Yahudileşmek, “Son Kitab”ın muhataplarının kişiliklerinin iflası ve kalplerinin kıyametidir… Yahudilik, etnik ve teolojik yönleri de olan bir kavramdır. Köken olarak hem etnik manada Beni İsrail kavminin bir üyesi olmayı, hem de dinsel aidiyet bakımından Museviliğe tabi olmayı ifade eder… “Son Vahy”in ayetlerinde, “Beni İsrail”/İsrailoğulları kelimesi 43 yerde, “Yahudi” anlamına gelen “Yahud” kelimesi 11 yerde ve “Yahudi olmak” fiili “Hada” ise 10 yerde geçer…
Olumsuz bölümlerde “Yahud”, olumlu bölümlerde de “Beni İsrail” tanımının kullanılması Kur’an’ın dikkat çeken bir anlatım özelliğidir. Başlangıçta İsrailoğulları itikatta düzgün ve hak ölçüleri içinde hareket ediyorlardı; fakat bir zaman geldi ki yozlaştılar. Kalpleri katılaştı, bilinçleri ters döndü ve sonra Yahudileştiler…

Sponsor Bağlantılar

Yahudileşmek, sadece Beni İsrail’e, İsrailoğulları tarihine özgü ve mazide kalmış bir mesele değildir; belki tüm zamanları ve tüm insanlık âlemini ilgilendirecek boyutlarda ciddi bir kırılmanın öyküsüdür…

Yahudileşme kelimesinin, etnik ve dinsel etimolojik/dil kökenbilim manası, Yahudi olmayan kimselerin, Yahudi zihniyet ve tutumu içinde davranmasını ifade eder.

Yahudileşme eğilimi, hem bireysel hem de toplumsal olarak ortaya çıkar, sonra giderek gelişir ve bir davranış biçimi olarak yayılır. Yahudileşme, bulaşıcı bir mikrop gibidir, önce tek tek bireylerin kişiliklerinde kuluçkaya yatar, sonra da toplumsal gövdeyi sarar. Bunun olması demekse, o toplumun büyük bir felakete uğraması demektir.

Yahudileşme tarihte kalmış bir mesele olsaydı ve son vahyin muhataplarını alakadar etmeyecek olsaydı eğer, Kur’an’ın bu konuyu yüzlerce ayetle anlatmasının da bir anlamı olmazdı? Kur’an, hiçbir topluluktan Beni İsrail’den söz ettiği kadar söz etmemiştir.

Beni İsrail’in Yahudileşme sürecini doğrudan anlatan ayet sayısı 712’dir. Dolaylı ilişkisi olan ayetler bu sayıya dâhil değildir. Kaldı ki, doğrudan ilişkili 712 ayet bile Kur’an’ın onda birine karşılık gelen bir yer tutar.

Tarihin bir döneminde ne olmuştu da Kur’an, bunca ayetini, bir kavmi anlatmak için tahsis etmişti? Hayır! Bu, yalnızca geçmişte yaşayan ve adına Beni İsrail denen bir kavmin öyküsü değildir…

Beni İsrail’e Kur’an’da bu kadar geniş yer verilmesinin sebebi, son kitabın muhataplarını uyarmak, yüz yüze gelecekleri Yahudileşme felaketine karşı farkındalık oluşturmak içindir.

Her gün, defalarca “Gazaba Uğrayanlar ve Sapıtanların yoluna iletme!” duasını tekrarlanması tehlikenin büyüklüğünü göstermek içindir…

Fatiha suresinin sonundaki bu ayeti her okuyuş,

-“Tanrım, beni/bizi Yahudileştirme!” ve
-“Tanrım! Beni/bizi Hıristiyanlaştırma!” demektir aslında…

Tekrarlanmasındaki gaye ise, bir bilinç inşa etmek ve sürekli diri tutmak içindir…

Rahman, Rahim/çok şefkat ve merhamet sahibi Allahın ismiyle
Hamd/övgüler, yüceltmeler, ululamalar, teşekkürler o rabbialemin/o âlemlerin yaratıcısına,
O Rahman, Rahim/o çok şefkat ve merhamet sahibine,
O din gününün maliki/sahibi, hükümdarı Allah’a
Sade sana ederiz kulluğu/yalnız sana boyun bükeriz, ibadeti/taparız ve sade senden dileriz avni, inayeti/yardımı, ihtiyaçları;
Hidayet eyle bizi doğru yola,
O kendilerine in’am ettiğin mes’utların yoluna/O kendilerine nimet vererek huzura erdirdirdiğin kimselerin yoluna (ki) ne o gadap/gazap olunanların, ne de sapkınların/sapıklarınki değil!

Fatiha’nın anlamı: Açan şey/Açılış
Diğer isimleri: Ümm’ül Kitab/Ana Kitap-Kitabın esasları, Ümmül Kur’an/sözün anası-esası-gerçeği, Es-seb’ul Mesani/Tekrarlanan Yedi
Ayet Sayısı: 7
Kelime Sayısı: 29
Harf Sayısı: 139

Fatiha, Kur’an’ın Mushaf tertibine göre ilk suresidir. Mekke döneminde 5. sure olarak indiği hâkim olan görüştür. Kur’an’ın ilk suresi olması nedeniyle “açılış/başlangıç” anlamına gelen “Fatiha” adını almıştır.

Surenin başkaca, “el-Esas, el-Vafiye, el-Kafiye, el-Kenz, eş-Şifa, eş-Şükr ve es-Salat” gibi isimleri de vardır.

Kuran’ın özü/özetinin Fatiha’da bulunduğuna inanılır; çünkü sure’nin içeriğinde, Kuran’ın genel öğretisi, övgüye ve yüceltilmeye layık tek ve aşkın Tanrı tasavvuru, eşi ve benzeri olmayan yaratıcının egemenliği, İlah’ın bir tek ilah oluşu, tapınmanın ancak Tanrı’ya yapılacağı ve ancak O’ndan yardım istenebileceği, bu surede özlü bir şekilde ifade edilmiştir.

Fatiha, vicdanlı ve özgür kalplerin bir manifestosudur!
Fatiha, aynı zamanda dua ve bir yakarıştır.

Fatiha Suresi’nin başındaki Besmele/Bismillahirrahmanirrahim’nin özel bir yeri ve anlamı vardır. Tevbe suresi hariç bütün surelerin başında besmele bulunur. Bir istisna olarak Neml suresinin 30. ayetinde de zikredilir. Ancak Besmele, her surenin bağımsız bir ayeti mi, yoksa tüm surelerin başında okunan tek bir ayeti mi olduğu tartışılan bir konudur.

Genel kabule göre Besmele, sadece Fatiha suresine mahsus olmak üzere Kuran’ın ilk ayetidir. Gerçek şu ki, ancak Besmeleyle birlikte Fatiha suresinin ayet sayısı yediye tamamlanır. Hicr suresi 87. ayet de bunun böyle olduğunu ifade ve tasdik eder: “Andolsun ki biz, sana ‘tekrarlanan yedi’yi ve yüce Kur’an’ı verdik.

Nitekim Fatiha Suresi, Besmele ile birlikte yedi ayettir; her namazın her rekâtında tekrarlanır ve böylece hem eylemde, hem içerikte ikişerli bir zincir oluşturur…

Son vahyin muhataplarını Yahudileşme tehlikesine karşı sürekli uyanık tutmak isteyen Kur’an, Beni İsrail’in Yahudileşme macerasını sürekli gündemde tutmakta ve tazelemektedir.

Tanrı’nın, Meleklerin ve İnsanların lânetlediği belli bir kavim, ya da o kavmin mensupları değildir; Yahudilik/Yahudileşmek’ten kastedilen şey, bir tutum, davranış biçimi ve buna kaynaklık eden bilinçtir.

Beni İsrail, yani İsrailoğulları, Tanrı’nın kendilerini seçmesi ve vahyin uygulayıcıları olma şerefini vermesine rağmen, yine de böylesi lanetli bir bilince sapmış ve Yahudileşmişlerdir.

style=”color: #ff6600;”>Ey iman edenler, kim Allah’ın yolundan dönerse bilsin ki Allah yakında bir toplum getirecek, O onları sever, onlar da O’nu…” (5/Mâide, 54)

Yahudileşme, öncelikli olarak kişilerin iç dünyasıyla ilgilidir; ancak dışa yansımalarıyla anlaşılabilir. Bunu ise hurafeyle kirlenmemiş, Kur’an’dan ilham alan bir akıl ve arınmış bir kalp seçip-ayırıp, süzebilir…

Yahudileşenlerin bazı karakteristik özellikleri son vahyin bir kısım ayetlerinde şöyle anlatılır…

.Allah’a vermiş oldukları ahdi/sözü bozarlar (2/Bakara, 55, 61, 65, 84, 86, 90, 93, 100; 3/Âl-i İmran, 112; 4/Nisâ, 154-155; 5/Mâide, 3, 60).
.Ayetlere karşı Kör ve sağır kesilirler (5/Mâide, 70-71).

Burada, hem Tekvini/kâinat ve varlıklar, hem Teşrii/Kur’an’da yer alan iki tür ayet olduğu unutulmamalıdır…

.Başka Tanrı’lara da inanırlar ve onları da güçlü görürler (2/Bakara, 93).
.Yalnız Allah’a güvenip ve yalnız O’ndan korkmazlar (10/Yûnus, 84; 26/Şuarâ, 61-62)
.Altın Buzağıya taparlar (2/Bakara, 51-54; .7/A’râf, 148-152; 20/Tâhâ, 86-98; 29/Ankebut, 92)

Altın buzağı burada Dünya sevgisi ve metaının simgesi olarak anlaşılmalıdır. Altına, mala, servete aşırı düşkünlüğü ve kenz/ mal ve para yığmayı etmeyi ifade eder…

.Güzel nimetlere nankörlük ederler (2/Bakara, 61)
.Cihad/mücadele ve savaş görevlerinden kaçar, ölümden korkarlar (5/Mâide, 21-26; 2/Bakara, 46, 95, 246, .249; 59/Haşr, 14)
.Fesat/bozgunculuk çıkarırlar (5/Mâide, 64, 81; 7/A’râf, 163; 17/İsrâ, 4-7)

Türkiye’de ve diğer İslam coğrafyasında Siyonist Haçlılarla işbirliği yapmak, gri ve kara propagandalarla toplum mühendisliğine soyunmak da Yahudileşmiş bir kişiliğin yansımasıdır…

.Allah’ın hükümleriyle hükmetmezler (5/Mâide, 44, 45, 47; 62/Cum’a, 5)
.Tanrı Elçilerini yalanlarlar ve öldürürler (2/Bakara, 87)

Son Elçinin torunlarını öldürenler de benzeri bir iş yapmışlardır. Onlar, adı Müslüman, fakat özünde Yahudileşmiş olanlardı.

.”Gözümüzle görmeden inanmayız” derler (2/Bakara, 55)
.İkrar ettikten hemen sonra inkâr ederler (2/Bakara, 63-64; 4/Mâide, 12)
.Kitab’ı değiştirirler (2/Bakara, 211, 41-42, 59, 75, 79)
.Tahrif ederler; Kelimeleri konuldukları yerden değiştirip anlamlarını çarpıtırlar (2/Bakara, 75; 4/Nisâ, 46; 5/Mâide, 13, 41; 7/A’râf, 162)

Kur’an’ın içine el uzatıp, orijinal metninde olmadığı halde parantez içi eklemelerle anlamını kaydırmak, hurafelere ve rivayetlere dayalı tevillerle Tanrı’nın mesajına takla attırmak, sınırı aşmak anlamına gelir ki, bu da bir çeşit Yahudileşme eğilimidir…

.Hakka batılı karıştırırlar (2/Bakara, 42)
.Ketmetmederler; açıklamaları gereken bilgileri gizlerler (2/Bakara, 159, 174; 3/Âl-i İmran, 187; 5/Mâide, 15; 6/En’am, 91)
.Alçak dünyanın metâını, ahirete tercih ederler (7/A’râf, 169)
.Hayırlı olanı hayırsızla değiştirirler (2/Bakara, 61)
.İsyankârdırlar ve aşırı giderler (2/Bakara, 61, 65; 3/Âl-i İmran, 112; 4/Nisâ, 160-161; 5/Mâide, 78; 6/En’am, 146)
.”İşittik ve isyan ettik!” diyecek kadar küstahlaşabilirler (4/Nisâ, 46)
.Gerekli gördükleri her yalanı söylerler (5/Mâide, 40-42)

Sabah-akşam senaryo yazan, milyonların gözünün içine baka baka utanıp-sıkılmadan menfaatleri, görevleri ya da ideolojileri uğruna yalan söyleyenler çok çok düşünmeli, özeleştiri yapmalıdırlar…

.Devamlı harp ve fitne çıkarmaya çalışırlar (5/Mâide, 64)

Böylelerinin kimler ya da hangi gruplar olduğu Türkiye ölçeğinde bellidir; onlar, özgürlük, hak-hukuk ve demokrasi ve barıştan sürekli söz ederler; ancak ellerinde kaleşinkofları vardır, bomba patlatırlar masum insanları, askerleri ve polisleri şehit ederler… Onlar ki, Halk ve İnsanlık düşmanlarıdır ve ellerinde çocukların kanı vardır…

.Firavun’un işbirlikçisi kapitalist Karun’a özenirler (28/Kasas, 79)

Amerika, Dünya gemisinin kaptanıdır; bize de, ona destek vermek düşer” diyenler ve böylelerinin peşinden gidenler durumlarını tekrar gözden geçirmelidir.

.Rüşvet alıp verirler (5/Mâide, 42, 62)
.Faiz yerler (3/Âl-i İmran, 161; 4/Nisâ, 161)
.Başkalarının malını haksız yere yerler (3/Âl-i İmran, 161)

İnsanların yardımseverlik duyguları ve vicdanlarını kullanarak, çeşitli mizansenler ve duygu sömürüsü yapıp yardım toplayan ve sonra da kendilerine çıkar sağlayanlar, “başkalarının mallarını haksız yere yiyenler” grubuna girmezler mi?

.Batıl yollarla insanların mallarını yerler (3/Âl-i İmran, 75; 4/Nisâ, 161; 9/Tevbe, 34)
.Cimridirler -kendi malları konusunda- (4/Nisâ, 53)
.Müsrif/savurgan’dirler -İnsan ve doğa konusunda- (5/Mâide, 32)
.Nankördürler (2/Bakara, 40, 47, 122; 5/Mâide, 20; 10/Yûnus, 93)
.Dünyaya çok hırslı/düşkündürler ve dünyayı aşırı severler (2/Bakara, 96; 4/Nisâ, 53; 7/A’râf, 169)
.Zalimdirler (2/Bakara, 92)

Yasayla varlığına son verilen ve hakkında “Devlet içinde devlet olmuşlar!” denen bir müessesenin, buna rağmen bir konuya mahsus olmak üzere hala işlerliğine son verilmemesi ve hala oradan adil bir karar çıkacağının savunulması nasıl bir akıldır, ne demek gerekir?

.Kasvet/Kalpleri katılaşmış, taşlaşmıştır (2/Bakara, 74)
.Kalpleri perdelenmiş, kılıflanmıştır (2/Bakara, 88)
.Kalpleri mühürlenmiştir (3/Âl-i İmran, 155)
.Kalplerindeki sapma dolayısıyla kör ve sağır duruma gelmişlerdir (5/Mâide, 78)
.Suret-i haktan gözükerek başkalarına iyiliği emreder kendi nefislerini dışta bırakırlar (2/Bakara, 44)
.İyiliği emredip kötülükten sakındırmazlar (5/Mâide, 79)
.Aşırılık, haddi aşmak ve küfre koşmak (5/Mâide, 41)
.Bilginlerini Tanrı
edinirler
(9/Tevbe, 31, 34)

Şeyhlerini-Şıhlarını yere göğe sığdıramayanlar, onlara Tanrı Elçilerinde bile olmayan kerametler atfederek göklerde uçuranlar, herhalde iç dünyalarına dalıp biraz düşünmelidirler…

.Maymunca taklitçilik ve şahsiyetsizlik özelliklerinden maymuna çevrilmeleri (2/Bakara, 65; 5/Mâide, 60; 7/A’râf, 166)

Ve yine Şeyhlerinin-Şıhlarının mukallidi/taklitçisi olduğunu övünülecek bir şeymiş gibi söyleyenler, aslında ne dediklerini ve ne durumda olduklarını tekrar değerlendirmelidirler…

.Davaları için her yolu meşru görürler, yalan söylerler (5/Mâide, 13, 32, 41)

-“Aynı cephe sayılabilecek, bize sıcak bakabilen bir çerçeve içinde mütalaa edebileceğimiz siyasiler vardır. Refah’tan bugünkü manasıyla DYP’ye kadar uzanan siyasi yelpazedir. Bu insanlarla çatışmadan onlarla aramızdaki farklı müşterekleri ortaya koyarak, o çizgide belli bir münasebet tesisinde yarar var bence… Hatta gerek hukuki sahada gerekse mülki sahada icraatlarını diyalog içinde yürütmelerinde yarar olur.”

-“Zıplayacaksın! Yerinde duruyor gibi yapmayacaksın! Müslüman durmaz yani; hep akar, çağlar… Baktın ki koşamıyorsun, yerinde zıplayacaksın. İşler öyle hesap edilmeli ki, en kötü duruma göre, en handikap hale göre hesap edilmeli. Gerçekten adımlarınızı açarak, iyi bir maratoncu gibi koşacaksın. Ve hazırız, gerilimdeyiz, tam bir metafizik gerilim içinde, bir boşluk bulunca yeniden maratona geçeriz. Bazen hasımdan kaçmak bile çok önemli bir manevradır.
Anayasal müesseselerdeki kuvveti cephenize çekmeden her adım erken. Kıvama ereceğiniz ana kadar dünyayı sırtınıza alıp, taşıyabilecek güce ulaşacak ana kadar, o kuvveti temsil edeceğiniz şeyler elinizde olacağı ana kadar, Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki kuvveti cephenize çekeceğiz ana kadar her adım erken sayılır. Biliyorum ki elinizdeki meyve sularının boş kutularını dışarı çıkarken çöp kutusuna attığınız gibi bu düşünceleri de açık olma yanıyla çöp kutusuna atıp gideceksiniz…”

Amentüde birleşmenin,”La ilahe illallah!” demekle, herkes için birleştirici olacağını, diğerlerinden farklı olarak Müslümanların bunu “Muhammed’un Rasullullah” ile tamamlamalarının, sadece bir olgunluk derecesinde olduğunu, yani farziyeti bulunmadığını ilan eden, daha sonra da, “bizim amentümüz ile Hıristiyanların amentüsü ile aynıdır” diyen ve yine, “tevhidde teferruat yoktur; ‘Allah birdir’ demek iman etmiş olmak için yeterlidir

Diye telkinlerde bulunanlar acaba ne demek istiyorlar? Onlar, hangi yolların yolcusudurlar ve onların ayak izleri nerelere doğru gidiyor?

.Dini tahrif ederler (2/Bakara, 59, 75, 79; 4/Nisâ, 46; 5/Mâide, 13, 41; 7/A’râf, 162)
.Dinlerini paramparça ederler, hizipçilik ve tefrika çıkarırlar (6/En’am, 159)
.Gerçeği bile bile inat/inkar ederler (3/Âl-i İmran, 70)

Yahudi asıllı olduğu halde kalbine iman ışığı doğan ve durumlarını düzeltenlere nasıl ki artık Yahudi denemezse, Müslüman sıfatı olduğu halde Yahudileşenlere de artık gerçek bir Müslüman denemez …

GezGin