Kategoriler

       Haberler
       Anketler
       Resimler

       Arama Motorları
       Arkadaşlık
       Bilgisayar
       Biyografi
       Burçlar
       Edebiyat
       Eğitim
       Eğlence
       Ekonomi
       Hayvanlar
       Hikayeler
       Hukuk
       İlginç
       İngilizce Öğren
       İslam/Dinler
       Karışık
       Linkler
       MSN
       Oyun
       Özel Günler
       Resimler
       Sağlık
       Siyaset
       Spor
       Şiirler
       Tarih
       Teknoloji
       Uydu
       Web Tasarım
       Yaşam







Ziyaretci
    Toplam 1560438
    Bugun 5438

Online

444
    Dün 20560
İçerik
    Kategori 49
    Makale 665
    Haber 449
    Anket 41
    Yorum 1523
    Resim 606
    Üye 2694
Zaman
    Tarih 08.10.2008
    Saat 13:9:35


.: Yeni Makale :. Yalan Söyleyin, Mutlaka İnanan Birileri Çıkar!

Yalan Söyleyin, Mutlaka İnanan Birileri Çıkar!


Özel Arama

Yalan Söyleyin, Mutlaka İnanan Birileri Çıkar!

 

Tarih, toplumsal bilimlerin laboratuarıdır. Bana kalsa, her türlü toplumsal bilimler eğitimi için önce tarih okunmasını zorunlu kılardım. Tabii arkadaşlardan bazıları derhal soracaklar

 

Hangi tarih?

 

Hangi eğitim?

 

Türkiye'de eğitim bir rezalet. Tarih anlayışı ve tarih eğitimi ise bu rezaletin içinde ayrı bir fecaat. Tabii, eğitim ve özellikle de tarih eğitimi doğru dürüst yapılmayınca, bunun yerini medyatik "çıkışlar" alıyor. İşin içine medya karışınca, ekranlar, sütunlar, kitaplar, ya cahillerin, ya üçkağıtçı politikacıların, ya da garip ve eksantrik çıkışlar yaparak dikkat çekmek isteyen sözde bilim insanlarının egemenliğine giriyor. Birkaç düzgün bilim insanının kimi zaman medyada zorlukla yer bulan cılız açıklamaları ise bu kargaşa içinde güme gidiyor. Böylece sadece gençlerimiz değil kamuoyumuz da, hem tarihimiz hem de dolayısıyla toplumumuz hakkında yalan yanlış ve çoğu zaman da kasıtlı olarak saptırılmış izlenimlerle "biçimlendiriliyor". Tarihe bakışımızda kimi zaman kasıtlı ve bilinçli, kimi zaman da cehaletten kaynaklanan (görece!) üç tane yanlış var diye düşünüyorum:

 

Birinci olarak, insanlar tarihi, sahip oldukları ideolojilere göre saptırıyorlar. Tarihe bakarken, genellikle kasıtlı yapılan yanlışların altında yatan bu "ideolojik saptırma" en çok dinci ve milliyetçi çizgide görülüyor. Atatürk'ün Samsun'a gittiği geminin kocaman bir şilep olduğu ya da İstiklal Mahkemelerinde yüz binlerce müslümanın inançlarından dolayı idam edildiği gibi kaba yalanları bir yana bıraksak bile, örneğin Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunda, Dördüncü Haçlı Seferi'nin rolü gibi işlevsel bir olay bizim tarih eğitimimizde hiç yer almaz.

 

İkinci olarak düşülen bir yanlış, ele alınan olay ya da olguların genel tarih ve dünya bağlamı dışında, soyut biçimde, dünya konjonktüründen ve tarihsel süreçlerden yalıtılarak irdelenmesidir.

 

Örneğin, Türkiye aleyhine kullanılan Ermeni sorunu, temeli 1774 Küçük Kaynarca antlaşmasına kadar dayanan bir siyasal süreç olarak görülmez, Osmanlı'nın Batı tarafından paylaşılma sorunu ile ilişkisi kurulmaz, Birinci Dünya Savaşı'ndaki Osmanlı-Rus Savaşı'ndan bağımsız ve Sevr Andlaşması ile Kurtuluş Savaşı dışında düşünülür, bir "soykırım" için gerekli olan "faşist milliyetçiliğin Osmanlı'da gelişip gelişmediği" irdelenmeden ele alınırsa, tabii ortalıkta "soykırım" iddialarından geçilmez.

 

Üçüncü olarak yapılan en önemli yanlışlardan biri, geçmişin bugünkü kavramlar ve terimlerle irdelenmesi ve değerlendirilmesidir.Bunun en tipik örneği, Osmanlı İmparatorluğu'nun 14 ile 17'inci yüzyıllar arasındaki temel yapısının "insan hakları" bağlamında değerlendirilmesi yanlışıdır. İster Osmanlı'yı ve İslam'ı yüceltmek, isterse Osmanlı'yı ve Müslümanlığı yermek adına yapılsın, böyle bir irdeleme yanlıştır.

 

Sonuç ister olumlu olsun, isterse olumsuz, böyle bir değerlendirilme yapılamaz, çünkü "insan hakları" dünyada 18'inci yüzyılda ortaya çıkmış olan bir kavramdır.

 

Türkiye'de dincilik ve ırkçılık tehlikeleri ne yazık ki insan haklarını ve demokrasiyi tehdit eden boyutlara ulaşmıştır. Her iki totaliter eğilim de, bugünü biçimlendirmek ve kamuoyunu yönlendirmek için yukarda değindiğim, tarihe bakarken yapılan her üç yanlışı da kullanmaktadır.

 

Şarlatanların yazdığı kitapların en çok satanlar listelerine girdiği, tarihsel gerçekleri ve toplumsal süreçleri kendi saplantıları doğrultusunda eğip bükenlerle, cahil ve sahtekar politikacıların el ele, bizi tarihten ve toplumsal gerçeklerden kopardığı bir dönem yaşıyoruz.

 

Tarihinden ve toplumsal gerçeklerinden kopuk bir toplumun ise çağdaş dünyada yaşama şansı olduğunu düşünmüyorum.

 

Kısa bir zaman sonra sizlere AB'nin eğitim sistemimize nasıl el attığını ulusal kodlamanın genç beyinlerden nasıl silindiğini hülasa Atatürkçülüğün ve Atatürk gençliğinin nasıl yok edildiğine dair bir çalışma sunacağım.







Yazar & Kaynak: Murat DEMİREĞER
Eklenme tarihi: 16.05.2008   
Okunma:202
Ekleyen: Murat DEMİREĞER
Mail: muratdemireger@gmail.com


0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

Bu makaleye 28 kişi puan verdi, Toplam puan 272, Ortalama puan 9


YORUMLAR


melek     sahip çıkmıyoruz... 17.05.2008
Maalesef biz Türkler tarihimize sahip çıkmıyoruz. Kendi tarihimizi yabancılar yazıyor. Yabancılar film yapıyor. Yabancılar belgesel yapıyor. Bizlerde izleyip bizim tarihimiz böyleymiş diyoruz. En basitinden Çanakkale belgeseli niteliği taşıyan hep Anzakları yabancıları anlatan belgesel film. Tarihimize sahip çıkalım. Yoksa başkaları sahiplenecek...


Sevinç İNAL     aslında... 17.05.2008
Bir millet tarihi ile bütündür ve dünyada ki yeri geçmişi ile de sabittir ne yazık ki yakın tarihimiz dediğimiz osmanlıdan bu yana yazılan çizilen bizlere nakladilen tarihimiz de dahi sapmalar kaymalar var bu tahrifat hepimizin müşahade ettiği gibi öncelikle bizleri hırpalıyor... Maksat yalan söyleyip inanan bulmak değil doğruyu nakledip milletçe yücelmektir. Kaleminize sağlık çok güzel deyinişler.




Üye Girişi
Üye Ol - Şifrem?


Servisler

Mail Listesine Kayıt
Pagerank Sorgulama
Resim Yükleme


Sıralama

En Çok Yorumlananlar
En Çok Puan Alanlar
Ençok Okunanlar



Rss Kaynağı


 


Copyright© 2008 Yeni  Makale

Sayfa 0,16 saniyede yüklendi