Bunun üzerine biz de ona, “Bizim gözetimimizde, bildireceğimiz yöntemlerle gemiyi yap” diye vahyettik. Ve hükmümüz gerçekleşip de seller halinde yeryüzünü sular kapladığı zaman, her cins bir çift ile birlikte aileni buna bindir ve sakın, o, haksızlık yapmış olanlar için bana başvuruda bulunma; çünkü onlar kesinlikle boğulacaklar!” (13)
Hz. Nuh’a “deli” diyenler, ona uyanlar için de “aşağılık, sıradan, ayak takımı kimseler” demişlerdi. Evet, seçkinler bilinçli olarak böyle diyor ve dedirtiyorlardı; çünkü bu sözlerin arkasına saklanan asıl maksat şuydu; Nuh’u yalnızlaştırmak!

Sponsor Bağlantılar

Tufan, Tevrat, İncil ve Kuran’da; Sümer, Babil ve Asur- Babil kayıtlarında; Hindistan’ın Satapatha, Brahmana, Mahabharata destanlarında; Britanya’nın Galler yöresi efsanelerinde, İskandinav Edna efsanelerinde, Çin kaynaklı öykülerde, Yunan mitolojisinde, Gılgameş destanında söz edilen dünya çapında yaygın bir anlatıdır…

-“Böylece, biz onu da gemi halkını da kurtardık ve bunu âlemlere bir ayet kıldık”
-“Bu kıssada muhakkak ki dersler vardır ve şüphesiz biz sınavdan geçirmekteyiz.”
-“Bunların ardından yeni nesiller dünyaya getirdik”
-“Ey Rabbim!” dedi, “Onların yalanlamalarına karşı bana yardım et!”

Kuran’da Tufan (Nuh suresi)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Biz, Nuh’u kendi toplumuna gönderdik, “Başlarına şiddetli bir azap gelmeden önce halkını uyar!” diye.
-“Ey halkım!” diye seslendi, “Ben sizin için açık bir uyarıcıyım.”
-“Allah’a kulluk etmeniz ve O’na karşı sorumluluk bilincinde olmanız için/bir uyarıcı”
“Şimdi bana kulak verin!”
-“Ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve malum olan bir zamana kadar size mühlet tanısın, ama bilin ki Allah’ın belirlediği vade gelip çattığında hiçbir şekilde ertelenemez. Keşke bunu bilseydiniz…”
-“Rabbim!” dedi, “Ben halkıma gece gündüz çağrıda bulunuyorum.”
-“Ama bu çağrım onları yalnızca daha da uzaklaştırdı.”
-“Ve doğrusu, onlara bağışlayıcılığını göstereceğin ümidiyle ne zaman çağrıda bulunduysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, giysilerine hüründüler, daha fazla inada kapıldılar ve boş gururlarında azgınlaştılar.”
-“Doğrusu ben onları açık açık çağırdım.”
-“Onlara açıktan tebliğde bulundum; onlarla gizlice, özel olarak da konuştum.”
-“Ve dedim ki, Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin, çünkü O,kuşkusuz bağışlayıcıdır!”
-“Size hesapsız, semavi nimetler yağdıracaktır,”
-“Dünyevi servet ve evlat vermek suretiyle size yardım edecek ve size bağlar, bahçeler ihsan edecek ve akıp giden sular bağışlayacaktır.”
-“Size ne oluyor ki, Allah’ın büyüklüğünü kabul etmiyorsunuz.”
-“Sizi peş peşe aşamalardan geçirerek yaratanın o olduğunu gördüğünüz halde?”
-“Görmüyor musunuz, Allah, yedi göğü nasıl birbiriyle uyumlu yaratmıştır.”
-“Ve onların içine ay’ı bir ışık olarak yerleştirmiş ve Güneş’i bir lamba yapmıştır.”
-“Ve Allah sizi yerden yeşertip büyütmüştür ve sonra sizi ona geri döndürecektir.”
-“Sizi    yeniden dirilterek ortaya çıkaracaktır.”
-“Ve Allah yeri sizin için genişçe yaymıştır.”
-“Ki üzerinde geniş yollardan yürüyüp geçebilesiniz!”
Nuh, “Ey Rabbim!” diye ekledi, “Onlar bana karşı çıktılar, zaten onlar serveti ve çocukları yüzünden hızla yok olmaya doğru giden kimselere uyarlar.”
-“Ve en korkunç tuzakları kuranlara,”
Çünkü onlar, “Tanrılarınızı hiçbir zaman terk etmeyin; Ne Vedd, ne Suva, ne Yeğus, ne Ye’uk ve ne de Nesr’i terk etmeyin!” demişlerdi…
-“Onlar böylece çoğu kimseyi saptırdılar; o halde, sen bu zalimlere yalnızca uzaklaşmalarını emret!”
Böylece onlar, günahları yüzünden boğuldular ve ateşte yanmaya mahkûm edildiler ve kendilerini Allah’a karşı koruyacak bir yardımcı da bulamadılar…
Ve Nuh, “Ey Rabbim” diye yalvardı, “Yeryüzünde bu hakikati inkâr edenlerden hiç kimseyi bırakma!”
-“Çünkü sen, onları bırakırsan, sana kulluk edenleri hep saptırırlar ve yalnızca fesada ve inatla sürdürülen nankörlüğe sebep olurlar.”
-“Rabbim! Bana, anneme-Babama, evime mümin olarak giren herkese ve bütün mümin kadınlara ve erkeklere bağışlayıcılığını göster ve zulüm işleyenleri her zaman helake uğrat!”

Nuh, büyük bir felaketin geleceğini, kendisine, Rabbi tarafından verilen görevinse uyarmak olduğunu, yalnız Tanrı’ya inanmaları ve O’nun tarafından yaratılmış olan bir varlık olarak taşıdıkları sorumluluğun şuuruna varmaları için uyarılarda bulunuyor, vahiyle gelen önemli bir bilgiyi paylaşacağını söyleyerek, ”Bana kulak verin!” deyip dikkat çekiyor, sorumluluk duygusuyla hareket ederlerse şayet bir kısım günahlarının bağışlanacağını ve “HERKESİN ÖMÜR SÜRELERİ DOLUNCAYA KADAR YAŞAYACAĞINI”, aksine tavır alırlarsa… Veya kulak asmazlarsa… Hitabın başındaki azabın geleceğini belirtiyor ve bu öyle bir azaptır ki, mahiyeti itibariyle gerçekleştiğinde, ömür sürelerini tamamlayamadan öleceklerini bildiriyor.

Uyarıcı bir elçi olan Nuh, “Ey Rabbim!” diyor, ““Ve doğrusu onlara bağışlayıcılığını göstereceğin ümidiyle, ne zaman çağrıda bulunduysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, giysilerine hüründüler, daha fazla inada kapıldılar ve kibirlenip azgınlaştılar…”

Görevini yapma konusunda, kendi adına duyduğu üzüntü ve endişeden başka, kavminin takındığı olumsuz tavır neticesi dehşetli bir azaba uğrayacakları korkusuyla içini saran sıkıntı ve ürpertiyi yansıtıyor. Bu ayetlerde, insan davranışlarıyla ilgili; Sosyoloji, Psikoloji, Sosyal psikoloji gibi disiplinlerin konusu olabilecek derinlikte örnekler vardır.

.Parmaklarıyla kulaklarını kapadılar.
.Elbiselerini başlarına çektiler.
.Daha fazla inada kapıldılar, büyüklenip azgınlaştılar.
.Onlar, servet sahibi ve çocukları yüzünden hızla yok olmaya doğru giden kimselere uyarlar. .İleri gelenler, onlara, “Tanrılarınızı hiçbir zaman terk etmeyin; Ne Vedd’i, ne Suva’ı, ne Yeğus’u, ne Yeuk’u ve ne de Nesri terk etmeyin!” dediler.

Anlaşılıyor ki, bu toplumu yöneten ve yönlendiren seçkinler, kısaca adına “put” denen, canlı ya da cansız, fizik yahut fizik ötesi sembollerin etrafında oluşturdukları bir inanç sistemiyle, algılar yaratıp insanlara hükmediyorlar. Kurdukları düzen sayesinde, iktidar, servet ve güç sahibi oluyorlar. Halk’sa inançlarının gereğini yaptıkları sanısıyla samimi bir itaat içerisindeler.

Ve halkı yanılsamalar/illüzyon’ dan uyandırmaya kalkan Nuh’un sözlerinin etkisini kırmak için de, o konuştuğunda elbiseleriyle kulaklarını kapatıyorlardı. Beyinlerini ve iradelerini tamamen seçkinlerin ellerine teslim etmişlerdi… Onların bu körü körüne itaatlerinin temelinde, seçkinlerden korkmak, çekinmek değil sadece, itikat unsuru önemli rol oynuyordu. İleri gelen diyorlardı ki: “Tanrı’larınızı hiçbir zaman terk etmeyin!

Neden?

Çünkü Tanrı adına söz söyleyenlerin sahte dini sarsılırsa eğer, seçkinlerin iktidarı da sarsılacağı için!

Sapkın inanç etrafında oluşturulan düzen, köleci kodaman güruhunun varlık sebebiydi…. Tesis edilen düzen, bu şarlatanların hayat kaynağıydı. Toplum, semboller üzerinden Tanrı’ya kulluk adına kalplerini onlara teslim etmişti. Güya Tanrı adına, aracı kıldıkları sembollerle ahkâm kesenler işte bu kodamanlardı! Dili olmayan sahte Tanrı’ların sözcüleri idi onlar ve “SAKIN HA TERK ETMEYİN!” diyorlardı…

İktidarlarına sımsıkı sarılanlar, hurafe zehriyle uyuşturdukları insanlara hedef gösteriyorlardı:

-“Nuh’u dinlemeyin!”
-“Çünkü o bir delidir!”

Halkı, ondan uzak tutmaya çalışıyorlardı. Oysaki Nuh, onlara gerçeği duyurmak için çabalıyor, kendi elleriyle teslim ettikleri iradelerini esaretten kurtarmak, akıllarını ve vicdanlarını özgürleştirmek istiyordu.m

Hud Suresi, 25-49:

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla

Ve gerçek şu ki biz Nuh’u kavmine gönderdik: “Bilin ki ben size açık, yalın bir uyarıyla geldim.
Ki Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz; çünkü sizin için çok acıklı bir günün azabından korkuyorum!”

Kavminden hakkı kabule yanaşmayanların ileri gelenleri: “Biz senin kişiliğinde bizim gibi ölümlü bir insandan başka bir şey görmüyoruz” dediler,
-“Üstelik hemen ilk bakışta, içimizde aşağı tabakadan bir takım insanların dışında kimsenin seni izlediğini de görmüyoruz. Dolayısıyla, bize karşı bir üstünlüğünüzün olduğu görüşünde değiliz, tersine yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz!”
-“Ey kavmim!” dedi,
-“Ne dersiniz, ya benim, Rabbimin katından apaçık bir kanıta dayandığım, O’nun katından bana bir rahmetin bahşedildiği doğruysa ve siz de buna karşı kör kalmışsanız? Söyleyin, hoşunuza gitmediği halde onu görüp fark etmeniz için sizi zorlayabilir miyim?”
-“Ey kavmim! Üstelik bu mesaj için sizden bir çıkar da beklemiyorum. Benim karşılığım/mükâfatım Allah katındadır. Ayrıca ben, imana erişenleri yanımdan kovmayacağım; çünkü onlar, Rablerine kavuşacaklardır. Ama size gelince… Sizin bilmez/bilgisiz bir topluluk olduğunuzu görüyorum!”
-“Hem ey kavmim, eğer onları yanımdan kovarsam, söyleyin, Allah’a karşı kim korur, kim savunabilir beni? Buna hiç aklınıza erdiremiyor musunuz?”
-“Diğer yandan size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum. İnsanın duyu ve algı ötesini/ğayb de ben bilirim, yahut bir melek olduğumu söylemedim ki. Sizin, o, hor gördüğünüz kimselere Allah’ın bir hayır ulaştırmayacağını da söyleyemem/bilemem; çünkü onların kalplerinde ne varsa bunu Allah bilir/ben bilirim diyemem; kuşkusuz zalimlerden olurdum.”
-“Ey Nuh!” dediler, “Bizimle çok tartıştın/didiştin, tartışmayı fazla da uzattın!”
-“Eğer doğru sözlü kimselerden isen artık getir şu bizi tehdit ettiğin şeyi.”
-“Eğer dilerse…” dedi, “onu ancak size Allah getirir ve siz de yakanızı kurtaramazsınız!”
-“Çünkü size öğüt vermek istesem de eğer Allah sizin azgınlık içinde kalmanızı dilemişse, benim öğüdümün size hiçbir yararı olmaz. Rabbiniz O’dur ve hepiniz er geç O’na döneceksiniz.”
Kendisi bunu uydurdu diyorlar öyle mi?
-“Eğer onu ben uydurduysam bu günahımdan ben sorumlu olayım, ama sizin işlediğiniz günahtan uzağım” de.
Ve Nuh’a:
-“Senin kavminden şimdiye kadar inanmış olanların dışında kimse inanmayacak” diye vahyettik. Bu yüzden onların yapabilecekleri şeylerden ötürü
sakın tasalanma.

Bizim    gözetimimizde ve vahyettiğimiz/edeceğimiz biçim/ölçüler’de tekneyi inşa et ve haksızlığa sapanlar için bana başvuruda bulunma; çünkü onlar boğulacaklar!”

GezGin