Davut’un efsanevi krallığının sonra Süleyman, yeryüzü sultanı olmuştu… Süleyman, şiddetle esen rüzgârlarla taşınıyor, bir aylık mesafelere bir günde varıyordu. Gemi filolarıyla da dünyanın zenginliklerini ülkesine taşıyordu. Ayrıca, uçucuların/Tayr dilinden anlıyor, ateş varlık “Cinler”e dalgıçlığın yanı sıra çeşitli hizmetler yaptırıyordu…
Süleyman, dünyayı idaresi altına alma amacıyla çeşitli yerlere seferler düzenliyordu… Ordusu; İnsanlar, Cinler ve “Uçucular”dan oluşmaktaydı. Yine bir seferi sırasında, karınca vadisinden geçerken, dişi kraliçe karınca, emri altındaki karıncalara:

Sponsor Bağlantılar

“Ey karıncalar!” demişti,
“Hemen yuvalarınıza girin! Süleyman’ın ordusu farkına varmadan sizi ezip geçmesin!” diye de uyarmıştı.

Süleyman da, dişi karıncanın konuşmasını anlamış ve gülercesine tebessüm etmiş ve

“Rabbim!” demişti,
-“İçime öyle bir ilham ver ki, senin bana ve ana-babama bahşettiğin nimetlere layıkıyla şükredeyim ve hep hoşnut olacağın güzel işler yapan biri olayım… Beni, rahmetinle erdemli kullarının arasına kat!”

Zamanın İzi, Süleyman’ın yaptıklarına tanık oluyordu…

Süleyman, ordusunu denetlediği bir gün, sıra uçuculara geldiğinde sordu: “Hüd Hüd (2)’ü neden aranızda göremiyorum; yoksa kayıplara mı karıştı?”

Bilgi verecek kimse çıkmayınca da öfkelendi: “Ya o, karşıma ikna edici, açık bir mazeret beyan ederek çıkar, ya da onu şiddetle cezalandırır ve kafasını kırarım!” dedi.

Biraz bekledi Süleyman ve çok geçmemişti ki Hüd Hüd çıkageldi, gelir gelmez de: “Ben, senin henüz haberin olmayan bir şey öğrendim ve sana Sebe’den önemli bir bilgi getirdim” diye rapor sundu.

Hüd Hüd bu vermiş olduğu haberle, Süleyman’ın ilgisini çekmeyi başarmıştı ve devam edip bildirdi ki:

-“Orada bir kadın gördüm, halka hükümdarlık yapıyor, kendisine her türlü varlık verilmiş, muhteşem bir tahtı da var!
-“Ne ki onu ve de kavmini Tanrı’ya değil, güneşe secde ederken gördüm! Şeytan onlara yaptıklarını güzel göstermiş, onlar da sapmışlar ve doğru yolu bulamıyorlar!”

Süleyman, “Doğru mu söylüyorsun yoksa yalancının teki misin göreceğiz!” dedi ve bir ferman yazıp Hüd Hüd’e uzattı,

-“Bu mektubumu al, onlara ulaştır, sonra oradan uzaklaş, bir kenara çekil bak, ne gibi bir sonuca varacaklar!” diye söyledi. (03)

Hüd Hüd, bir kez daha Sebe ülkesine gitmek üzere kanat açtı…

Varınca mesajı attı ve saklandı. Sebe Melikesi Belkıs alıp bildirgeyi okudu ve ardından acele olarak danışmanlarını çağırttı.

-“Siz ey seçkinler!” dedi,
-”Elime çok önemli bir mektup geçti…”
-“Evet o, Süleyman’dan gelen bir mesajdır ve içeriği şöyle:
-“Rahman Rahim Allah’ın adıyla. Bana karşı büyüklük taslamayın ve gönülden teslim olmuş olarak gelin!

Bir an için ortama derin bir sessizlik çöküvermişti, sessizliği bozan da yine Belkıs olmuştu:
-“Karşı karşıya kaldığım bu sorun hakkında bana kanaatlerinizi bildirin. Sizin katkınız olmadan, konu hakkında kesin hüküm vermem doğru olmaz” dedi; kraliçe’nin sesi titriyordu…

Seçkinler: “Biz güçlüyüz ve caydırıcı şiddette bir yeteneğe sahibiz. Fakat yine de hüküm sana aittir. Şu halde ne emredeceğine sen karar ver” dediler.

Omuzlarına çok ağır bir yük yüklendiğini hissetti Belkıs, vereceği karardan pişmanlık duymak istemiyordu.

Süleyman’ın mesajını aldığı güne kadar geçen zaman içinde hep doğru kararlar verdiğini, adil ve sorun çözücü yönetimiyle de halkını mutlu, ülkesini mamur ettiğini düşünüyordu. Artık şimdi bir yol ayırımında bulunuyordu. O halde yine isabetli kararlar vermeliydi. Danışmaları cesur sözler söylemişlerdi; ancak o, “Krallar bir ülkeye ne zaman girmişlerse, orayı perişan etmiş, soylu insanlarını zelil etmişlerdir. Evet, onlar böyle yaparlar” diyerek düşüncesini belirtti.

Sonra da diplomatik girişimde bulunmayı tercih ettiğini söyledi: “İşte bu nedenle, ben ona bir heyetle hediye göndereceğim ve elçilerin ne ile geri döneceğine bir bakacağım…”

Elçiler, Süleyman’ın huzuruna çıkıp Sebe Melikesi Belkıs’ın gönderdiği hediyeyi sundular. Süleyman hediyeye öfke dolu gözlerle baktı ve elçilere: “Siz beni servetle güya elde etmiş mi olacaksınız? Bakın Tanrı’nın bana bahşettiklerine; sizin verdiğinizden daha üstündür! Siz, hediyenize güveniyorsunuz ha!” dedi.

Süleyman’ın bu öfkesi karşısında, elçiler korkmuş, ne diyeceklerini bilemez bir hale gelmişlerdi. Karşılarında sıradan bir kral yoktu; tavizsiz biri, sanki esip kükreyen, kararlı bir aslan vardı.

“Dönün!” Dedi, And olsun, karşı gelemeyecekleri ordularla varırım ve oradan onları küçük düşürülmüş bir halde, rezil ve aşağılanmış olarak çıkarırım! (04)

Sebe’ye dönen elçiler, Süleyman’ın öfkesini ve tehdit dolu sözlerini kraliçeye ilettiler…

Süleyman, Belkıs’ın telaşlanacağını, korktuğu şeyin başına gelmemesi için de ayağına kadar geleceğini düşünüyordu… Casus uçucunun/Hüd Hüd verdiği istihbarat, Süleyman’ın dehasıyla birleşince müthiş bir stratejiye dönüşmüştü… Kraliçenin kendisiyle müzakere etme hevesini başlamadan bitirmek ve kesin sonuç almak istemişti Süleyman…

Ve işte tam da o an, o esnada, Zamanlar Gezgini izlemeyi bırakmış ve sahneye girivermişti…

Süleyman: “Siz ey maharetli kişiler! Onlar gönülden teslim olmuş kimseler olarak bana gelmeden önce, o kadının tahtını bana kim getirebilir?” diye seslendi.

Bunun üzerine Cinlerden bir hüner sahibi, “Ben! İstediğin şeyi sana oturduğun yerden kalkmadan önce getirebilirim” dedi. Bunu yapacak güce sahip olduğunu, kendisine güvendiğini de sözlerine ekledi.

Kendisinde kitaptan bir “İlim Sahibi Kimse” (05) söz alıp dedi ki:

-“BEN ONU SANA GÖZÜNÜ KIRPMADAN ÖNCE GETİRİRİM!” Ve der demez de Süleyman, Belkıs’ın tahtını önünde kurulu olarak gördü. Hayret ve şaşkınlık içinde kalan Süleyman,

-“Olsa olsa Rabbimin bir ikramıdır bu; şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü? Diye beni sınıyor!” dedi,
-“Kim şükrederse kendi iyiliği içindir, nankörlük ederse de kuşkusuz Rabbimin teşekküre ihtiyacı yoktur; O sınırsız cömerttir!”

Ve sonra tahtta değişiklikler yapılmasını istedi Süleyman. Belkıs’ın kendi tahtını tanıyıp tanıyamayacağını ve şaşkınlığını görmek istiyordu. Sebe Ülkesinden de Belkıs’ın yola çıktığı haberi gelmişti. Nihayet Belkıs, Kudüs’e varıp, Süleyman’ın huzuruna çıktı. Ona,

-“Tahtın böylemiydi?” denilince,
-“Tıpkı o!” dedi,
-“Bununla beraber, bize ondan önce hakikatin bilgisi verildi de biz Müslüman olduk!” diye de ekledi.

Daha önce Allah’ı bırakıp da taptığı şeyler onun doğru inancı bulmasına engel olmuştu. Çünkü o, hakikati göremeyen bir kavmin içinde yaşıyordu. Belkıs’a “Saray’a buyurun!” denildi ve sarayın önüne gelince Belkıs, eteklerini toplamaya başladı; zemini derin bir su sanmıştı. Süleyman hafifçe tebessüm etti, “O billurdan yapılmış bir zemindir” dedi.

Belkıs, ”Rabbim!” dedi, “Ben kendime kötülük etmişim; artık bende Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbine teslim oldum!”

Süleyman’ın emrine rüzgârlar verilmişti… Gidişi ve dönüşü birer ay olan mesafeleri bir günde kat ediyordu; bakır, demir gibi metalleri eritip kullanıyor, cinlerden bir gurubu emrinin altında çalıştırıyordu. Cinler, Süleyman’ın isteğine göre mabetler, heykeller, göletler, yekpare dökümden havuzlar ve yere tespit edilmiş dev küvetler yapıyordu.

Vakti gelince Süleyman, ayakta bastonuna dayanmış haldeyken ruhunu teslim etti. Cinler, ağaç kurdunun, onun asasını kemirerek kırıp da Süleyman yere devrilinceye kadar öldüğünü anlamamışlardı… (06)
Ve “Zamanlar Gezgini” de, o zaman aralığından çıkıp gitmişti…

GezGin

(01)Kur’an, Bakara s. 246-251 (“Zamanın İzi” 33. bölümünde, sehven “09” olarak numaralandırılmıştır; GezGin)
(02)Hüd Hüd: İbibik (Upupa epops), Çavuş Kuşu adı ile de bilinen, Gökkuzgunumsular (Coraciiformes) takımının, ibibikgiller (Upupidae) familyasında yer alan tek kuş türüdür. Uzunluğu 28 cm. kadar, gagası uzun, yay biçiminde, tüyleri turuncu-kahverengi olup başı sorguçlu, kısa kanatlı bir kuştur. Bazı Türkiye Türkçesi ağızlarında “Baltalı” olarak da geçer. “Hüt Hüt” veya “Hüd Hüd” (Arapça: Hud Hud) olarak da isimlendirilir. Bu adı, eşleşme dönemlerinde çıkardıkları sesten dolayı aldığı düşünülmektedir.
(03)05 Ocak 2011’de dünya bültenine düşen haberde: Suudi Arabistan’ın Hayel yerleşim merkezinde bir şeyhin evinin yakınlarında bulunan akbabanın ayağında   “Telaviv Üniversitesi” yazısı dikkat çekmiş, Güvenlik güçlerine ihbarda bulunulması üzerine kuş yakalanmıştı. Kuşun ayağında verici de bulunduğu tespit edilmişti. Bilim adamlarının R65 kodunu verdiği kuşun,  İsrail istihbarat örgütü Mossad’ın casusluk amacıyla kullandığı iddia edilmişti.
(04)Belkıs’ın Krallar hakkındaki düşüncelerini haklı çıkaracak aynı cümle. Demek ki  Hüd Hüd, Belkıs’ın krallar hakkında danışmanlarına söylediği sözleri  noksansız iletmiş ve Süleyman da Belkıs’ın açığa çıkan bu zaafını onun  aleyhinde bir korkuya dönüştürmek istemiştir.
(05)Kur’an, Neml s.40
(06)Kur’an, Sebe s.12-14