“Sizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri elbette biliyorsunuzdur. Onlara, Alçaltılmış/aşağılanmış maymunlar olun! Dedik.”

Sponsor Bağlantılar

”Bunu hem çağdaşlarına, hem de sonra gelecek olanlara ibret verici bir ceza ve sakınanlara bir öğüt kıldık.”
Maymunlar insanlardan mı türemiştir? Bazı tefsirciler, Allah’ın emrine karşı gelen söz konusu kişilerin dış görünüş olarak bu hayvanlara dönüştürüldüklerini ve kısa sürede öldüklerini söylerken; bazıları ise, iç dünyaları açısından manevi bir dönüşümden söz etmiştir.

Borneo’nun Kaja Adası’nda bir orangutanın insan gibi balık avlamaya çalıştığı görülmüştür. Bilim adamları ilk kez bir primatın insan gibi alet kullanarak balık avlamaya çalışmasına tanık olduklarını, bunun son derece ilginç bir gelişme olduğunu belirtmişlerdir.

Kaja Adası’nda, rehabilite edilmiş orangutanlar, yeniden doğaya salınmaktadır. Bu orangutanın da bir rehabilitasyon merkezinde eğitilmiş olabileceği, orada insanlarla temas içinde yaşamış olduğundan bazı hareketleri ezberlemiş olabileceği de söylenenler arasındadır.

“Sizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. Onlara, Alçaltılmış/aşağılanmış maymunlar olun! Dedik.”

”Bunu hem çağdaşlarına, hem de sonra gelecek olanlara ibret verici bir ceza ve sakınanlara bir öğüt kıldık.” (1)

Bu olay Tanrı’nın İsrailoğulları’na verdiği bir cezaydı. Tanrı, onlara, Cumartesi gününü kutsal kılmıştı, o gün bütün işlerini bırakıp ibadetle meşgul olmalarını emretmişti ve Tanrı, onları bu şekilde imtihan ediyordu…

Fakat Davud zamanında Eyle kasabasında yaşayan İsrailoğulları’ndan bir kabile bu yasağa uymak istememişti. Haftada bir, o da sadece Cumartesi günleri suyun yüzeyi görülmeyecek kadar çok balıkla doluyordu.

Her ne kadar Tanrı, Cumartesi günleri balık avlamayı yasaklamış olsa da, onlar, Tanrı’ya karşı hile yapmaktan çekinmemişlerdi. Şöyle ki; deniz kıyısına yakın yerlere göletler yapmışlar, denizden de göletlere kanal açarak balıkların oraya girmesini sağlamışlardı. Göletlere giren balıkları ise Pazar günleri yakalıyorlar ve kendi akıllarınca da Cumartesi yasağını delmemiş oluyorlardı.

İçlerinden bir grup balık avlayanları ikaz etmiş, bir felâkete maruz kalmalarından korktuklarını söylemişti; fakat Tanrı’ya karşı hile yapanlar: “Biz bu işi uzun zamandan beri yapıyoruz ve Tanrı da işimize karışmıyor. Ayrıca bu zamana kadar bir felâketle de karşılaşmadık!” demişlerdi.

Derken, hilecileri uyaran grup, bir sabah kalktıklarında balık avlayan gruptan hiç kimseyi etrafta göremediler. Başlarına bir iş gelmiş olabileceğini düşündüler. Hileci grubu arayıp bulmak için evlerine bakmaya gittiler; fakat kapıları kilitliydi. Yine de içeri girip baktıklarında hepsinin maymuna dönüşmüş olduğunu gördüler.

“Bunlar hiçbir şey yiyip içmeden üç gün yaşadılar, bu arada hiç de çocukları olmadı. Üç günden sonra hepsi de öldüler. İçlerinden kimse yaşamadı” diyen, (2)

“Bugünkü maymunların bir türü, o zaman maymuna dönüşen insanlardan geldi” diye inanan,

Ve “Bu insanların maymun suretine dönmeleri yalnız manen oldu” diye söyleyen müfessirler vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır‘a göre, insan ile maymun arasındaki fark, bir kıl ve kuyruktan ibaret olmayıp, akıl, mantık ve ahlâk farkı da vardır. Maymunun bütün hüneri taklitçiliğindedir. İlk bakışta insan gibi görünseler de, gerçekte maymundan başka bir şey değillerdir. Fındığı kırar, yer de, bir fındık ağacı dikmeyi düşünemezler. (3)

Yorumlar farklı farklı olsa da insanların bu olaydan çıkaracağı muhteşem ibret vardır. Zulmeden zalimler, kan dökücü katiller, her iş, her eylemiyle Tanrı’ya ve Tanrı’nın evrene koyduğu yasasına karşı adeta savaş açanlar, görünüşte insan olsalar da, gerçekte vahşi hayvanlardan bile aşağıdadırlar.

Antik Yunan gök bilimcisi Batlamyus’a göre, evrenin merkezi Dünya idi. 16. yüzyıla kadar bilim çevrelerinde Dünya’nın, evrenin merkezinde olduğu düşünülüyordu. Bu düşünce, Kopernik’in, Dünya’nın ve diğer gezegenlerin Güneş’in etrafında döndüklerini öne sürmesiyle sorgulanmaya başlamış, 17. Yüzyılda, Galileo’nun teleskopuyla yaptığı gözlemler sonucu, Dünya’nın, aslında Güneş’in etrafında döndüğü bilimsel bir gerçeklik haline gelmişti.

İlk bakışta, insanın, evren ve canlılar içinde özel bir konumunun olduğu ve Tanrı’nın bu varlığı kendine muhatap aldığı göz önüne alındığında, uzunca bir süre inanılmış olan “evrenin merkezinin Dünya olduğu” görüşü, bir inanana daha çekici ve sıcak gelmekteydi. Ancak, Dünyanın, güneşin etrafında döndüğü gerçeği ile yıkılan hakikat değil, böyle inananların hakikate giydirdikleri algı ve anlayıştır.

Evrim bir gerçekse eğer, o da yaratma olgusu içinde gerçekleşmektedir. Tanrı’nın ibda/ mevcudatı benzersiz ve modelsiz bir şekilde yoktan var etmesi ve inşa/mevcut varlıklardan yeni varlıkların yaratılması olmak üzere iki türlü yaratması vardır. Bu manada, “Bir şeyi dilediği zaman, onun emri yalnızca “Ol” demesidir, o da hemen oluverir.” (4) ayetinde geçen “Ol!” emri, hem ibda, hem de inşa olarak yaratmayı içermektedir.

Adem, ister evrim muhaliflerinin dediği gibi ibda, ister yaratılışçı evrimcilerin dediği gibi inşa ile yaratılmış olsun, “Ol!” emri içerisinde Tanrı tarafından var edildiğine dair kuşku duymaya yer yoktur.

Kur’an’da çokça anılan “Göklerin ve yerin Rabbi” ve bu mahiyetteki ayetlerde Dünya, küçük olmasına rağmen, adeta göklerle eşit değerde bir yer olarak gösterilmiştir. Rutin bir seyir halinde bulunan semavata karşı, her an yeni bir oluş içinde olması ve yenilenen yüzüyle ışıl ışıl parlayan bir gezegen olan yerküre, adeta niceliği bakımından hayrete düşüren göklere karşı, niteliği ile göz kamaştıran ve çapı küçük olsa da, Tanrı’nın sanatının sergilendiği bir yerdir.

Dünya, o kadar ilginç bir yerdir ki, canlı türlerinden şimdilik sadece 2 milyondan biraz fazlası tanımlanabilmiş ve sınıflanabilmiştir. Bazı tahminlere göre, henüz tanımlanmamış 10 ila 30 milyon canlı türü daha vardır. Bir milimetrenin binde birinden kısa bakterilerden, yerden yüksekliği 100 metreyi, ağırlığı binlerce tonu bulan sekoya ağaçlarına kadar dünyadaki canlı türleri, cüsse, biçim ve yaşayış biçimi bakımından önemli farklılıklar gösterirler.

Sıcak su kaynaklarında, kaynama sıcaklığına yakın derecelerde yaşayan bakteriler olduğu gibi, Antarktika’daki buzullarda, ya da tuz göllerinde -23 dereceye varan ısıda yaşayan algler ve mantarlar vardır. Karanlık okyanus tabanlarındaki hidrotermal çatlakların kenarlarında yaşayan devasa boru kurtçukları olduğu gibi, Everest’in yamaçlarında, 6 bin metre yükseklikte yaşayan hezaren çiçekleri ve örümcekler vardır.

Sonuç olarak, Dünya’nın farklı bir kıymette olması için evrenin merkezinde olması gerekmemektedir. Gerçeği arayan ilmi çalışmalar, insanlık adına son derece ehemmiyetli ve saygındırlar. İnançla çatıştığı düşünülen şeyler, sadece insanların bu konudaki algılarıdır. Bu manada, evrim ve yaratılış, birbirinin karşıtı olan iki olgu değildir.

“Evrim” teorisine karşı “Yaratılış” teorisini koymak akla, mantığa ve ilmin hakikatlerine uygun bir yaklaşım tarzı değildir. Evrim bir hakikatse eğer, o da yaratma yasasının içinde var olan bir süreçtir.

Âdem, ister evrime muhalif olanların dediği gibi ibda, ister evrime inanan din bilginlerinin dediği gibi inşa ile var edilmiş olsun, her halükarda “Tanrı’nın Yasası” icabı yaratıldığı kuşkusuz bir gerçektir.

GezGin
________________________

(1)Bakara Suresi, 65,66
(2)Tefsir-i Kebir, 3:109-110 Tefsir-i İbn-i Kesir, 1:106.
(3)Hak Dini Kur’an Dili, 1:379
(4)Yasin Suresi, 36/82)

* Tanrı’nın Yasası (1) “DNA’daki Değişiklikler”
* Tanrı’nın Yasası (2) “Çekirdek Varlık”
* Tanrı’nın Yasası (3) “Nasnas”
* Tanrı’nın Yasası (4) “Maymuna Dönüş”
* Tanrı’nın Yasası (5) “Kuran’daki Maymun”