İsrailoğulları, M.Ö. 587’de Babil Kralı Buhtunnasr, M.Ö. 487’de Asur Kralı, M.S. 70’de Roma İmparatoru Titus ve Mısır Kralı tarafından katliama uğratılmışlardı…
Ve Tanrı, İsrailoğulları hakkında geleceğe dair hükmünü bildirdi: “Yeryüzünde iki defa bozgunculuk/fesad çıkaracaksınız!
Bunlardan ilkinin –bozgun ve kibirli yükselişlerinin– ardından, Tanrı, İsrailoğulları’nın üzerine cengâver kullarını gönderdi…Çünkü İsrailoğulları artık haddini aşmış ve kontrolden çıkmıştı; Tanrı Elçilerinden Yahya’yı öldürmüş ve İsa’yı da öldürmek için de tuzaklar kurmuşlardı…

Sponsor Bağlantılar

Tarih Milattan Sonra 70; Yahudiler, Romalılar tarafından mağlup edildi; Kudüs’ten çıkarılıp, yeryüzünün dört bir bucağına dağıtıldı…

Son Elçi (sav)’nin vahiy aldığı süreçte Yahudiler, hala çeşitli ülkelerde dağınık ve vatansız bir halde yaşıyorlardı. Öyleyken Tanrı, İsrailoğulları’nın tekrar güçleneceğini ve yükselişe geçeceğini son kitabında haber verdi…

O dönem böyle bir haberin gerçekleşmesi uzak bir ihtimaldi ve bunun için de göz ardı edildi. Gelecekle ilgili son vahyin ayetleriyle haber verilen olay, “İsrailoğulları’nın tekrar güçleneceği” kısmıyla bir gerçek olarak ortaya çıktı…

1948 yılına gelindiğinde Yahudiler, Filistin’e geri döndüler ve “İsrail Devleti”ni kurdular…

İsrail siyaset ve Devlet politikasına hâkim olan Irkçı-Siyonist ideoloji ve onlara destek veren Haçlı Siyonist-Evangelist anlayış, Ortadoğu’yu “Arap Baharı” yalanlarıyla, Türkiye’yi terör kıskacında, “İnsan Hakları, Demokrasi ve Özgürlükler” yaymacalarıyla/propagandalarıyla iç karışıklık ve karmaşa ortamına itti ve İslam coğrafyasını her gün silahların konuştuğu, bombaların patladığı bir kan gölüne çevirdi…

İşte bu, İsrailoğulları’nın çıkaracağı ve Tanrı tarafından yüzyıllar öncesinden haber verilen “İkinci fesat/bozgunculuk dönemleri”nin yaklaştığına işarettir…

İsra 4: Ve kazayna: ve bildirdik ila beni İsraile: İsrailoğullarına fi el kitabi: kitapta la tufsidunne: mutlaka fesat çıkaracaksınız fi el ardı: yeryüzünde merreteyni: iki defa, iki kere ve la ta’lunne: ve gerçekten üstün geleceksiniz, galip geleceksiniz uluvven: üstünlük kebiren: büyük

Biz, Beni İsraile kitabda şu kazıyyeyi/hükmü de takdir ettik; muhakkak siz arzda/yeryüzünde iki kerre fesad yapacaksınız/bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir yükseliş yükseleceksiniz/böbürlenip, kibirleneceksiniz…

İsra 5: Fe: artık böylece iza cae: geldiği zaman va’du: vade, zaman ula-huma: ikisinden birincisi beasna: gönderdik aleykum: sizin üzerinize ibaden: kullar lena: bizim uli: sahip be’sin: kuvvet şedidin: şiddetli, çok çetin fe: böylece casu: aradılar hılale ed diyari: evlerin arası ve kane: ve oldu va’den mef’ulen: yapılması vaadedilen

İmdi birincisinin va’desi geldiği vakıt üzerinize milkiniz/atılgan, şiddetli harb ehli/savaş makinesi; savaş ustası bir takım kullar göndereceğiz de onlar ta evlerin aralarına girip araştıracaklar ve bu fı’le/eyleme dönüşmesi kesinleşmiş çıkarılmış bir va’d/söz oldu.

İsra 6: Summe: sonra rededna: döndürdük, iade ettik lekum: size, sizi el kerrete: tekrar aleyhim: onlara, onların üzerine ve emdedna-kum: ve destekledik, yardım (medet) ettik bi emvalin: mal ile ve benine: ve oğullar ve cealna-kum: ve sizi kıldık, yaptık eksere: çoğalttık, daha çok nefiren: nefer olarak; cemiyet, birlik, topluluk olarak

Sonra size tekrar onların üzerine devleti iâde ettik/Sonra sizi tekrar onların üzerine egemen kıldık ve size mallarla ve oğullarla imdad verdik/destekledik ve sizi cemiyyetce/toplum olarak daha da çoğalttık.

İsra 7: İn ahsentum: eğer ahsen olursanız, ahsen davranırsanız ahsen-tum: ahsen oldunuz li enfusikum: kendi nefsiniz için ve in ese’tum: ve eğer kötülük ederseniz, kötü davranırsanız fe lehâ: artık onun(dur) fe izâ câe: geldiği zaman va’du: vade, zaman el âhıreti: diğeri, sonraki li yesüu: fena olması için vucuhe-kum: sizin yüzleriniz ve li yedhulu: ve girsinler, dâhil olsunlar el mescide: mescid kema: gibi dehalu-hu: ona girdiler evvele: evvel, ilk merretin: defa, kere ve li yutebbiru: ve helâk etmeleri için ma alev: ele geçirdikleri, üstün oldukları şeyler, üstünlükleri tetbiren: helâk ederek, mahvederek

Eğer güzellik/iyilik yaparsanız kendinize güzellik/iyilik; yok eğer kötülük yaparsanız o da ona/o da size… Derken sonrakinin va’desi geliverdi mi!/derken sonrakinin zamanı geldiğinde Yüzlerinizi kötületsinler için/yüzünüzü kara çıkarmaları için evvelki defa girdikleri gibi yine Mescide girsinler için/ilk defa girdikleri gibi Mabede girmeleri için ve her istilâ ettiklerini mahvetsinler de etsinler için/ve ele geçirdikleri her şeyi yıkıp
da mahvetmeleri için

İsra 8: Asâ: umulur ki Rabbu-kum: sizin Rabbiniz en yerhame-kum: size merhamet etmesi ve in udtum: ve eğer dönerseniz, döndüyseniz (döndü) udna: biz döndük ve cealna: ve kıldık cehenneme: cehennemi li el kâfirîne: kâfirler için, kâfirlere hasiren: kuşatıcı

Ola ki rabbınız size rahmetini göndere, eğer yine dönerseniz biz de döneriz; öyle ya biz, Cehennemi kâfirlere hısar/zindan yapmışız.

İsra 9: İnne: muhakkak haza el kur’ane: bu Kur’an yehdi: hidayete erdirir li elleti: ki onu hiye: o akvemu: en kuvvetli, en kavi, en sağlam ve yubeşşiru: ve müjdeler el mu’minine ellezine: mü’min kimseler ki, onlar ya’melune: yaparlar, amel ederler es salihati: salih ameller enne: muhakkak, vardır, olduğunu lehum: onlar için ecren kebiren: büyük bir ecir, mükafat

Haberiniz olsun ki bu Kur’an, insanları en doğru yola hidayet eder ve salih ameller yapan mü’minlere tebşir/müjdeler eyler ki kendilerine büyük bir ecir/ödül vardır.

Dünyanın kendi eksenleri etrafında döndüğünü sanan bir kısım kibirli, radikal-ırkçı Siyonist “İnsan Şeytanları”nın, ikinci fesad/bozgunculuk döneminin başlatıcıları ve önderleri olacağı daha şimdiden aşikâr/apaçık belli olmuştur…

İsrailoğulları’yla ile ilgili İsra Suresi’nde verilen bu bilgilere, son vahyin iniş dönemi itibariyle bakıldığında, öngörülmesi hayatın doğal akışıyla uyumsuz ve sanki gerçekleşmesi imkânsız bir şeymiş gibi görünmekteydi; olabilirliğine dair hakkında hiçbir emare de bulunmuyordu.

Böyleyken ileride tek tek gerçekleşen olayların son kitabın ayetlerinde yer alması Tanrı’nın, geçmiş ve geleceği ilmiyle nasıl kuşattığının bir delili ve Kur’an’ın nasıl da mucize hitap olduğunun bir ispatıdır.

Yahudi, “Antik Yakın Doğu”da dinsel bir etnik grup olarak yaşamış İsrailoğulları veya İbrani diye bilinen halka verilen addır.

Yahudiler, soylarının M.Ö. 2000’lere uzandığına, İbrahim, İshak ve Yakup’a dayandığına inanırlar ve Yahudiler, antik çağlarda vatanları olan “İsrail Diyarı”nda iki defa siyasi otonomi sahibi olmuşlardı.

M.Ö. 1200’lere ait olduğu düşünülen “Merneptah Steli”(1), ilk tek tanrılı din olan Yahudilikten ve binlerce yıllık süre zarfında nasıl geliştiğinden söz eder. Merneptah Steli, İsrail Diyarı’nda yaşayan Yahudi Halkından bahseden en eski arkeolojik kayıt olması dolayısıyla da çok değerli bir belge niteliğindedir.

Kutsal kitaplardaki kayıtlara göre ilk dönem, “Othniel Ben Kenaz”dan “Samson”a kadar geçen “Biblik Yargıçları”nın iktidarındaki dönemdir. Ardından Kral Davud, Kudüs’ü, “İsrail-Yehuda Birleşik Krallığı”nın başkenti yapmıştır. On İki İsrailoğulları Kabilesini Kudüs’ten yönettiği M.Ö. 1000 yıllarında ve sonraki çeşitli dönemlerde Yahudiler bağımsız olarak yaşamışlardır.

M.Ö. 1350-586’ye kadar süren ilk dönem, “Yargıçlar Kitabı”, “İsrail Krallığı” ve “Yehuda Krallıkları”nın Birleşik Monarşi ve Bölünmüş Monarşi dönemlerini kapsar. “Süleyman Mabedi”nin yıkılması ile ilk dönem son bulur.

M.Ö. 140-37’ye kadar süren ikinci dönem ise “Haşmonayim Krallığı”dır. “Birinci Tapınak”ın yıkılmasından sonra Yahudilerin çoğunluğu, diaspora/kopuntu’da yaşamışlardı ve 1948’de “İsrail Devleti”ni kuruncaya kadar da bulundukları ülkelerde hep azınlık olarak kalmışlardı.

Yahudiler, tarihleri boyunca hep fitne çıkarmaya meyilli olmuşlar ve bu tutumları nedeniyle de çeşitli baskılarla karşılaşmışlardı. Bunun bir sonucu olarak nüfuslarında ciddi değişkenlikler ve dalgalanmalar meydana geldi.

Yahudi kaynaklarının verilerine göre, 2007 itibariyle, tüm dünyadaki Yahudilerin 5 milyon 400 bini İsrail’de, 5 milyon 300 bini ABD’de, kalan kısmı ise Dünyanın dört bir tarafında irili-ufaklı cemaatler halinde 13 milyon 200 bin Yahudi yaşamaktadır. Yaklaşık 24 milyon civarındaki bu nüfus, bugünkü tahmini dünya nüfusunun yüzde 2’sine tekabül etmektedir.

Bir Yahudi cemaatine üye olsun ya da olmasın, kendini Yahudi sayan herkes bu nüfus sayımı içinde ifade edilmiştir. Dünyadaki toplam Yahudi nüfusunu tam olarak saptanması çok zordur; çünkü kimin Yahudi olduğunun belirlenmesi, Yahudi din hukuku “Halaha” dayanan değerlendirmelere, siyasi ve ailevi geçmişe göre yapılmaktadır. Böyle olunca da yaklaşık bir sayıya ulaşmak mümkün olmamaktadır.

Milattan önce 970’te, Davud’un oğlu Süleyman İsrail Kralı oldu ve “Birinci Tapınak” denen “Kutsal Tapınak”ı inşa etti. Süleyman’ın M.Ö 930’da ölümünün ardından kuzeyde bulunan on kabile İsrail Krallığı’ndan ayrıldı. M.Ö. 722’de Asurlular, İsrail Krallığı’nı işgal etti ve buradaki Yahudileri sürgüne çıkardı. Bu olayla Yahudi diaspora/kopuntu yaşamı başladı ve Yahudiler, seyahat imkânlarının sınırlı ve müşkül olduğu bir çağda, o dönemin ilk muhacirleri oldular.

Birinci Tapınak dönemi, M.Ö. 586’da, Babillilerin, Yehuda Krallığı’nı fethetmesi ve Kudüs Tapınağı’nı yıkması ile son buldu. “Babil Sürgünü”nde geçen 50 yılın ardından, M.Ö. 538’de, Pers Kralı Büyük Kuruş, Yahudilerin Kudüs’e geri dönmesine ve hem şehri hem de kutsal tapınağı yeniden inşa etmesine izin verdi. “İkinci Tapınak”ın inşası “Birinci Tapınak”ın yıkılmasından yetmiş yıl sonra, M.Ö. 516’da, I. Darius’un hükümdarlığı sırasında tamamlandı.

İsrail Diyarı, Makedonyalı Büyük İskender’in Pers İmparatorluğu’nu fethetmesi ile Helenistik Yunanlılar’ın, sonra Ptolemaios Hanedanı’nın, sonra da Selevkos İmparatorluğu’nun kontrolü altına girdi. Selevkos İmparatorluğu’nun, Kudüs’ü Helenleşmiş bir şehir devlet olarak yeniden düzenleme teşebbüsü, Kohen Gadol Mattathias ve 5 oğlunun IV. Antiokhos Epiphanes’e karşı gerçekleştirdiği “Makkabi” ayaklanması ile son buldu. M.Ö. 152’de Haşmonayim Krallığı’nı kuran Mattathias, Kudüs’ü bir kez daha başkent yaptı.

Haşmonayim Krallığı yüz yıldan uzun süre ayakta kalmışsa da, gücünü artıran Roma İmparatorluğu’nun tahta geçirdiği Herod’un krallığında bir uydu devlet
haline geldi ve Herod Krallığı bir asrı aşkın süre ayakta kaldı.

M.S. 70’teki “Yahudi-Roma Savaşları”nın ilkini başlatan “Birinci Ayaklanma” ile M.S. 135’teki “Bar Kohba Ayaklanması”nda Yahudilerin aldığı yenilgiler, kopuntunun hem coğrafi yayılımının genişlemesine, hem de nüfus hareketliliğinin artmasına sebep oldu. Çok sayıda Yahudi, İsrail Diyarı’ndan ya sürülmüş, ya göç etmiş, ya da köleleştirilerek Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanında satılmıştı… O dönemden itibaren Yahudiler, başta Avrupa, Ortadoğu ve civarında, daha sonra da Kuzey Amerika ve dünyanın birçok ülkesinde dağınık halde yaşamaya başladılar.

Ve Yahudiler, yaşadıkları ülkelerde, ayrımcılık/antisemitizm, baskı, yoksulluk, hatta soykırım/holokost dönemlerinden geçtiler; ancak yine de bir halk olarak varlıklarını sürdürmeyi başardılar.

Özellikle İslamın egemenliği altındaki İspanya ve Portekiz’de, Yahudi Aydınlanması/Haskala döneminde Almanya, Polonya, Birleşik Krallık’ta ve aralarında ABD, Avustralya gibi ülkelerin de bulunduğu çeşitli yerlerde, kültürel, ekonomik ve bireysel refah dönemleri de geçirdiler.

İbranice “Yehudi”, çoğulu olan “Yehudim” ismi başlangıçta “Yehuda Kabilesi”ne atfen kullanılıyordu; ancak, “Kuzey İsrail Krallığı”nın, “Güney İsrail Krallığı”ndan ayrılmasından sonra, Güney Krallığı içindeki hâkim kabilenin adını alarak, “Yehuda Krallığı” olarak anılmaya başladı.

Yehuda Krallığı tanımı, Güney Krallığı halkına atfen söylenmiş olsa da, “B’nei Yisrael” yani İsrailoğulları terimi iki grup için de kullanılmaktaydı. Fakat Asurluların, Kuzey Krallığı’nı ele geçirmesinin ardından Güney Krallığı tek İsrail devleti olarak elde kalınca, Yehudim kelimesi yalnızca Yehuda Kabilesi ya da Krallığı’nı değil, Yahudi Halkının tümünü ifade etmekte kullanıldı. Yahudiliğin Kutsal Kitabı “Tanah”ta, tüm Yahudi halkını tanımlamak amacıyla “Ester Kitabı”nda yer aldı.

Yahudiler, her gelen Tanrı Elçisini öldürmeye kalkışmışlardı ve Tanrı’ya iman konusunda hep pazarlıklı davranmışlardı… Kendilerini, Firavun’un zulmünden kurtaran Musa’ya bile, “Sen ve Rabbin gidin savaşın; biz, burada oturacağız!” demişlerdi… Sözlerine ve sözleşmelerine hiçbir zaman bağlı kalmamışlardı ve müttefiklerine hep ihanet etmişlerdi…

Bu kötü ahlaklarından dolayı Tanrı, onlara yeryüzünde rahat yüzü göstermemekte, başlarına çeşit çeşit belalar göndermektedir. Bu Siyonist kafa yapılarından ve bozuk ahlaklarından vazgeçmedikleri sürece daha da kötü sonuçlarla karşılaşmaları beklenen bir şeydir. Esasen bunun böyle olduğunu/olacağını kendileri de bilmektedir.

Yahudi ahlak ve zihniyetine sahip olup da hala kendilerine “Müslüman’ım!” diyenler, ciddi bir yanılgı içindedirler… Müslüman, iç dünyasını, akıl ve vicdanını şeyhlere, şıhlara, ruhanilere, hurafelere değil, yalnız Tanrı’ya özgüler… Müslüman, “Dindarım! Mütedeyyinim! Dini en iyi ben bilirim, ben anlarım, ben yaşarım!” edasıyla din satanlar, burnu beş karış havalarda azametle dolaşanlar değil; alçak gönüllü, güler yüzlü, yanık yürekli, paylaşımcı, aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür kimseler, yanı sıra iradesini Tanrı’dan başkasına teslim etmemiş olanlardır.

Kur’an, “Ehli kitab”ın iyi kalpli olanlarından da bahseder. Onlar, Kur’an’ı işittiklerinde gözyaşı dökmüş, hüngür hüngür ağlamışlardı… Fakat Yahudilik bir ırktan ziyade bir tavrın ifadesidir. Yahudi ahlakına sahip olanlar -adı Müslüman olsa da- kalpleri katılaşan, dilleri iftira zehri saçan zalimlerdir. Yahudileşenler, hurafe iksiriyle kalpleri uyuşan kimselerdir; onlar, Kur’an’ın arı-duru dini ile tatmin olamazlar…

“Yoksa siz, Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka nedir? Kıyamet günü de azabın en şiddetlisine uğrarlar!” (2)

Yahudiler, son vahyin Tanrı’dan olduğunu bile bile inkâr etmenin yanı sıra Tevrat’a da uymamışlardır… (3)

“İsrailoğullarından inkâr edenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanet edilmiştir; çünkü onlar, isyan etmişlerdi ve saldırıyorlardı. Yaptıkları kötülükten vazgeçmiyorlardı; ne kötü bir şey yapıyorlardı.” (4)

Yahudiler gerçekte inanmamışlardır ve onlar lanetlenmişlerdir…

“Şimdi siz bunların, size inanmalarını mı umuyorsunuz?” (5)
“Onlar inanıcı değillerdir.” (6)
“İnkârlarından dolayı Allah onları lanetlemiştir; artık çok azı inanırlar.” (7)
“Yanınızdakini doğrulayıcı olarak indirdiğimize inanın.” (8)
“Onlara, ‘Allah’ın indirdigine inanın’ dense, ‘bize indirilene inanırız’ derler.” (9) “Yahudiler, Kur’an’ı inkâr ettiler.” (10)

Yahudiler, Tanrı’nın ışığını hep söndürmek istemişlerdir…

Yahudiler, anlaşmalara uymamış, sözleri ve anlaşmaları hep bozmuşlardır. Tevratı tahrif etmişler; bile bile Tanrı’nın sözünü değiştirmişlerdir. “Kalplerimiz perdelidir” demiş, isyan etmiş, haddi aşmışlardır ve sonunda Tanrı’da onların kalplerini mühürlemiştir.

Yahudiler, Tanrı Elçilerini öldürmüşler; ayrıca, Yahudiler ve Yahudileşenler, Tanrı adına yalan söylemekten ve en iğrenç iftiralarda bulunmaktan çekinmemişlerdir…

İsa’yı, Tanrı’nın bir mucizesi olarak, babasız dünyaya getiren Hazreti Meryem’e zina iftirası atmışlar, Tanrı’ya çocuk isnad etmişlerdi.

Yahudileşen Müslümanlar da son Elçi Hazreti Muhammed (sav)’in eşine zina iftirasında bulunmuşlar, ehlibeytini/ev halkı-1.derece yakınlarını, ve “Oğlum!” diye hitap ettiği torunlarını vahşice katletmişlerdi.

“De ki: Gerçekten inanıyor idiyseniz neden daha önce Allah’ın resullerini öldürüyordunuz?” (11)
”Ateşin yiyeceği kurban getirmedikçe hiç bir resule inanmamamızı Allah söyledi dediler.” (12)

Yahudilere temiz ve hoş şeyler haram kılınmıştı; oysaki Tevrat’tan önce böyle bir kısıtlama yoktu. İsa ise onlara haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak için gönderilmişti… (3/93)

Yahudilere bütün tırnaklı hayvanlar, temiz ve hoş olan şeyler haram kılınmıştı… Bu,
zulüm yapmaları ve çoğu kimseyi Tanrı yolundan çevirmeleri yüzünden verilen bir cezaydı.

“Saldırganlıkları yüzünden onları böyle cezalandırdık.”
“Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal yapayım diye gönderildim” demişti İsa. (13)
“Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkâr edenler, sürekli cehennem ateşindedirler; onlar, halkın en şerlilerindendir.” (14)

Yahudiler ve Yahudileşenler, Bilginlerini ve Haham/dini önder; Şeyh,Şıhlarını ilahlaştırmışlardır… (15)

Dünya hayatına ve nimetlerine düşkündürler, aşırı bir ihtiras duygusu içindedirler. Her biri 1000 yıl yaşamayı arzu eder.

“İşte onlar, ahreti verip, Dünya hayatını satın alanlardır. Onlardan azap hiç hafifletilmez ve onlara hiç yardım edilmez.” (16)
“Ölümü asla istemezler.” (17)

Yahudiler ve Yahudileşenler, kendilerinden olmayan herkese düşmandırlar. İnsanların mallarını çeşitli kandırmacalar ve bahanelerle haksızlıkla yerler…

Yahudiler ve Yahudileşenler kendilerinden olamayan hiç kimseye dost olmazlar. Dünyayı severler, çünkü kalplerinde Dünya hayatına tapınmanın sembolü olan buzağı sevgisi vardır.

“Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan çevirirler.” (18)
“İnkârları yüzünden kalplerine buzağı sevgisi yerleştirilmiştir.” (19)

Yahudiler ve Yahudileşenler, Tanrı adına –kitapta olmayan– sözler icat eder, söylerler ve sadece kendilerinin doğru yolda olduklarını iddia ederler… (20)

Kendiişlerine gelecek tarzda rivayetler oluşturmuşlar, hakikatleri mistisizme boğarak çarpıtmışlardır. Kendilerinden söz dinleyen kulaklara bolca uydurma öyküler anlatırlar; efsunlu laflar ve asılsız menkıbeler üflerler.

“Yahudi veya Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız derler.” (21)
”Ahret Yurdu sadece bizimdir derler.” (22)
“Yahudi yahut Hıristiyan olandan başkası cennete girmeyecek derler.” (23)
“Yahudiler ve Hıristiyanlar: Biz, Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz derler.” (24)
“De ki: ‘Ey Yahudiler! Bütün insanlar bir yana, yalnız kendinizin Allah’ın dostu olduğunu iddia ediyorsanız ve bu iddianızda samimi iseniz ölümü dileyin bakalım!’ Hayır; dünyada yaptıklarından dolayı ölümü asla istemezler.” (25)

Ve Tanrı, bir ceza olmak üzere onların –Yahudilerin ve Yahudileşenlerin– üzerine güçlü kullarını gönderecektir…

“Allah, kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü yapacak kimseler gönderecektir.” (26)

Dünya, İslam coğrafyasının tarumar edildiği, halklarının feryatlar edip acılar çektiği bir çağa ulaşmıştır. “İnsan Şeytanları” ve onların yerli işbirlikçilerinin doymak bilmeyen ihtirasları ve aç gözlülükleri yüzünden soluk alıp-veren canlıların biricik yaşam alanı olan mavi küre, belki de tarihinde hiç olmadık bir şekilde açık ve yakın bir tehdit altına girmiştir…

Irkçı Siyonist Zalimler, yeterince fitne-fesat üretmiş, ulus devlet yapılarını bozmuş, dinsel, mezhepsel ve etnik kışkırtmalarla iç karışıklıklar çıkarmışlardır. Ve artık “3. Dünya Savaşı”nın tamtamları çalmaktadır; savaş naraları uzaktan uzağa atılmakta ve dehşet anı ağır ağır yaklaşmaktadır.

Bu süreç, tek başına insan iradesiyle durdurulamaz bir hale gelmiştir; ancak Tanrı! Evet, Tanrı’nın iradesi ve yardımı söz konusu olmazsa eğer…

“Ne zaman savaş için bir ateş tutuşturdularsa, Allah’ta onu söndürmüştür.” (27)

GezGin

(01)Merneptah Steli/İsrail Steli, Merneptah Zafer Steli: Antik Mısır kralı Merneptah (İktidar dönemi; M.Ö. 1213-1203) tarafından yazdırılan ve arka yüzündeki granit stelin kral III. Amenhotep tarafından diktirildiği steldir.
1896’da, Mısır’ın Teb şehrinde Flinders Petrietarafından keşfedilmiştir. Bu stel, “İsrir” yani İsrail’den bahseden tek Antik Mısır belgesi olması sebebiyle ün kazanmıştır. Ayrıca,   İsrailoğulları’nın varlığından bahseden en eski bulgudur. Bu nedenle çoğu uzman bu stel için “İsrail steli” demektedir.
İsrail ve Kenan’dan bahsedilen yerler az olmakla birlikte genelde Merneptah’ın, Libyalılara karşı yapılan seferden söz edilir.
Libu ve Meşveş, Libyalıların ve onların Deniz Kavimlerinden olan müttefiklerine karşı kazanılan zaferin anısına yapılan siyah granit stelin son iki satırında; önceden Kenan’da aralarında Aşkelon, Gezer, Yanoam ve İsrail halklarının da bulunduğu birçok halka karşı kazanılan zafer aktarılmıştır.
Dikilitaş, 1896’da, Flinders Petrie tarafından, Merneptah’ın Teb’deki ölüler tapınağının birinci avlusunda bulundu. Bu koleksiyon Kahire Mısır Müzesinde yer almakta olup kopya parçaları Karnak’ta bulunmuştur.
Bu yeni bulunan stelin tercümesinde yardımcı olmak için Flinders Petrie, Alman filolog Wilhelm Spiegelberg’e danıştı. Metinin sonlarına doğru, Spegielbeg, Merenptah’ın zafere ulaştığı halkın adını bir sembol yüzünden çıkarmakta zorluk çekti; “I.si.ri.ar?” Petrie anında fikir yürüttü: “İsrail!” Spiegelberg, bu tercümenin doğru olduğuna kanaat getirdi. Petrie, “din adamlarının nasıl hoşuna gitmez?” dedi. Aynı günün akşamında, akşam yemeğinde, buluşunun önemini farkına varan Petrie şunu söyledi: “Bu Stel, diğer bulduklarımın yanında Dünyada bir ilk olacaktır.
Antik Mısır belgelerinde ilk defa “İsrail” adı geçmesi İngiltere gazetelerine manşet oldu.
Dikilitaşın yüksekliği 3.18 m, eni 1.63 m’dir. Metin genelde düzyazı olup, Mısır Yeni Krallığındaki diğer steller gibi şiirsel bitmektedir. Dikilitaştaki tarih “Yıl 5, Şemu/yaz mevsimi‘nun 3. ayı, gün 3”  yani MÖ 1209-1208’i gösterip Merneptah’ın savaş zaferinin methedilmesiyle başlamaktadır.
“İsrail Steli” ismi yanıltıcı olabilmektedir çünkü İsrail ve Kenanla ilgili kısa bir bilgi mevcuttur. “İsrail”in bir sonraki doğrulanmış kanıtı MÖ 9. yüzyila ait Meşa Dikilitaşı’nda bulunmaktadır.
İsrail’in diğer Kenan devletleriyle (Gezer, Yanoam ve Aşkelon) savaşı kaybetmesi sadece tek bir kıtada bahsedilirken Libya’ya karşı elde edilen zafer birden fazla kıtada yer almaktadır. Merneptah’nın Kenan’a karşı yaptığı seferi anlatan satır şöyledir: “Kenan tüm gamıyla esirdir. Aşkelon fethedildi. Gezer Kuşatıldı. Yanoam yok edildi. İsrail çöp edildi; tohumsuzlaştı.
“Çöpleşip tohumsuzlaşmak”, yenilmiş uluslar için kullanılan kalıplaşmış bir deyimdir. Buğdat depolarının yok edildiği, ertesi yıl kıtlık çekileceği, dolayısıyla [düşman] ordularının Mısır’a karşı bir tehdit oluşturmayacağı anlamına gelmektedir.
Dikilitaştan anlaşıldığına göre, İsrail bu aşamada halk veya kavimler topluluğu olup bir krallık veya şehir devleti değildir çünkü hiyeroglifte “ülke” yerine “yabancı halk” kullanılmaktadır.
İsrail çöp serdi; tohumları bundan sonra yok!
İsrail’in yanı sıra yenilen halklar olan Aşkelon, Gezer ve Yanoam için yabancıları simgeleyen “değnek” ve ülkeyi simgeleyen “üç tepeli dağ” hiyeroglifi kullanılmıştır; yani bu üç ulus, birer şehir devletiydi. İsrail içinse, yabancıları simgeleyen “değnek”in yanında halkı simgeleyen üç çubuk üzerinde bir erkek ve bir kadın hiyeroglifi kullanılmıştır. Bu simgeler topluluğu, Mısırlılar tarafından bir devlete bağlı olmayan göçebe kavimler için kullanılırdı; bu da İsrail’in, zamanında bir devlete bağlı olmayan yarı göçebe veya kırsal kesim halkı olduğunu göstermektedir.
(02)Kur’an, 2/85 (03)Kur’an, 2/23, 3/23-24 ve 93-94, 5/41-43, 62/5 (04)Kur’an5/78 (05)Kur’an, 2/75
(06)Kur’an, 5/43 (07)2/88,89 5/60 (08)Kur’an, 4/47 (09)Kur’an, 2/91 (10)Kur’an, 2/89 (11)Kur’an, 2/91
(12)Kur’an, 3/183 (13)Kur’an, 3/50 (14)Kur’an, 98/6 (15)Kur’an, 9/31-34 (16)Kur’an, 2/86 ve 96 (17)Kur’an, 2/95, 62/6-7 (18)Kur’an, 9/34, 3/75, 4/161, 9/34 (19)Kur’an, 2/93, 7/148 (20)Kur’an, 2/135, 3/72-73 (21)Kur’an, 2/135 (22)Kur’an, 2/94 (23)Kur’an, 2/111 (24)Kur’an, 5/18 (25)Kur’an, 62/6-7, 2/95, 4/49-50, 62/6-8 (26)Kur’an, 7/167 (27)Kur’an, 5/64