbirinden ayıran işaret ve engeller

haiz : sahip; elde bulunduran; taşıyan

hak : Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir

hak ehliyeti : Sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan ölüm anına kadar olan dönemde herkesin sahip olduğu medeni haklardan (evlenme, mülk edinme vb.) yararlanma yeteneği

hakem kararı : Taraflarca seçilmiş veya Mahkemeler tarafından belirlenen yeminli hakemlerin verdiği karar.

hakikiyye : hakikate mensup; gerçek; sahici; doğru; gerçekten

hakim : Yargıç , Başta gelen, başta olan, baskın çıkan

Hakk : Allah; Tanrı; doğruluk ve insaf; bir insana ait olan şey; dava ve iddiada hakikate uygunluk; harcanmış emek; pay; hisse

hakkaniyet : hak ve adalete uygunluk; doğruluk

hakk-ı mesil : su yolu hakkı

hakk-ı mürur : geçit hakkı

hakk-ı şuf'a: önalım hakkı

hakk-ı şürb : içme hakkı; sudan yararlanmada sıra hakkı

hakkıhıyar : Seçme hakkı, muhayyerlik

hakkımüktesep : Kazanılmış hak, müktesep hak

hakkısükut : Susmalık, sus payı

haksız fiil: hukuk düzeninin izin vermediği, zarar verici eylemlerdir

haksız iktisap : Bir kimsenin malvarlığında, haklı bir nedene dayanmaksızın başka bir kimsenin malvarlığı aleyhine meydana gelen artma ya da azalmama durumu

halel : bozma; bozukluk; eksiklik; zarar

haleldar olmak : bozulmak; çiğnenmek

hali sabıka irca : eski hale getirme

halita : karışım

harac-ı mukaseme : arazi-i hariciyye mahsullerinden onda birden yarısına kadar alınan vergi

harac-ı muvazzaf : arazi-i hariciyye üzerine yerin tahammülüne göre,maktuiyet veçhile tayin olunan vergi

Hariciye Vekaleti : Dışişleri Bakanlığı

harim: aşkasının giremeyeceği,girilmesine izin verilmeyen ev bölümü; harem

harnup : keçiboynuzu

hartama : pedavra; köknar ve ladin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta

has : sıkıştırmadan bir yerin içine alma; hareketten menetme; etrafını çevirme; vakfetme

hasarat : zararlar; ziyanlar; hasarlar

hasb-el-kanun : kanun gereği

hasebiyle : yüzünden; dolayısıyla; bu nedenle

hasılat Kirası : Kiraya verenin, bir bedel karşılığında, hasılat veren bir malın veya hakkın kullanımını kiracıya bıraktığı sözleşme; ürün kirası

hasim: hasmeden; kat'eden, kesip atan

Hasim (hasım) : iki düşmandan herbiri

hasren: muhasara ederek; etrafını çevirerek

hass : özgü

hatia : hatia ; günah; kabahat; suç; yanlış; yanlışlık

hava hukuku : Havada ulaşımı düzenlemek için konulmuş hukuk kurallarının bütünü

hava sahası : Bir devletin yalnız kendisinin kullanma hakkı olduğu, başka devletlerin ancak ilgili devletten izin alarak yararlanabileceği gökyüzü parçası

havale : Yollama ödeyicisinin, para, değerli kağıtlar veya benzeri nesneleri, yollayıcı hesabına yollama alıcısına ödemek ve yollama alıcısının da bunları kendi adına teslim almak üzere yetkili kılındığı sözleşme

havi (havi) : kapsar; kapsayan; içeren; içerir

havza-i fahmiyye: kömür havzası; kömür bulunan bölge

haylulet : engel olma; araya girme; yolu kapama

haymatlos: Vatansız

hayr (hayır) : iyilik; iyi; faydalı iş; yarar

hayrat : sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler; sevap için kurulan müessese

hazine : Devletten ayrı bir kişilik oluşturmamakla beraber, bir taraftan bütçenin uygulanmasına ilişkin işlemleri, diğer taraftan da kamu gelir ve giderlerinin zaman olarak uygunluğunu sağlayan merkezi örgüt; Maliye Bakanlığı ve maliye dairelerinden oluşan örgüt

heder olma : ziyan olma

hedm : yıkma; harap etme

hercü merc : altüst; karmakarışık; allak bullak; darmadağınık

heyelan : toprak kayması

hibe : bağışlama

hidematı amme : kamu hizmeti

hıfz : saklama; koruma. Hıfzetmek, korumak

hilafı : tersi; aksi; zıddı

hilkat : yaratılma; yaratılış; tabiat

himaye : koruma; korunma; birine arka çıkma

hini dava : dava sırasında

hini hacet : gerektiğinde

hisse-i şayia: yaygın hisse; ortak pay

hitam : son; bitim; tükenme; nihayet

hıyar : Bir şeyi seçmekte veya yapıp yapmamakta özgürlük

hizmet sözleşmesi: İşçinin, belirli veya belirsiz bir zaman süresi içinde iş görmeyi ve işverenin de ona bir ücret vermeyi üstlendiği sözleşme

hod-be-hod : kendi başına;kimseye danışmadan;kendiliğinden

hüccet : senet; delil; belge

huda : aktarma

hudus : sonradan peyda olma

hükkam : hakimler; yargıçlar

hükmi : Hükümle ilgili, tüzel

hükmi şahsiyet: tüzel kişilik, hükmi şahsiyet

hukuki işlem : Bir veya birden çok kişinin, hukuksal bir sonuca yönelttiği irade açıklaması

hukuki tağyir : Bir kimsenin, kendisine ait olmayan menkul eşyalar üzerinde bazı işlemlerde bulunarak, bu eşyanın niteliğini değiştirmesi

hukukun şekli kaynakları : Hukuk Kurallarının hangi şekillere bürünmüş olarak bize verildiğini ve nerelerde bulunduklarını gösteren kaynak

hükümsüzlük : bir hukuki işlemin, kanunun öngördüğü şekilde yapılamaması veya kanuna aykırı olarak yapılması halinde hukuki sonuç doğurmaması

hulasa : (hulasa) - özet

hulul : (hulul) - gelip çatma; girme; borcun vadesinin gelmesi (hululu vade)

hüsnüniyet : iyiniyet

husul: olma; oluş; oluşma; doğma; çıkma

husule gelmek : doğmak; ortaya çıkmak; meydana gelmek; oluşmak

husumet: hasım olma durumu; hasımlık; düşmanlık; (davada) karşı taraf olma

hususat : bakımlar; işler; şekiller; yollar; konular; meseleler; maddeler

hususi : özel; kişiye ait

hacet:gerek; gereklilik

hacir : kısıt , kısıtlı , hicret eden

haciz: Borçlunun, borcunu kendi arzusu ile ödememesi durumunda, alacaklının talebiyle, borçlunun (borca yetecek miktardaki) mal ve haklarına devlet aracılığıyla (icra dairesi tarafından) el konulması

haczetmek: Bir alacağın ödenmesi için borçlunun geçim ve mesleğinde gerekli olan şeyler dışında kalan para, aylık veya malına icra dairesi el koymak

hadis : meydana gelen; çıkan; yeni çıkan

hafiyyen : gizli olarak; saklı olarak; gizlice

hafriyat : kazı; kazılar; toprak kazma; toprak çıkarma

hail : duvar, çit, parmaklık, tahta perde gibi taşınmazları birbirinden ayıran işaret ve engeller

haiz : sahip; elde bulunduran; taşıyan

hak : Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir

hak ehliyeti : Sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan ölüm anına kadar olan dönemde herkesin sahip olduğu medeni haklardan (evlenme, mülk edinme vb.) yararlanma yeteneği

hakem kararı: Taraflarca seçilmiş veya Mahkemeler tarafından belirlenen yeminli hakemlerin verdiği karar.

hakikiyye : hakikate mensup; gerçek; sahici; doğru; gerçekten
hakim: Yargıç , Başta gelen, başta olan, baskın çıkan

Hakk : Allah; Tanrı; doğruluk ve insaf; bir insana ait olan şey; dava ve iddiada hakikate uygunluk; harcanmış emek; pay; hisse
hakkaniyet : hak ve adalete uygunluk; doğruluk

hakk-ı mesil: su yolu hakkı

hakk-ı mürur : geçit hakkı

hakk-ı şuf'a: önalım hakkı

hakk-ı şürb: içme hakkı; sudan yararlanmada sıra hakkı

hakkıhıyar : Seçme hakkı, muhayyerlik

hakkımüktesep : Kazanılmış hak, müktesep hak

hakkısükut : Susmalık, sus payı

haksız fiil: hukuk düzeninin izin vermediği, zarar verici eylemlerdir

haksız iktisap: Bir kimsenin malvarlığında, haklı bir nedene dayanmaksızın başka bir kimsenin malvarlığı aleyhine meydana gelen artma ya da azalmama durumu

halel : bozma; bozukluk; eksiklik; zarar

haleldar olmak : bozulmak; çiğnenmek

hali sabıka irca : eski hale getirme

halita : karışım

harac-ı mukaseme : arazi-i hariciyye mahsullerinden onda birden yarısına kadar alınan vergi

harac-ı muvazzaf : arazi-i hariciyye üzerine yerin tahammülüne göre,maktuiyet veçhile tayin olunan vergi

Hariciye Vekaleti : Dışişleri Bakanlığı

harim : aşkasının giremeyeceği,girilmesine izin verilmeyen ev bölümü; harem

harnup : keçiboynuzu