Günümüz dünyasında, bilimin kesin ve değişmez doğru bilgilere eriştiğine dair bir algı vardır. Dinin temelini inanç, bilimin temelini şüphe oluşturmaktadır. Bilimin yanlışlarını değerlendirebilmesi ve ilerleyebilmesi için şüphe ile hareket etmeye ihtiyacı vardır.
Evrimcilerin, evrim teorisinin bilimsel yöntemin gereği olan deneylenebilme, gözlemlenebilme, yasalara erişebilme ve öngörüde bulunabilme açısından gerekli ilkelere cevap veremediği, iddialarına yeterli kanıt sunamadıklarına dair eleştirileri göz ardı ederek, evrim teorisini, adeta dinî inançların karşıtı bir inanç olarak konumlandırmış olmaları, evrim teorisi ve bilimsellik adına büyük bir talihsizliktir.

Sponsor Bağlantılar

27/05/2005 tarihli bir gazatenin, Bilim ve Gelecek Dergisi Genel Yayın Yönetmeni şöyle diyor: “Bundan üç-dört yıl kadar önce, İstanbul, Ankara ve Kocaeli’deki üniversite öğrencileri arasında bir Safsata Anketi düzenlemiştik. Sonuçlar tek kelimeyle korkunçtu. Biyoloji fakültesi son sınıf öğrencileri arasında Adem ile Havva’dan geldiğimize inananların oranı yüzde seksen beş dolaylarındaydı. Yanlış okumadınız; bu anketi mahalle kahvelerinde değil, biyoloji fakültesi son sınıf öğrencileri arasında yapmıştık, yani şimdi o öğrencilerin hepsi birer biyolog!”

İşte mantık bu, işte kafa böyle çalışıyor!

Evrimcilerin en temel varsayımlarından biri olan, türlerin birbirine dönüştüğü iddiasına karşı farklı teoriler öne sürülmüştür. Biyokimyacı Michael J. Behe bunlardan biridir ve türlerin ayrı ayrı yaratıldığını savunmuştur.

Behe, “akıllı tasarım teorisi”nde biyolojik olayların bir plân ve program doğrultusunda olduğunu, organizmaların sahip olduğu kompleks yapıların kademeli bir evrimle oluşmasının mümkün olmadığını, “indirgenemez karmaşıklık” tan dolayı, bir bütünü oluşturan parçaların tek başına bir anlam ifade edemeyeceğini ve bu parçaların bir arada olması halinde iş görebileceğini öne sürmüştür.

Behe ayrıca, her bir organın yaptığı görevin çok incelikli ve karmaşık olaylar zincirinin bir sonucu olduğunu, bu görevin yapılabilmesi için bütün şartların bir anda var olmasıyla ancak mümkün olabileceğini belirtmiş ve gözün yapısı, bakteri kamçısı ve kanın pıhtılaşma mekanizmasını da örnek olarak göstermiştir.

Evrim, kavramsal olarak evrim teorisi ile aynı şey değildir.

 
Müslüman düşünürlerden bazıları eserlerinde; biyolojik/ türlerin değişimi evrimin konusudur, sosyal/ medeniyetlerin gelişimi gibi faktörler buna dahildir, ve psikolojik/ insanın ahlaki ve manevi açıdan gelişimini anlatır, evrimden bahsetmiştir. Bazıları ise, türlerin birbirinden evrimleştiği iddiasında bulunmadan, canlılar arasında “varlık mertebeleri”ne göre sıralama yapmıştır. (1)

Çekirdek varlıktan, türlerin ardarda evrimi: Nazzâm’ın savunduğu modele göre, “Allah’ın doğrudan doğruya yarattığı bir çekirdek varlığın evriminden; bir yandan bir bütün olarak kâinat oluşurken, diğer yandan birbirinden bağımsız olarak ve sırasıyla maden, bitki, hayvan ve insan gibi varlıkların, ilk ana türleri oluşmuştur. Her ana tür de kendi içinde, biri diğerine dönüşmeksizin evrimleşmiş ve böylece, bir türün çeşitli üyeleri ve yan türleri meydana gelmiştir.”

Çekirdek-varlıktan, türlerin zincirleme dönüşümlü evrimi: Câhız ve Abdulkâdir Bîdîl gibi bilginlerin modeline göre, “Bütün kâinat ve varlık türleri bir tek çekirdek varlığın evrimiyle meydana gelmiştir. Basit türlerden karmaşık türlere doğru bir sıra takip eden bu zincirleme evrimde, bir alt türün dönüşüm yapmasıyla bir üst türe geçilmiştir.”

Canlı varlık ana türlerinin, doğal olarak ardı ardına çıkışı: Özellikle Câbir bin Hayâm, Bîrûnî, İbnu’n-Nefis ve İbn Tufeyl gibi bilginlerin savunduğu modele göre, “Allah’ın yaratma fiilinin bir tecellisi olarak, yeryüzünün uygun bir yerinde, güneş ısısının ve ışığının; su, toprak, hava gibi çeşitli unsur ve gazların oluşturduğu karışıma tesir etmesiyle ve bu karışımın  mayalanıp kokuşması, yani bir çeşit kimyasal evrim geçirmesi sonucunda, birbirini takiben bitki, hayvan ve insan gibi canlıların ana türleri, kendiliğinden ve doğal olarak meydana gelmiştir. Daha sonra, her canlı ana türü, kendi içinde dönüşümsüz bir şekilde evrimleşmiş ve neticede bu evrimden, o ana türün üye ve benzer türleri türemiştir.”

Külli ruhtan, türlerin zincirleme dönüşümsüz evrimi: Bu modele göre, Allah, önce evrimsel süreçler içinde bütün kâinatı ve hem somut hem soyut tüm varlıkları meydana getirecek olan Külli varlığı yaratmıştır. Külli ruhun akışıyla varlıkların meydana geliş sıraları şöyledir: Önce ruhi varlıklar, sonra basit semavi unsurlar ile cisimler, sonra madenler, daha sonra da bitki ve hayvan türleri ve nihayet insan türü… Belli özelliklere sahip türlerin hepsi, bir âlem adı almıştır: Bitkiler âlemi, hayvanlar âlemi gibi… (2)

GezGin

(1)Taslaman, Caner
(2) Bayrakdar, Mehmet; “Eserlerinde evrimden söz eden Müslüman ilim adamları ve öne sürdükleri dört çeşit model”

* Tanrı’nın Yasası (1) “DNA’daki Değişiklikler”
* Tanrı’nın Yasası (2) “Çekirdek Varlık”
* Tanrı’nın Yasası (3) “Nasnas”
* Tanrı’nın Yasası (4) “Maymuna Dönüş”
* Tanrı’nın Yasası (5) “Kuran’daki Maymun”