Mevlana’nın asıl ismi Muhammed, lakabı ise Celaleddin’dir.
Eskiden “Diyar-ı Rum” denilen Anadolu topraklarında, Konya’da yaşayıp vefat etmesi, şahsiyetini orada kazanması ve şöhret bulması sebebiyle “Rumi” (Anadolu) nisbesi ile anılır.
“Mevla-na” ‘efendi-miz’ demektir. ve hürmet maksadıyla ulema için kullanılırdı. Şeyh Sadreddin Konevi’nin (ö. 1274), sohbetleri esnasında ona “Mevlana” şeklinde hitap etmesinin, onun Mevlana lakab-ı alisiyle şöhret bulmasına sebep olduğu da kaydedilmiştir.
Sponsor Bağlantılar
“Hüdavendigar”, “Hünkar”, “Hazret-i Mevlana”, “Mevlevi”, “Şeyh”, “Molla-yı Rumi”, “Rumi”, ve “Hazret-i Pir” lakab ve ünvanları da onun için kullanılmıştır. Hazret-i Mevlana ve Hazret-i Pir saygı hitapları, Mevlevi çevrelerinde ve Anadolu’da daha çok tercih edilmiştir. Bugün İran ve Pakistan’da Mevlevi, Batı’da Rumi lakapları, onu anmak için öncelikle kullanılmaktadır.
Babasının adı Muhammed Bahaeddin Veled’dir. Babası Sultanü’l-Ulema lakabıyla meşhurdur. Annesi ise Belh emiri Rüknüddin’in kızı Prenses Mü’mine Hatun’dur. Mevlana bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Belh şehrinde doğdu. Belh şehri, köklü bir tasavvufi geleneğe sahip coğrafyalardan biriydi. Mevlana’nın doğum tarihi, oğlu Sultan Veled’in Divan’ının sonundaki bir kayıta göre 6 Rebiülevvel 604 (30 Eylül 1207)’dir. Ancak araştırmacılar, Mevlana’nın doğum tarihini 597/1200’lü, hatta daha önceki yıllara kadar götürmektedirler.
Mevlana’nın hayatını esasen 4 döneme ayırmak mümkündür.

1. Mevlana’nın Babasının Ölümüne Kadarki Hayatı (1207-1231)
Çocukluğunun ilk yıllarını doğduğu şehirde geçiren Mevlana, Hanefi bir alim ve sufi olan babasının, sultanla arasında vuku bulan inanç ve fikir ayrılıkları yüzünden, maiyetinde akraba ve müridlerinden oluşan büyük bir kalabalık olduğu halde Belh’ten göç etmesi sebebiyle (1212 ?), ilmi ve fikri hayatında önemli izler bırakan ve Konya’da sona eren uzun bir seyahat gerçekleştirir.
Bu seyahat esnasında, Nişabur’da ünlü sufi Feridüddin Attar’ın (Ö. 1230) iltifatına mazhar olan ve ondan Esrarname adlı eserini hediye alan Mevlana, yorucu ve uzun göç boyunca uğradıkları her yerde babasına gösterilen ilgi, saygı ve yakınlık dolayısıyla, aralarında Avarifü’l-Maarif sahibi Ebu Hafs Ömer Sühreverdi’nin (ö. 1234)’de bulunduğu, iktidar ve ilmiye sınıfından devrin ileri gelen pek çok şahsiyeti ile tanışma fırsatı bulmuştur. Bahaüddin Veled’e ilgi öylesine büyüktü ki, konaklanan her şehirde sultanlar kendisini ağırlamak için araya hatırı sayılır kişileri elçi olarak koyuyorlardı. Fakat o her zaman, bir medresede konaklamayı tercih etmiştir.
Kervan her şehirde bir müddet konaklamak kaydıyla, Nişabur’dan sonra Bağdat, Küfe, Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Halep, Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde güzergahını takip ederek Larende’ye (Karaman’a) ulaşır (1221).
Erzincan’da iken, Sühreverdiyye’den Evhadüddin Kirmani (ö. 1237) ve Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Sadüddin Hamevi (ö. 1252) ile de görüşülür. Mevlana bu suretle, babasının nezareti altında ve onun izini takip ederek hakiki ve fikri bir seyahat alemi yaşamış, İslam medeniyetinin o zamanki en canlı fikir merkezlerini gezerek şahsiyetini kazanmıştır.
Mevlana, Larende’de yedi yıl kaldı. Hayatının kederli ve sevinçli ilk önemli olaylarını bu şehirde yaşadı. 1225 yılında, babasının müridlerindenLala Şerefüddin Semerkandi’nin kızıGevher Hatun ile evlendi. Kısa bir müddet sonra annesi vefat etti. Onun vefatını, ağabeyi Alaeddin Muhammed’in vefatı izledi. Bir süre geçince de kayınvalidesi vefat etti. Aileyikedere boğan bu üzücü olayların ardından Mevlana’nın iki oğlu oldu. İlk oğluna (Sultan Veled) babasının, ikinci oğluna da (Alaeddin Çelebi) ağabeyinin ismini verdi.
Aile, yedi yıl kaldıkları Larende’den, Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubad’ın (ö. 1236) ısrarlı daveti üzerine Konya’ya göçtü. Konya’ya geleli iki yıl olmuştu ki babası Sultanü’l-Ulema hayata gözlerini yumdu (1231).

2. Mevlana’nın Babasının Ölümünden, Şems-i Tebrizi ile Konya’daki Karşılaşmasına Kadar Olan Hayatı (1231-1244)
Medresenin ve dergahın bütün yükü omuzlarına binen ve babasının ölümüyle içinde büyük bir boşluk hisseden Mevlana’nın yardımına, babasının önde gelen müridlerinden ve şeyhini ziyaret makadıyla Konya’ya gelen Seyyid Burhaneddin Muhakkık-ı Tirmizi yetişti. Kübrevi tarikatına mensup olan Seyyid Burhaneddin, babasından sonra Mevlana’ya mürşidlik yapan ve onun ilmi ve tasavvufi yönden yetişmesinde önemli rol oynayan ilk kişidir.
Mevlana, mürşidinin isteği üzerine, ilim tahsil etmek üzere önce Halep Haleviyye Medresesi’ne, sonra da Şam Makdemiyye Medresesi’ne gitti. Oralarda altı yıl kadar (iki yıl Halep’te, dört yıl Şam’da), devrin ileri gelen hocalarından ilim, bilhassa tefsir, hadis ve fıkıh tahsil etti. Bu sıralarda Şam’da ikamet etmekte olan Muhyiddin İbnu’l-Arabi (ö. 1240) ve Sadreddin Konevi (ö. 1274) ile de görüştü. Mevlana’nın Halep ve Şam’dan Konya’ya dini ilimler ile mücehhez bir şekilde dönüşünden kısa bir süre sonra Seyyid Burhaneddin vefat etti (1241).
Kendi döneminin önde gelen Hanefi alimleri arasında yer alan Mevlana, babasından olduğu kadar Seyyid Burhaneddin’den de tamamıyla zahidane telakkiler almış; ondan, Gazzali’den (ö. 1111) mülhem olan Ehl-i Sünnet akidesine bağlı bir tasavvuf öğrenmişti.
Onun ölümünden sonra Mevlana bir taraftan medresede tedris ile meşgul oluyor, diğer taraftan da müridleri irşad etmeye çalışıyordu. İşte tam bu sıralarda Mevlana’nın hayatında büyük değişiklik yapan bir hadise oldu. Konya’ya Şems-i Tebrizi (Şemseddin Muhammed b. Ali et-Tebrizi) isimli bir şahıs geldi (1244). Ders ile meşgul olan büyük bilgin, tam bir zahid ve temkin ehli bir sufi olan Mevlana’yı bu garip zat kendinden geçirdi, aşk denizine attı ve coşkun bir Halk aşığı yapıverdi.
3. Mevlana’nın Şems’in Ölümüne (Tamamen Kaybolmasına) Kadar Olan Hayatı (1244-1247)
Şems, alim olmakla beraber şiddetli ruhani bir cezbenin tesiri altında bulunmaktaydı. Mevlana’yı dolu ve yanmaya hazırlanmış bir lamba gibi telakki eden kimseler, Şems’in mevkiini de bir kibritin yaptığı işe benzetirler. Asıl yanan ve nurlanan Mevlana idi. Onu uyandırmak ve ziya saçar bir hale getirmek için kibrit lazımdı ki buu da Şems yaptı. Başka bir görüşle: Şems Mevlana’yı ateşledi, fakat öyle bir infilak karşısında kaldı ki onun alevleri içinde kendisi de yandı.
Şems ile karşılaştıktan sonra Mevlana’nın hayatına tamamıyla o yön vermeye başladı. ki Hak aşığı halvete çekiliyorlar ve Hakk’ı anlama birbirlerine ayna oluyorlardı. Mevlana kendisini tamamen Şems’in sohbetine verdi, onda adeta kendisini kaybetti. Artık medreseye, dergaha çıkmaz oldu. Aslında Şems de Mevlana ile talebelerinin ve müridlerinin buluşmaması için elinden gelen gayreti sarf ediyordu. Ne var ki bu durum Mevlana’nın etrafındakilerin hiç de hoşuna gitmedi. İnsanlar arasında Şems’e karşı haset, kin ve nefret başladı. Belli bir zaman sonra dedikodular ve eleştiriler açıktan açığa yapılmaya başlandı. Şems, işin çığırından çıktığını, herkesin kendisine düşman olduğunu görünce, bir gün ansızın ortadan kayboluverdi (1246).
Şems’in ayrılışına Mevlana çok üzüldü. Divaneler gibi gazeller söylüyor, yüreğindeki ayrılık acısını dile getiriyordu. Etrafındakilerle ilgilenmesi bir yana, Şems zamanındaki hali de kayboldu. Hatta Şems’in gidişine sebep olanlara kızgın ve kırgındı. Onların yüzüne bile bakmıyordu.
Şems’in Şam’da olduğunu öğrenince Mevlana, oğlu Sultan Veled’i, hediyelerle birlikte ona elçi olarak gönderdi. Şems Konya’ya tekrar geldi (Mayıs 1247). Mevlana adeta bayram etti. Kırgın olduğu kimseleri bağışladı. Eski günlerdeki coşkun haline döndü. Fakat çok geçmeden, aralarında oğlu Alaeddin Çelebi’nin de olduğu bir grup, Şems’e karşı eski davranışlarını tekrar sergilemeye, onu ve Mevlana’yı üzmeye başladılar. Sonunda Şems ortadan büsbütün kayboldu.; veya öldürüldü (Aralık 1247). Mevlana onu her yerde aradı, hatta Şam’a bile gitti, ama nafile.
Ahmet Eflaki’nin Menakıbu’l-Arifin’de kaybettiği bir rivayete bakılırsa; düşmanları Şems’i öldürdükten sonra bir kuyuya attı. Sultan Veled onu rüyasında görerek buradan çıkartıp teçhiz ve Tekfin ettikten sonra, yine Tebrizli mimar Emir Bedreddin’in binası olan türbenin yanına defnettirdi. Mevlana, ıstırabının şiddetinden, yalnız başına bahçede dolaştı ve cenaze merasiminde bulunmadı. Adeta Şems’in öldüğüne inanmaktan kaçındı. Mevlana, oğlu Alaeddin Çelebi’ye karşı bu yüzden şiddetli nefret duydu. Alaeddin çok geçmeden şiddetli bir humma neticesinde vefat etti.
4. Mevlana’nın Şems’in Ölümünden Sonraki Hayatı (1247-1273)
Artık Mevlana gece gündüz sema ediyor, gazeller, şiirler söylüyordu. Ağlayışı ve feryadı herkesi yürekten yaralıyordu. Şems’i gönül dünyasında arıyordu. Nitekim onu orada buldu da… Bundan sonra kendini ilim tedrisine ve irşada verdi. Bir yandan da gönlü bir dost arayışı içerisindeydi.
Mevlana’nın can aynası olarak bulduğu diğer bir kişi Konyalı Selahaddin-i Zerkubi oldu. (Kuyumcu, altın dövücü Selahaddin). Aslında Kuyumcu Selahaddin, Seyyid Burhaneddin’in dervişi idi ve okuma yazması yoktu. Fakat Mevlana’nın coşkunluğu onunla tatlı bir sükunete erdi, gönül dünyası onunla huzuru yakaladı. Artık sema meclisleri zevk ve neşe ile kuruluyor, günler birer düğün havasında geçiyordu. Mevlana bütün gönlüyle ona yöneldi. Onunla iki bedende yaşayan bir can gibi yakınlaştılar. Onu, yerine halife ve şeyh ilan etti. Müridlerin irşadını ona havale etti. On yıl kadar süren mutlu bir dostluğun ardından, Selahaddin-i Zerkubi de Hakk’ın rahmetine kavuştu (1258).
Mevlana, daha sonra “kendisine içindeki nur hazinelerini keşfettiren” Çelebi Hüsameddin b. Muhammed b Hasan’ı (ö. 1284) dost, hemdem, yar ve halife seçti. Hüsameddin Çelebi, mensupları Ahi şeyhliği yapmış bir sülaleden geliyordu. Bu ahbablık ve sohbet on yıl kadar sürdü. Bu on yılın en güzel meyvesi ise Mesnevi oldu. Gönülbaşı ve halifesinin ricası üzerine Mevlana Mesnevi beyitlerini söylemeye başladı ve böylece muhteşem bir edebiyat ve tasavvuf klasiği olan Mesnevi telif edildi.
Uzun ve yorucu bir hayatın ardından ansızın ateşli bir hastalığın pençesine düşen Mevlana, dostlarının bütün tedavi çabalarına rağmen hastalıktan kurtulamadı ve 5 Cemaziyelahir 672 (17 Aralık 1273)’de vefat ederek Sevgilisine kavuştu.
Cenaze alayında Sadreddin Konevi ki Mevlana’nın vasiyetine rağmen, kendinden geçmesi sebebiyle cenaze namazını kıldıramadı, Selçuklu veziri Muinüddin Pervane, bütün Selçuklu emirleri, müderrisler, talebeler, her dinden ve mezhepten insan bulundu. Oğlu Sultan Veled’in İbtidaname’sine kaydettiğine göre, sadece Müslümanlar değil Hıristiyanlar ve Museviler de bu vefattan son derece üzüntü içindeydiler.
Mevlana’nın cenazesi Konya’da, babasının ve Selahaddin-i Zerkubi’nin de defnedildiği yere defnedildi. Sultan Veled zamanında sandukanın üzerine bir türbe yaptırıldı.
Mevlana’nın sevenleri, onun bir gazalinde de belirttiği üzere, vefat gecesinin bir ayrılık gecesi değil, bi visal gecesi olduğunu söylediler. Bunun için de o geceye Şeb-i Arus (Düğün Gecesi) adını verdiler ve ayinlerle ihya ettiler.
İki oğlunun annesi Gevher Hatun öldükten sonra Kira Hatun isminde dul bir kadınla evlenmiş olan Mevlana’nın, bu hanımından da Emir Alim Çelebi isminde bir oğlu ve Melike Hatun isminde bir kız çocuğu olmuş, fakat Emir Alim Çelebi pek genç yaşta iken vefat etmiştir. Mevlana’nın vefatında ancak oğlu Sultan Veled ile kızı Melike Hatun sağdı.
Hz. Mevlana’nın yazılı eserleri şunlardır:
1. Mesnevi,
2. Divan-ı Kebir
3. Fihi Ma Fih
4. Mecalis-i Seb’a
5. Mektuplar.
Eserlerinin orijinal dili Farsça’dır.
Mevlana ve Mevlevilikle ilgili Türkçe en geniş neşriyat Abdülbaki Gölpınarlı (ö. 1982) ve Şefik Can’a (ö. 2005) aittir.
Esasen Mevlana, Mevleviliğin şimdiki ayin ve kaidelerini vaz’ ve Mevleviliği bir tarikat halinde tesis etmemişti. O böyle kayıtlardan tamamıyla uzak bir zattı. Sema etmesi dahi vecd ve hal neticesiydi. Manevi terakkinin vasıtası ise aşk ve sohbetten ibaretti. Onun fikirlerinin intişarında ve tarikatının sistemleşmesinde oğlu Sultan Veled’in (623-712 / 1226-1312) payı büyüktür.
mevlana bu kadar konuşdumu?
cok güzel ama çok uzun mevlan nın hayatını iyiki öğrendim
çok güzel hz mevlananaya bin şükür çok güzel
çok iyi yapmışınız
güzel ama ço uzun ya ha mevlananın resmini bulan varmı
çok uzun y!!!ben bunun neresini yazayım
uzun ama cok işime yaradı
O OHA DİYENLER DİLİNİZ TUTULA HEMI GÜNAH GÜNAH SİZDE OKUMAYIN O ZAMAN YAZMAYINDA YADA BECERİNİZ VARSA TABİ ÖZET ÇIKARIN YA SİZE YUH TERBİYESİZLER
çok uzun ya
çok hoş tam performans ödevine yarıyacak bilgiler….
gzl ama çok uzun =)) ynde tşk 😀
bende yazmazdım performans işte:(
eh idare eder
Din projesi in uygun ama elerim koptu yani…..]
yuh be bunu koynunuz internete ve bende bunu yazıcam saçmalamayın hani nerde doğdu öldü tarihleri çocukluğu nerde ***** *****lar yazdınız bı mevlana .. anl***** gelir ****** lan ben mi yazcam bunu rüyayı bırak hayal bile edemezsin …!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
ÇOK UZUN BİR YAZI PERFORMANS ÖDEVİM İÇİN YAZMAK İSTEDİM AMA ÇOK UZUN OLDUĞU İÇİN YAZAMADIM BİRAZ KISALTILSA DAHA İYİ OLUR
çok uzu n yazamam kısası yok mu bunun ya
bence harika bir site yav.çok beğendim.
bana bunun özetini çıkartırmısınız????
bunu sabah yazmaya başladım anca bitirdim (bi de özetini çıkardım artık gerisini siz düşünün :S ) !….
Eyvalah Gardaşım 🙂 Anana slm :)))
güzelmiş din dersime çok yaradı ama keşke bölümlerle ayrılmış olmasaymış
ÇOK İYİ
ÇOK UZUN
çok uzun ama çokta detaylı anlatılmış çok güzel bir yazı çok beğendim bunu ama okumadın biraz okudum
valal cok güzel olmuş ve ben bu hz. mevlananın hayatını cok beğendim 🙂 🙂
uzun ama neyapalım nede olsa bizim tarimiz cok güzel yinede cok tşkr ederim
valaha
bence mükemel ama çok uzun
hayatımda bu kadar uzun yazı görmedim yazmaktanda vazgeçtim 😀
GÜZEL DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİME YARADI AMA ÇOK UZUNMUŞ ELERİM KOPTU.
Çoq gzeL ödewi ßuLdm ama Çoq Uzun y ßn sadece 1 sayfayı geçmesin stiyorum…. : ( : (((((((((((
saladınız tutu dimi
alahaşkına bu yazıyı yazan kişi delimi bukadr yazyı herhalde 1-2 haftada yazmıştır ama benim bu kadar zamanm yk herhalde bu yazıyı yazan kişinin parmakları felç olmuştur(aslında 1 günde yazılır sizi bilmem ama ben yazarım)
çoq güzel.
Site sahbine çok tsk ediorum . Elerine SagLık i gunler herkese .
uzun
bunu yazmam yazamam
yuh derim yha
çok güzel
Çok Güzel Ben Çok Begendim çok işime yarayacak siteye tşk
yazana kadar canım cıkacak bu nedir ama yinede güzeldir 8.gidiyorum zaten perfonmas ödevleri b izi sıkıştırıyotr
çok uzun ben yarısını yazdım:)
gerçekden de çok uzun elerim koptu….
duygu ben senle aynı fikirdeyim gülü seven dikenine katlanır
ben mevlanayı sevdiğim kadar hiçbir bilim adamını sevmiyorumki her şey çok müthiş anlatılmış bu siteye bravo
ben mevlanayı sevdiğim kadar hiçbir bilim adamını sevmiyorumki her şey çok müthiş anlatılmış bu siteye bravo
çok güzel uzunda olsaişe yarar yani .d.d
amq
çok güzel ayrıntılı beğendim süper
çok uzun ama olsun
çok uzun ama çok işime yarayacak
okumam olsaydı kesinlikle hebsini okurdum hiç bıkmadan sizinde okumanız tavsiye ederim
çok güzel ama çok uzun
çok uzun ama işime yaradı kim yazdıysa alah razı olsun
çok uzun
cok guzel tanıtılmış ve de din kültürü ve ahlak bilgisi dersi için cok yararalı….herkese öneriyorum ************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************……………….
çok uzun insan bunu yazarken bizide düşünmeli nasıl yazacağız diye
ben hepsini okudum bakın yzıyım ben size
Mevlana’nın asıl ismi Muhamed, lakabı ise Celaledin’dir.
Eskiden “Diyar-ı Rum” denilen Anadolu topraklarında, Konya’da yaşayıp vefat etmesi, şahsiyetini orada kazanması ve şöhret bulması sebebiyle “Rumi” (Anadolu) nisbesi ile anılır.
“Mevla-na” ‘efendi-miz’ demektir. ve hürmet maksadıyla ulema için kulanılırdı. Şeyh Sadredin Konevi’nin (ö. 1274), sohbetleri esnasında ona “Mevlana” şeklinde hitap etmesinin, onun Mevlana lakab-ı alisiyle şöhret bulmasına sebep olduğu da kaydedilmiştir.
“Hüdavendigar”, “Hünkar”, “Hazret-i Mevlana”, “Mevlevi”, “Şeyh”, “Mola-yı Rumi”, “Rumi”, ve “Hazret-i Pir” lakab ve ünvanları da onun için kulanılmıştır. Hazret-i Mevlana ve Hazret-i Pir saygı hitapları, Mevlevi çevrelerinde ve Anadolu’da daha çok tercih edilmiştir. Bugün İran ve Pakistan’da Mevlevi, Batı’da Rumi lakapları, onu anmak için öncelikle kulanılmaktadır.
Babasının adı Muhamed Bahaedin Veled’dir. Babası Sultanü’l-Ulema lakabıyla meşhurdur. Anesi ise Belh emiri Rüknüdin’in kızı Prenses Mü’mine Hatun’dur. Mevlana bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Belh şehrinde doğdu. Belh şehri, köklü bir tasavufi geleneğe sahip coğrafyalardan biriydi. Mevlana’nın doğum tarihi, oğlu Sultan Veled’in Divan’ının sonundaki bir kayıta göre 6 Rebiülevel 604 (30 Eylül 1207)’dir. Ancak araştırmacılar, Mevlana’nın doğum tarihini 597/1200’lü, hata daha önceki yılara kadar ***ürmektedirler.
Mevlana’nın hayatını esasen 4 döneme ayırmak mümkündür.
1. Mevlana’nın Babasının Ölümüne Kadarki Hayatı (1207-1231)
Çocukluğunun ilk yılarını doğduğu şehirde geçiren Mevlana, Hanefi bir alim ve sufi olan babasının, sultanla arasında vuku bulan inanç ve fikir ayrılıkları yüzünden, maiyetinde akraba ve müridlerinden oluşan büyük bir kalabalık olduğu halde Belh’ten göç etmesi sebebiyle (1212 ?), ilmi ve fikri hayatında önemli izler bırakan ve Konya’da sona eren uzun bir seyahat gerçekleştirir.
Bu seyahat esnasında, Nişabur’da ünlü sufi Feridüdin Atar’ın (Ö. 1230) iltifatına mazhar olan ve ondan Esrarname adlı eserini hediye alan Mevlana, yorucu ve uzun göç boyunca uğradıkları her yerde babasına gösterilen ilgi, saygı ve yakınlık dolayısıyla, aralarında Avarifü’l-Marif sahibi Ebu Hafs Ömer Sühreverdi’nin (ö. 1234)’de bulunduğu, iktidar ve ilmiye sınıfından devrin ileri gelen pek çok şahsiyeti ile tanışma fırsatı bulmuştur. Bahaüdin Veled’e ilgi öylesine büyüktü ki, konaklanan her şehirde sultanlar kendisini ağırlamak için araya hatırı sayılır kişileri elçi olarak koyuyorlardı. Fakat o her zaman, bir medresede konaklamayı tercih etmiştir.
Kervan her şehirde bir müdet konaklamak kaydıyla, Nişabur’dan sonra Bağdat, Küfe, Meke, Medine, Kudüs, Şam, Halep, Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde güzergahını takip ederek Larende’ye (Karaman’a) ulaşır (1221).
Erzincan’da iken, Sühreverdiye’den Evhadüdin Kirmani (ö. 1237) ve Necmüdin Kübra’nın halifelerinden Sadüdin Hamevi (ö. 1252) ile de görüşülür. Mevlana bu suretle, babasının nezareti altında ve onun izini takip ederek hakiki ve fikri bir seyahat alemi yaşamış, İslam medeniyetinin o zamanki en canlı fikir merkezlerini gezerek şahsiyetini kazanmıştır.
Mevlana, Larende’de yedi yıl kaldı. Hayatının kederli ve sevinçli ilk önemli olaylarını bu şehirde yaşadı. 1225 yılında, babasının müridlerindenLala Şerefüdin Semerkandi’nin kızıGevher Hatun ile evlendi. Kısa bir müdet sonra anesi vefat eti. Onun vefatını, ağabeyi Alaedin Muhamed’in vefatı izledi. Bir süre geçince de kayınvalidesi vefat eti. Aileyikedere boğan bu üzücü olayların ardından Mevlana’nın iki oğlu oldu. İlk oğluna (Sultan Veled) babasının, ikinci oğluna da (Alaedin Çelebi) ağabeyinin ismini verdi.
Aile, yedi yıl kaldıkları Larende’den, Selçuklu hükümdarı Alaedin Keykubad’ın (ö. 1236) ısrarlı daveti üzerine Konya’ya göçtü. Konya’ya geleli iki yıl olmuştu ki babası Sultanü’l-Ulema hayata gözlerini yumdu (1231).
2. Mevlana’nın Babasının Ölümünden, Şems-i Tebrizi ile Konya’daki Karşılaşmasına Kadar Olan Hayatı (1231-1244)
Mevlana Resimleri
Medresenin ve dergahın bütün yükü omuzlarına binen ve babasının ölümüyle içinde büyük bir boşluk hiseden Mevlana’nın yardımına, babasının önde gelen müridlerinden ve şeyhini ziyaret makadıyla Konya’ya gelen Seyid Burhanedin Muhakık-ı Tirmizi yetişti. Kübrevi tarikatına mensup olan Seyid Burhanedin, babasından sonra Mevlana’ya mürşidlik yapan ve onun ilmi ve tasavufi yönden yetişmesinde önemli rol oynayan ilk kişidir.
Mevlana, mürşidinin isteği üzerine, ilim tahsil etmek üzere önce Halep Haleviye Medresesi’ne, sonra da Şam Makdemiye Medresesi’ne giti. Oralarda altı yıl kadar (iki yıl Halep’te, dört yıl Şam’da), devrin ileri gelen hocalarından ilim, bilhasa tefsir, hadis ve fıkıh tahsil eti. Bu sıralarda Şam’da ikamet etmekte olan Muhyidin İbnu’l-Arabi (ö. 1240) ve Sadredin Konevi (ö. 1274) ile de görüştü. Mevlana’nın Halep ve Şam’dan Konya’ya dini ilimler ile mücehez bir şekilde dönüşünden kısa bir süre sonra Seyid Burhanedin vefat eti (1241).
Kendi döneminin önde gelen Hanefi alimleri arasında yer alan Mevlana, babasından olduğu kadar Seyid Burhanedin’den de tamamıyla zahidane telakiler almış; ondan, Gazali’den (ö. 1111) mülhem olan Ehl-i Sünet akidesine bağlı bir tasavuf öğrenmişti.
Onun ölümünden sonra Mevlana bir taraftan medresede tedris ile meşgul oluyor, diğer taraftan da müridleri irşad etmeye çalışıyordu. İşte tam bu sıralarda Mevlana’nın hayatında büyük değişiklik yapan bir hadise oldu. Konya’ya Şems-i Tebrizi (Şemsedin Muhamed b. Ali et-Tebrizi) isimli bir şahıs geldi (1244). Ders ile meşgul olan büyük bilgin, tam bir zahid ve temkin ehli bir sufi olan Mevlana’yı bu garip zat kendinden geçirdi, aşk denizine atı ve coşkun bir Halk aşığı yapıverdi.
3. Mevlana’nın Şems’in Ölümüne (Tamamen Kaybolmasına) Kadar Olan Hayatı (1244-1247)
Şems, alim olmakla beraber şidetli ruhani bir cezbenin tesiri altında bulunmaktaydı. Mevlana’yı dolu ve yanmaya hazırlanmış bir lamba gibi telaki eden kimseler, Şems’in mevkini de bir kibritin yaptığı işe benzetirler. Asıl yanan ve nurlanan Mevlana idi. Onu uyandırmak ve ziya saçar bir hale getirmek için kibrit lazımdı ki bu da Şems yaptı. Başka bir görüşle: Şems Mevlana’yı ateşledi, fakat öyle bir infilak karşısında kaldı ki onun alevleri içinde kendisi de yandı.
Şems ile karşılaştıktan sonra Mevlana’nın hayatına tamamıyla o yön vermeye başladı. ki Hak aşığı halvete çekiliyorlar ve Hak’ı anlama birbirlerine ayna oluyorlardı. Mevlana kendisini tamamen Şems’in sohbetine verdi, onda adeta kendisini kaybeti. Artık medreseye, dergaha çıkmaz oldu. Aslında Şems de Mevlana ile talebelerinin ve müridlerinin buluşmaması için elinden gelen gayreti sarf ediyordu. Ne var ki bu durum Mevlana’nın etrafındakilerin hiç de hoşuna gitmedi. İnsanlar arasında Şems’e karşı haset, kin ve nefret başladı. Beli bir zaman sonra dedikodular ve eleştiriler açıktan açığa yapılmaya başlandı. Şems, işin çığırından çıktığını, herkesin kendisine düşman olduğunu görünce, bir gün ansızın ortadan kayboluverdi (1246).
Şems’in ayrılışına Mevlana çok üzüldü. Divaneler gibi gazeler söylüyor, yüreğindeki ayrılık acısını dile getiriyordu. Etrafındakilerle ilgilenmesi bir yana, Şems zamanındaki hali de kayboldu. Hata Şems’in gidişine sebep olanlara kızgın ve kırgındı. Onların yüzüne bile bakmıyordu.
Şems’in Şam’da olduğunu öğrenince Mevlana, oğlu Sultan Veled’i, hediyelerle birlikte ona elçi olarak gönderdi. Şems Konya’ya tekrar geldi (Mayıs 1247). Mevlana adeta bayram eti. Kırgın olduğu kimseleri bağışladı. Eski günlerdeki coşkun haline döndü. Fakat çok geçmeden, aralarında oğlu Alaedin Çelebi’nin de olduğu bir grup, Şems’e karşı eski davranışlarını tekrar sergilemeye, onu ve Mevlana’yı üzmeye başladılar. Sonunda Şems ortadan büsbütün kayboldu.; veya öldürüldü (Aralık 1247). Mevlana onu her yerde aradı, hata Şam’a bile giti, ama nafile.
Ahmet Eflaki’nin Menakıbu’l-Arifin’de kaybetiği bir rivayete bakılırsa; düşmanları Şems’i öldürdükten sonra bir kuyuya atı. Sultan Veled onu rüyasında görerek buradan çıkartıp teçhiz ve Tekfin etikten sonra, yine Tebrizli mimar Emir Bedredin’in binası olan türbenin yanına defnetirdi. Mevlana, ıstırabının şidetinden, yalnız başına bahçede dolaştı ve cenaze merasiminde bulunmadı. Adeta Şems’in öldüğüne inanmaktan kaçındı. Mevlana, oğlu Alaedin Çelebi’ye karşı bu yüzden şidetli nefret duydu. Alaedin çok geçmeden şidetli bir huma neticesinde vefat eti.
4. Mevlana’nın Şems’in Ölümünden Sonraki Hayatı (1247-1273)
Mevlana Resim
Artık Mevlana gece gündüz sema ediyor, gazeler, şirler söylüyordu. Ağlayışı ve feryadı herkesi yürekten yaralıyordu. Şems’i gönül dünyasında arıyordu. Nitekim onu orada buldu da… Bundan sonra kendini ilim tedrisine ve irşada verdi. Bir yandan da gönlü bir dost arayışı içerisindeydi.
Mevlana’nın can aynası olarak bulduğu diğer bir kişi Konyalı Selahadin-i Zerkubi oldu. (Kuyumcu, altın dövücü Selahadin). Aslında Kuyumcu Selahadin, Seyid Burhanedin’in dervişi idi ve okuma yazması yoktu. Fakat Mevlana’nın coşkunluğu onunla tatlı bir sükunete erdi, gönül dünyası onunla huzuru yakaladı. Artık sema meclisleri zevk ve neşe ile kuruluyor, günler birer düğün havasında geçiyordu. Mevlana bütün gönlüyle ona yöneldi. Onunla iki bedende yaşayan bir can gibi yakınlaştılar. Onu, yerine halife ve şeyh ilan eti. Müridlerin irşadını ona havale eti. On yıl kadar süren mutlu bir dostluğun ardından, Selahadin-i Zerkubi de Hak’ın rahmetine kavuştu (1258).
Mevlana, daha sonra “kendisine içindeki nur hazinelerini keşfetiren” Çelebi Hüsamedin b. Muhamed b Hasan’ı (ö. 1284) dost, hemdem, yar ve halife seçti. Hüsamedin Çelebi, mensupları Ahi şeyhliği yapmış bir sülaleden geliyordu. Bu ahbablık ve sohbet on yıl kadar sürdü. Bu on yılın en güzel meyvesi ise Mesnevi oldu. Gönülbaşı ve halifesinin ricası üzerine Mevlana Mesnevi beyitlerini söylemeye başladı ve böylece muhteşem bir edebiyat ve tasavuf klasiği olan Mesnevi telif edildi.
Uzun ve yorucu bir hayatın ardından ansızın ateşli bir hastalığın pençesine düşen Mevlana, dostlarının bütün tedavi çabalarına rağmen hastalıktan kurtulamadı ve 5 Cemaziyelahir 672 (17 Aralık 1273)’de vefat ederek Sevgilisine kavuştu.
Cenaze alayında Sadredin Konevi ki Mevlana’nın vasiyetine rağmen, kendinden geçmesi sebebiyle cenaze namazını kıldıramadı, Selçuklu veziri Muinüdin Pervane, bütün Selçuklu emirleri, müderisler, talebeler, her dinden ve mezhepten insan bulundu. Oğlu Sultan Veled’in İbtidaname’sine kaydetiğine göre, sadece Müslümanlar değil Hıristiyanlar ve Museviler de bu vefatan son derece üzüntü içindeydiler.
Mevlana’nın cenazesi Konya’da, babasının ve Selahadin-i Zerkubi’nin de defnedildiği yere defnedildi. Sultan Veled zamanında sandukanın üzerine bir türbe yaptırıldı.
Mevlana’nın sevenleri, onun bir gazalinde de belirtiği üzere, vefat gecesinin bir ayrılık gecesi değil, bi visal gecesi olduğunu söylediler. Bunun için de o geceye Şeb-i Arus (Düğün Gecesi) adını verdiler ve ayinlerle ihya etiler.
İki oğlunun anesi Gevher Hatun öldükten sonra Kira Hatun isminde dul bir kadınla evlenmiş olan Mevlana’nın, bu hanımından da Emir Alim Çelebi isminde bir oğlu ve Melike Hatun isminde bir kız çocuğu olmuş, fakat Emir Alim Çelebi pek genç yaşta iken vefat etmiştir. Mevlana’nın vefatında ancak oğlu Sultan Veled ile kızı Melike Hatun sağdı.
Hz. Mevlana’nın yazılı eserleri şunlardır:
1. Mesnevi,
2. Divan-ı Kebir
3. Fihi Ma Fih
4. Mecalis-i Seb’a
5. Mektuplar.
Eserlerinin orijinal dili Farsça’dır.
Mevlana ve Mevlevilikle ilgili Türkçe en geniş neşriyat Abdülbaki Gölpınarlı (ö. 1982) ve Şefik Can’a (ö. 2005) aitir.
Esasen Mevlana, Mevleviliğin şimdiki ayin ve kaidelerini vaz’ ve Mevleviliği bir tarikat halinde tesis etmemişti. O böyle kayıtlardan tamamıyla uzak bir zatı. Sema etmesi dahi vecd ve hal neticesiydi. Manevi terakinin vasıtası ise aşk ve sohbeten ibareti. Onun fikirlerinin intişarında ve tarikatının sistemleşmesinde oğlu Sultan Veled’in (623-712 / 1226-1312) payı büyüktür.
Devamı: .yenimakale.com/wordpres/mevlananin-hayati.html#ixz1ICKXG4PX
oha ya çokı uzun
çok uzun ama çok güzel bileklerim koptu.4.sınıfa gidiyorum.
ay çok güzel beğendim beyenmeyenlere tesüf etim beğenene teşekür etim
COK UZUN YHAA
mükemel oretemn den 5 aldım saolun kim yazdıysa
çok uzun ama çok güzel , yazana kadar bileklerim koptu 5. sınıfa gidiyorum kesinlikle işime yarayacak bu yazı
boşmen bir alah’ın dostu
bu ne böyle çok uzun
ya çok uzun ya 6. sınıfa gidiyorum ödevimi yapamayacağım…
hayatını daha detaylı meslevide bulabiliriz.
çok uzun
çok uzun
ya cok uzun bir yazı yaza yaza elim ağrıdı ve sıkıcı bir yazı bence
çok saygıdeğer bir insan hayatından almamız gereken çok örnekler var. RUHU ŞAD OLSUN…
oranızdan buranızdan salamayın
çok uzun
ben mevlananın hayatını okuyunca ve hocalardan da duyduğum kadarıyla muhteşem biri gerçi uzun yazı olsa da iyi bi not almak için yazmak zorundayım…çok güzel
MEVLANA ÇOK GÜZEL BİRİSİ PEFORMANS ÖDEVİ OLARAK KISA YAZACAĞIM:BEN ONU ÇOK SEVİYORUM
cok güzel ama cok uzun yaza yaza bileğim koptu
çok güzel
bu bizim ödevimiz
meviana bababamdır babam
yahu madem yazıcaksınız ilk 2 paragrafı yazın ben öyle yaptım
ama konuştunuz bence güzel olmuş 🙂
pek yahşi olmuş
cok guzel bu demi arkadaşlar
ya walaha ya cok uzun
yaza yaza elerim ağrıdı
Mevlana Kimdir Mevlananın Hayatı Mevlana Celaledein Ruminin Eserleri Mevlana Ne Zaman Doğdu
Türk sofisi,ozanı,bilgini ve mevlevi tarikatının öncüsü.(belh 1207-konya 1273).
Mevlana celaledin rumi(rumi adı,anadoluya yerleşip orada yaşadığı için o dönemde anadoluya diyar’ı rum deniyordu, mevlana ise kendisine duyulan büyük saygı sebebiyle verilmiştir)
bilginler sultanı lakabıyla tanınan bahaetin velet’in oğludur.Nişapur kentinde ünlü şeyh feridütin atar ona esrarnağme adlı kitabını hediye eti.celaledin bu kitabı her zaman yanında taşıdı.on sekiz yaşına geldiğinde semerkantlı lala şerafetin’in kızı gevher hatun ile evlendi.
babası 1231’de konyada ölünce babasının yerine geçip bir yıl süreyle dersleri,vaızları ve fetvaları o verdi.
konya yöresi ahilerinin resinin oğlu olan hüsametin letanıştı.hüsametin mevlanaya mürid olnunca servetini müritlere harcadı.
İslam tasavufnun en önemli büyük yapıtı olan mesnevi-i manevi(mesnevi) hüsametin çelebi aracılığıyla yazılmıştır.bir gün birlikte sohbet ederken hüsametin çelebi bizim eğitici bir kitabımız olsaydı herkes bu kitabı okuyacak ve ilahi gerçekleri bu kitabla öğrenecekti dedi.mevlanan sarığının içinden bir kağıt uzatı ve ben başladım gerisini sen yarsın ben söylerim dedi.bu çalışmalar yılarca sürdü.
yapıt 25700 beyiten oluşan 6 ciltlik bir bütündü.mesnevi bitiği zaman mevlana yaşlanmış ve sağlığı bozulmuştu.17 aralık 1273’te öldü.
ilgili aramalar: Mevlana Kimdir, Mevlananın Hayatı, Mevlana Celaledein Ruminin Eserleri ,Mevlana Ne Zaman Doğdu,Mevlana hakında,mevlana ne zaman öldü,mevlananın hayatıbu sayfayı facebok’ta arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz
çk uzun olmş ama çk da gzl 🙂
bu nedir 2 sate yazarım 5. sınıfa gidiyorum işime yarar
çok uzun kim yazdı
iyi ama bunu kim yazdı ise up up up uzun n amaiyi not alacam hepsi 1 satlik iş
BİRAZ UZUN AMA İŞİME YARAYACAK BENCE
güzel
çok ayrıntılı işime yarıyacak
çok güzel ama çok da uzun
çok uzun beğenmedim
bence mevlana çok güzel biri hayatıda kısa ben ödev yazcam aksine biraz birşey unutmuşlar
mevlananın hayatı çok güzeliklerle geçmiştir konyaya gitiklerinde birden iplikçi hanım hayal ederek mevlanayı gorerek orda mevlanının olduğunun sanıyarlarmış
bence çok güzel 1sate baştan sona kadar yazdım
çok güzel anlatıyo
tm güzl ona bisey demiom da bunu ben nası yazcam
tm güzl ona bisey demiom da bunu ben nası yazcam