“Babamı da Bağışla!”
Uydurulmuş dinlerde aklın yeri yoktur; çünkü temelsizdir, dayanaktan yoksundur. Sorgulamadan, körü körüne peşinden gidilen itikadi sistemler olsun ya da ideolojik akımlar olsun aklı dışlarlar. İbrahim, aklını kullanmayan, düşünsel zavallılık ve sapkın din anlayışındaki muhataplarına, doğru din ve Tanrı tasavvurunu açıklamak için uğraşmıştı. O, aklıyla Tanrı’yı bulan adamdı…

-“İşte, artık, benim için onlar birer düşmandır!” dedi,
-“Başka değil, sadece âlemlerin Rabbi vardır!”
-“Ki, O’ dur beni yaratan; bana doğru yolu gösterecek olan O’dur. O, açlık ve susuzluğumu giderecek olandır ve hasta olduğumda şifa verecek de O’dur. Beni öldürecek, sonra diriltecek O’dur. Hesap Gününde beni, hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O’ dur!”

Sponsor Bağlantılar

-“Rabbim!” dedi,
-“Bana doğru bir muhakeme yeteneği bahşet ve beni iyilerin arasına kat! Ve beni dillerde doğruluk timsali olarak anılan biri yap. Ve beni ölümsüz nimetlerle dolu cennetin varislerinden kıl!”

Babasına dönüp sevgi ve şefkat hisleriyle baktı ve…

-“Babamı da bağışla!” diye yakardı;
-“Çünkü o, oldum olası yolunu şaşıranlardan biri olmuştur”
-“Ve beni herkesin diriltilip kaldırılacağı günde mahcup eyleme!” dedi. (1)

Her ne yaparsa yapsın İbrahim, putlar yerinde sapasağlam kaldıkça, halkın onlardan uzaklaşmayacağını düşündü. Putların muhafaza altında tutulduğu mabedin önünde yıldızlara baktı, “Ben hastayım!” dedi ve böylece bir an için muhafızların yanından uzaklaşmasını sağladı. Sonra da putların yanına usulca sokuldu:

-“Ne! Yoksa yemiyor musunuz?” dedi,
-“Size ne oldu böyle, yoksa konuşamıyor musunuz?”

Onların üzerine abandı ve var gücüyle vurmaya başladı; hepsini paramparça etti. Dönüp kendisine başvurabilsinler diye de en iri olanını ise sağlam bıraktı…

Derken, etraftan koşuşarak başına üşüştüler. Olan biteni gördükten sonra dediler ki: “Kim yaptı bunu ilahlarımıza? Her kimse, onun haddini aşan biri olduğu açıkça ortadadır!”
Vakit geçirmeden de bunu kimin yaptığını araştırmaya başladılar,     

-“Adına İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını işitmiştik…”

Orada bulunan ve şüpheli görülen İbrahim’i yakaladılar, suçunu itiraf etmesi veya şahitlik yapacak birilerinin çıkması için insanlara gösterdiler,

-“İlahlarımıza bunu sen mi yaptın ey İbrahim?” dediler.

Aynı soruyu tekrarlayıp durmaları üzerine İbrahim:

-“Hayır! Bunu yapsa yapsa şu en iri olanı yapmış olmalı… İyisi mi siz, kendilerine sorun; tabi eğer cevap verebilirlerse…”

Bir an için muhafızlar, kendi iç dünyalarına dönmüş, sessizce şöyle düşünmüşlerdi:

-“Siz var ya siz… İşte asıl haddini bilmezin ta kendisi olanlar sizlersiniz!” Fakat sonra da alt-üst olmuş bilinçlerine geri dönmüş ve İbrahim’e:

-“Doğrusu onların konuşamayacağını kendin de çok iyi biliyorsun!” demişlerdi.
-“Ne yani, şimdi siz Allah’ı bırakıp da size hiçbir yarar sağlayamayan ve hiçbir zarardan da koruyamayan nesnelere mi kulluk ediyorsunuz?” İbrahim sesini daha da yükseltmişti:
-“Size de, Allah’ı bırakıp taptığınız bütün bu nesnelere de yuh olsun! Siz hiç mi akıllanmayacaksınız?”

Halk, İbrahim aleyhine galeyana gelmiş, öfkeyle haykırıyordu:

-“Onu yakın!”

İbrahim’i linç etmek istiyorlardı ve bunu yapamayınca da görevlilere bağırdılar:

“İlle de bir şey yapacaksanız yakın ki, ilahlarınızı desteklemiş olasınız!” (2)

İbret olacak bir ceza vermek için bir yapı yaptılar ve muazzam bir ateş yaktılar. İbrahim’i de platformun üzerinde kurulu bulunan bir düzenekle fırlatıp ateşe attılar…

Olaya tanıklık edenler, kulakları sağır edercesine büyük bir uğultu çıkarmışlardı. Uygulanan cezalandırma yöntemini beğendikleri anlaşılıyordu.

Fakat çok geçmeden sevinçleri bir hüzne dönüştü…

Çünkü Tanrı, ateşin yakıcı tabiatını kullanmamasını, İbrahim’e karşı serin ve zararsız olmasını buyurmuş ve ateş, İbrahim’i yakmamıştı.

Tanrı, İbrahim’i o azgınların elinden ve o ülkeden kurtarmış, düzenlerini boşa çıkarmıştı. “Ben, Rabbime gideceğim…” dedi İbrahim, “O bana yol gösterecektir.”

Böylece, doğru bir inanç üzere yaşayabileceği bir coğrafyaya gitmek üzere hareket etti; hicreti/göç sırasında yanında yeğeni Lut’u  da götürdü. Filistin’e vardıklarında, İbrahim, Gomore’ye, Lut ise Sodom’a gitmek üzere ayrıldılar…

GezGin

(1) Kur’an, Şuara s.70-87
(2) Kur’an, Enbiya s.58-68; Saffat s.88-94