“Babamı da bağışla; çünkü o, oldum olası yolunu şaşıranlardan biri olmuştur.”
Buzul çağı/Tufan sonrası yeryüzü, bir tek kara parçasından/süper kıtadan kıtalara, insan soyu da bir tek topluluktan başka başka kavimlere ayrıldı… Dağların seviyesini aşan sular, yüksek bir uygarlığı tarihten sildi… 1000 yıla varan uzun hayatını ve şimdikinden daha güçlü fizik yapısını da tedricen/yavaş yavaş kaybeden insanlık, asıl büyük yitiğini bilgiden kopmasıyla verdi…
Nuh’tan sonra gelen nesiller, bilimde ve teknolojide yeni gelişmeler sağladıkça, yeni şeyler buldukça, öncelerde hiç olmayan bir keşifte bulunduğunu sanmaktadır. Oysaki bu böyle değil; insan, tufanla birlikte kaybettiği hafızaya/genlerle taşınan bilinç, çabaları sonucu, verdiği onca uğraş ve emekle erişim sağlamaktadır aslında… İlkel yaşama ait çağlar, tufanın bir sonucu olarak ortaya çıkan ve yaşanan dönemlerden başka bir şey değildir.

Sponsor Bağlantılar

İbrahim’de, Nuh’un temsil ettiği uygarlığın ve evrensel ahlakın varisiydi…

Ve “Zamanın İzi”, ruh üfürüldükten sonra adına “insan” denen, yeryüzüne halife olarak atanmış olan canlı türünün yaşam serüvenini ve bu yaşanmışlık sırasındaki olayların neden-sonuç ilişkiler dizgesini (1), özü kapsayan bir bilgi (hubr) ile kavramak üzere İbrahim’in çağına ulaşmıştı; o, “Güneş’in Battığı Yer/Gelecek Zaman”den geliyordu…

İbrahim, putperest bir kavim içinde yaşıyordu; ancak, putlara tapmayı saçma buluyordu. Babası Azer, put yapan bir ustaydı. Bir gün babasına:

-“Sen putları mı ilah ediniyorsun? Görüyorum ki sen ve toplumun açık bir sapıklık içindesiniz!” dedi.

İbrahim, putperestliğin ve putların etrafında oluşturulan kültürün, seçkin azınlıktan başka herkesi ezip köleleştirdiğini, insan aklına ve onuruna yakışmadığını anlamıştı…

Sahte dinin efsunuyla beyni uyuşturulan insanın, iradesiz bir biyolojik canlıya dönüşerek/sürü psikolojisi (2) köleliğe razı olduğunu, sürüp giden zulüm düzenini de olağan bir yaşam tarzı algısıyla benimsediğini görmüştü…

İnsan onuruna yakışmayan bu akıl dışı sapkın düzenin ve çökmesi için, önce putlara olan inancın yıkılmasının şart olduğunu düşünmüştü İbrahim…

O, evrenin ve yaşamın gizemlerini anlamak istiyor, kirletilmemiş, berrak bir muhakeme gücüyle de hakikati bulma yolunda ilerliyordu… Gece karanlığında bir yıldıza baktı ve heyecanla haykırdı:

-“Benim Rabbim bu!” bir süre sonra yıldız kaybolunca,
-“Ben kaybolanları sevmem” dedi. Sonra ayın doğuşuna baktı,
-“Benim Rabbim bu!” ve batınca da
-“Doğrusu, Rabbim beni hidayet yoluna iletmeseydi şüphesiz ki bende şu şaşkın kimselerden olacaktım!” diye söylendi.

Nihayet güneşin doğuşunu izledi,

-“Benim Rabbim bu; bu, büyük olanı!” Batınca da,
-“Ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım!” dedi.

Akıl yürütme ve muhakeme etme yöntemiyle doğruyu bulmaya çalışıyordu İbrahim ve sonunda iç huzuruyla şunu söyledi:

-“Artık ben her türlü yanlıştan arınarak, bütün varlığımla gökleri ve yeri yaratana yöneldim…” ve dedi ki: “Ve ben O’ndan başkasına ilahlık yakıştıranlardan değilim!” (3)

Yıldızlar görünüp kayboluyor… Güneş ve ay doğup batıyor… Canlı ve cansız varlıklar yıpranıp ölüyor… Bilinen hiçbir şey kalıcı ve mükemmel değil… Oysaki Tanrı kusursuz olmalı… Mutlak güç ve otorite sahibi olmalı ki, Gökyüzü ve yeryüzüne yasalar koyup hükmedebilsin…

Kendileri yardıma muhtaçken putlar/gerek canlı, gerek cansız; bedenli ya da bedensiz semboller, Tanrı olamazdı… Mutlak güç ve kudret sahibi olmayan hiçbir nesne de Tanrı olamazdı… İbrahim, bu düşüncelerini toplumuna açıkladı; fakat toplumu ona tepki gösterdi.

-“Beni doğru yola ileten ‘O’ olduğu halde; siz, Allah hakkında hala benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin ortak koştuklarınızdan korkmuyorum!”
-“Rabbimin dilemediği hiçbir olay gerçekleşmez, Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatmıştır; siz bunu düşünemiyor musunuz?”
-“Hem ben Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden neden korkacakmışım? Üstelik siz, Allah indinden geçerli bir kanıtınız olmadığı halde Allah’a ortak koşmaktan korkmazken… Bununla birlikte, eğer bilgi sahibiyseniz, iki taraftan hangisi kendini güvende hissetmeye daha layıktır?” dedi.

İbrahim, toplumuyla tartışırken, putların işlevsizliği üzerinden tartışmayı başlatıyor ve onları savunma durumunda kalmaya zorluyordu. Bu dâhice stratejisi sayesinde, putların ne işe yaradığını izah etmeye çalışan taraf karşısında, hücum eden ve kanıt isteyen taraf olarak üstünlük sağlıyordu.

İzlediği bu yöntem, Nuh’un tebliğ yönteminin tam tersiydi; çünkü o, kavmi içinde savunma durumunda kalmıştı…

İbrahim, şirk koşanların tutumunu sorgulamaya devam ediyordu, babasının da içinde olduğu kavmine,

-“Neye kulluk ediyorsunuz?” diye soruyor, onlarsa:
-“Putlara kulluk ediyoruz; dahası onlara adanmış kimseler olarak kalacağız!” diyerek inat ediyorlardı…

-“Yalvarıp, yakardıklarınız sizi duyuyorlar mı bari?”
-“Hayır,  ama… Biz atalarımızı da böyle yapar bulmuştuk!”
-“Ne yani, taptığınız şeylerin ne olduğuna dönüp bakmadınız mı?” dedi, “Hem siz, hem de önde giden atalarınız?”

GezGin

(1)Bir bütün oluşturacak biçimde birbirine bağlı ögelerin bütünü, manzume, sistem.
(2)Herhangi bir eylemi, yeterince fazla insanın yapması halinde diğerlerinin de bunu yapmaya eğilim göstermeleri durumu.
(3)Kur’an, En’am s. 76-78