…Güneşin, Ay’ın ve diğer gezegenlerin çekim kuvvetiyle yörünge elipsindeki yaklaşma ve uzaklaşma 25.800 senede bir değişmektedir. Bu hesaba göre, Kuzey Yarımkürenin bugünkü özellikleri 12.900 sene sonra tam tersine dönecektir.

Sponsor Bağlantılar

Kıtaların Kuzey Yarımkürede kümelendiği düşünüldüğünde, Dünya, ileride tekrar bir buzul çağı yaşayabilir. Yer kürenin oluşumuyla ilgili başlangıç sürecine ilişkin kurama göre, “önce Güneş var olmuş, Gezegenler ondan kopmuştur.Bir yıldızın etrafında dönen ve kendisi yıldız olmayan gök cisimleri Gezegen olarak adlandırılır. Dar anlamıyla, “Güneş Sistemi”nde, Güneş’in doğrudan uydusu olan ve Uluslararası Gökbilim Birliği/IAU tarafından da bu tanıma uygun görülen 8 gök cismi bulunmaktadır.

Güneş, ilk var olduğunda şimdiki halinden 50- 60 kat daha büyüktü ve kendi etrafında hızla dönüyordu, bu dönme hareketinden doğan “merkezkaç kuvveti” nin etkisiyle de, Güneş Sistemi’nin merkezinde yer alır. Orta büyüklükteki Güneş, tek başına Güneş Sistemi’nin kütlesinin % 99,8’ini oluşturur. Geri kalan kütle, Güneş’in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaşları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozlardır. Günışığı şeklinde Güneş’ten yayılan enerji, “fotosentez”le Dünya üzerindeki hayatın hemen hemen tamamının var olmasını sağlamakta ve Dünya’nın hem iklimi hem de hava durumu üzerinde etkilerde bulunmaktadır.

Mineraller, doğal şekilde oluşan türdeş/homojen, belirli kimyasal bileşime sahip ve belirli bir kristal öz yapıda cansız/inorganik, kristalleşmiş katı maddelerdir. Mineraller doğal olarak oluşur, herhangi bir parçası bütününün özelliklerini bünyesinde taşır, Belirli bir kimyasal formülü vardır, genellikle katı haldedir, nadiren de sıvı halde bulunur, cansız/inorganik dır. Minareler, Güneş’ten dışarıya savrulan maddelerdir.

Metallerin yoğunlaşması sonucu yüksek elektrik ve ısı ileten elementler sınıfı oluşmuştur. Metallerin yaygın bir şekilde kullanımı, istenilen şekle getirilebilme ve diğer metallerle karışımlarının kontrol altında tutularak, mukavemet ve diğer özelliklerinin artırılabilmesindendir. Metallerin sertlik ve mukavemet kabiliyetleri gibi mekanik özelliklerini kontrol etmek için sadece alaşım yapmak değil, ayrıştırma ve ısıl-işlem metotları da kullanılır.

İç gezegenler ve uçucu gazların yoğunlaşmasıyla da dış gezegenler oluştu.” Bu, Güneş’in ve bütün gezegenlerin aynı anda oluştuğunu ileri süren yeni bir kuramdır.

Samanyolu Gökadası’ndaki dev bir gaz ve toz bulutu, kendi kütle çekim kuvvetinin etkisiyle büzüldü. Bu madde parçacıklarından çok büyük bölümünün yoğunlaşması neticesinde Güneş oluştu. Bu kütle, giderek öyle büyüdü ve madde yoğunluğu öylesine arttı ki, bir süre sonra nükleer tepkimeler için elverişli bir ortam meydana geldi. Öte yandan, buluttaki daha küçük madde yoğunlaşmalarıyla da ilk gezegenler oluşmaya başladı.

Bugünkü gezegenlerin öncülü olan bu ilk gezegenler başlangıçta birer gaz kütlesiydi; fakat hiçbiri nükleer tepkimelerin başlayabileceği kadar büyük değildi. Güneş’in sıcaklığı arttıkça çevresindeki yakın gezegenleri, yani yer benzeri gezegenleri kuşatan gaz bulutları yok oldu ve geride erimiş durumdaki minerallerden oluşan çekirdekler kaldı. Güneş’e çok uzak olan öbür gezegenlerse pek fazla değişikliğe uğramadan günümüze kadar ulaştı.
Dünyanın en yüksek yeri, Asya’nın orta güney kısmında yer alan 8850 m. ile “Himalaya dağları”dır. İnsan eliyle oluşturulmamış dünyanın en alçak yeri ise Büyük Okyanusta Japonya-Endonezya arasında bulunan 11.033 m. ile “Mariana Çukuru”dur.

Yeryüzüne halife olarak atanan insan, 1000-1200 m. Derinlikte ve 4500-5000 m. yükseklikte hayatta kalabilen bir canlı türüdür. Bu, toplamda yaklaşık 6000 metredir, buna “Yaşam Aralığı” da denir. İnsan, 10.000 m. yükseklikte hayatta kalabilirse de, ancak bu kısa sürelidir. Kaldı ki, 3000 m. lerden yükseğe çıkıldıkça, basınç azalacağından “Akut Dağ Hastalığı” görülür. Akciğer ödemi, baş ağrısı, halsizlik; daha da yükseldikçe beyin ödemi, bulanık görme, dengede bozulma şikâyetleri başlar. Tıbbi müdahale yapılmazsa ölüm kaçınılmaz olur.

İnsan, birçok ihtiyaç ve zayıflıklar içinde olmasına rağmen, aklını devre dışı bıraktığında yeryüzünün en tutkulu, paranoyak ve en vahşi canlısı haline dönüşebilmektedir…

Denizden uzak, bir kara parçasında bir grup insan hummalı bir faaliyet içerisindeydi. Belli bir ölçüye göre kestikleri levhaları inşaat alanına taşıyorlardı. Ahşap bir iskelenin platformunda duran kaptan ise getirilen bu levhaları hünerli elleriyle inşası süren dev bir geminin omurgasına çakıyordu…

Gemi inşasında çalışan bu insanların etrafında onları gözetleyen görevliler vardı ve bunlar, zaman zaman geminin içine girip ihtiyaç gideriyorlardı. Onların “Deli” diye alay ettikleri kaptanın ise artık sabrı taşmıştı. Gözetleyicilere yaklaştı ve dedi ki: “Gemiyi niçin kirletiyorsunuz?” Ona umursamaz bir tavırla baktılar ve içlerinden biri: “Bize hesap sormaya mı geldin!” dedi,
-“Bu tavrınla bizi öfkelendirmek mi istiyorsun?”
-“Sadece iyi işler yapan kimseler olmanızı istiyorum.”
-“Daha önce de yaptığın gibi yine masal mı anlatacaksın?”
-“Hayır, sadece zorbalığın sefil insanların işi olduğunu söylemek istiyorum.”

Öfkeyle köpüren gözetleyiciler, adeta bir ok gibi yerlerinden fırlamışlardı… Kaptanın sakalından, saçlarından tuttular, yumruklarını sıkıp vurmak istediler, ancak kaptanda korku ve tereddüdün izi bile yoktu, ayaklarını yere sıkıca basmış ve yıkılmaz bir dağ gibi karşılarında durmaktaydı…

Gözetleyiciler, onun bu heybetli duruşu karşısında giderek cesaret ve özgüvenlerini kaybettiler ve yere tükürdüler, küfürler savurarak hemen oradan uzaklaştılar.

Kaptan, onların arkasından acıyarak bakmakla yetindi sadece…

Ve hiçbir şey olmamış gibi yürüyerek gitti, tekrar iskelesine çıktı ve kaldığı yerden işine devam etti…

“Gemiyi yapıyordu, kavminden bazı ileri gelen gruplar onun yanından gelip geçtikçe, alay ediyorlardı. Nuh dedi ki: Bizimle eğleniyorsunuz, biz de tıpkı sizin şu an yaptığınız gibi sonradan alay edip eğleneceğiz.” (12)

Karada
inşa edilen ve olağanüstü büyüklükte olan bu geminin ne işe yarayacağını kestiremiyorlardı. Nuh’un dürüst ve bilge bir insan olduğunu bildikleri için ona “Aşağılık ya da basit kimse” diyememişlerdi. Nuh, onların inançlarını ve hayat tarzlarını eleştirdiğinden, öğüt verdiğinden ve adil olmalarını istediğinden dolayı şiddete maruz kalıyordu.

Sapkın bir din anlayışına dayalı zulüm düzenini kuran, bu sayede mal biriktirip, servet sahibi olan toplumun ileri gelen kodamanları, Nuh’un söz ve davranış biçiminden tedirgin olmuşlardı; çünkü hurafelerle uyutup sırtına bindikleri halkın hakikati görmesinden, Nuh’un sözleriyle uyanıp kendilerini sırtından atmasından korkmuşlardı…

Nuh’ un eleştirilerine karşı duyarsız kalamazlardı… Kast sisteminin çökmesi demek, üstünlüklerini ve statülerini kaybetmeleri ve kendilerinin çökmesi demekti. Toplum içinde sıradan insanlar gibi yaşayamazdı onlar…

Değer vermedikleri, insan yerine bile koymadıkları küçük bir grubun, Nuh’la birlikte olmaları fazla bir sorun değildi; fakat tedbiri elden bırakmamak gerekirdi. Onun için, Nuh’un ne yaptığından haberdar olmalıydılar. Nuh, korkusuzdu, mücadeleciydi ve çoğu kez ölümle tehdit edildiği halde o, gizli ya da açık, topluca veya tek tek halkla buluşmaktan ve onları uyarmaktan çekinmemiş, Tanrı’nın elçisi olduğunu ve mesajını iletmiş, dahası düzenlerinin aleyhine faaliyet göstermişti. Dolayısıyla Nuh, tehlike arz ediyordu, fiziki tedbirlerin yanı sıra, psikolojik tedbirler de almak lazımdı, onun için Nuh’un aklını kaçırdığını söylemişler, “deli” olduğunu propaganda etmişlerdi.

Bir insan, ne işe yarayacağı bilinmeyen büyük bir gemi yapmaya kalkar ve bunun için tüm zamanını verir ve sonra da, “Bu gemiye binen selamette olacak, diğerleri azap görecek!” derse… Üstelik onun yanında duranlar da toplumun dışladığı düşük kimseler ise… O halde Nuh’a verilecek en uygun sıfat, “deli” olacaktı/olmalıydı…

Propagandaları işe yaramıştı… Nuh tarafına yeni bir katılım yoktu. Demek ki, tehlike makul sınırlar içinde tutulmuş ve başarıyla kontrol altına alınmıştı.

Nuh’un, ne işe yarayacağına akıl erdiremedikleri bir gemi yapmasında kendileri açısından bir sakınca görmemişlerdi. Ayrıca gemiyle meşgul olmaya başlamasından dolayı toplumla ilişkisini de kesmiş ve kendi içine kapanmıştı, Nuh’un bu faaliyetini zararlı değil, aksine yararlı ve memnuniyet verici bulmuşlardı…

GezGin

(12)Kur’an, Hud s. 38