Kategoriler

       Haberler
       Anketler
       Resimler

       Arama Motorları
       Arkadaşlık
       Bilgisayar
       Biyografi
       Burçlar
       Edebiyat
       Eğitim
       Eğlence
       Ekonomi
       Hayvanlar
       Hikayeler
       Hukuk
       İlginç
       İngilizce Öğren
       İslam/Dinler
       Karışık
       Linkler
       MSN
       Oyun
       Özel Günler
       Resimler
       Sağlık
       Siyaset
       Spor
       Şiirler
       Tarih
       Teknoloji
       Uydu
       Web Tasarım
       Yaşam







Ziyaretci
    Toplam 1644785
    Bugun 13742

Online

597
    Dün 18020
İçerik
    Kategori 49
    Makale 667
    Haber 459
    Anket 42
    Yorum 1566
    Resim 606
    Üye 2796
Zaman
    Tarih 12.10.2008
    Saat 19:58:27


.: Yeni Makale :. Şu Çılgın Türkler 1

Şu Çılgın Türkler 1


Özel Arama
 
“Şu Çılgın Türkler” kitabında yer alan en ilginç ve çarpıcı olaylar bu makalelerde derlenmiştir. Her biri okumaya asla pişman olmayacağınız türden alıntılar içerir.

“Şu Çılgın Türkler 2”

“Şu Çılgın Türkler 3”

 

Sabah İstanbullular, Kızılay'ın çağrısına uyarak para yardımı yapmak üzere gazetelerde sıraya girdi. İleri gazetesinin dar idarehanesine sığmayanların büyük kısmı, dışarıda kalmıştı.

Kaldırımın sonunda bir işgal devriyesi göründü. Düzenli adımlarla yaklaşmaya başladı. İşgal askerlerine, her zaman kenara çekilerek yol veren İstanbullular,  bu sefer kıllarını bile kıpırdatmadılar. Devriye kolu, kalabalığın arasından geçmeyi göze alamadı, yola inerek geçip gitti.

İçerde, daha afyonu patlamamış olan huysuz idare memuru, bir deftere, söylene söylene, bağış yapanın adını ve bağış miktarını yazıyordu.

"Kahveci Ali 100 kuruş."

"Hallaç Asım, 75 kuruş."

"Eskici Yusuf, 50 kuruş."

...

Sırada, küçük, cılız bir oğlan vardı. Bir önceki bağışçının çocuğu sanan memur, öfkeyle, yürüyüp yol vermesi için işaret etti. Ama çocuk yürümedi, büyük bir ciddiyetle, bütün servetini çıplak masanın üzerine bıraktı:

"Hasan, 5 kuruş."

Suratsız idare memurunun birdenbire gözleri doldu. Ağladığını göstermemek için yüzünü, yüzünü kocaman mendilinin arkasına saklayarak burnunu sildi.

Şu Çılgın Türkler, s. 47

 

İstanbul'da iki saat önce akşam olmuştu. İngiliz Yüksek Komiseri Sir Harold Rumbold, Tepebaşı'ndaki elçilik binasının ikinci katındaki şık döşenmiş odasında, Bekir Sami Bey yurtdışında olduğu için Ankara'da Dışişleri Bakanlığı'na vekalet eden Ahmet Muhtar Mollaoğlu'nun yolladığı sert notayı okumaktaydı:

"..Barış ümidi vererek Londra'da görüşmeye çağırdığınız halde, Konstantin'e de hücum emrini verdiniz ve bizi en yalancı vaatlerle uyutmaya çalıştınız. Türk milleti ve kalben kendisiyle birlikte olan bütün Müslümanlar, Londra hükümetinin bu hareketini asla unutmayacaklar; İngiltere hükümetinin, ücretli köleleri olan Yunanlılar aracılığı ile yaptırdığı kıyım ve yıkımı, her zaman hatırlayacaklardır. Siz kadınlarımızı, çocuklarımızı önce Venizelos'un, şimdi de Konstantin'in sürülerine öldürterek, bize Batı emperyalizminin boyunduruğunu kabul ettirmeyi başaramayacaksınız vesselam!"

Şu Çılgın Türkler, s. 45

 

İstanbul hükümetinin Harbiye Nazırı Ziya Paşa, her zamanki yumuşaklığı ile, "Beyler.." dedi, "..İngilizlere kafa tutamayız. Adamların hiç şakası yok. Daha geçen gün, bir bahane icat ederek İzmit'i tekrar işgal ediverdiler."

Sarı atlas döşeli büyük oda, nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu. Hürriyet ve İtilaf Partisi yanlısı olan birkaç gerici subay dışında hepsi, Anadolu'ya geçmeye çoktan hazır, Ankara'nın İstanbul'da kalmalarını gerekli gördüğü namuslu askerlerdi. Kapı açıldı, kapının boşluğu içinde yaver göründü:

"Emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim."

"İçeri al."

Nazır subaylara bilgi verdi:

"Az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili."

Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasından hızla ilerleyerek nazırın masası önünde durdu, selam verdi:

"Yüzbaşı Faruk, İstanbul. Beni emretmişsiniz."

Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bıçkın havalı bir subaydı. Nazır önündeki bir yazıya bakarak, yumuşak bir sesle, "oğlum.." dedi, "..dün akşam Beyoğlu'nda İngiliz İnzibat Subayı Teğmen Miller'i, emre rağmen selamlamamışsın. Doğru mu?"

"Evet efendim, doğru."

Nazır dürüst subaya babacanca yol gösterdi:

"Herhalde görmediğin için selamlamadın, değil mi çocuğum?"

"Hayır efendim, gördüm."

Nazırın canı sıkıldı:

"Niye selamlamadın öyleyse? Selamlamanız için emir verilmişti."

"Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım Paşam. Askerlik töresince, önce onun beni selamlaması gerekmez miydi?"

Ziya Paşa derin bir kederle ellerini açtı:

"Askerlik töresi mi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz Komutanlığı olayı bu sabah protesto etti. Mesele çıkarılacak zaman değil. Hemen şu müzevir teğmeni bul da özür dile. Olayı kapatalım."

Başıyla çıkması için izin verdi. Ama yüzbaşı yerinden kıpırdamadı:

"Paşam, bir de beni dinlemenizi rica ediyorum."

Nazır bıkkınlıkla, "Söyle bakalım" dedi.

"Balkan Savaşı'nda teğmendim, Çanakkale'de üsteğmen, Suriye cephesinde yüzbaşı oldum. Ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım. Her rütbemde binlerce şehidin ve gazinin hakkı var. Onların hakkını korumak namus borcumdur. Beni affedin, özür dileyemem."

Harbiye Nazırı bozuldu:

"Anlamadın galiba. Harbiye Nazırı olarak emrediyorum."

Yüzbaşı sukunetle, "Anladım efendim" dedi, apoletlerini bir hamlede söküp nazırın masasına bıraktı:

"Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim!"

Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul'u tutan birkaçı dışında hepsi saygıyla ayağa fırladı. Hepsinin rütbesi yüzbaşıdan daha büyüktü.

Gözleri dolarak yüzbaşıya selam durdular.

Şu Çılgın Türkler, s. 57-58

 

Binbaşı Kemal "En azından 20.000 savaşçıya ve daha çok topa ihtiyacımız vardı" dedi. Sesi karamsardı. Savaş öncesinde bu karamsarlığı tehlikeli bulan İsmet Paşa azarladı:

"Memleketin imkanı bu kadar. Sabırlı ve iyimser olmak zorundayız. Bizim bir tek gerçek müttefikimiz var: Zaman! Zaman kazanmaya bakacağız. Zamanla askerce ve silahça güçleniriz, zamanla halkın desteği daha da artar. O zaman gelince de vatanımızı düşmandan temizleriz. Şimdi bize düşen, ümitsizliğe kapılmadan, var olanla yetinmek, dağlarımıza, ovalarımıza tırnaklarımızı geçirip o güzel zaman gelene kadar direnmektir."

Bir subay sessizce içeri girip Yarbay Naci Tınaz'ın önüne bir not bıraktı. Yarbayın gözleri parladı:

"Paşam! Sabah İzmit'i geri almışız."

İsmet Paşa neşeyle, "Haydi kahve içelim" dedi.

Yüzbaşı Cevdet Kerim İncedayı boynunu büktü:

"Affedersiniz paşam, kahvemiz bitti. Çay da daha gelmedi."

İsmet Paşa güldü:

"Bu güzel haberin şerefine bir şey içmeden olmaz. Haydi, birer sigara içelim."

İlk sigarayı kendi yaktı.

Şu Çılgın Türkler, s. 150

 

Hamit Hasancan, cevap metnini, sabahleyin Hariciye Nazırı A. İzzet Paşa'nın süslü odasında Rattigan'a verdi. Meraklı Rattigan hemen cevaba göz attı. Okudukça yüzünün rengi değişiyordu. Birden patladı:

"M. Kemal, General Harington'la görüşmek için İngiltere'nin tam istiklal ilkesini kabul etmesini ön şart olarak ileri sürmüş. Tam istiklal ne demek?"

Hamit Bey gülümsedi:

"Siz tam istiklalden ne anlıyorsanız işte o demek."

Rattigan başını A. İzzet Paşa'ya çevirerek, "Kemalistler akıllarını kaçırmış görünüyorlar.." dedi, "..böyle bir şart asla kabul edilemez!"

Kalktı, pencereye gitti.

A. İzzet Paşa şaşırmıştı, Hamit Bey'e eğildi, "Bu çocukça bir çılgınlık.." diye fısıldadı, "..İngiltere gibi bir büyük devlete ön şart ileri sürülür mü? İngiltere gibi büyük bir devlet ön şart kabul eder mi?"

Hamit Hasancan, Ordu Komutanlığı, Harbiye Nazırlığı, Sadrazamlık yapmış olan bir zamanların bu ünlü ve saygın askeri A. İzzet Paşa'ya hüzünle baktı. Milli mücadelenin anlamını hiç kavramamış, kapitülasyonları ve işgali yazgı diye kabullenmiş, emperyalizmin yenileceğini aklının ucundan bile geçirmeyen, Sevr Antlaşması'nı alınyazısı gibi gören, çürümüş düzenin ürünü, tipik bir Osmanlıydı.

Sesini düşürmeye gerek görmeden, "Paşam.." dedi, "..hiçbir devlet şerefimizden ve ümidimizden daha büyük değildir."

Şu Çılgın Türkler, s. 155-156

 

YARBAY EMİN BEY İzmit'e dönmüştü. Emrindeki milli müfre­ze reislerini çağırttı. Reisler geldiler. Aralarında Fatma Seher Hanım da vardı. Görevlerini anlattı. Eski eşkıya İpsiz Recep, "Askerce mi dö­vüşeceğiz?" diye sordu.

"Evet. Teslim olana dokunmayacaksınız. Cezasını devlet verir."

Kandıralı Molla Halit itiraz etti:

"Onlar öyle mi yaptı? Ne asker dinlediler, ne sivil, ne ihtiyar, ne kız, ne kadın, ne çocuk.."

Gözlerinden kin akıyordu. Emin Bey "Bana bakın.." dedi, "..biz cellat değiliz, askeriz."

"Kumandanım bunların hepsi eli kanlı haydut!"

Emin Bey ayağa kalktı. Re­isler de kalkıp askerce durdular.

"Öfkenizi gemleyin. Emri­min dışına kim çıkarsa, canını yakarım. Kurmay Başkanına uğ­rayıp görev bölgelerinizi öğrenin. Haydi!"

Bir ağızdan "Başüstüne!" dediler, selam çakıp çıktılar.

Karşılarında birden süvarileri gören dağa kaçmış kadın-er-kek Karamürselliler çığlık çığlığa atılıp süvarileri ve atlarını sevgiye boğdular. Topları dik bir yamacın en üstüne, ağaçlar arasına sakla­mışlardı. Hep birlikte oraya çıkıldı. Üzerlerini yapraklı dallar ve ot­larla örterek, topları ormana katmışlardı.

Üsteğmen şaşkınlık içinde, "Bu koca topları buraya nasıl çıkar­dınız?" diye sordu. Bilge görünüşlü bir ihtiyar, gülümseyerek, "Deği­şik bir milletiz.." dedi, "..işler düzgünse ertesi günü bile düşünmeyiz, birbirimizi yeriz. İşler karıştıkça ağır ağır uyanmaya başlarız. İyice karışınca da, kenetlenip olmayacak işleri başarırız. Bunları da buraya böyle çıkardık. Çıkarmadık uçurduk."

Müfrezenin çavuşu becerikliydi. Toplan aşağıya indirmek için askerleri ve köyün erkeklerini işe koştu. Kadınlar, kızlar, çocuklar bir köşede toplanıp seyre durdular. İhtiyarla üsteğmen de bağdaş kurup oturdu. İhtiyar bir sigara sarıp uzattı:

"Buyur."

"Sağ ol."

"Daha işin başında, baltayı, kazmayı, tırpanı kapıp Kemal Pa-şa'nın bayrağı altına koşmak varmış. Ve lakin işgal nedir bilmediğimiz için geç ayıldık oğul. Kafamızı karıştıranlar da oldu. Tepenin ar­dını göremedik. Çok acı günler yaşadık. Neyse, hepsi bitti gitti."

"Karamüsel'de sağlam bir tek ev bile kalmamış. Ne yapacaksı­nız?"

"Hava sıcak, açıkta yatarız. Biz o evleri parayla pulla değil, sabır­la yapmıştık. Yine yaparız. Bizde sabır çok. Yeter ki kendi bayrağımızın altında olalım. Bunun değerini bilmeyen, dünyada hiçbir şey bil­miyor demektir."

Kadınlar alkışlayıp bağırışınca baktılar. Erkekler, ilk topu kımıl­datmış, yürütüyorlardı.

İhtiyar, "Şunlar gibi yüzlerce topun gürlediğini de bir görebil-sek.." diye göğüs geçirdi, gözlerini üsteğmene çevirdi, "..Ne dersin, görür müyüz? Ne zaman görürüz?"

Üsteğmen 17. Tümen'dendi. Tümeninin durumunu biliyordu. Önüne baktı.

Şu Çılgın Türkler, s. 161-163

 

Cephe gerimizde Adana-Konya-Afyon-Kütahya-Eskişehir-An-kara demiryolu var ki nakil ve ikmal işlerinde çok büyük kolaylık sağ­lıyor. Bu bizim için büyük talih. Ama bu konuda da ciddi sorunları­mız bulunuyor.

Lokomotif sayısı yetersiz, elimizde çalışan sadece 18 lokomotif var. 23 lokomotif daha lazım ama elde etme şansımız yok tabii. Bozu­lanların onarımı, yedek parça olmadığı için çok uzun sürüyor. Kömür yok, odun kullanıyoruz. Odun bulmak marifet. Vagonlar eski. Maki­nistlerin, hareket memurlarının çoğu Rum ya da Ermeni. Bunlar an­cak silah zoruyla veya bol para karşılığı çalışıyorlar. Bir gün bu gafil­liğin neye mal olabileceğini hiç düşünmeden, demiryollarımızı gözü kapalı yabancılara emanet etmişiz, onlar da tek Türk bile yetiştirme­mişler. Bunlar hiç unutulmaması gereken hayati dersler! Şimdi De­miryolları Genel Müdürü Albay Behiç Bey'in açtığı kursta acele Türk makinistler ve görevliler yetiştirilmeye çalışılıyor. Uzun sözün kısası, demiryoluyla birlik nakledilmesi de sorunlu bir iş.

Şu Çılgın Türkler, s. 171

 

"Düşmanı Ankara batısında, Sakarya mevzilerinde karşılamaya hazırlanıyoruz. Fakat biz Ankara'da kaldıkça, ordu, daima Ankara'yı korumak zorunluğunu duyacak ve serbestçe savaşamayacaktır. Ba­kanlar Kurulu, orduyu manevralarında serbest bırakmak için hükü­met merkezimizin Kayseri'ye naklini uygun görmektedir."

Bir şaşkınlık sessizliğinden sonra Meclis patladı:

"Hayırr! Aslaaa! Olmaz öyle şey!!!"

Çoğu ayağa kalkmıştı. Bazıları sıraları yumrukluyordu. Fevzi Paşa konuşmasını gürültüler arasında sürdürerek sözünü zorlukla ta­mamlayabildi:

"Bu iki hususun görüşülerek karara bağlanmasını rica ediyorum."

Kürsüden indi. Erzurum Milletvekili Durak Bey (Sakarya) kür­süye yürürken bağırdı:

"Söz istiyorum!"

Oturumu yöneten Dr. Adnan Bey'in cevabını beklemeden kür­süye çıktı:

"Efendiler! Biz bu davaya başladığımız gün, elimizde ne böyle bir ordu vardı, ne bu kadar silah. Bugün eskiye nispetle çok kuvvetli­yiz. Bu sebeple Bakanlar Kurulu'nun önerisini reddediyorum."

Alkışlar yükseldi.

"..Halk gidebilir. Ailelerimiz gidebilir. Memurlar gidebilir. Her­kes gidebilir.."

Cebinden silahını çıkarıp kürsünün üstüne koydu:

"..Ama biz, elimizde silah, burada öleceğiz. Hiçbirimiz şehitleri­mizden daha büyük değiliz."

Meclis ayağa fırlayıp Durak Bey'i alkışlamaya başladı. Bakan­lar Kurulu'nun önerisini her reddeden yoğun alkışla destekleniyordu. Ama birkaç milletvekilinin telaşa kapıldığı da gözleniyordu. Son ola­rak beklenilmez bir şey oldu, o güne kadar hiç söz alıp konuşmamış olan Tunceli Milletvekili Diyap Ağa'nın elini kaldırdığı görüldü. Dr. Adnan Bey inanamadı, sordu:

"Söz mü istiyorsunuz Diyap Ağa?"

"Heya."

"Buyrun."

Meclis sustu. Sakalı göğsüne inen Diyap Ağa ağır ağır kürsüye geldi. Gözlerini kısarak Meclis'i süzdü, "Lafım kısadır.." dedi, "..biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa kavga ederek ölmeye mi?"

Kürsüden indi.

Meclis alkıştan yıkılacaktı.

Milletvekillerinin isteği üzerine Samsun Mahkemesi de eklene­rek, üç yeni İstiklal Mahkemesinin kurulması oybirliği ile kararlaştı­rıldı. Bu mahkemelere ilerde Yozgat İstiklal Mahkemesi de katılacak­tır. Hükümet arşivlerinin Kayseri'ye taşınması kabul edildi.

Seçilecek bir kurul Sakarya doğusuna çekilen orduya Meclis'in selamını götürmek için cepheye gidecekti.

Şu Çılgın Türkler, s. 210-211







Yazar & Kaynak: Şu Çılgın Türkler
Eklenme tarihi: 20.01.2008   
Okunma:248
Ekleyen: Hasan Günal
Mail: hasangunal@yenimakale.com


0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

Bu makaleye 4 kişi puan verdi, Toplam puan 34, Ortalama puan 8


YORUMLAR




Üye Girişi
Üye Ol - Şifrem?


Servisler

Mail Listesine Kayıt
Pagerank Sorgulama
Resim Yükleme


Sıralama

En Çok Yorumlananlar
En Çok Puan Alanlar
Ençok Okunanlar



Rss Kaynağı


 


Copyright© 2008 Yeni  Makale

Sayfa 0,13 saniyede yüklendi