“İşte benim için de senin için de bir göz aydınlığı!”

…Ve bebek bir sandık içine konmuş, Nil’e bırakılmıştı… Canının parçası yavrusundan ayrı düşmenin dayanılmaz acısıyla yüreği sızlayan annenin elleri titredi. Sandık, kendisinden ağır ağır uzaklaşırken, hasretin yakıcılığının tüm bedenini sardığını hissetti…
Sandık, nehirde yol alıyordu… Bebeğin kız kardeşi ise onun nereye gideceğini takip ediyordu. Bir süre sonra sandık, garip bir kavis yaparak kıyıya yaklaşmaya başladı ve orada bulunan bir kadın sandığı fark edip sudan çıkardı. Meraklı gözlerle sandığın kapağını açtığında gördüğüne inanası gelmedi.

Sponsor Bağlantılar

“Çok sevimli, gürbüz bir bebek!” ve o nasıl da güzel bakıyor, nasıl da tatlı tatlı tebessüm ediyor Nil’in Çocuğu…

Daha ilk anda ve onu ilk görür görmez, “Nil’in Çocuğu”na karşı içinde derin bir şefkat ve muhabbet hissi beslemişti.

Bebeği bulan kadın onu kucağına almış ve sevinçle kocasının yanına koşmuştu…

-“İşte benim için de senin için de bir göz aydınlığı!”
-“Onu öldürmeyin! Bakarsın bize yararlı olur yahut onu evlat edinebiliriz!” dedi.

Altın bilezikleri, ışıl ışıl parlayan altın göğüslüğü ve başını süsleyen altın tacıyla, görkemli bir tahtta oturan adam, kadına doğru kafasını çevirip adeta delip geçen bir bakış fırlattı. O sıra yanında veziri Haman ve bazı ileri gelen kimseler vardı.

Firavun, karısı Asiye’yi büyük bir sevinç içinde görünce yadırgamış ama nedense ona,

-“Hayır, olmaz!” diyememiş, kısa bir tereddüt anı geçirdikten sonra da başını hafifçe öne eğerek onayladığını işaret etmişti.

Çünkü Firavun, aldığı sıkı önlemler sayesinde kölelerin kara yoluyla kesinlikle firar edemeyeceğini biliyordu. Tek yol olarak gözüken Nil üzerine ise, kıyı şeridini boyunca tuzaklar kurdurup, gözetleyiciler yerleştirdiğinden, bu yolla da kölelerin yer değiştiremeyeceğinden emindi.

Kısa tereddüt anında Firavun, işte bu ihtimalleri gözden geçirmişti.

Kendilerine danışma gereği duymayınca da orada bulunan seçkinler, olumlu veya olumsuz herhangi bir görüş bildirmeye cesaret edememişti…

Asiye’nin kucağındaki bebeğin, Firavun’un zulüm düzeni için bir düşman ve bir hüzün kaynağı olacağı hiç kimsenin aklının ucundan bile geçmemişti…

Nil’den gelen çocuğu sahiplendikleri gün, başta Mısır kralı ve veziri Haman ile askerleri, hayatlarının en büyük stratejik hatasını yaptıklarının henüz farkına varamamışlardı.

Sarayda bunlar olup biterken, diğer yanda bebeğin annesi gönlü yavrusundan ayrılmanın hasretiyle dolu, sabahı zor etmişti. Derin bir keder, kahreden bir hasret içindeydi.

Asiye, çocuğa süt vermesi için kadınlar getirtiyor, çocuk ise gelen kadınları hep reddediyordu. Bunu duyan Musa’nın kız kardeşi saraya giderek,

-“Onun bakımını sizin adınıza üstenecek bir aile göstermemi ister misiniz?” dedi,
-“Hem onlar, onu iyi eğitirler” diye de ekledi.

Asiye, kendisinde güven duygusu uyandıran bu kızın teklifini değerlendirmek istemiş ve bahsettiği kadını getirmesini söylemişti. Derken kız, koşa koşa eve gidip annesine olanları anlatmış, birlikte saraya gitmişlerdi. Musa’nın annesi büyük bir telaş içindeydi, vücudunu saran heyecanın titreme nöbetlerine engel olamıyordu.

Tanrı, Musa’nın annesinin kalbine güven ve güç telkin etti. Bunu yapmasaydı eğer neredeyse çocuğun kimliğini açığa vuracaktı. Onun şüphe uyandıracak hareketleri neyse ki dikkat çekmemişti.

Böylece Tanrı, annenin gözü aydın olsun ve üzülmesin diye onu yavrusuyla kavuşturmuş, insanların çoğu bilmese de, o annenin, Tanrı’nın vaadinin kesin bir gerçek olduğunu bilmesini istemişti…

GezGin