suriye“Karga, kekliği taklit edeyim demiş, kendi yürüyüşünü şaşırmış…”
200 yıllık uzun bir geçmişe sahiptir Türk-Amerikan ilişkileri… Yıllardır en büyük müttefikimiz olarak yutturulmaya çalışılan bu Amerika, gerçekte hiçbir zaman ne müttefikimiz ne de dostumuz olmuştur…
Tarihsel seyri içinde, Türk-Amerikan ilişkileri değerlendirildiğinde; İngilizlerin ve Amerikalıların yalnız kendi çıkarlarını düşündükleri, ülkemizde kargaşa ve kışkırtma ortamları hazırladıkları ve çeşitli operasyonlarda bulundukları görülecektir.
Osmanlı’da “Sadık Teba” diye tanımlanan Ermenileri, 1830’lu yıllarda Amerikalı misyonerlerin kışkırtılmasıyla başlayan yıkıcı-bölücü hareketler, günümüzde uluslar arası bir sorun haline gelmiş/getirilmiştir.

Sponsor Bağlantılar

1950’li yıllarda başlayan NATO süreciyle birlikte, ülkenin en mahrem yerlerine kadar sızan ABD, ideolojik çatışmalardan, etnik bölücülüğe, irticai faaliyetlerden, azınlık sorunlarına kadar birçok faaliyetin baş aktörü ya da senaristi olmuş, çoğu kez ülkede, gerek doğrudan doğruya, gerekse dolaylı tehdit ve saldırıların kaynağı olmuştur.

Projelerine karşı çıkan Eşref Bitlis’in hala esrar perdesi aralanamayan şüpheli bir kaza sonucu hayatını kaybetmesi, Gazi olaylarının arka planında yabancı servis ajanlarının provakasyonunun bulunması, “Muavenet Fırkateyni”ne füzeli saldırı, Kuzey Irak’ta bölgesel bir yönetim oluşturup, İran, Türkiye ve Suriye’nin ülke bütünlüklerini tehdit altına alması ve “çuval geçirme” hadisesi, ABD’nin, Türkiye’ye yönelik 1990 yıllardan bugüne kadar devam eden operasyonlarının yalnızca bir kısmına misal teşkil eder.

Dost”, “Stratejik ortak” ve “Stratejik müttefik“ diye tanıtılan ABD, gerçekte hiçbir zaman Türkiye’ye dost ya da müttefik olmamıştır.

Onun şu yeryüzünde iki tane dostu vardır; biri stratejik müttefiki İsrail, diğeri de sevgili amca çocuğu İngiltere…

Türkiye’yi eyaletlere bölmek ABD’nin 111 yıllık rüyasıdır…

31 Ocak 1896’da bir yasa taslağı hazırlayan ABD Temsilciler Meclisi, dünyadaki Hıristiyanlardan oluşan bir komisyonun, Türkiye’yi yönetmek için başkan seçmesini istemişti.

Taslağa göre, yönetim Türklerden alınacak, ülke eyaletlere bölünecek ve yeni oluşumun adı “Türkiye Birleşik Devletleri” olacaktı, ya da “Anadolu Birleşik Devletleri…” Ancak bu senaryo o zamanlar uygulanamamıştı…

Ve toplandık!

İstanbul, Harbiye’de…

“Bu toplantıya katılan tüm ülke kuruluş ve temsilcilerine teşekkür ediyorum. Sözlerimin başında hayatını feda eden Suriye’li kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyorum. Yaralanan kardeşlerime şifa diliyorum…”

1 Nisan 2012
Yer: İstanbul-Harbiye
Konu: Suriye’nin Dostları(!) toplantısı.
Ve BOP Eşbaşkanı açılış konuşmasını yapıyor,
Yine buzlu cam ( prompter )’a bakarak…

“Acımasız saldırılar karşısında olağanüstü mücadele veren Suriyeli kardeşlerime asla yalnız olmadıklarını, asla kaderlerine terk edilmeyeceklerini buradan, İstanbul’dan hatırlatmak istiyorum…”

Anlaşılan o ki konuşma metni yine danışmanları tarafından özenle hazırlanmış…

“…Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da başlayan değişimler sonucunda dost ve kardeş Suriye’nin gerekli reformları yapması gerektiğini söylüyoruz. Mısır’da ve Libya’da yaşanan acı tabloların yaşanmaması için Esed’e sesleniyoruz…”

Kes, yapıştır…

“Yakın tarihte baba Esed’in çok ağır zulümlerini yaşamış Suriye, Esed’in de zulümlerine uğramıştır. Binlerce insan katledildi.  Onbinlerce insan da komşu ülkelere sığındı. Dün itibariyle Türkiye’ye sığınan Suriyeli mülteci sayısı 20 bine ulaştı…”

Bak, konuş!

Ve o, konuşuyor…

Konuşurken Eşbaşkan, dışarıda da Esad’a destek protestosu yapılıyor o sıra…

Suriye lideri Beşşar Esad posterleri taşıyan kalabalık bir grup, konferansın yapıldığı Harbiye’deki İstanbul Kongre Merkezi önünde Arapça sloganlar atıyor,

Kongre Merkezinin çevresinde protestolar yapılırken, Suriye yönetimi de “toplantının Suriye’yi zayıflatmak amacıyla yürütüldüğünü ve bu toplantının uluslar arası komplonun bir parçası olduğunu” açıklamasını yapıyordu.

Tamamına yakını Suriye vatandaşı olan protestocu grup, Suriye Lideri Beşşar Esad lehine destek gösterisinde bulunuyordu.

Daha sonra konferansı protesto eden kalabalığın önü polis tarafından kesilecekti…

Bir yanda gösteriler devam ediyor,

Diğer yandan hatip de konuşmasına kaldığı yerden devam ediyordu…

-“Suriye’de yaşanan dram karşısında uluslararası toplumun süratle hareket etmesi kaçınılmaz bir hal almıştır…”

-“Öncelikle düzenli insani yardım sağlanmalıdır. Uluslararası toplum Suriye konusunda son derece kararlı bir tutum sergilemelidir. BM ve Arap ligi kararları izlenmesi gereken yol haritasını ortaya koymuştur…”

-“Kofi Annan’ın girişimlerinin sonuç vermesini elbette cani gönülden arzu ediyoruz. Bu sözleri sadece zaman kazanmak için kullanması muhtemeldir…”

-“Zalim ile kurbanı aynı kefeye koyan her girişim şiddetle sonuçlanacaktır. Suriye rejimi tarafından gerekli iş birliğinde bulunmadığı takdirde BM’nin sorumluluğu üstlenmesi kaçınılmaz bir zorunluluk halini alacaktır!”

Ve hatibin en can alıcı cümlesi ise şu olmuştu…

-“Güvenlik Konseyi bundan kaçınırsa Suriye halkının meşru müdaafa hakkından başka seçenek kalmayacaktır!”

“Suriye halkının meşru müdafaa hakkı!”

Bu, ne demek?

Silah dâhil, askeri her türlü desteği vermek demek… Açıkça, komşu bir ülkenin hedef alınması ve içişlerine müdahale demek…

Yani, Suriye’de, Libya’da olduğu gibi kitlesel bir dalgalanma ve boğazlaşmanın önünün açılması , Suriye’nin bir kan gölüne dönmesi demek!

Sonra Uluslararası teşkilata çatıyordu Eşbaşkan;

-“Şiddete dur diyemeyen Güvenlik Konseyinin barış sağlayamaması acizliktir!”

-“…Çocuk ve yaşlıların vurulduğu bir ortamda “vicdani bakış” açısını gözler önüne koyuyoruz. Uluslararası toplumun bu konuda ahlaki bir sorumluluğu
olduğuna inanıyoruz…”

Irak’ta kan oluk oluk akıtılırken, çocuk yaştaki kızların ve evli-barklı kadınların onurları ayaklar altına alınırken vicdanlar izine mi çıkmıştı?

Vicdan, ruhtaki İlahi yasaların içsel bir ses tarzında yansıması, “İlahi İrade”nin varlığını hatırlatan bir yankısıdır…

Uluslararası teşkilatın zaten yapacağı bir şey kalmamıştı; çünkü Rusya ve Çin veto etmişti.
İsrail’in, Filistin’e yaptıklarına karşı uluslar arası teşkilat, 14 ülkenin müdahaleye “evet” demesine rağmen, tek başına ABD’nin veto etmesiyle o zaman da bir şey yapmamış/yapamamıştı.
Eşbaşkan konuşur, konuşur da bunları bilmez mi?

-“…Uluslararası toplum Kuzey Afrika’daki değişimde iyi bir rol oynayamamıştır. Libya’daki değişimde yaşanan petrol tartışmaları bunları açıkça göstermiştir…”

Arap Baharı” adıyla yapılan bölüp-parçalama operasyonlarının tamamı zaten petrol için yapılmamış mıydı?

Ne ahlakı?

-“Biz bugün burada İstanbul’dan Suriye’ye vicdan gözlüğü ile bakıyoruz!”

Ne vicdanı?

Vicdan, yanlışlar ve doğruların sınırını çizen, uyumak bilmeyen; kişiyi her an, her yerde izleyen, kişinin niyetlerine göre yargılarda bulunan şaşmaz bir yargıçtır.

-“…Eylem birlikteliğini de sağlamalıyız. Çözüm, sonunda demokratik Suriye’nin kurulmasını sağlamaktır…”

“Demokratik!”

“Demokratik” ha? İşte sihirli sözcük bu!

Vahhabi” Suudi Arabistan çok demokrat bir ülke ya, hani!? Hem, Bahreyn’de katliam filan da yapmamıştı Suudiler…

Zamanın bir diliminde Emperyalist Büyük Sinsi, işbirlikçi adamlarına şöyle dedi, “Size hayranız! Küçük Amerika olmalısınız” Taklitçilik ve işbirlikçiliği hüner sayanların hali ise şuna benzedi, “Karga, kekliği taklit edeyim demiş de kendi yürüyüşünü şaşırmış.” Onlar, Küçük Amerika olmak yerine, Büyük Türkiye olmayı hayallerinden bile geçirmemişlerdi…

-“Suriye halkını temsil eden Suriye Ulusal Konseyinin azim ve kabiliyetine inanıyoruz…”

-“Yeni bir Suriye’nin Suriyeliler tarafından kurulması teyit edilmiştir…”

-“Yeni Suriye, demokratik (DEMOKRATİK) yollarla Suriyeliler tarafından kurulacaktır” diyen Eşbaşkan, konuşmasını şu sözlerle bitirecekti:

-“…Bir kez daha Suriye halkını canı gönülden selamlıyorum. Sizlere teşekkür ediyorum.”

Clinton’la görüşen Davutoğlu ise, Suriye yönetimine dayatılan şeylerin neler olduğunu açıklıyordu:

Suriye yönetimi acil olarak operasyonları durdurmalı,

En geç 6 ay içinde Suriye’de demokratik bir seçime gidilmeli. Bunun için geçici hükümet kurulmalı; çünkü seçime Esad yönetiminde gidilmesi yanlış olacaktır,

Birleşmiş Milletler (BM) veya Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gibi uluslararası kuruluşlar seçimde gözlemci olmalı,

Acil olarak insani yardım koridoru açılmalı,

“Esed”e karşı ek ekonomik yaptırımlar uygulanmalı. Esed Rejimine destek veren ülkelere de baskı uygulanmalı.

Suriye Ulusal Konseyi, Suriye halkının tek temsilcisi olarak tanınmalı ve Muhaliflere destek verilmeli,

Tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması ve BM tarafından kontrol edilecek bir ateşkesin sağlanmasını da öngören 6 maddelik “Annan Planı”na güçlü destek verilmeli.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Suriye lideri Beşşar Esad’a, ”Ya bu yolu seç (Annan planı) ya da giderek artacak olan baskı ve izolasyonla yüzleş!” diye kesin uyarı/ültimatom veriyordu…

Vicdan, kişiyi, eylemleri hakkında yargılayan, onaylayan ya da hesap sorup hükümler veren öznel bir bilinçtir…

Hollywood yapımı hayali bir “Yeni Osmanlıcılık“ filmi izlemekteyiz…

Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasına kimlerin el atıp çırpıcı/mikser çalıştırdığı çok açıktır…

Kimler mi? İsrail, ABD, İngiltere ve diğer Batılı Ülkeler!

Bir süre önce İngiliz televizyonu “Sky News” boş durmamış, yayınladığı bir özel haberle parmak ısırtacak akıl almaz bir şeytanlık ortaya atmıştı…

Haber şöyle:

“İran, Türkiye’de suikastçı gizli bir şebeke kurdu!” diyen, kısmen Avustralyalı işadamı Rupert Murdoch’a ait olan İngiltere merkezli haber televizyonu Sky News’in özel haberinde,
“Güya istihbarat kurumları, Türkiye’deki Yahudi, İsrail ve Batı hedeflerine saldırmak üzere İran’dan emir bekleyen suikastçılar arıyormuş.”

Bu terör şebekesi, doğrudan İran dini lideri Ali Hamaney’e bağlı olan “Devrim Muhafızları”nın Kudüs Gücü’nde “Birim 400” adıyla örgütlenmiş,

“Birim 400”, birkaç aydır Türkiye’de operasyonlar yapmak üzere hazırlanıyormuş,
Bu hazırlıklar çok ileri bir aşamaya ulaşmış ve planı uygulamaya niyetli oldukları yönünde net bir değerlendirme varmış,

Birim 400, Hamaney’in emriyle ilgili hücresini faaliyete geçirmiş, saldırıyı yapacak yabancı ajanlar da ayarlanmış, eğitimleri ise bazen İran’da yapılıyormuş…

1 Nisan şakası gibi,

Hayasızlığın bu kadarına pes doğrusu!

Fitne-fesadın bu böylesini düşünemediği için Şeytan’ın bile yüzü kızarmış olmalı!

GezGin