Ve böylece Nuh, gemiyi yapmaya başladı; kavminin ileri gelenleri her ne zaman yanından geçseler onunla alay eder eğlenirlerdi; 0 da onlara: “Siz bizimle alay ediyorsanız bilin ki sizin alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay ediyoruz” derdi.
-“Çünkü yakında siz de öğreneceksiniz alçaltıcı azabın kimin başına geleceğini ve sürekli azabın da kimin başına konacağını!”Ta ki hükmümüz vaki olup da “TENNUR FEVERAN ETTİ” (Faretennur) “Her cinsten birer çift ve haklarında hüküm verilmiş olanların dışında, yalnız aileni ve imana erişenleri gemiye bindir!” dedik. Çünkü onun inancını paylaşanlar zaten küçük bir topluluktu.
Böylece: “Haydi binin artık!” dedi, “Yürümesi de, demir atması da Allah adına olan bu gemiye! Doğrusu Rabbim gerçekten bağışlayıcıdır, esirgeyicidir!”
Ve derken, onları götüren gemi dağ gibi dalgaların arasında seyre koyuldu. Ve o an, kıyıda kalan oğluna, “Oğulcuğum!” diye bağırdı,
-“Gel bin bizimle gemiye, o inkârcıların yanında durma!”
-“Ben sulara karşı korunabileceğim bir dağa sığınacağım” dedi.
-“Bugün acınmayı, esirgenmeyi hak etmiş olanların dışında kimse için Allah’ın hükmünden kurtuluş yoktur!”
Ve tam o sırada aralarında bir dalga yükseldi ve boğulup gidenlerin arasına karıştı.
Ve derken, “Ey yer suyunu yut!” denildi; “Ey gök dur!”  Ve böylece sular çekildi, hüküm yerine geldi, gemi “Cudi”ye oturdu. Ve böylece, zulmeden bu halk için “Uzak olsunlar!’ Sözü söylenmiş oldu.
Bu arada Nuh Rabbine yakarıp “Rabbim!” dedi, “O benim kendi oğlumdu, ailemden/ ehlimden biriydi; demek ki senin vaadin geçerli ve sen hüküm verenlerin en adili, en söz geçirenisin.”
-“Ey Nuh!” dedik, “O senin ailenden sayılmazdı; çünkü iyi ve doğru olmayan bir şey yaptı o. Ayrıca hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şey isteme benden; böylece sana cahillerden olmamanı öğütlüyorum.”
-“Ey Rabbim!” dedi, “Senden hakkında bilgi sahibi olmadığım herhangi bir şey istemekten sana sığınırım! Çünkü beni bağışlamaz beni acıyıp esirgemezsen şüphesiz kaybedenlerden olurum!”
Bunun    üzerine “Ey Nuh!” denildi,
-“Sana ve seninle beraber diğerlerinden gelecek olan insanlara katımızdan bir barış ve güvenlik, bir bolluk ve bereket ile gemiden in; fakat/sonradan gelecek/ insanlara gelince, zalim ve inkârcı olanlarının /tutunup geçinmelerine fırsat verecek, sonra da başlarına katımızdan bir azap saracağız. Bütün bunlar sana vahyettiğimiz bilinmedik/ğaybi haberlerdendir ki, onları ne sen, ne de diğerleri bundan önce /bu olayı bu haliyle/ doğru olarak bilmiyordunuz. Öyleyse sen de artık sabırlı ol. Çünkü unutma ki gelecek/istikbal, mutlaka Allah’a karşı sorumluluk şuuruna sahip olanlardan yana olacaktır.”

Sponsor Bağlantılar

Nuh suresi ile Hud suresindeki içerik yüzeysel okunduğunda tekrarmış gibi algılanabilir. Ancak hiçte öyle değildir; Hud suresinde, diğer sureden farklı olarak olayın başka bir yönü anlatılmaktadır…

Seçkinler: “Biz senin kişiliğinde bizim gibi ölümlü bir insandan başka bir şey görmüyoruz.” diyerek, bir iddia ortaya atıyorlar. “Ey Nuh, bizimle çok tartıştın, tartışmayı fazla da uzattın, eğer doğru sözlü kimselerden biri isen, artık getir başımıza şu tehdit edip durduğun şeyi!

Her devrin inkârcısının –gerek sapkın bir dini olanın, gerekse hiç dini olmayanın–  görmediği şeye inanmayanının tavrıdır bu… “Evren ve varlıkları yaratan bir gücün varlığı eserlerinden belli değil mi?” dense, “Madem öyle, göster o zaman, görelim ve biz de inanalım!” derler.

Dokunup da anlayacak (!)
Görecek de inanacak (!)

Nuh’a da aynı mantık örgüsü içinde tabiri caizse “altın vuruş” yapmak istemişler ve “Tehdit ettiğin azabı artık getir!” demişlerdi. Yani görelim ki sen doğru musun, yalancı mısın ortaya çıksın demek istemişlerdi.

Tartışmayı izleyen seçkinlerin mukallidi iradesizler takımı ise; “Bizim liderlerimiz ne kadar da haklı… Nuh sadece laf ebeliği yapıyor, fakat ortaya elle tutulur bir kanıt koyamıyor” diye düşünmüşlerdi.

Ta ki hükmümüz açığa çıkınca Tennur feveran etti…” (Hud.40)

Nuh’a, nasıl bir gemi yapacağı; biçimi, ölçüleri, tasarım ve inşası vahiyle bildirildi. O halde,
Ölçüleri; En, boy, yüksekliği
Donanımı; Kürek, sandal, basit tekne, yelken, buharlı, motorlu, pervaneli mi ya da hangisi,
Yolcu ve yük kapasitesi,
Ağırlığı,
Tasarımı,
Fiziki yapısı ve diğer özellikleri,
Teknenin yapım malzemesi; Tahta, Sac, plastik ya da hangisi

Ve derken, onları götüren gemi, dağ gibi dalgaların arasında seyre koyuldu…” (Hud.42)

Tufan,    tüm yerküreyi mi, yoksa sadece Nuh kavminin yaşadığı yeri mi etkiledi?

Ve ey yer suyunu yut; ey gök sende suyunu kes!” (Hud.44)

Tufanın oluşumu; şiddetli yağmurlar yağması ve nehirlerin taşması sonucu mu? Şiddetli bir yağmurla beraber yersularının da fışkırarak çıkmasıyla ve bunların karışması sonucu mu?

…Her cinsten birer çift ve hakkında hüküm verilmiş olanların dışında yalnız aileni imana erişenleri gemiye al…” (Hud.40)

Gemiye binen canlıların dışında diğer yüklenen şeyler ne?
Her cinsten birer çiftten kasıt hayvanlardan başka bitkiler mi?
Nuh’la beraber Gemiye binen insan sayısı kaçtı?
Hayvanların bir kısmı doğaları gereği bir arada bulunamayacaklarına göre, bunların yerleşimi nasıldı?
Hayvan türlerinin çokluğu düşünüldüğünde, bunlardan birer çift örnek nasıl topladı?
Yaşanılan coğrafyada bulunmayan, dünyanın çeşitli yerlerdeki kara canlıları nasıl bir araya getirildi?
İnsan ve çeşitli hayvan türlerinin ihtiyaçları için su ve yiyecek stokları nasıl, hangi yöntem ve teknolojiyle depolandı?
Tufan ne kadar süre devam etmiş ve sular ne zaman çekilip de yerküre tekrar yaşamaya elverişli hale gelmişti?

Tennur”, aslı Arapça olmayan bir
sözcüktür, öz kullanımı “Tennar”dır. Arap lisanına “Tennur” şeklinde geçmiş, Türkçede de “Tandır” şeklinde kullanılmıştır. Özetle “Tandır”, “Ocak” demektir. “Feveran”, “kuvvet ve şiddetle kaynamak/fışkırmak” manasını taşır.

ETTENNUR”, harf-i tarif ile aidiyet belirttiğinden, ocağın gemiye ait olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla, “Farettennur, gemiye ait ocak şiddetle ateşlenip parladığında” veya “Gemi ateşlendiğinde” demek olur ki, ayetteki “FARETTENUR” tercih edilen manasıyla “Gemi ateşlendiğinde” şeklinde anlaşılır.

Yani geminin, ocak ya da motoru vardır ve o çalışmaya başlamıştır ki, “Her canlıdan birer çift, aileni ve boğulacaklar dışında ve az bir grup olan inanan kimseleri gemiye bindir!” denmiştir.

Hud suresinde, Tufan başlamadan önceki en son aşama işte böyle anlatılmıştır.

Bir an için, seyahat etmek kastıyla otobüs terminalinde, hava limanında veya vapur iskelesinde olduğumuzu varsayalım… Bu vasıtalara en son binme anı, herkes bilir ki, kalkış saati yaklaşınca motorun çalıştığı andır. Motorun çalışması, kaptanın yerini aldığını, seyahatin başlamak üzere olduğunu ve yolcuların bir an önce vasıtaya binmesi gerektiğini işaret etmektedir.

ELVAH”, “Levh” kelimesinin çoğuludur. Türkçeye “Levha” şeklinde geçmiştir; maddesi ne olursa olsun tahta gibi yassı ve düzgün olan şeylere denir.

DÜSÜR”, “Disar”ın çoğuludur. Parçaların birbirine tutturulduğu “bağ, çivi, perçin veya kaynak” demektir.

Ayette geçen (Kamer. 13) “ZAT-I ELVAH VE DÜSÜR” sıfattır ve “gemi” ismi yerine kullanılmıştır. Sonuç olarak, Nuh’un gemisi, TAHTA/ SAC/ DEMİR veya BAŞKA BİR MADDENİN LEVHALARI KULLANILARAK ve bu levhalar BAĞ, ÇİVİ, PERÇİN veya KAYNAKLA BİRLEŞTİRİLEREK İNŞA EDİLMİŞTİR.

“DAĞLAR GİBİ DALGALAR ARASINDA YOL ALIYORDU…” ayetinden anlaşılan teknenin; Sal, Sandal, Kano, Yelkenli ya da küçük bir gemi olamayacağı gerçeğidir.

Dağlar gibi yükselen dalgalar arasında yol alabilen bir geminin, denizcilik ilmi açısından; dengeli, yapısı güçlü, manevra kabiliyeti yüksek, motorlu/buharlı ve büyük bir gemi olması icap eder.

Gemi yapım tarihine göre İ.Ö. 3000 yıllarından başlayarak günümüze kadar uzanan gemicilik gelişiminde; deney, gözlem ve bilimsel metotlarla gemi yapımı olgunlaştırılmış; Yelkenli Çağdan Buharlı Çağa, Motorlu ve Pervaneli Çağa erişinceye kadar, çeşitli buluşlar, bir dizi çabalarla ve çeşitli evrelerden geçilerek gelinmiştir. Daha mükemmeli için arayışlar hala bitmemiş, zamana ve ihtiyaca göre gelişim süreci devam etmektedir.

Bilimsel verilerden yararlanmadan “Tufan” olayının öncesi, sonrası, çapı ve gerçeği doğru anlaşılamaz. Küresel ısınma, Dünya dengelerinin bozulması ve Buzul Çağına giriş süreci, ayrıca Hukuk, Tıp, Matematik, Astronomi, Fizik, Kimya, Jeoloji, Zooloji, Doğa Bilimi hatta Sosyoloji ve alt dalları olan disiplinlerin alanına giren ayetlerle yüz yüze olunduğu gerçeği ortada durmaktadır.

Bunlar; “O dedi“, “Bu dedi” diye başlayan rivayetlerle açıklanabilecek türden şeyler değildir.

Mirasla ilgili ayetler, miras hukuku; ticaret, alış-verişle ilgili ayetler, ticaret hukuku; evlenme, boşanma ve boşandıktan sonra malların paylaşımı ile ilgili ayetler medeni/ özel hukuku, işlenen suçlar ve uygulanan cezalarla ilgili ayetler, ceza hukuku, yargılama süreci/yöntemi ve hüküm verme safahatı ile ilgili ayetler, yargı usulü ve ceza muhakemesi hukuku kapsamına girmektedir. Hukuk başlığı altında, bir dizi alt başlıklar ortaya nasıl çıkıyorsa, denebilir ki; “Hukuk, her ülkenin şartlarına göre değişmektedir.” Doğrudur da… ancak, olayların irdelenmesi bakımından hukuk bilimi ve yöntemine ihtiyaç vardır.

Evrenin oluşumu; Güneş, Ay ve yıldızlar, sema, gece ve gündüzün ve mevsimlerin oluşumu, uzay bilimiyle açıklanabilir ancak ve Astronomi disiplinine ihtiyaç vardır. Embriyonun, anne rahmindeki gelişimi, geçirdiği evreler, doğum ve sütten kesilme, hastalıklar, ölüm, psikolojik bozukluklar ve sebepleri için Tıp ilmine ve alt ihtisas alanına giren disiplinlere ihtiyaç vardır.

Özetle, bilimin aydınlığından yararlanmadan, üretilecek yorumlar, çıkarılacak sonuçlar tutarlı, yararlı ve kalıcı olmayacaktır.

Nuh’un Gemisinin, tek güverteli, tek bölümlü, sıradan bir ahşaptan yapılma basit bir tekne olamayacağını düşünmek aklın, naklin ve bilimin gereğidir. Her türden bir hayvan alınması, hayvanların avcı ve av özelliklerine göre ayrı ayrı bölümlere yerleştirilmesini zorunlu kılar.

Hayvanlar -ki beslenme alışkanlıkları farklı farklıdır- ve insanlar için yiyecek ve su depolanması ihtiyacı da göz önüne alındığında, Nuh’un gemisinin çok büyük, motorlu, çok bölümlü ve çok katlı bir tekne olması gerektiğini düşündürür.

İnsanlar bir tek kavim olarak birlikte yaşıyordu ve inananlar gemiye bindiler. Ancak, hayvanlar, ayrı ayrı yerlerde ve kimi yakın kimi uzaktayken, nasıl olmuştu da toplanabilmişti ve onlardan numuneler (Çiftler) alınmıştı?

Hayvanların tehlikeleri sezme hassasiyetlerinin, insana göre çok gelişmiş olduğu bilimsel bir gerçektir. Onlar, doğal bir felaketi insanlardan önce hissederler. Demekki, hayvanlar, tek tek toplanmamış olabilir. Onlar, yaklaşan tehlikeyi sezmiş, kendiliklerinden geminin yanında toplanmış ve Nuh’a da sadece onlardan erkek-dişi birer çift almak kalmış olabilir…

GezGin