İki genç erkek, İbrahim’i ziyarete gelmişlerdi…
-“Selam sana!
-“Selam!
İbrahim, daha önce hiçbir yerde görmediği ziyaretçilerine, çok geçmeden buzağı etinden yapılmış kebap getirip ikram etti; fakat ziyaretçiler yemeğe el uzatmadılar. Kebabın çekici görünüşü ve dayanılmaz güzellikteki kokusu onları hiç etkilememişti…
İbrahim bu durumu yadırgamış, içini bir korku ve endişe kaplamıştı. Gençler, onun korktuğunu anlamışlardı:

Sponsor Bağlantılar

-“Endişeye mahal yok, çünkü biz, Lut kavmi için gönderildik!” dediler…

Sara, onlara yakın bir yerde ayakta durmaktaydı. İbrahim’in henüz şaşkınlığı geçmemişti ki gençler; “İshak adında bir oğlunun dünyaya geleceğini ve dahası torununun adının da Yakup olacağını” İbrahim’e müjdelediler…

Sara konuşulanları duyunca ileri atıldı ve yüzüne vurup feryadı bastı:

-“Ne!” dedi,
-“Kısır bir koca karıdan ha!” sonra da:
-“Ah benim dertli başım! Ben yaşlı bir kadın, şu kocamda bir piri fani olduğu halde, ben çocuk doğuracağım ha? Bu, bu gerçektende çok garip bir şey!” diye söyledi.
-“Sen, Allah’ın emrini garip mi karşılıyorsun?” dediler, “Allah’ın rahmet ve bereketi üzerinize olsun ey hane halkı! Kuşku yok ki, O’dur övgüye layık olan, O’dur yüceler yücesi..”

İbrahim, genç erkek görünümündeki ziyaretçilerin aslında melek olduklarını öğrenmişti ve böylece tedirginliği geçince sordu:

-“Peki, ey elçiler!” dedi,
-“Nedir bu olağan dışı ziyaretinizin gerekçesi?”
-“Biz!” dediler onlarda,
-“Günaha gömülüp kalmış bir topluma gönderildik ki, onların üzerine taşlaşmış balçık yağdıracağız; öyle ki, Rabbin indinde hedefi belirlenmiş…”

Bu bilgi üzerine İbrahim, yapacakları işten vazgeçmeleri için meleklerle çekişmeye başladı. Çünkü İbrahim, hep yanık bir yürekle ah eden, Allah’a sığınan biriydi.

-“Ey İbrahim! Bu tutumunu bırak! Gerçek şu ki, Rabbinin kesin talimatı gelmiştir. Artık onlar geri dönüşü olmayan bir cezaya çarptırılacaklardır!” dedi elçiler…

İki genç, Sodom’ da yaşayan Lut’un evine yönelmişlerdi. İnsanların arasından geçmişler, garip bir şekilde kimse de onları görmemişti; kapıyı vurup, izin istediler…

Lut, kapıyı açıp da karşısında genç erkeklerin olduğunu görünce derin bir endişeye kapıldı. Çünkü kavminin sapıklarının huyunu biliyordu ve konuklarını korumaya güç yetiremeyeceğini düşünüyordu. İçinden

-“Bu gün belalı bir gün olacak!” dedi içinden.

Onların varlığının duyulmaması için nasıl tedbir alacağına kafa yorarken, Lut’un karısı sinsice evden ayrılıp, homoseksüel çetelerin elebaşlarına gitmiş:

-“Evimizde çok hoşlanacağınız iki genç erkek var!” demiş, sonra da dönüp eve gelmişti.

Lut, konuklarıyla sohbet ediyordu. Dışarıdan bakıldığında görülmeyecekleri bir köşeye çekilip oturmuşlardı. Konukları olduğunun anlaşılmaması için de Lut, ev halkının olağan şekilde davranmalarını ve ağızlarını sıkı tutmalarını tembih etmişti…

Sevinç çığlıkları, neşeli kahkahalar, naralar! Çığ düşmesi gibi bir gürültü patırtılar!

Sesler gittikçe yaklaşıyordu ve kalabalık bir gurup insan Lut’un evini kuşatma altına aldılar…

-“Konuklarını bize teslim et!”
-“Bakın, onlar benim konuklarım! Sakın bir rezalet çıkarayım demeyin!” dedi Lut ve…
-“Allah’tan korkun; beni de utanç içinde bırakmayın!” diye de ekledi.
-“Yok ya! Biz, seni işimize karışmaman konusunda uyarmamış mıydık?”

Çok zor bir durumla karşı karşıya kalmıştı Lut; muhatapları sözle yola gelecek kimseler değildi. Hayatında ilk kez gördüğü konuklarının izzetini korumak uğruna, yine de onlara bir teklifte bulundu:

-“İşte kızlarım!

Adeta zamanın çarkı durmuştu o an… Ve gökyüzünde Lut’un yürekleri titreten sesi yankılanmıştı…

-“İşte kızlarım!”
-“İşte kızlarım!”
-“İşte…”
-“Ey kavmim, İşte kızlarım!” dedi,
-“Onlar sizin için daha temiz! Artık Allah’tan korkun da konuklarıma karşı beni mahcup etmeyin; aranızda hiç mi aklı başında birisi yok?”
-“Sen de biliyorsun ki, bizim senin kızlarında gözümüz yok; aslında sen, bizim ne istediğimizin tamamen farkındasın!”

Lut, gönül darlığı içinde şöyle seslendi onlara:

-“Ah! Keşke size karşı koyacak gücüm, ya da sırtımı yaslayacağım sağlam bir dayanak olsaydı!” Konuklar çaresizlik içinde kıvranan Lut’a:
-“Ömrüne yemin olsun! Baksana onlar sarhoşluk içinde debelenip duruyorlar” dediler ve kendilerinin kim olduğunu açıkladılar:
-“Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz; onlar sana asla ilişemeyecekler. Gecenin geç vaktinde ailenle birlikte yola koyul. Sizden hiç kimse dönüp de arkasına bakmasın; elbette eşin hariç, çünkü ötekilerin akıbetine o da uğrayacaktır…”
-“Unutma, onlara verilen süre bu sabah doluyor, sabah yakın değil mi?
    

Lut ve ailesi Sodom’u terk ederken, Tanrı’da, o coğrafyanın altını üstüne getirmiş, sapıkların üzerine peş peşe püsküren, akkor haledeki balçıktan taşlar yağdırmıştı ki, hepsi de önceden âlemlerin Rabbi tarafından hedefi belirlenmiş işaretli taşlardı…

Lut’un muhbirlik yapan eşi de yürüyüş sırasında merak edip kentte neler olup bittiğine bakmış, o da aynı cezaya çarptırılmıştı… (6)

Kurban, kurban kesme zamanında en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Her yıl yazılı ve görsel medyada bir kısım kimseler; Nacaklılar-Kapkacaklılar, Beyazlar-Siyahlar, Bayraklılar-Sancaklılar, hatta spor programı dâhil her konunun uzmanı Ozanlar-Toz duman çıkaranlar… Bilumum hepsi de uzman zevat, “Efendim kurban kesmek farzdır-sünnettir; yok yok efendim vaciptir, hatta belki de sadece müstehaptır” derler. “Kurban, deve, keçi, koyun veya sığırdan olur…

Yok, efendim itiraz ediyorum horoz da olur…” Kireççiler-Alçılılar, cübbeliler-cübbesizler, 24 saat Mehdi anlatıp kıkırdaşanlar-karşıtı olup 24 saat fetva dağıtanlar, Efendim, falan yerden arayan filan hanımefendi şöyle bir soru sormuş: “Hocam! Vekaletle kurban olur mu? Ben geçen sene öyle yapmıştım; ama bu sene komşum bana dedi ki…

Efendim cevap veriyorum: Olur!“ diyenler ve kıyasıya tartışanlar; aslında beynimizin içinde tepinip dururlar
ve hiçbir zaman konunun özüne gelemezler veya gelmek istemezler… Her yıl bu patırtı-gürültüler arasında kurban, reyting kokan hareketlere kurban edilir…

Hazreti İbrahim, zamanında verdiği bir sözü yerine getirmek için oğlunu götürmüş, Tanrı ile arasındaki yakınlığın kopacağı endişesiyle, “kurbiyet”in, yani yakınlığın tekrar tesisi için evladını kesmek istemiş… Esasen İbrahim, hazlarını, bencilliğini,  servet ve dünya sevgisini Rabbi aşkına feda etmek istemişti. Tanrı’nın, İbrahim’den böyle bir isteği yoktu; O’nun insan veya hayvan etine ihtiyacı da yoktu! İbrahim bir samimiyet testinden geçirilmişti ve bir anlamda o da, “Rabbim söz için, ona olan yakınlığımı kaybetmektense eğer, canımdan çok sevdiğim oğlumu bile feda ederim!” demişti.

Rabbi de onu bu içtenliğinden ötürü ödüllendirmiş ve ona, “DOSTUM!” diye hitap etmişti.

Hac döneminde kurban kesenler, bir hayvan boğazlamak için değil, İbrahim olabilmek için bunu yaparlar/yapmalıdırlar aslında… Çünkü orada, Allah’ın “DOSTUM!” dediği insanın hatırası, izi ve makamı vardır…. İşin özü, hayvan boğazlamak değil, yaklaşmak; belki biraz İsmail, birazcık İbrahim olabilmektir…

GezGin

(1) Kur’an, En’am s. 76-78
(2) Kur’an, Şuara s.70-87
(3) Kur’an, Enbiya s.58-68; Saffat s.88-94
(4) Kur’an, Şu’ara s.161-168
(5) Kur’an, Nisa s. 125
(6) Kur’an, Hud s, 77-82; Zariyat s, 32-34; Hicr s, 67-73

BİLGİ:

Hz. Lut’un eşi Sodom’ lu, Lut ise Mezopotamya asıllı bir göçmendi. Hz. İbrahim, Hz. Lut’un amcasıdır. Bugün olayın geçtiği bölgede bolca, yanmış sülfür taşları olduğu görülmüştür. Helak, bir yanardağ püskürmesiyle meydana gelmiş olabilir. Lut kavmi, Lut gölünün (ölü deniz) güneyinde yer alan; Sodom, Gomore, Adma, Tseboim ve Bela şehirlerinin halklarını kapsar. Yapılan son araştırmalara göre: Lut gölünün güney ucunun bir fay hattıyla ikiye ayrıldığı, karanın uzantısı olan bir parçanın 40 metre çöktüğü ve azaba uğrayan kavminse çöken bu sığ tabaka üzerinde yaşadığı tahmin edilmektedir.