Rusya göçmeni Yahudi Chaim Weizmann’ın lobi çalışmaları ve Amerikalı Yahudilerin, ABD’yi, Almanya’yı desteklemeye yönlendirebileceği endişesi, Britanya’yı 1917’de “Balfour Deklarasyonu/Bildirgesi”nu kaleme almaya sevk etti. Bildirgeye göre, Filistin’de bir Yahudi anavatanı kurulacaktı ve Britanya ordusunun saflarında da Filistin’de savaşmak üzere “Jabotinski” komutasında Yahudilerden/Siyonistlerden oluşan bir askeri birlik hazırlanacaktı. 1922’de “Milletler Cemiyeti”, Britanya’ya verdiği mandada bahse konu bildirgeyi kabul etti.
Manda, Yahudiler için bir ulusal vatan kurulmasını ve kendi kendini yöneten kurumların oluşturulmasını, ırkı ve dini ne olursa olsun, Filistin’de yaşayan herkesin medeni ve dini haklarını teminat altına alacaktı.

Sponsor Bağlantılar

Balfour Bildirgesinin çıkarılmasındaki çabaları, Weizman’ın hareketin lideri olması yolunu açtı ve Weizmann, 1948’e kadar liderlik görevi yaptı.

Britanya Manda Yönetimi, Filistin’e daha fazla miktarda Yahudi’nin göç etmesine ve Yahudiler’in, bölgedeki toprak ağalarından daha fazla arazi satın almasına yol açtı. Bunun sonucu olarak da yerel halk, topraksız kaldı. Bu hal, bölgede -çoğu kez de bizzat araziyi satan toprak ağalarının önderliğinde- giderek artan bir huzursuzluğa neden oldu. 1920, 1921 ve 1929’da yer yer ayaklanmalar ve bu ayaklanmalar sırasında da kimi zaman Yahudilere yönelik eylem ve saldırılar meydana geldi. Yahudilerden hayatını kaybedenler genellikle Siyonist olmayan Ortodoks Yahudilerdi. Britanya, Yahudi göçünü ilke olarak desteklemekle birlikte, Arap halkının çıkarttığı ayaklanmalardan ve artan şiddet olaylarından ötürü Yahudi göçüne kısıtlamalar getirmek zorunda kaldı.

Hitler‘in, 1933’te Almanya’da iktidara gelmesinin ardından, 1935’te kabul edilen “Nürnberg Yasaları”, Almanya Yahudilerini -daha sonra da Avusturya ve Çek Yahudilerini- ülkesiz mülteciler durumuna düşürdü. Benzer davranışlar, “Nazi”lerin Avrupa’daki müttefikleri tarafından da sergileniyordu.

Zaman içinde Yahudi göçünde yaşanan artış ve Arap dünyasına yönelik Nazi propagandasının etkisiyle, Filistin’de, 1936-1939 yılları arasında büyük çapta Arap ayaklanmaları yaşandı. Britanya, durumu araştırmak amacıyla “Peel Komisyonu”nu kurdu.

Avrupa’daki Yahudilerin durumunu dikkate almayan komisyon, iki devletli bir çözüm ve halkların zorunlu transferi yönünde bir çağrıda bulundu; ancak, Britanya bu çözümü reddetti ve yerine 1939 tarihli “Beyaz Kitap”ı uygulamaya koydu. Beyaz Kitap, “Yahudi göçüne 1944 yılı itibariyle son verilmesini ve Yahudi göçmenlerin sayısının 75.000 ile sınırlandırılmasını öneriyordu.” İngilizler, Manda yönetiminin sonuna kadar bu politikasını sürdürdü.

Filistin’de, Yahudi cemaatinin artması ve Avrupa’daki Yahudi varlığının adeta yıkıma uğraması, Dünya Siyonist Örgütü’nün devre dışı kalmasına neden oldu. Amerikalı Siyonistlerin mali yardım yaparak ve Washington’daki nüfuzlarını kullanarak desteklediği David Ben Gurion önderliğindeki “Filistin İçin Yahudi Ajansı”, kendi politikalarını artan şekilde dikte ettirmeye başladı.

2. Dünya Savaşı ve Holokost/Yahudi Soykırımı’tan sonra, başta katliamdan kurtulmuş olanlar olmak üzere, ülkesiz Yahudilerden oluşan büyük bir göç dalgası Britanya’nın yürürlükteki kurallarını hiçe sayarak, küçük teknelerle Filistin’e göç etmeye başladı.

İngilizler, bu Yahudileri ya Kıbrıs’ta hapsetmiş, ya da Britanya kontrolü altında bulunan Almanya’daki “Müttefik İşgal Bölgeleri”ne göndermişti. Bu olay, Siyonist hareketin tüm Yahudilerden destek bulmasına ve Amerikan Kongresi’nin Britanya’ya ekonomik yardımı durdurmasına sebep oldu. Siyonist gruplar, Filistin’de, İngilizlere yönelik saldırılarda bulunmaya başlayınca, iflasın eşiğine gelmiş olan Britanya İmparatorluğu konuyu, o sıralarda yeni kurulmuş olan “Birleşmiş Milletler/BM” e havale etmek zorunda kaldı.

1947’de, “Birleşmiş Milletler Filistin Özel Komitesi/UNSCOP” bir Yahudi devleti, bir Arap devleti ve Kudüs’ü çevreleyen BM kontrolündeki bir bölge/Coprus separatum olmak üzere Filistin’in üçe bölünmesi yönünde tavsiyelerde bulundu.

Bu paylaşım planı, 29 Kasım 1947’de, “181 Sayılı Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı”yla, 33 lehte, 13 aleyhte ve 10 çekimser oy ile kabul edildi. Yapılan oylamanın sonucu açıklandığında, Yahudiler sokaklara aktı, coşku ve sevinç gösterileriyle kutlamalarda bulundu.

Filistinli Araplar ve diğer Arap devletleri, BM kararını protesto etmişler, tek bir devlet kurulmasını ve Yahudi göçmenlerin Filistin topraklarından çıkarılmasını istemişlerdi…

14 Mayıs 1948’de, Britanya mandasının sona ermesinin hemen akabinde, Yahudi Ajansı, İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan etmiş ve aynı gün yedi Arap ülkesinin orduları İsrail’i muhasara altına almıştı…

Savaş nedeniyle, 711.000 Filistinli Arap, ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı, Arap ülkelerinde bulunan 850.000 Yahudi ise İsrail’e göç etti.

“Toprak da ne imiş?”

“Milletim nev’i beşer, vatanım ruy’i zemin” diyen,

Ya da “aman canım, nihayetinde bölünse ne olur?” diye söz söyleyen…

Ya vatan!

Vatan da ağlar mıymış hiç?

Dön,

Dön o zaman!

Kafanı çevir de bir bak;

Bak o zaman Filistin’e!

İsrail Devletinin kurulması süreci içinde, baştan itibaren Dünya Siyonist Örgütü, Yahudileri İsrail’e göç etmeye teşvik eden bir örgüt olarak faaliyet göstermiştir. Örgüt, diğer ülkelerden İsrail’e siyasi ve mali her türlü desteği sağlamış olmasına rağmen, aynı oranda İsrail iç politikasına ağırlığını koymama stratejisi izlemiştir.

Siyonist hareketin, 1948’den beri kaydettiği önemli başarıları, “göç eden Yahudilere lojistik destek sağlamak” ve en önemlisi, “Sovyetler Birliği’ni terk etme ve dinlerini özgürce yaşama hakkı konusundaki mücadelelerinde Sovyet Yahudilerine yardım etmek” tir…

GezGin