(Yuhanna’nın vahyi, 20.bölüm, l ve 2)
Armegadon’u yeryüzünde Tanrı’nın Krallığı takip edecek ve “Mesih’in bin yıllık Krallığı” olarak bilinecek. Bu krallık döneminde Şeytan bağlanacaktır. Bin yılın sonunda Şeytan kısa bir süreliğine serbest bırakılacak, ulusları aldatmasına izin verilecek ve bu uluslardan deniz kenarındaki kum sayısınca toplanacak olan “Gog-Magog” orduları yeryüzünün enginliklerinden geçerek, kutsalların ordugâhını ve “sevilen kent”i kuşatacaklardır.Ama gökten ateş yağıp onları yakıp kül edecektir. İblis ise temsilcisi “Büyük Ejder”e secde edip onun salahiyetini kullanan canavarla, “Sahte Peygamber”in de içinde bulunduğu ateş ve kükürt gölüne atılacaktır. Hepsi orada gece, gündüz, sonsuzlara dek işkence göreceklerdir.

Sponsor Bağlantılar

Tevrat ve İncil’de Gog ve Magog, yani Ye’cuc ve Me’cuc iblisin temsilcisi, şerli ve kötü varlıklar olarak tanıtılır. Bunlar “Uzak Kuzey” den çıkıp geleceklerdir. Tevrat’a göre, “Ülkeyi kaplayan bir bulut” gibi toplanacak, yüksek yerlerden aşıp, İbranice “Meggido tepesi” denen ve Arz-ı Mukaddes’teki topraklarda yer alan, üzerinde eski çağlarda büyük savaşların olduğu ovada onlara saldıracaklar.

Tevrat’ın “Magog diyarı” dediği yer, Moğolların ve Türklerin yaşadığı kuzey bölgesi, yani Orta Asya coğrafyasıdır.

Magog ise Nuh’un oğlu Yafet’in oğullarındandır. Daha önce de belirtildiği gibi Yafet ise Türklerin ve Moğolların ilk atasıdır.

Dolayısıyla Tevrat ve İncil’de işaret edilen “Şerli Kavim”den -Ye’cuc ile Me’cuc- maksat, Türk ve Moğol kavimleridir.

Sahte Peygamber” diye söylenenin kim olduğunu burada belirtmeye herhalde lüzum yoktur. Tahrif edilen Tevrat ve İncil’in kullandığı bu sıfatı, konuyu açıklamak gayesi ile dahi olsa yazmaya kalem de utanır, yazan da!

Kuşku Yok ki, Ye’cuc ve Me’cuc’u “yağmacı, çapul malı toplayıcı, mal ve ganimet götürücü ve Şeytan’ın askerleri” olarak dünyaya tanıtanlar, Siyonist Yahudiler ve Evangelist Hristiyanlardır.

Ayrıca, Ye’cuc ve Me’cuc’e uyan diğer uluslardan kasıt da Türkler ve Moğolların baş çektiği Fars, Arap ve İslam’ı kendilerine din olarak seçmiş diğer kavimlerdir.

Bu tanımlamaların arkasında, dünyaya kanlı gözleriyle bakan Siyonistler ve onların ayarttığı Evangelistler durmaktadır. Halis bir niyetle Hz. Musa’nın tebliğ ettiklerine bağlı olan kendine Musevi diyenlerle yine halis bir niyetle Hz. İsa’nın tebliğ ettiklerine içtenlikle bağlı olup ve kendine İsevi diyenler bu eleştirilerin tamamen dışındadır.

Ye’cuc ve Me’cuc üzerinden üretilen bu senaryolar, Siyonist ve Evangelistler’in propaganda çalışmalarıyla sınırlı kalmamış, akıtılan hurafe zehri İslam itikadının çok daha derinlerine kadar sirayet etmiştir.  Vahyin Saf ve berrak mesajıyla zihinleri inşası sürecini akamete uğratan bu hal, İslam dünyasında işin özüyle alakalı olmayan önyargılar ve yanlış bir bilinç oluşturmuştur.  

Kur’an, Sünnet ve Hadis: Sünnet, Senneteyn, yani biçimlendirilmiş, mamul hale getirilmiş çamur, çığır, gelenek, davranış biçimi anlamlarına gelir ve mahiyeti itibariyle de söz değil eylem/hareket demektir. Hadis ise kelime anlamından da anlaşılacağı gibi eylem değil, “söz”dür. İslam düşmanları, Kur’an mesajını anlaşılmaz kılmak ve hayata uygulamasını önlemek için, eylem biçimi olan sünnette arızalar meydana getirmeyi planlamışlar, sözlü rivayetler ve uydurma öykülerle, ülkesi ve kavmi ne olursa olsun Müslümanların davranış birlikteliğini esnetmenin hurafeler yoluyla mümkün olabileceğini keşfetmişler, hadis, sözden ibaret olduğundan, hurafeleri hadis adı altında İslam’ın içine sokmayı başarmışlar ve “Falanca, filancadan, filanca da fişmekân’dan duymuş…” diye uydurup durmuşlardır.

Gerçekte ise Tanrı Elçisi (sav), fitnenin bu yolla gireceğini öngörmüş ve kendisinden hadis rivayet edilmesini ve yazılmasını yasaklamıştı. Konuyu önemsemiş, yazılmış olan hadisleri de imha ettirmişti. O’nun (sav) bu yasağına ve “Sizden öncekiler kendi elleriyle yazdıkları yüzünden Allah’ın Kitabını gölgelediler ve böylece sapıttılar!” diye uyarmasına rağmen, vefatından yaklaşık 250-300 sene sonra bu yasak delinmiştir. (Sahih-i Buhari, 1.cilt)

Kur’an, Allah’ın kitabı ve İslam dininin biricik kaynağıdır.

Sünnet, Allah Resulünün Kuran’ı eylemsel olarak uygulamasıdır.

Hadis ise Allah’ın Elçisi Hazreti Muhammed (sav)’den nakledildiği söylenen sözlerdir. Hadis külliyatı içine birçok hurafe sokulmuştur. Sıhhati bakımından tasnif edildiği söylense bile güvenilir bir kaynak olarak gösterilemez. Hurafe, pirincin içindeki beyaz taştır. Hadis adlı çuvalın içinde çok az sayıda gerçek pirinç kalmıştır, çoğu taş olan bu pirincin ayıklanması ise çok zordur.

Rahman Rahim Allah’ın adıyla.
Sonunda Ye’cuc ve Me’cuc’ un Seddi açılıp da onlar her tepeden indikleri zaman!
Ve belirlenen son/kıyamet öncesi evre’ a yaklaşıldığı vakit, işte o an! O inkâr edenlerin gözleri dehşetten donup kalır da, “Yazıklar olsun bize, biz gaflet içindeymişiz! Biz kendimize zulmetmişiz!” derler. (Enbiya s. 96-97)

Yüce kitabımız Kuran’ı Kerim’in bu ayetlerinde Ye’cuc ve Me’cuc’e “İnkarcılar” denmediği ve yine korkması gereken gafillerin de başkaları olduğu çok açıktır.

İşte böyle! Sözün hak ve en güzelinden (Kur’an) ilham alanlar, yalan karanlıklarının içinden gerçeğin parıltısını görürler. Bunlar yanılmazlar ve yollarını da şaşırmazlar…

Armageddon: Armageddon, kıyamete yakın zamanda meydana geleceğine inanılan korkunç felâketin adıdır. Kelime, İbranice “Megiddo Tepesi” manâsına gelen “Har Megido”dan geliyor. Megiddo, Arz–ı Mukaddes’te (Vadedilmiş Topraklar) yer alan ve üzerinde eski zamanlarda büyük savaşların meydana geldiği derin bir ovanın ismidir. Bu savaşlardan biri, Krallar, 23’te anlatıldığına göre, İ.Ö.609’da Mısırlılarla İsrailîler arasında olmuştur. Savaşı İsrailîler kaybetmiş ve putperestliği kaldırıp, Şeriat’a dayalı Yahudi devletini yenilemek için çalışan Kral Yoşiya öldürülmüştür. Davut Hanedanı idaresinin yükselişte olduğu bir döneme raslayan bu ölüm, Babil esareti öncesinde bu hanedanın çöküşünün habercisi olduğu gibi, bir gün gelip Megiddo’da meydana gelecek bir savaşta Davut krallığının dirileceği inancına kaynaklık etmiştir.

Kitab-ı Mukaddes’te Armagedon, bazılarına göre Dördüncü İncil’in yazarı, bazılarına göre ise aynı isimde ve Hz. İsa’dan bir hattâ üç asır sonra yaşamış biri olan Yuhanna’ya ait Vahiy, 16:16’da geçer: “Üç kötü ruh, kralları İbranicede Armagedon denilen yerde topladılar.

Kudüs’ü yıkan ve Yahudileri dünyanın değişik yerlerine dağıtan Roma orduları İ.S. 67’de burada toplanmışsa da, 2 milyon efradı bulunacağı ve doğudan geleceği ifade edilen bu orduların toplanması, istikbale ait bir kehanet olarak yorumlanmaktadır.

Yehova Şahitleri’ne göre Armageddon, Şeytan’ın toplayacağı yeryüzü kralları ile Tanrı tarafından tayin edilmiş Kral İsa arasında meydana gelecek bir savaştır. Yuhanna’nın Vahyi, Fırat ırmağının sularının çekileceği zamana tevafuk edecek böyle büyük bir savaştan Kadir-i Mutlak Tanrı Yehova’nın büyük gününün savaşı olarak söz eder. (16:14) Kuzu’nun (Mesih) kralları yeneceğini söyler, “Çünkü Kuzu, rablerin Rabbi, kralların Kralı’dır ve O’nunla birlikte bulunanlar, çağrılmış, seçilmiş ve O’na sadık kalmış olanlardır…

GezGin