1974′ te Çin’de meydana gelen, 7,3′ lük depremin öncesinde hayvan davranışlarında bazı anormallikler görüldü.

Sponsor Bağlantılar

1999 yılı 17 Ağustos günü Türkiye’de meydana gelen depremden önce, hayvanların olağandan farklı davrandıklarına tanık olundu.
2004’te Sri Lanka ve Hindistan’da meydana gelen tsunaminin dev dalgalarından 10 gün önce vahşi hayvanların güvenli bölgelere doğru, fillerin bağırarak yüksek yerlere doğru kaçtığı, Flamingoların alçak bölgelerdeki yumurtlama alanlarını terk ettiği ve hayvanat bahçesindeki hayvanların sığınaklarına girip dışarı çıkmadığı görüldü.

Sumatra adasında meydana gelen tsunami/Dip depremi de 150 bini aşkın insan kaybına karşılık çok az sayıda hayvan öldü.

Hayvanların, düşük frekanslı sesleri, yer kabuğundaki titreşimleri, yer eğimindeki değişimleri ve sismik dalgaları algıladıklarına dair birçok veri vardır ve bilimsel yönden bu özellikleri araştırılmaktadır.

Karıncadan, Balarısına ve File kadar hayvanlar âlemi incelendikçe, onların bazı davranışları tesadüf eseri yapmadıkları anlaşılmıştır. Yaprak yiyen karıncanın, titreşerek kestiği yaprağı taşırken üzerine de küçük bir karınca almasının gerekçesi önce pek anlaşılamamış, daha sonra yaprağın üzerindeki küçük karıncanın, ölümcül sinek saldırısına karşı taşıyıcı karıncayı koruduğu şaşkınlıkla ve hayretle izlenmiştir.

Balarısının kusursuz bir biçimde petek yapması, Pirenin kendi büyüklüğünün 150 katına kadar zıplaması, –ki insan aynı şeyi yapmaya kalksa 30 m. zıplaması icap eder– bunun gibi binlerce hayret ve hayranlık uyandıran hayvan davranışları izlenmeye ve dikkate değer, üzerinde pek çok düşünülmesi gereken olaylardır.

Nuh ile özdeşleşen tufan, zengin içerikli, çok yönlü ve esrarlı bir öyküdür. Milattan çok öncelerde, kadim zamanlarda vuku bulmuş olmasına rağmen tufan, kutsal metinlerden başka, tanrıçalara tapan Pagan toplumlarından Kızılderililere ve Çinlilere kadar çeşitli kavimlerin destan ve efsanelerinde yer almaktadır.

Tevrat’ta tufan:

Tevrat /Eski ahid/ Tekvin (Yaratılış) 6-9 bölümleri: 6. bölüm:

Rab baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte.
İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı.
“Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım.” dedi,” Çünkü onları yarattığıma pişman oldum.”
Ama Nuh Rab’ bin gözünde lütuf buldu.
Nuh’un öyküsü şöyledir: Nuh doğru bir insandı. Çağdaşları arasında kusursuz biriydi. Tanrı Yolunda yürüdü.
Üç oğlu vardı: Sam, Ham, Yafet.
Tanrı’nın gözünde yeryüzü bozulmuş, zorbalıkla dolmuştu.
Tanrı yeryüzüne baktı ve her şeyin ne denli bozulduğunu gördü. Çünkü insanlar yoldan çıkmıştı.
Tanrı    Nuh’a, “İnsanlığa son vereceğim” dedi, “Çünkü onlar yüzünden yeryüzü zorbalıkla doldu. Onlarla birlikte yeryüzünü de yok edeceğim.”
“Kendine gofer(*) ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap.”
(*)Not: “Gofer”in ne çeşit bir ağaç olduğu bilinmiyor, selvi ağacı olduğu sanılıyor.
“Gemiyi şöyle yapacaksın: Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın(*) olacak”
(*)Not: “Arşın” yaklaşık 45 cm. Uzunluk: 135 m. Genişlik: 22,5 m. yükseklik:13,5 m. eder.
“Pencere de yap, boyu yukarıya doğru bir arşını bulsun. Kapıyı geminin yan tarafına koy. Alt, orta ve üst güverteler yap.”
“Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek.”
“Ama seninle bir antlaşma yapacağım. Oğulların, karın, gelinlerinle birlikte gemiye bin.”
“Sağ kalabilmeleri için her canlı türünden bir erkek, bir dişi olmak üzere birer çifti gemiye al.”
“Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar, sürüngenler sağ kalmak için çifter çifter sana gelecekler.”
Yanına hem kendin, hem onlar için yenebilecek ne varsa al, ileride yemek üzere depola.”
Nuh, Tanrı’nın bütün buyruklarını yerine getirdi.

7. bölüm:

Rab, Nuh’a, “Bütün ailenle birlikte gemiye bin” dedi, “Çünkü bu kuşak içinde yalnız seni doğru-buldum.”
“Yeryüzünde soyları tükenmesin diye, yanına temiz sayılan hayvanlardan erkek ve dişi olmak üzere yedişer çift, kirli sayılan hayvanlardan erkek ve dişi olmak üzere birer çift, kuşlardan yedişer çift al.”
“Çünkü yedi gün sonra yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdıracağım. Yarattığım her canlıyı yeryüzünden silip atacağım.”
Nuh, Rab’ bin bütün buyruklarını yerine getirdi. Yeryüzünde tufan koptuğunda Nuh altı yüz yaşındaydı.
Nuh, oğulları, karısı, gelinleri tufandan kurtulmak için hep birlikte gemiye bindiler. Tanrı’nın Nuh’a buyurduğu gibi temiz ve kirli sayılan her tür hayvan, kuş ve sürüngenden erkek ve dişi olmak üzere birer çift Nuh’a gelip gemiye bindiler.
Yedi gün sonra tufan koptu.
Nuh altı yüz yaşındayken, o yılın ikinci ayının on yedinci günü enginlerin bütün kaynaklan fışkırdı, göklerin kapakları açıldı.
Yeryüzüne    kırk gün kırk gece yağmur yağdı.
Nuh, oğulları, Sam, Ham, Yafet, Nuh’un karısıyla üç gelini tam o gün gemiye bindiler. Onlarla birlikte her tür hayvan-evcil hayvanların, sürüngenlerin, kuşların, uçan yaratıkların Her türü gemiye bindi.
Soluk alan her tür canlı çifter çifter Nuh’un yanına gelip gemiye bindi.
Gemiye giren hayvanlar Tanrı’nın Nuh’a buyurduğu gibi erkek ve dişiydi. Rab, Nuh’un ardından kapıyı kapadı.
Tufan    kırk gün sürdü. Çoğalan sular gemiyi yukarı kaldırdı.
Sular yükseldi, çoğaldıkça çoğaldı; gemi suyun üzerinde yüzmeye başladı. Sular öyle yükseldi ki, yeryüzündeki bütün yüksek dağlar su altında kaldı.
Yükselen sular dağları on beş arşın aştı. Not: “On beş arşın”: yaklaşık 6,8 m.
Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu; kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar,
sürüngenler, insanlar, soluk alan bütün canlılar öldü.

Rab, insanlardan evcil hayvanlara, sürüngenlerden kuşlara dek bütün canlıları yok etti, yeryüzündeki her şey silinip gitti. Yalnız Nuh’la gemidekiler kaldı.
Sular yüz elli gün boyunca yeryüzünü kapladı.

8. bölüm:

Sonra Tanrı Nuh’u ve gemideki evcil ve yabanıl hayvanları anımsadı. Yeryüzünde bir rüzgâr estirdi, sular alçalmaya başladı.
Enginlerin kaynakları, göklerin kapakları kapandı. Yağmur dindi.
Sular yeryüzünden çekilmeye başladı. Yüz elli gün geçtikten sonra sular azaldı.
Gemi yedinci ayın on yedinci günü Ararat dağlarına oturdu.
Sular onuncu aya kadar sürekli azaldı. Onuncu ayın birinde dağların doruğu göründü.
Kırk gün sonra Nuh yapmış olduğu geminin penceresini açtı.
Kuzgunu dışarı gönderdi. Kuzgun sular kuruyuncaya kadar dönmedi, uçup durdu.
Bunun    üzerine Nuh, suların yeryüzünden çekilip çekilmediğini anlamak için güvercini gönderdi.
Güvercin konacak bir yer bulamadı; çünkü her yer suyla kaplıydı.
Yedi gün daha bekledi, sonra güvercini yine dışarı saldı.
Güvercin gagasında yeni kopmuş bir zeytin yaprağıyla akşamleyin geri döndü. O zaman Nuh suların yeryüzünden çekilmiş olduğunu anladı.
Yedi gün daha bekledikten sonra güvercini yine gönderdi. Bu kez güvercin geri dönmedi.
Nuh altı yüz bir yaşındayken, birinci ayın birinde yeryüzündeki sular kurudu. İkinci ayın yirmi yedinci günü toprak tümüyle kurumuştu.
Tanrı Nuh’a, “Karın, oğulların ve gelinlerinle birlikte gemiden çık” dedi,
“Kendinle birlikte bütün canlıları, kuşları, hayvanları, sürüngenleri de çıkar. Üresinler, verimli olsunlar, yeryüzünde çoğalsınlar.”
Nuh, karısı, oğulları ve gelinleriyle birlikte gemiden çıktı.
Bütün hayvanlar, sürüngenler, kuşlar, yeryüzünde yaşayan her türlü canlı da gemiyi terk etti.

20, 21, 22′ de Hz. Nuh’un temiz hayvanlar ve kuşlardan kurban sunduğunu, 9. bölümde Tanrı’ nın “Kanlı et yememeleri, çünkü kan, canı içerir. İnsan kanı dökmenin cezasının ölüm olduğu, bir daha tufan olmayacağına dair sözünü…” anlatır. Ve devamında “Nuh’un oğulları” başlığı altında ilginç bir olay bildiri: “Nuh çiftçiydi, ilk bağı o dikti. Şarap içip sarhoş oldu, çadırının içinde çıplak uzandı. Kenan’ın babası olan Ham ise babasının (Yani Nuh’un) çıplak olduğunu görünce dışarı çıkıp iki kardeşine anlattı. (Yani Sam ve Yafet’ e) Sam’ la Yafet bir giysi alıp omuzlarına attılar, geri geri yürüyerek çıplak babalarını örttüler…

Babalarını çıplak görmemek için, yüzlerini öbür tarafa çevirdiler. Nuh ayılınca küçük oğlunun ne yaptığını anlayarak, şöyle dedi: Kenan’a lanet olsun, köleler kölesi olsun kardeşlerine… Övgüler olsun Sam’ın Tanrısı Rab’be, Kenan Sam’a kul olsun. Tanrı Yafet’e bolluk versin, Sam’ın çadırlarında yaşasın, Kenan Yafet’e kul olsun…” der ve Nuh’un tufandan sonra 350 yıl daha hayat sürdüğünden söz eder.

Kur’an ile Tevrat anlatımı arasında ana hatlarıyla tufan’ın benzer yönleri vardır. Gök ve yerin sularının birbirine karışarak tufanın oluşması, Nuh ve ailesinin her türlü canlıdan birer çift alarak gemiye binmesi; bunun ardından gemide olanların dışında hiç kimsenin boğulmaktan kurtulamaması ve bir süre sonra da dağa oturması gibi…

Ancak ayrıntıları bakımından benzer olmayan, derin ayrılık ve aykırılıkları da vardır. Kur’an, Nuh ve Nuh’un ailesinin, her canlıdan birer çift ile inanan az sayıdaki insanın gemiye alındığını ve diğerlerinin boğulduğunu anlatırken, Tevrat, Nuh ve karısı, üç oğlu ve gelinleri, hayvanlardan birer çift (başka bir bölümünde temiz hayvanlardan yedişer, kirli hayvanlardan birer çift) dışında diğerlerinin boğulduğunu anlatır. Kur’an, Nuh’un oğullarından bir tanesinin inanmayıp, boğulduğundan bahisle hüzünlü bir sahneyi ortaya koyarken, bu olay Tevrat’ta yer almaz. Kur’an, daha çok Nuh ile kavmi arasındaki çekişmelerden, insan davranışlarından ve bir toplumun nasıl azıp saptığından söz ederken; Tevrat, geminin ölçülerinden, neden yapıldığından (Gofer ağacı), tufanın başlama ve bitiş süresinden, tufan sonrası neler olduğundan bahseder.

Öz olarak, Kur’an ile Tevrat, tufanı farklı farklı yönleriyle ele alıyor… Ancak, biri (Kur’an), arı-duru ve berrak bir anlatımla olayı ortaya koyarken, diğeri (Tevrat), zaman zaman akıl ve bilim dışı bazı öykülerden bahsederek karışık bir içerik sunuyor.

Değinecek, pekiştireceğiz…

İncil’de tufan:

İncil/ Yeni ahid/ Matta 24:

İsa, Zeytin dağında otururken öğrencileri yalnız olarak yanına geldiler. “Söyle bize” dediler, “Bu dediklerin ne zaman olacak, senin gelişini ve çağın bitimini gösteren belirti ne olacak?” İsa onlara şu karşılığı verdi: “Sakın kimse sizi saptırmasın! Birçokları ‘Mesih benim’ Diyerek, benim adımla gelip birçok kişiyi aldatacak.

“Savaş gürültüleri, savaş haberleri duyacaksınız. Sakın korkmayın! Bunların olması gerek, ama bu daha son demek değildir. Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak; yer yer kıtlıklar, depremler olacak. Bütün bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır…”

“İncir ağacından ders alın! Dalları filizlenip yaprakları sürünce, yaz mevsiminin yakın olduğunu anlarsınız. Aynı şekilde, bütün bunların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki insanoğlu yakındır, kapıdadır…”

“Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak… Yer ve gök ortadan kalkacak ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacak…” Ve “O günü ve saati ne gökteki melekler, ne de oğul bilir; Baba’dan başka kimse bilmez. Nuh’ un günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlu’nun gelişinde de öyle olacak. Nuh’ un gemiye bindiği güne dek, tufandan önceki günlerde insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. Tufan gelinceye hepsini süpürüp götürünceye dek başlarına geleceklerden habersizdiler…

“İnsanoğlu’nun gelişi de öyle olacak. O gün tarlada bulunan iki kişiden biri alınacak, biri bırakılacak. Bunun için uyanık kalın. Çünkü Rabbinizin geleceği günü bilemezsiniz. Ama şunu bilin ki ev sahibi hırsızın gece hangi saatte geleceğini bilse uyanık kalır; evinin soyulmasına fırsat vermez. Bunun için siz de hazır olun. Çünkü insanoğlu beklemediğiniz saatte gelecektir.”

Luka 17-27:

“Nuh’un gemiye bindiği güne dek insanlar yiyip içiyor, eğlenip evlendiriliyorlardı. Sonra tufan gelip hepsini yok etti.”

Petrus 3, 20:

“Bir zamanlar, Nuh’ un günlerinde gemi yapılırken, Tanrı’nın sabırla beklemesine karşın bu ruhlar söz dinlememişlerdi. O gemide birkaç kişi daha doğrusu sekiz kişi sudan kurtuldu.”

Petrus 2-5:

“Tanrı eski dünyayı da esirgemedi. Ama Tanrısızların dünyasına tufanı gönderdiğinde, doğruluk yolunu bildiren Nuh’u ve yedi kişiyi daha korudu.”

İncil, Tevrat kadar Nuh ve tufanla ilgili ayrıntı vermez. Hz. İsa’nın öğrencilerine öğüt verme sadedinde Nuh ve tufan’dan ve Nuh dâhil toplam sekiz kişinin kurtulduğundan, diğerlerininse yok edildiğinden bahseder.

Gılgameş Destanında Tufan (Sümer mitolojisi):

Gılgameş ölümsüzlüğü bulmaya koyulur, can yoldaşı Endiku ve çok sevdiği annesinin ölümleri onu büyük bir korkuya sevk etmiştir. Bir zaman sonra kendisinin de öleceği korkusuna kapılır, ölümsüz olmayı ve bunu ancak ölümsüz olan birinden öğrenebileceğini düşünür.

Ölümsüz olan Ziusudra’yı (Utnapiştim) bulmaya koyulur. Ölü Denizi geçerek, Tilmun adasında Ziusudra ve karısının yanına varır. Onlar orada yalnız yaşamaktadırlar.

Tufanın geleceğini bilen Tanrılar, insan ırkının yok olması için seslerini çıkarmazlar; çünkü tanrıların başındaki Enlil, insan ırkından hoşlanmaz.

İnsanların inançsızlıkları, hakaretleri, tanrılara değer vermeyişleri onu çileden çıkarmıştır ve bütün Tanrılara da “İnsanlara yardım etmeyeceksiniz; Tufanı hiçbiri öğrenemeyecek.” Diyerek hepsine yemin ettirir. Yalnız aralarından kurnaz su Tanrısı Enki (Ea), insan ırkını çok sevdiği için yardım etmek ister, hemen dünyaya gider ve Ziusudra’ yı bulur.

Kendisi, insanların girip Tanrılara dertlerini, günahlarını anlatarak rahatladığı odaya girer ve Ziusudra’nın kapıda beklemesini ister. İçeride Enki bağırıp çağırarak tüm olayı anlatır, insanlara yardım edemeyeceği için çok üzüldüğünü de belirtir.

Ardından, tufandan kurtulmak için gereken her şeyi anlatır. O sıra kapıda beklemekte olan Ziusudra her şeyi duyar ve hemen işe koyulur, inananlarla –ki ailesi, hizmetçileri ve bir iki arkadaşından başkası inanmamıştır– gemiye doluşurlar. Sular her yeri doldurur, bütün şehirler kaplanır, insanlar boğularak can verir.

Olup biteni dünyanın çevresinde dönen bir gemiden izleyen Tanrılar ağlarlar, yarattıkları medeniyetin yok oluşunu izlemek onlara büyük acı vermiştir, “Ne yaptık biz!” diye dövünürler.

Ziusudra ve yandaşları, sular çekilmeye başlayınca ortaya çıkan ilk kara parçasına çıkarlar. Hala yaşayan insanların olduğunu gören Tanrı Enlil, hemen yanlarına gider, ardından da diğer tanrılar onu takip eder. İlk başta sinirli olan Enlil’i diğer Tanrılar sakinleştirirler ve bir antlaşma yaparlar.

Artık İnsanlar, Tanrılarına hürmet göstereceklerdir ve karşılığında da Tanrıların onları koruması söz konusu olacaktır. Bir daha da insanlık böyle bir felaket yaşamayacaktır, bu son felakettir. Çünkü böyle bir felaketi gören Tanrılar, aslında insanları sevdiklerini anlamışlardır.

Mistik tarzdaki bu anlatımın, semavi dinlerdeki tufan anlatımıyla (oluşumuyla ilgili) örtüşen yönleri de vardır. “Ziusudra”, Hz. Nuh, haber veren “Su Tanrısı EnkiCebrail isimli melek, “Dünya çevresinde bir gemide dolaşıp ağlayan diğer TanrılarMelekler’dir. Baş Tanrı “Enlil” ise âlemlerin yaratıcısı ve tek hüküm sahibi Tanrı olmalı…

Metnin, geminin yapılışını anlatan parçası ise kayıptır…

GezGin

(1)Merkezi deniz dibinde olan derin depremlerden sonra zemin çökmesi ve taban kaymasıyla oluşan dev dalgalara Japonlar tarafından verilen ad.