Medyen ile Tur arası, Eyle kasabası…

Eyle’de yaşayan kavim, on iki boydan oluşan bir topluluktu; bunlar, Eyle’den önce Tih sahrasında ikamet etmişlerdi ve orada dolaştıkları zaman bir bulut, tepelerinde sürekli gölgelik yapar, yürüdüklerinde yürür, durduklarında da dururdu. Ve beslenmeleri için onlara, Tanrı tarafından gökten “kudret helvası” ile bıldırcın indiriliyordu.
On iki boydan (aşiret) oluşan bu halk için, kayaların arasından on iki pınar akıtılmıştı ve her boy kendi pınarını bilir, suyunu oradan içerdi. Özel işlerinde özerk olan bu aşiretler, merkezi bir idare altında yönetilmekteydi.

Sponsor Bağlantılar

Tih sahrasından sonra Eyle kasabasında ikamet etmeye başlamışlardı. Aralarında iyi ve makul insanlar olduğu gibi kötü ve sapkın insanlar da vardı. Bir kısmı kötü olana engel, iyi olana da destek olmazdı. Hepsinin farklı bir gidişatı, farklı bir meşrebi vardı. Adeta, Dünyada cennet hayatı ikram edilen bu halkın bazıları, sorumluluklarını önemsememiş, boş vermişlerdi; “Hayat, yiyip, içip eğlenmek, alabildiğine özgürlük, yasaklara aldırmamaktır!” demiş ve bu mantıkla hareket etmişlerdi. Yasak olana yaklaşmamaları konusunda kendilerini uyaran, sorumluluk bilincine sahip az sayıda kimseler de vardı; ancak onlar, söz dinlemeyen kimselerdi. Ve sonra bir gün ve aniden…

Elbiseleri vücutlarının doğal bir parçası ve şapkaları başlarında tüy oldu!
Bedenleri ani olarak değişti, derilerinin her santiminden adeta kıl fışkırmaya başladı,
Konuşma yeteneklerini yitirip, tuhaf sesler çıkardılar,
Yürüyüşleri ve davranışları değişmiş, seviyeleri düşmüş,
Ve alçalmışlardı!
Ters bir evrimle, vahşi beşeriyet arasında bir unsur, insandan maymuna dönüşen ilk tür ve alemlere ibret oldular!

Maymunlaştırılanlar, Hz. Davud’un kavmi arasından bir grup insandı…

İçinizden Cumartesi günü yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. İşte bundan dolayı onlara “Sefil maymunlar olun!” dedik;

Bu ibret dolu cezayı öncekilere ve sonrakilere bir ders, korunacaklara da bir nasihat, bir öğüt yaptık! (1)

Bir de onlara, o deniz kıyısındaki şehrin başına gelenleri sor. O sırada onlar Cumartesi yasağına riayet etmiyorlardı. Cumartesi günü balıklar akın akın geliyorlardı, yasak olmadığı gün gelmiyorlardı. Yoldan çıkıp sapıklık yaptıkları için bizde onları işte böyle sınıyorduk.

İçlerinden bir topluluk, “Allah’ın helak edeceği ya da çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz?” Dediği vakit, o uyarıda bulunanlar dediler ki ; “Rabbiniz tarafından mazur görülmemiz için; Bir de belki yasak olanlardan sakınırlar diye…”

Onlar, yapılan bunca nasihati unuttukları zaman, kötülükten sakındıranları kurtardık; O zalimleri de fena hareketlerinden dolayı şiddetli bir azaba uğrattık! Böylece onlar kibre kapılıp yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince, biz de onlara, “Hor ve zelil MAYMUNLAR OLUN! Dedik.” (2)

Charles Darwin 1809’da Birminhan’ da hali vakti yerinde bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 16 yaşında tıp eğitimi görmesi için Eidinburgh Üniversitesine gönderildi. Ancak tıp ilgisini çekmediği için babası ona rahip olmasını ve bu amaçla Cambridge Üniversitesinde öğrenim görmesini önermişti. Bununla birlikte, Charles’ i en çok ilgilendiren konu doğa tarihi oldu. Cambridge’de öğretim görevlisi olan Joseph S. Henslow’ la tanıştı ve daha sonra da dost oldu. Darwin, Henslow’un sayesinde Güney Afrika kıyılarına yapılan resmi keşif gezisine katılma fırsatı buldu. Yine bu dönemde Darwin’ in doğa bilimiyle ilgili görüşlerini etkileyen bir başka şey de Alexander Humboldt’un kitapları olmuştu. Bu kitaplar onda, kendi sözleriyle; “Doğa biliminin soylu yapısına bir katkıda bulunmak!” isteğini uyandırmıştı.

27 Aralık’ta başlayan ve 5 yıl sürecek olan bir deniz yolculuğuna çıktı. Yolculuk dönüşünde Zooloji ve Jeoloji konusundaki incelemelerini ve yolculuk günlüğünü yayınladı. Bu araştırmalarından sonra 1843’da “TÜRLERİN KÖKENİ” isimli kitabını yayınladı. Thomas Malthus’un “Toplumun gelecekteki gelişmesine etkileri bakımından nüfus üzerine bir deneme” isimli eserinden etkilendi.

Galapagos adalarındaki doğal yaşamı ve oradaki canlı türlerini Güney Amerika’dakiler ile kıyasladı ve kendince bazı keşiflerde bulundu. Adalarda geçirdiği dönem sonrasında: “Başarılı nesillerin sonunda yeni bir türün hâlihazırdaki bir türden yavaşça gelişerek oluştuğu” kanaatine vardı.

Teorisini üç ana temel üzerine oturttu:
.Bir canlı popülasyonunda (nüfus) çeşitli karakteristikler mevcuttur. Bu değişken
karakteristikler  
popülasyondaki bireyler tarafından yeni doğanlara aktarılır.
.Canlılar, ölenlerin yerine geçecek sayıdan daha fazla yavrular.
.Ortalamada popülasyon rakamları genelde sabit kalır; Hiçbir popülasyon sonsuza kadar  
büyüme göstermez.

Bu temellere göre Darwin, her popülasyonda birçok bireyin hayatta kalamadığı, kurtulamadığı veya üreyemediğini öne sürerek, “Var olma mücadelesinde sınırlı bir çok kaynak için ve mevcut riskler yüzünden popülasyonun her bireyi bir diğeriyle yarışmaktadır. Bu var olma mücadelesinde, ortama en iyi adapte olabilmiş bireyler seçici bir avantaja sahiptir; Daha çok yaşamakta ve daha çok üreyebilmektedir” dedi.

1858’de Alfred Russel Wallace ile birlikte benzer görüşleri savunan bir tez yazıp yayımladılar.

1859’da Darwin, tek başına orijinal adıyla “On The Origin of species by means of natural Selection or the Perservation of Favoured Races in the Struggle for Life” yani “Yaşam Mücadelesinde Doğal Seçilim veya Avantajlı Irkların Muhafazası yoluyla Türlerin Kökeni üzerine” kitabını yayımladı. Bu, dünyada yankılar uyandıran en etkili kitabı oldu.

Doğal seleksiyon tezine göre: “Tüm canlı türler, organizmaya doğal koşullarda ayıklanmaktan kurtulma ve çoğalma olanağı sağlayıcı varyasyonların doğal seleksiyonuyla gelişir.

Yani Darwin’ in bu tezine göre: Sonsuz evrendeki hiçlik, zaman içinde tesadüfen ve birbiri ardınca gelişen olaylar sonucunda insanı meydana getirmiştir. Hiçlikte önce toz, toprak, taşlar, sular, dağlar ve bir sürü şey kendiliğinden oluşmuştur. Bazı atomlar, nasıl olduğu bilinemez bir şekilde bir araya gelmiş ve kalsiyum, fosfor, karbon gibi elementleri oluşturmuştur. Sonra da, en basitinden en karmaşık olanına kadar canlı türleri ortaya çıkmıştır.

Yine bu teze göre, insanın ilk atası maymundur. Maymun, doğal şartların zorlaması ve hayatta kalabilme mücadelesi verdiği milyon yıllar içinde, git gide gelişerek insan şekline dönüşmüştür.

Bu Doğa Bilimcisinin kitabı ve içeriğindeki tezler, Marx ve Engels’in hayranlığını uyandırmış, Marksizm’in en büyük dayanağı olmuş, Sosyal Darwinizm adı altında toplum bilimine uyarlanmıştır.

Sosyolojide, ekonomide, toplumsal hayatın her alanında etkiler ve yankılar uyandırmış, bazı ideolojilerin doğuşunda ilham ve esin kaynağı olmuştur.

Kuran, İnsandan maymuna dönüşümün ani gelişen bir olay olduğunu bildirmektedir; maymuna dönüşüm, evrim süreçlerindeki gibi milyon yıllar almamıştır. Geçmişte yaşayan bir grup insanın maymuna dönüştürüldüğünden; Hem madde, hem mana olarak alçaltıldığından söz etmekte ve “Bu ibret dolu cezayı öncekilere ve sonrakilere bir ders, korunacaklara da bir nasihat, bir öğüt yaptık!” demektedir.

Geçmiş bir zaman diliminde gerçekleşen bir olay, o çağın insanına ibret olmuştur ama gelecek zamanlar için de ibret olabilmesi için bahse konu olayın kanıtlarının olması, başka bir ifadeyle de türünün devam etmesi gerekmektedir. Maymunun bir türünün (Şempanze) insana benzemesindeki hakikat bu olabilir mi?

Başlangıcı itibariyle Tesadüflerle açıklanmaya çalışılan ve metafizik temelleri Tanrı inancıyla çelişen bir teorinin -Evrim Teorisi- Müslümanlar tarafından kolaylıkla kabul görmesi beklenemez. Tüm olumsuzluklara rağmen, İslam bilginlerince, evrimle ilgili üç farklı yaklaşım tarzı benimsenmiştir:

.İslam ile evrimi çatışma içinde gören, “Evrim Teorisi”ni reddeden yaklaşım,
.“Evrim”i kabul eden, İslam’ın evrimle çatışmadığını düşünen ve evrimi bir yaratma
yöntemi olarak gören yaklaşım.
.Evrimin şu an itibariyle doğru olup olmadığının bilinemeyeceğini düşünen ve İslam’la   
evrimin çatışma ya da uzlaşma içinde olduğu hakkında hüküm belirtmeyen yaklaşım.

Türlerin ayrı ayrı ve farklı yaratıldığı yaklaşımı, hâkim olan İslami düşünce açısından daha uygun gözükmekle birlikte, süreç içerisinde Evrim Teorisinin veya diğer evrim yaklaşımlarının daha kabul edilir hale gelmesi, İslam dinini olumsuzlayan bir durum ortaya
çıkarmayacaktır. Evrim Teorisi, üzerinde daha fazla çalışılması gereken bir araştırma olarak bilimin konusudur ve o alan içinde kalmalıdır.

Bununla birlikte, “Evrim Teorisinin, tartışılmaz bir evrensel hakikat olduğunu ve dinin mitlerini yıktığını iddia eden bir ideoloji olarak sunulması, teorinin en büyük açmazıdır.

13- 14 milyar yaşında olduğu söylenen kâinatın ve 4,54 milyar yaşında olan bir dünyanın gizemlerini anlamaya çalışırken, evrim teorisine inananların bu kadar iddialı ve kendinden emin bir tavır içerisinde olmaları anlaşılabilir bir durum değildir. Hakikatlere ulaşma adına söylenen hiçbir şey, yapılan hiçbir yorum yüzde yüz bir kesinlikteki doğrular olamaz ve değildir.

Onları göklerin ve yerin yaratılışına ve kendilerinin (nefislerinin) de yaratılışına şâhit tutmadık.” (3)

GezGin
_____________________________
(1)Kur’an, Bakara s. 65 ve 66
(2)Kur’an, A’raf s.163-166, Yazır, E.M. Hamdi, Türkçe meali
(3)Kur’an, Kehf s.51

KAYNAKÇA:
“Zamanın izi” adlı kitap çalışmam (GezGin)
“Evrim teorisi, Felsefe ve Tanrı” kitap; Taslaman, Caner
“İslam’da Evrimci Yaratılış Teorisi” Bayrakdar, Mehmet
Araştırmacı-Yazar; Tatlıcı, Dr. Naim
http://www.sorularlaevrim.com
Wikipedia
http://evrimianlamak.org
http://www.evrimteorisi.com

* Tanrı’nın Yasası (1) “DNA’daki Değişiklikler”
* Tanrı’nın Yasası (2) “Çekirdek Varlık”
* Tanrı’nın Yasası (3) “Nasnas”
* Tanrı’nın Yasası (4) “Maymuna Dönüş”
* Tanrı’nın Yasası (5) “Kuran’daki Maymun”