“Menziline girilir mutluluğun, merkezine asla!
Huzûr, dünün çocuğudur, bugünün değil!
Hayvanı ehlileştiren insan,
bedeninde evcilleştiremedi ruhunu,
ve aşk ta yaban..”

Sponsor Bağlantılar

Yazının başlığı, ilgi çekmek için öyle (Mutluluk Zararlıdır) yazılmış değildir. Yâni kendi anlayışında tabiî ki mutluluğun zaralı olmadığına inananların, ilgi çekici bir başlıkla dikkâtini üzerine çekmek gâyesiyle yazılmadı. Demem o ki mutluluk zararlıdır. Ve bu ifâde tamâmiyle gerçek anlamda kullanılmıştır.

Mutluluk derken, asrımızın revaçta olan talep/istek anlayışını kast ediyorum. Hâl-i hazırdaki zaman diliminde insan, mutluluk derken huzûru, saâdeti kast etmiyor. İnsan, kendini insânîlikten soyutladıkça zevk ayarını bozdu; ruhtan bedene düştü. Ki içinde binlerce bedene yetebilecek kadar potansiyel bir güç taşıyan ruhun derin hazlarını bilmediği için bedene tâbi bir keyf anlayışı geliştirdi insan ve bu keyf anlayışı eşiğinin içine giren her şeye mutluluk dedi.

İnsan; şehrin yüksek bir yerine çıkıp aşağılara bakma tadını, yalınayak toprağa basma hoşluğunu, karanlık bir yerde oturup dakikalarca varlığını düşünme nîmetini, aç kalmanın tadını, gözü-gönlü ferahlatan ağlamanın derinden işleyen hazzını bilmiyor. O, yan yana dikilmiş beton yığınlarında; derisine işlediği resimlerle, hızın hazzıyla, pahalı (tercihen spor) ayakkabılarıyla, PC başında saatlerce oyun oynamakla, her kafası estiğinde bir şeyler atıştırmakla; görgüsüzlüğü, sanki çok matah bir şeymiş gibi gösteren filmler izleyip kahkaha atmakla zaman geçiriyor. Salt bedene endekslenmiş bir mutluluk anlayışı, şarjı çabuk dolan-çabuk boşalan cep telefonu gibidir. Bu anlayış; acıkınca doymayacağını, doyunca acıkmayacağını zanneden; kontörü olmadığında kendini mutsuz hisseden, belki basıp kayarlar diye muz kabuğunu yolun ortasına o biçim atan anlayıştır.

Aslında insan geniş spektrumlu hasletleri olan, çok fonksiyonel bir varlıktır. İnsan kendini okuduğu veya kendini kendine tercüme ettiği ölçüde kendini bilir; kendini bildiği ölçüde kaliteli tercihler yapar, kararlar verir. Demem o ki insan bedeni, insanın benliğinin tercihlerine bırakılmış kusursuz ve muhteşem bir cihâzdır. İnsana düşen, tercihiyle, kararıyla bu kusursuz makineyi hakkettiği hâl üzere çalıştırmak. Bir misâl verip meseleyi akla takla attırmadan fehme yaklaştırmaya çalışalım;

F16 bir savaş uçağı olup bu anlamda donanımlı bir uçak çeşididir. Bir de F16 ile Urfa-Antep arası isot (biber) nakliyâtı yapıldığını düşünün… Asrımızın bedenî hazlarına mübtelâ olanlar böyle bir durumdadır. Netice: Yetenek, nitelik, zaman, husûsiyet, keyfiyyet, kalite isrâfı.

Takriben 10 yıl önce şâhit olduğum bir olay, kendime has, yeni bir kavram geliştirmeme vesîle oldu. Köyde, dayımla berâber tarlada çalışıyorduk. Öğlen yemeği vakti girdiğinde dayımın evine gittik. Eve varır varmaz yengem, dayıma söylenmeye başladı. Meğer dayım, muhtemel bir kolera salgınına karşı hindileri ilaçlamış ama ne hazîndir ki yanlış ilaç uygulamış. Biz eve geldiğimizde, takrîben 200 adet  hindinin bir kısmı telef olmuş, mütebâkisi de vâdesinin dolmasını bekler durumdaydı. Dayım, bu duruma fecî bir şekilde üzüldü. O an bütün mevcûdiyetiyle; zihninin zerresiyle, akl-u kalbiyle bu acının içindeydi. O an, o durum, ona hükmetmişti. Bir müddet sessiz kaldıktan sonra, kara bir haber geldi; dayımın dâmadının trafik kazâsında öldüğü haberiydi bu. Öyle bir şoktu ki bu, hindileri devre dışı bıraktı. Halbuki sağ kalan hindiler için bir şeyler düşünüyorlardı, ama u lâkin bu kazâ ve ölüm haberi duyulduktan sonra hindilerin ölüsünden de, dirisinden de eser kalmadı akılda. Artık dayımın acısı buydu: kazâ ve ölüm!

Elbetteki kazâ ve ölüm haberinin acısı, hindilerin ölümünden kat be kat fazlaydı ama her iki durumda da dayım acı bir şekilde sessiz kalmış, çâresiz düşüncelere dalmıştı. Bu durum bana “Elastik Kişilik Çapı” kavramını buldurdu. Evet bana göre insanda elastikî bir kişilik çapı vardır. Bu kişilik çapı, meselâ normal bir acının içine girebilir, insanı kilitleyebilir. Normalüstü bir acıda zâten kaybolur. Evet her insanda bu kişilik çapı var, evet her insanda bu kişilik çapı elastikîdir ama; eğitim, çevre, zekâ, ahlâk gibi olgular, küçük acılardan büyük acılara kadar uzanan çizgide karar kılmada kalite ve derinlik anlamında belirleyicidir. Yâni insan ne kadar insânî planda donanımlıysa, tercih ve kararları o kadar mantıklı olur. Ki mantık, kişilik çapının dar duyguların içine girmesine engel olur.

Yukarıda izâhını yaptığımız kişilik çapı elastikiyeti mutluluk için de geçerlidir. İnsanın acısının alanı, mutluluğunun alanı kadar geniştir.  Kontörü bittiği için yüzünde yüzer megabayt üzüntü beliren bir insan, kontöre ulaşırsa yüzünde çiçekler açar. Bu, rengârenk bir çiçektir ama kokusuzdur; zirâ, iyi îmâl edilmiş plastik bir çiçektir.

Meseleyi genel hatlarıyla vuzûha erdirdikten sonra yazımızın başlığında geçen “Mutluluk Zararlıdır” hükmümüzü tahlîl edebiliriz artık. Mutluluktan kastımızın asrımızın bedenî mutluluk anlayışı oluğunu yukarıda belirtmiştik. Peki mebhâs mutluluk neden zararlıdır? Bu sorunun el’cevâbı ölümde saklı. Herkesin bir gün öleceğini biliyoruz. İnsan için en büyük sıkıntılardan biri, ölüme hazır hâle gelememesidir. İşte yukarıda değindiğimiz bedenî mutluluk, insanın ölüm hissine alışmasına ketler vurup duruyor. (Bedenî mânâda) mutlu olduğu ölçüde hayatı seven, hayatı sevdikçe dünyaya bağlanan, dünyaya bağlandıkça ölmek istemeyen bir döngünün esîridir insan ki bu esâretten sağlam bir eser çıkmıyor. Bilinç zevk meşk ettikçe, bilinçaltı mebsûten mütenâsip/doğru orantılı bir şekilde akla ıstıraplar salgılıyor. Zevk arttıkça, ıstırap da artıyor…

Ruhu ve ruhâni lezzetleri es-pas geçmiş, her istediğine ulaşabilme kudreti olan bir insan için mutluluk zararlıdır. Neticede ölüm o kudretli adam ile açlıktan ölen bir Afrikalıyı tesviye ediyor, bedenî anlamda ikisini aynı konuma, aynı kıvâma getiriyor.

Gezilen güzelim coğrafyalar, seyredilen gizemli filmler, okunan pahalı kitaplar, yenilen nefis yemekler, oturulan saray misillû evler, binilen lüks arabalar asrımızın mutluluk hânesine pozitif olarak işlense de ölümle bunlar kaybedileceği için, mevcût mutluluk zararlıdır.

“Mutluluk Zararlıdır” üzerine sıhhatli düşünenin bize hak vereceğini düşünüyorum.

15 Mart 2011
01:30
İnsanbol

YM tarafından “Makale Yarışması” için yazılmıştır…