Elektrikler Kesildiğinde Karanlık Merdivenler de Çok Sakıncalı
3 tarafı 4 değişik denizle çevrili küçük Asya yarımadasında, İstanbul gibi içinden denizin de geçtiği bir kentte şayet martılar, nafakalarını sokak kedileri gibi çöp tenekelerinde aramaya ve damların baca kıyılarında yumurtlamaya başlamışlarsa; oralarda insan yaşamları da, bin bir çeşit ölümcül eziyetin tırpanlarıyla taranıyor, ama “demagoglar saltanatı” tarafından umursanmıyor olabilir.
Haziran ayı boyunca, hemen her akşam saat 20-20.30 arasında Göztepe’nin martıları damlarda yumurtadan çıkıp yürümeye başlayan kül renkli yavrularını, çığlık çığlığa uçurtma seferberliğine giriştiler.
Martılardaki koloni dayanışması, toplumsal örgütlenmenin dışında kalmış “mahalle dayanışması”ndan çok daha güçlü...
O bembeyaz martılar, yavru uçurtma seferberliği sırasında çığlık çığlığa, ne de güzel kavisler çiziyorlar kanatlarını açmış uçarak...
Uçmaya çalışırken yere düşmüş ve yerde kalmış 2 martı yavrusu gördüm; biri akşam karanlığında karşı bahçeye düşmüştü, annesiyle babası dam kıyısından yavrularına bakıyorlar ve ne yapacaklarını bilemiyorlardı.
Ötekine de gündüz, tanıdık bir manav dükkânının önünde rastlamıştım; acemice yürümeye çalışıyordu.
Geçen haziranda da, bizim apartmanın bahçesine düşmüştü bir martı yavrusu. Solmaz, hemen aşağı inip yavruyu almış ve balkondan karşı damdaki annesiyle babasının yanına doğru uçurtmuştu. Yavru da uçmuştu oraya kadar.
Trafik kazalarında ölenler, yaralananlar ve bir süre sonra ölenler bazen günde 15-20’yi buluyor.
Düğünlerde, maç zaferlerinde maganda kurşunlarıyla ölenler de az değil...
Töre cinayetleri, sokak kavgalarındaki cinayetler de cabası...
Şimdi bir de kene belası geldi eklendi bunlara...
Pazartesi akşamı saat 21’i geçerken, her günün sonunda o saatlerde ışıklarıyla uzaktan pırlanta bir kolyeye benzeyen Kınalıada kapkaranlıktı.
Besbelli ki Kınalı’da elektrikler kesilmişti.
İstanbul’da elektrik kesintileri sıklaşmaya başladı. Görünüşe bakılırsa, daha da sıklaşacak.
Pazar günü saat 14’ü gece Cihangir’de de kesildi elektrikler.
Değerli dostum Av. Taner Aktop ile eşi Mireille, Fethiye’den kalkıp İstanbul’a gelmişler ve güncel olaylar dışı, fıkralı kahkahalı sohbetlerimizin Köyceğiz’de kesilmiş tefrikasını sürdürmek için bize de uğramışlardı.
Hep birlikte Yeşil Ev’de; kızım Zeynep Bakan, eşi Gürkan Bakan ve torunlarımdan Tuğçe ve Ali’yle buluşmaya gidecektik; Gürkan’ın yaş yıldönümüydü.
Elektrikler kesik olduğu için asansör çalışmıyordu ve bir mimari kepazeliği olan dik merdivenler de zindan karanlığı içindeydi.
Katlar arasındaki sahanlıklara inerken; merdivenlerin son basamağını görmeyip de, bittiğini sanarak yürümeye kalktığın an...
Ayakların son basamağa takılıp da, yüzü koyun yere kapaklandığında; bazen kırılıverir bir bacağın da...
Gerçi böyle bir kazanın, ne “vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğü” ilkesine, ne Anayasa Mahkemesi’ndeki davalara, ne de Ergenekon ile ilgili soruşturma ve gözaltılara bir etkisi olur ama; bacağı kırılana çok etkisi olur, hele bir de yaşlıysa...
Tabii ülke sorunları yanında; elektrikler kesildiği için karanlık merdivenlerden inmeye çalışanların düşerek kırdıkları bacakları, sorun falan sayılmasa da...
Bacağı kırılanlar için durum pek öyle değildir.
Tıpkı “sıcak temaslar”da çocuklarını kaybedenlerin durumları gibi...
İran da; birkaç yıl içinde Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin’de genişliğine kaynayan kanlı bir kazanın içine katıldığında...
20-25 yıla kadar Rusya da, AB’ye üye olduğunda ve “Avrasya vatandaşlığı” Atlas Okyanusu’ndan Büyük Okyanus’a kadar yayıldığında...
Türkiye de, “burjuva enternasyonalizmi”nin; Katolik, Protestan, Ortodoks, Angilikan, ate mozaiğine katılmış, İslam etiketli bir parçası olacak...
Şimdilerde inanması zor gibi görünse de, en geç 50 yıl içinde bu mutlaka böyle olacak...
Burjuvazi, sağken dünya nimetlerinden yararlanmayı; öldükten sonra cennet nimetlerinden yararlanmaya yeğleyen zenginleşmiş bir kentliliktir.
Yerel “yönetim saltanatları”nın yerini, küresel “üretim saltanatı” aldıkça; mistik inançların da katılığı azalır ve ılımanlaşırlar.
Ortaçağ’da papazlar da, müzikli lokallerde kadın kahkahalı masalarda oturmaz ve dansa kalkmazlardı.
Şimdilerde burjuva masalarının neşesine katılıyor ve dansa da kalkıyorlar.
Bizde de imamlar çoktan başladılar araba kullanmaya.
Müezzinler de, 5 vakit şerefelere çıkmak yerine, teyplerin düğmesine basıyor ve seslerini yükseltiyorlar hoparlörlerin.
“Tek değişmeyen şey, değişimdir” ve bu engellenemez.
Değişime karşı çıkan “yönetim saltanatları” ise, maalesef kanlı bir çalkantı döneminden geçme zorunda kalacaklar...
Martılar için böyle bir sakınca yok.
Ama elektrikler kesildiğinde, epey bir sakınca var karanlıkta merdiven inmek ve çıkmak zorunda kalacaklar için...
50 yıl sonra öyle bir sakınca da kalmayacak.
Ne mutlu 50 yıl sonra doğacak olanlara...
Yazar & Kaynak: Çetin Altan
Eklenme tarihi: 02.07.2008
Okunma:76
Ekleyen: steve steve
Mail: stevesteve@mynet.com