Gök teke yedi gün yeryüzünü dolaştı ve bağırdı
Yedi gün zelzele oldu
Yedi gün dağlar ateş püskürdü
Yedi gün yağmur yağdı
Yedi gün fırtına oldu ve dolu yağdı
Yedi gün kar yağdı
Tufan, birçok yerel efsaneye ve kutsal kitaplara konu olmuş, Tanrı tarafından bir kavmi, milleti ya da o dönemde yaşayan sapkın inanç sahibi tüm insanları cezalandırmak amacıyla gönderilmiş olan büyük bir felakettir.

Sponsor Bağlantılar

Toplumdan topluma farklılıklar arz etmekle birlikte en çok bilinen şekliyle, bu olayın adı “Nuh Tufanı”dır.

Tufan, kavramsal olarak yalnızca kutsal metinlerde yer almamıştır; pek çok mitoloji, masal ve inanışlara yerleşmiş bir sözcüktür.
Birçok kültürde büyük doğal felaketlerden söz edilir. Heraklitus, Empedokles, Platon ve Aristoteles, “geçmişte insanlığın uğradığı su ve ateş felaketleri” diye ifade etmişlerdir.

Pisagor’a göre insanlık, böyle 6 kez, “doğal afet dönemi” geçirmiştir. Aynı şekilde Maya kültüründe de insanlığın macerasında çağları birbirinden ayıran, birçok büyük felaket dönemi yaşanmıştır.

Türk mitolojisinde Tufan: Nuh Tufanı Türklerde “Taşkın” diye adlandırılır. Türk kültüründeki özgün farklılığı, yerkürenin yeniden, ilk başlangıç anındaki gibi suyla kaplı hale gelmiş olmasıdır. Yenilenmenin sembolüdür; fakat yenilenme, bir çeşit devrim ile ortaya çıkmıştır.

Çünkü tufan, eskimiş olan her şeyi siler; ancak dönülen yer başlangıçtır, yani “öz”dür. Bu felsefe, yaşamın bir çember olduğu inancını benimseyen ilkel toplumların düşünce sistemini yansıtan en güzel bir örnektir.

Kötülük yüzünden karmaşa/kaos ortaya çıkar; ancak sonra yeniden dinginleşir. Nuh, Türk mitolojisinde Nama adıyla bilinir. Nama bir gemi yapar ve bütün canlılardan bir çift alarak taşkından korunur. Tufan olacağını “demir boynuzlu kök teke” önceden haber vermiştir. Bu teke, yedi gün dünya çevresinde dolaşmış, acı acı melemiş, yedi gün deprem olmuş ve yedi gün dağlardan ateş fışkırmıştır.

Tufan, Altay söylencelerinde şöyle dile getirilir:
Gök teke yedi gün yeryüzünü dolaştı ve bağırdı
Yedi gün zelzele oldu
Yedi gün dağlar ateş püskürdü
Yedi gün yağmur yağdı
Yedi gün fırtına oldu ve dolu yağdı
Yedi gün kar yağdı

Altay Türkleri’nin yaratılış efsanesinde, Dünya’nın ekseninin sabitliği, Tanrı Ülgen’ce başı zincirle bir kazığa bağlanan balık sembolüyle belirtilir. Balığın baş yönünün, yani ekseninin değişmesi halinde tufanın tekrar oluşacağına inanılır.

Türk mitolojisinde tufan ile ilgili örnekler Altay Türkleri’nin efsanelerinde yaşamaktadır. Altay Türkleri’nde, Tufan efsanesinin bir kaç söylenişi vardır.

U. Harva Holmberg tarafından nakledilen Altay Tufan Efsanesi, İslam ve Hıristiyan dünyasının Nuh Tufanı anlatılarına çok benzer niteliktedir.

Altay Tufan Efsanesi:Sel, bütün yeri kapladığında, Tengiz (=Deniz) yerin üzerinde efendi idi. Tengiz’in yönetimi altında Nama adında iyi bir erkek yaşardı. Nama’nın, “Sozun Uul”, “Sar Uul” ve “Balık” adında üç oğlu vardı…

Ülgen (Tanrı), Nama’ya bir kerep/tahta sandık yapmasını buyurdu.

Nama, sandığın yapılması işini üç oğluna bıraktı. Oğulları, kerepi bir dağ üzerinde yaptılar. Kerep yapıldıktan sonra Nama, onu, her biri seksen kulaç olan sekiz halatla köşelerinden yere bağlamalarını söyledi. Böylece su, seksen kulaç yükseldiğinde durum anlaşılacaktı. Bundan sonra Nama, ailesi ile çeşitli hayvanları, kuşları alarak kerepe girdi…

Yeryüzünü sisler kapladı. Dünya korkunç bir karanlığa gömüldü. Yerin altından, ırmaklardan, denizlerden sular fışkırdı. Gökten sağanaklar boşandı.

Yedi gün sonra yere bağlanan halatlar koptu, kerep yüzmeğe başladı; suyun seksen kulaç yükseldiği anlaşıldı. Yedi gün daha geçti. Nama en büyük oğluna kerepin penceresini açmasını, çevreye bakmasını söyledi. Sozun Uul bütün yönlere baktı. Sonra şöyle dedi: “Her şey suların altına batmış. Yalnızca dağların dorukları görünüyor.” Daha sonra Nama da baktı. O da “Gökyüzü ile sular dışında bir nesne görünmüyor” dedi.

Kerep sonunda sekiz dağın birbirine yaklaştığı yerde durdu. Çomoday ve Tuluttu dağlarında karaya oturdu. Nama pencereyi açtı, kuzgunu serbest bıraktı. Kuzgun geri dönmedi. İkinci gün kargayı gönderdi, üçüncü gün saksağanı gönderdi. Hiçbiri geri gelmedi. Dördüncü gün bir güvercin gönderdi. Güvercin, gagasında bir ince dalla geri döndü. Nama, bu kuştan, öteki kuşların niçin geri gelmediğini öğrendi.

Onlar sırasıyla, geyik, köpek ve at leşi yemek üzere gittikleri yerde kalmışlardı. Nama bunu duyunca öfkelendi. “Onlar şimdi ne yapıyorsa, dünyanın sonuna değin onu yapmağa devam etsinler” dedi.

Efsanenin devamında Nama yaşlandığı zaman, kurtardığı canlıları öldürmesi için kendisini kışkırtan karısını öldürür. Oğlu Sozun Uul’u yanına alarak cennete/göğe çıkar. Daha sonra orada beş yıldızlı bir yıldız kümesine dönüşür….

Holmberg’in düşüncesine göre, tufan kahramanları, Yayık Han‘a dönüşmüştür. Yayık Han, Altay Türkleri’nin inancına göre insanları koruyan ve yaşam veren bir ruhtur. Ayrıca insanlarla Ülgen arasında elçilik yapmaktadır.

GezGin