Zülkarneyn’e Şikâyette bulunan kavim, dağların arkasında yaşayan ve geçit yerinden çıkarak kendilerine zarar verdiğini öne sürdükleri yabancıların (Ye’cuc ve Me’cuc) önüne sed çekmesi karşılığında Zülkarneyn’e vergi (Haraç, ücret) verme teklifinde bulunduklarına göre denebilir ki bu kavim sed yapmasını biliyordu.Ancak onlar, muhtemelen ağaç, taş ya da kerpiç gibi malzemelerden sed yaptıkları için Ye’cuc ve Me’cuc örülen duvarları ya yıkarak ya aşarak geçiyorlardı. Bu nedenledir ki şikayetçi kavim, Zülkarneyn’den kendi yaptıklarından daha iyisini yapmasını, yani delinmesi ve aşılması zor olan bir sed inşa etmesini istiyorlardı.

Sponsor Bağlantılar

Herhalde Zülkarneyn de bunun için onlara: “Siz bedensel kuvvetinizle destek verin, ben de onlarla sizin aranızda sağlam bir sed/engel oluşturayım” demişti.

İşte bunun için Zülkarneyn, demir tuğlalı bir sed yapmayı planlamış, bunun için de doğadan elde edilecek olan demir filizlerinin gerek tesise nakli, gerekse uzmanlar tarafından ayrıştırma ve kullanıma hazır hale getirme aşamasından sonraki bedensel işçilik gerektiren işler için (demirin inşaat alanına taşınması ve duvarın örülmesi) yardım etmelerini istemiştir.

Kehf suresi 83-99′ da yer alan ve toplam 16 ayetten oluşan Zülkarneyn kıssasının derinliklerinde henüz daha keşfedilemeyen daha nice anlam hazineleri saklıdır…

-“De ki: Rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce deniz mutlaka biterdi. Bir o kadarını getirsek de yetmezdi.” (1)

Zülkarneyn, gelecek zamandaki dünya hayatının kıyamet öncesi son evresine ve geçmiş zamandaki Âdem, Havva ile başlayan sorumlu kılınmış insanlık serüveninin  ilk evresine ulaşmanın yanı sıra, ara zaman boyutlarında da dolaşmış ve iki dağ arasındaki yere de gitmiş ve orada demir bir sed çekerek Ye’cuc ve Me’cuc’un yerleşik bir kavmi huzursuz etmesinin önüne geçmiştir.

Bu demektir ki Zülkarneyn, “zamanla sınırlı olan bizlere göre”, geçmiş bir zaman diliminde tarihin akışına müdahalede bulunmuş ve olayın seyrini değiştirmiştir…

Zülkarneyn’in üçüncü yolculuğunda konu olan demir sed yaptığı bölüm ile destanda yer alan Ergenekon’dan çıkış öyküsü arasında ilginç bir şekilde sanki birbirinin devamı imiş gibi duran bir neden-sonuç ilişkisinin varlığı dikkat çekmektedir, şöyleki; Ergenekon’da yaşayan kavim iki dağ arasına dar bir geçitten geçerek girmişlerdi; ancak, dış dünyayla tek ve biricik bağlantı yolları olan geçidi daha sonra aramış, bulamamış ve dört yüz yıl orada yaşamak zorunda kalmışlardı.

Geçide ne olmuştu da bulunamıyordu?

Ta ki bir demir ustasının dağın bir yerindeki çatlakta demir madeni olduğunu keşfetmesi ve önerisiyle ateş yakılarak demirin eritilmesi sonucu Ergenekon’dan çıkış mümkün olabilmişti.

Pekala bahse konu geçit, nasıl olmuştu da demirle kapanmıştı?

Ayrıca destanda, Ergenekon halkının iki dağ arasından geçip düzlüğe indikleri geçidin, bir devenin zorlukla geçebileceği genişlikte olduğu, dağın demir kısmı eritilince de açılan yolun, yine bir devenin zorlukla geçebileceği kadar genişlikte bir yer olduğu vurgulanmaktadır. Bu da gösteriyor ki, girişte kullanılan yol ile demir eritildikten sonra çıkışta kullanılan yol, aynı yoldur. Ve zaten dağların arasından geçmeyi sağlayan bundan başka bir yol olmadığı destanda belirtilen bir husustur.

İşte destanda olmayan bu sorulara yanıt Zülkarneyn kıssasından geliyor…

ZÜLKARNEYN KISSASI BİR KAVMİN (Ye’cuc, Me’cuc) DEMİR BİR SED İLE DAĞLARIN ARKASINA HAPSEDİLİŞİNİ, ERGENEKON DESTANI İSE BİR KAVMİN (Türkler, Moğollar) DAĞIN DEMİR KISMINI ERİTEREK DAĞLARIN ARKASINDAN ÇIKIŞINI KONU EDİYOR!

Başka bir deyişle, Ergenekon’dan dağın demir bölümünü eriterek çıkan halk ile Zülkarneyn tarafından dağların arkasına demir bir duvar ile hapsedilen halkın aynı halk olma ihtimali oldukça yüksek görünüyor.

Ye’cuc ve Me’cuc’un çıkardığı kargaşanın çap ve ayrıntısından Kuran bahsetmemektedir, fakat yerleşik bir kavmin, dağlarda yaşayan yabancı bir kavmin varlığı yüzünden en iyimser ifadeyle huzursuzluk duyduğu anlaşılıyor.

Ye’cuc ve Me’cuc hakkında söylenen “İnsanları öldürdüğü, insanları yediği, bahar mevsimlerinde iki dağ arasından çıkıp ekin ve sebzeleri tükettiği veya kentleri yakıp yıktığı…” gibi muhtelif rivayetler vardır ki, bunların hiçbiri Kuran’da yer almamaktadır.

Ye’cuc ve Me’cuc’un, kıyamet alameti, uğursuz ve netameli varlıklar olarak İslam coğrafyasında şöhret bulmasının sebebi Kur’an değildir; bu anlatılar, Tevrat ve İncil menşelidir, İslam kültür ve külliyatına sokulmuş olan bazı söylence ve hurafelerdir…

GezGin

(1)Kehf s. 109)