Hud Suresi 25-34’teki, Nuh’un kavmine tebliği ve karşılıklı konuşmalar sahnesini aniden kesiyor ve 35’te “Kendisi bunu uydurdu diyorlar öyle mi?” diyerek, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) hitaben, şüphe nazarıyla kendisine bakan gözlere ve önyargılı kafalara sesleniyor…
Kendisi bunu uydurdu diyorlar öyle mi?
Hitabın, metinde seçildiği yer de çok anlamlıdır.Kavmi Nuh’u yalanlamış, “Bizimle çok tartıştın, tartışmayı da çok uzattın…” demiş, “eğer doğru sözlü kimselerden isen, artık getir şu bizi tehdit edip durduğun şeyi!” diye de söylemiş, son kozlarını ortaya atmışta adeta kılıçlar çekilmişken… İşte o esnada ve herkesin dikkat kesildiği tam da o anda, “Kendisi bunu uydurdu diyorlar öyle mi?” nidasıyla dikkatleri üzerine çekmekte ve kalpleri sarsmaktadır.

Sponsor Bağlantılar

Bağlamından anlaşıldığı üzere, “Aklınızı başınıza alın! Sizin kuşkuyla bakan gözlerinizi gördüm. İnkârcı kalplerinizi de! Dikkat edin bu uydurulmuş ya da kopyalanmış bir kitap değildir!” demektedir.

Böylece Kur’an, kusursuz bir zamanlamayla atılmış, üstelik de tam ortadan isabet etmiş bir ok gibi olağanüstü bir üslup ve ifade kullanmıştır.

Aynı sure 36-48’de, Geminin yapılması, tufanın başlama ve bitiş evreleri anlatılırken, yalnız Kur’an’da bahsedilen hüzünlü bir ayrıntı anlatılır: “Ve derken, onları götüren gemi, dağ gibi dalgaların arasında seyre koyuldu ve Nuh, o an kıyıda kalan oğluna: ‘Oğulcuğum!’ diye bağırdı, ‘Gel bin bizimle gemiye, o inkârcıların yanında kalma!” Ancak oğlu, bu çağrıyı reddeder. Nuh, oğlunu ikna için çırpınırken, gözlerinin önünde aralarına bir dalga girer ve oğlu, sulara karışarak kaybolup gider. Sadece Kur’an da anlatılan bu hüzünlü öykü de yine şüpheci ve inkârcı kafalara ikinci bir darbe daha vurmuş olur.

Ve işte Kuran’ın ihtişamını ve farklılığını taçlandıran sözler… “BÜTÜN BUNLAR, SANA VAHYETTİĞİMİZ, DAHA ÖNCE KİMSENİN BİLMEDİĞİ HABERLERDENDİR Kİ, ONLARI NE SEN, NE DE KAVMİN –bu yönüyle ve bu doğrulukta- BİLMİYORDUNUZ!

Kur’an, geminin ölçülerini, suyun ne kadar yükseldiğini, ne kadar alanı kapsadığını, ne kadar zaman sürdüğünü bildirmez ama zihinlerde bunu keşfettirecek yankılar uyandırır. Böylece, hem diğer metinlerdeki içeriği kullanmaz, hem de o içeriği kendine has özgün ifade zenginliği içinde kapsamına alır.

Özgün anlatımından asla taviz vermez. Orijinalliğini açıkça ortaya koyar. Somutlaştırırsak, dağlar gibi dalgaların arasında yol alan geminin ölçüleri verilmemiştir ama yansıttığı görüntü itibariyle, o geminin büyüklük ve biçimini çağrıştırır. Çünkü dağlar gibi kalkan dalgalar, yüksekliği anlatır, gemi, çalkantılı bir suda yol almaktadır. Küçük ve basit yapıda olan bir sal, sandal, kano veya yelkenli türü bir gemi böyle bir suya direnemez, hemen alabora olur, o halde gemi çok büyük ve manevra kabiliyeti yüksek/motorlu bir teknedir.

Suların ne kadar yükseldiğine dair beyanda bulunmamıştır ama suların çekildiği zaman, geminin Cudi (Dağ, tepe, yükselti)’ ye oturmasından, su seviyesinin en azından bazı dağların boyunu aşacak kadar –hatta hiçbir kara canlısının sağ kalamayacağı kadar– yükseldiğini anlatır.

Kur’an, diğer metinlerde uzak plan seyredilip anlatılan bir olayı, yakın plan görüntülerle sahneler. Bunu yaparken de zaman zaman uzak plan görüntüler de aktarır. Anlatımına çarpıcı ses ve görüntü zenginliği katarak okuyanı/dinleyeni olayın içine alır ve o anı ve o duyguları yaşatır.

Her şeyi yok eden Tufan koptu kopacak, henüz her şey normal gözükmekte, fakat geminin motoru ateşlenmiştir. Bu, aynı zamanda yolcuların gemiye binme anıdır. Nuh, ailesi ve inanan az sayıdaki insan, her canlı türünden erkek ve dişi çiftler gemiye binmektedir. O sıra gemi dışındakiler boş gözler ve alaycı bir tavırla onlara bakmaktadır.

Geminin içindekiler yoğun bir telaş ve hareketlilik içindedir. Veda anı yaklaşmıştır artık, fakat yolcuları tekrar kavuşmak ümidiyle uğurlayan kimse bulunmamaktadır. Esasen bir deniz yolculuğunun başlayacağına gemidekilerden başka kimse de inanmamaktadır. Çünkü gemi hala karada bulunmaktadır…

Henüz olağan dışı hiçbir şey söz konusu değildir. Bir “Kaçık adam (!)” ve ona uyan az sayıda “aşağı tabakadan insan (!)” ve hayvanlar gemiye binmiş de seyahat edeceklermiş gibi sanki oyun oynuyorlar. Karadakiler, onlarla alay etmeye başlayınca da Nuh şöyle seslenir: “Bilin ki sizin alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay ediyoruz!

Ve aniden sağanak halinde göklerin suları boşalmaya başlar. Bu, henüz inkârcıları telaşlandırmamıştır. Nuh’un oğlu da seyirciler arasındadır ve o da bir felaket geleceğine inanmamaktadır. Babasının uyarması üzerine ise o, “Ben, sulara karşı korunabileceğim bir dağa sığınacağım” demiştir. Bu, onun ve karada bulunan diğer halkın son görüntüleridir…

Yeryüzünün suları patlamış fışkırmıştır. Akıl almaz bir dip depremi olmuştur, art arda… Göğün sularıyla birleşen şiddetli dalgalar her şeyi önüne katıp götürmekte ve yok etmektedir. Dehşet anı birden bire başlamış, zihinler, henüz olayın vahametine intibak edemeden olan olmuştur bile… Tutunacak bir dal, korunacak küçücük bir yer kalmamıştır artık…

Kur’an, tufanı, canlı sahnelerle ve üç boyutlu olarak sergiler. Tufan, çok çeşitli kaynaklarda, Kuran’dan önce de anlatıla gelmiştir. Ana hatlarıyla benzemenin dışında, hiçbirinde Kuran’daki gibi bir detay, yakın plan görüntüler ve muhteşem bir içerik yoktur.

Kur’an, Tufanı başka surelerde, başka yönleriyle de ele alır. Öyle ki ilk anda sanki tekrar edilmiş gibi algılanabilir. Fakat hiçte öyle değildir, arada bir sahneye zum/optik kaydırma yapılmış, başka bir açıdan bakılması ve daha önce fark edilemeyen başka bir detayın görülmesi sağlanmıştır.

A’raf s. 59: And olsun ki, Nuh’u kavmine gönderdik de dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka İlahınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.”
60. Kavminden ileri gelenler dediler ki: “Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz.”
61. Dedi : “Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.”
62. “Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum; size öğüt veriyorum ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.”
63. “Sakınıp da rahmete nail olmanız için, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir ZİKİR gelmesine şaştınız mı?”

Hud süresindeki sahneye benziyor,
orada kendisi gibi ölümlü bir insan olduğundan ve aşağı tabakadan insanların ona uyduğundan bahisle inanmadıklarını, bu surede ise Nuh’ un Sapıklıkla suçlandığını görmekteyiz. Ve bir zikir gönderildiğinden bahsediliyor. Zikir, Geçmiş ve geleceği kapsayan bir hatıra, anma, kitap anlamına gelmektedir.

Mü’minun s. 23. And olsun biz Nuh’u kavmine gönderdik: “Ey kavmim!” dedi, “Allah’a kulluk edin. Ondan başka Tanrı’nız yoktur. Hala sakınmaz mısınız?”
24. Bunun üzerine kavminin içinden kâfir kodaman topluluğu, “Bu” dediler, “Tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah isteseydi muhakkak bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.”
25. “Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise bir süreye kadar ona katlanıp gözetleyin, bakalım.”
26. Nuh : “Rabbim!” dedi, beni yalana çıkarmalarına karşı bana yardım et!”
27. Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: “Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap, emrimiz gelip de tandır/ Farettennur ocak kaynayınca, her cinsten eşler halinde iki tane/ bir çift ve içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al, zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğacaklardır.”
28. Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: “Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’ a hamdolsun.” de.
29. Ve de ki: “Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen konuklatanların en hayırlısısın.”
30. Şüphesiz bunda sizin için bir takım ibretler vardır. Çünkü biz, kullarımızı böyle denemişizdir.”

Sapkın kodamanlar daha da yakın plana getirilmiş, adeta mimikleri, yüz hatları bile fark ediliyor, tükrük saçan ağızları ve dişleri dahi görülüyor ve onların koca kafaları sahneyi doldurmuşta ne yaptıkları, nasıl tipler oldukları apaçık sergileniyor…

Bu tıpkı sizin gibi biri… Bu size üstün ve hâkim olmak istiyor… Allah isteseydi muhakkak bir melek gönderirdi… Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık!” ve devamla, “Bu kendisinde yalnızca delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise bir süreye kadar ona katlanıp gözetleyin bakalım!

Her türlü yalanı en ufak bir tereddüt göstermeden art arda sıralıyorlar; Allah adını kullanarak hüküm veriyorlar, “gelen elçi insan değil melek olmalıydı” diyor, atalar inancından bahsediyorlar.

Bu Nuh böyle iddialarda bulunarak size üst ve hâkim olmak istiyor.” diye iftiralarda bulunuyor ve en sonunda “Bu delidir, Gözetleyin!” emrini veriyorlar.

Mantık dışı, iftiralarla dolu sözlerin her çeşidini söylemekten kaçınmıyorlar. Çıkardıkları gürültü yüzünden, Nuh’un söylediklerinin düşünülüp, tartılmasına fırsat tanımıyorlar. Parmaklarını öfkeyle sallayan, bağıra çağıra konuşan, tepinip yırtınan karanlık figürler gözlerde canlanıyor…

GezGin