***

Adam kadını anlamadığı söylüyordu. Geçmişin hatırına kadından bir şeyler bekliyor, değişen koşullara rağmen onun için değerli olmak istiyordu. Çok seviyordu onu bu kesindi. Aradan geçen zaman ona olan sevgisini törpülememişti zerre kadar. Onun kendisini onu sevdiği gibi sevmesini beklemese de sadece özlem duyulduğunu bilmek istiyordu.
Vefanın kırıntılarını arıyordu kadının içinde. Onca yaşanmışlığın, birlikte verilen onca mücadelenin ve gençlik yıllarında içlerinde olan o ateşin hatırına senin şehrine geliyorum dediğinde ertelenmemeyi bekliyordu adam. Haklıydı da. Çünkü o özlemişti. Çünkü o hala seviyordu ve küçücük saatlere sığdırılsa da onu görmeyi diliyordu içinden. Fakat kader böyle söylemiyordu. Aracı böyle demiyordu. O gerçekleri yumuşatmaya çalışsa da haykırıyordu işte. Seni görmek istemiyor diyemese de bahaneler buluyordu. Adamın içindeki ateş sönüyordu yavaş yavaş. Aslında sönmüyordu. Sadece kor halinde olan ateş topu küle dönmüş ve olanca sıcaklığıyla derinlere dağılmıştı. Şimdi daha çok yakıyordu canını. Bu sadece karşılık bulamamanın verdiği acı değildi. Bu onca şeye duyulan vefasızlığın beraberinde getirdiği karanlıktı. Aydınlığın yolu da yine kadından geçiyordu.

Sponsor Bağlantılar

***

Kadın da adamın kendisini anlamadığını söylüyordu. Geçmişin değeri değildi kaybolan; kadının özgüveni, mutluluğu ve zaman içinde yüzünden çekilip alınmış olan gülümsemesiydi. O bunu anlamazdı. Ateşten bir gömlek giymemişti o. Gömleği her çıkarmaya kalktığında yanan derinin verdiği o derin acıyı tatmamıştı henüz. Tatmamalıydı da zaten. İstediği bu değildi nitekim. Sadece biraz anlayış dileniyordu bu eski dosttan. Hayatın içine attığı ablukadan kurtulmanın ona ne kadar zor geldiğini anlamasını istiyordu kendince. Ama anlatamıyordu işte. İfade edemiyordu kendini. Tecrübeleri ona bambaşka bir bakış açısı sunmuştu. Yok, hayır, tecrübeleri değildi bunu beceren. Onun da tecrübeleri vardı. Marifet tecrübe olsaydı çoktan anlardı onu. Acıydı. Marifet acıydı. Onu her zerresine kadar hazmetmekti marifet. Marifet de değildi aslında talihsizlikti. Kaderin oynadığı bir oyundu. Adamı görmek istiyordu elbette. Fakat kendisini anlamayacağından korkuyordu. Herkes gibi. Hatta aracı gibi. O bile doğru düzgün anlamıyordu onu. Belki de normaldi. O eski kadın değildi artık. Anlaşılması güç bir mahlûka dönüşmüştü ve etrafına huzursuzluk dağıtıyordu. Adamı göremezdi. Bu koşullar altında görmemeliydi. Aynı yere bakmıyorlardı artık. Aynı yerde de durmuyorlardı zaten. Bambaşka hayatları vardı her ikisinin de. Buna rağmen yine de görmek istiyordu adamı. Fakat onu gördüğünde yiyeceği darbe, görmediğinde duyacağı özlemden çok daha ağırdı. Bir de aracı vardı tabii. Söylemiyordu ama gelmesini istediği belliydi. Gelecek miydi, bilmiyordu.

***

Aracıysa hiçbir şey hissetmiyordu. O sadece bu oyunu kurallarına göre oynuyor ve her iki taraftan da desteğini çekmiyordu.