Sümer ve Babil Kayıtlarında Tufan:Xisuthros (Khasisatra),  ailesi, arkadaşları, kuşlar ve hayvanlarla birlikte 925 m. uzunluğunda bir gemiyle tufandan kurtulmuşlardır.
“Sular göğe doğru uzandı, okyanuslar kıyıları örttü ve nehirler yataklarından taştı. Gemi Gordion dağına oturdu…”
Şeklinde anlatılır. Bu kayıtlarda kurtulanlar arasında Nuh ve ailesinden başka yanında arkadaşları da vardır.

Sponsor Bağlantılar

Asur-Babil Kayıtlarında Tufan:Ubaratutu (Khasisatra), ailesi, uşakları, sürüleri ve vahşi hayvanlarla birlikte 600 kübit uzunluğunda, 60 kübit yüksekliğinde ve genişliğinde bir tekneyle kurtulmuştur. Tufan 6 gün 6 gece sürmüştür. Gemi “Nizar Dağı”na gelince uçurulan güvercin dönmüş ama karga dönmemiştir

Sümer, Asur ve Babil kayıtlarına göre, Utnapiştim, ailesiyle birlikte 6 gün 6 gece tufana maruz kalmışlardır. “Yedinci gün Utnapiştim dışarı baktı. Her şey çok sessizdi. İnsanoğlu tekrar çamura dönmüştü…

Gemi, Nizar Dağında karaya oturunca Utnapiştim, bir güvercin, bir karga ve bir de kırlangıç gönderir. Karga cesetleri yemek için kalır, fakat diğer iki kuş geri dönmez. Bu, Tevrat anlatımına benzemektedir.

Hindistan’ın Satapatha, Brahmana ve Mahabharata Destanlarında Tufan:Manu, Rishiz ile birlikte tufandan kurtulmuştur. Manu bir balık yakalayıp hayatını bağışlar, balığın aniden büyüyüp bir gemi yaparak boynuzuna bağlamasını söyler; balık gemiyi yaparak dev dalgaların üzerinden aşırarak, Kuzey’de “Himavat Dağı”na çıkarır.

Britanya, Galler Yöresi Efsanelerinde Tufan:Dwyfan ve Dwyfach büyük felaketten bir gemiyle kurtulur. Dalgalar gölü adı verilen “Llynllion”un patlaması sonucu oluşan korkunç seller durulunca, Dwyfan ve Dwyfach yeniden Britanya halkını oluşturur.

İskandinav Edna Efsanelerinde Tufan:Bergalmer ile eşi büyük bir tekneyle tufandan kurtulur. Litvanya efsanelerinde ise Birkaç çift insan ve hayvan bir dağın tepesinde bir kabuğun içinde barınarak kurtulur. On iki gün on iki gece süren rüzgârlar ve seller yüksek dağa erişip oradakileri de yutacağı zaman, yaratıcı, onlara dev bir ceviz kabuğu atar, dağdakiler ceviz kabuğu ile seyahat ederek tufandan kurtulur.

Çin Kaynaklarında Tufan:Yao, yedi kişiyle birlikte, ya da Fa li, eşi ve çocuklarıyla birlikte bir yelkenliyle sel ve felaketlerden kurtulur; “Dünya paramparça oldu; Sular fışkırıp her tarafı kapladı. Sonunda sular çekildi.” Şeklinde anlatılır.

Yunan Mitolojisinde Tufan: Tanrı Zeus, gün geçtikçe daha günahkar olan insanları bir tufanla yok etmeye hüküm verir; sadece Deukalion ile karısı Pyrrha kurtulur. Çünkü Deukalion’ un babası Prometheus, oğluna bir tekne yapmasını öğütlemiştir. Bindikleri teknede dokuzuncu gün “Parmassos Dağı”na ayak basarlar.

Tufan olayının kahramanlarının isimleri nasıl geçmiş olursa olsun tüm bu efsane ve söylencelerdeki ortak tema şudur; “bir zamanlar dünyanın tufan denen büyük bir felakete maruz kaldığı, dağların tepesine kadar suların yükseldiği, ancak az sayıda insanın ve her çeşit hayvandan bir numunenin gemiye binerek bu felaketten kurtulduğu…

Ve yine adı ne olursa olsun “geminin bir dağın tepesine oturduğu” anlatılır.

Tevrat’ta geminin; 135 m. uzunluk, 22,5 m. genişlik, 13,5 m. yükseklikte olduğu bildirilmektedir ki bu ölçülerle, 42,5 milyon cm3 hacminde, 50 ila 60 ton ağırlığında Titanic büyüklüğünde olan bir gemi söz konusudur.

Babil yazıtlarında verilen ölçülerle, 228.000 tonluk, Sümer yazıtlarına göreyse daha büyük ölçülerde, yani süper dev bir gemiyle karşılaşırız.

İskandinav efsanelerinde ise Nuh’un Gemisi “büyük bir tekne“, Litvanya efsanelerinde ise “Dev bir ceviz kabuğu” olarak tasvir edilmektedir.

Tüm bu verilere ve denizcilik ilmi açısından tanımı yapılan olaya bakıldığında, Nuh’un gemisinin çok büyük bir gemi olabileceği ihtimali daha da güç kazanmaktadır.

Kadim zamanlarda ve çok eski bir tarihte vuku bulan, kullanılan teknoloji ve devasa ölçüleriyle böyle olağanüstü bir geminin yapılmış olması baş döndürücü bir olaydır.

Yanı sıra Kur’an, geminin motorlu bir gemi olduğuna vurgu yapmaktadır ki, bu, insanlık tarihi adına daha da hayret vericidir. (Farettennur/Tandır feveran etti)

Sümerlerin yazıyı buldukları İ.Ö 3200′ lerden itibaren tarih başlatılıp, bundan önceki geçmişe hala “Tarih Öncesi Devirler” başlığı altında; “Yontma Taş Devri, Cilalı Taş Devri, Maden Devri” mantığıyla yaklaşılırsa ve Tufan öncesi gelişmişlik düzeyi göz ardı edilirse eğer, hakikatlerin üzeri de örtülmüş olacaktır.

İ.Ö.3000′ de, Nil ırmağında küçük bir tahtanın yüzdürülmesiyle başlayan gemicilik tarihi, uzun süre yelkenli çağı yaşamış, ancak İ.S. 1776′ da bir tekneye Watt buhar makinesinin takılmasıyla Buharlı Gemi çağına girilmişti, tabi ki bu sadece bir başlangıçtı… Denizaşırı seyahatler yapılabilmesi ancak 20. yüzyıl başlarında mümkün olabilecekti.

Ancak, diğer kutsal metinler ve söylenceler bir kenara bırakılırsa, en son indirilen vahiy olan Kuran, Nuh’un yapmış olduğu geminin dağlar kadar yükselen dalgalar arasında yol aldığından ve ateşlenen bir ocağının/Motoru bulunduğundan söz etmektedir.

Kuşkusuz bilim ışıklı bir yoldur. Bilimsel yöntem olmadan, doğruyu bulabilmek zordur ve onsuz gelişme de söz konusu olamaz. Fakat bilimsel hiçbir yöntem hem kusursuz değildir, hem de kendi alanındaki tüm sorunları halletmiş ve en son sınırlara varabilmiş değildir. Tarih bilimi de böyledir. Tarih’te, diğer gelişmekte olan disiplinler gibi gelişmekte olan saygın bir bilim dalıdır.

Tevrat ve diğer bazı anlatılar ve efsaneler, Tufanda suların tüm yeryüzünü kapladığını, dağ seviyesini bile aşacak kadar yükseldiğini anlatırken, Kur’an buna dair açık bir ifadede bulunmaz. Olaya diğerlerinden farklı bir perspektiften yaklaşır. Özgün anlatımıyla, Tevrat ve İncil dâhil, hiçbir yazılı metinde bulunmayan ayrıntılar verir. Bu yönüyle de, o (Kur’an) bir kopya ya da uydurma olmadığını açıkça ortaya koyar…

GezGin