Yazar: Mevlüt Tapan

Ölüm Dileği

Günlerden bir gün zatı muhterem bir şahsiyet bunalım ve daralma hali çeker. Hayat, manasız ve sıkıcı geçmektedir. Hiçbir şeyden zevk ve tat alamaz. Yine bu günlerden birinde, ta öte diyarların Perliliçesi gelip bu şahsiyete konuk olur. “Tanrı misafiriyim.” Der ve buyur ettirir kendini. Bu zatın bu biçare halini gören Periliçe; dayanamaz ve onun bu hürmetine nispeten ona güzel bir teklifte bulunur. Periliçe: _”Ey zatı muhterem, hele bana derindi anlat da bir çare bulalım. Neden böyle gam ve kederdesin?” Zat:_ “Derbedentcileyim, halimden bir garip divane. Derdimi bilmezim ki derman dileyeyim.” Periliçe:_ “O halde dile benden ne dilersen ki, sana arzuladığın her şeyi vereyim. Ben ki zatlar yüze kıldım, zengin ve namı değer şahsiyetler eyledim. Sana da elbet yeterim. Her dileğini gerçek kılarım. E hadi bakayım dile benden ne dilersen?” Zat:_ “Mademki dileğimi sorarsın, o halde dileyeyim de dinle ve bu dileğimi yerine getir. Yalnız bir çölde yapayalnız iken bir zatın karşıma çıkmasını, elinde silahı bana doğrultmasını istiyorum. Önce o anın korku ve endişesini, sonra ateş edip beni vurarak göğsümde kurşunun acısını hissetmek istiyorum. Kanın bedenimden akışını görmek, ardından ölüm denilen şeyi görmeyi, hissedip tanımayı diliyorum.” Periliçe:_ “A kuzum sen neler dersin? Söylediklerini kulakların işitir mi_ kalbin mutmain midir senin? Hiç insan ölümü diler mi?” Zat:_”Neden, ölüm kötü bir şey mi, kötü ise neden var?” Periliçe:_”A nefsine hapsolmuş zavallı, ölüm haktır ve her nefis ölümü elbet bir gün tadacaktır. Sen zaten...

Devamını Oku

Edebiyat Kültür ve Sanat Üniversitesi

Öte diyarlardan geleli birkaç ay olmuştu Rasim dayı. Henüz pek alışamamıştı bu diyarlara. İlmin zorunluluk olup tescilinin ise diplomadan ibaret olduğu bu topraklara bir türlü alışamamıştı. Zamanının büyük kısmını güneşli günde bir ağacın altında dinlenerek geçiriyordu. Elinde bir kâğıt ve kalem yazıp duruyordu tüm gün boyunca. Günlerce yazıp karaladıklarını kimse bilmiyordu, kestirmekte olanaksızdı, çünkü yazdıkları bitince, akşam çökerken cebinden çıkardığı çakmağıyla tutuşturup yakıyordu. İşte günler böyle geçiyordu Rasim dayı için. 40 yaşını devirmişti ama hala evlenmeye pek niyetli değildi. Komşunun bahçesinde öylece oturup kitap okuyan Hasan’ı gördü. Hasan henüz üniversiteye başlayalı bir yıl olmuştu. Yaz tatilinin girmesiyle o da rahat bir nefes almıştı. Edebiyat bölümünü okuyordu. Diploma sunum Üniversitesinde bu bölüm yeni açılmıştı. Hasan da bu bölümün ilk öğrencilerindendi. Rasim dayı ağır adımlarla yanına yaklaşıp selam verdi. Hasan öyle derin kitap okumaktaydı ki, dalıp gitmişti adeta. Görünmeyen Bilinmez adlı romanı okurken, Rasim dayının iki defa tekrarladığı selamını duymamıştı bile. Rasim dayı Hasan’ın yanına geçip oturdu. Kısa bir süre sessizce Hasan’ı ve okuduğu kitabı inceledi. Hasan’ın yanı başında bir kitap daha vardı. O kitabı da alıp incelemeye koyuldu. Kitap ilginç bir kapağa ve isme sahipti. Sessizce kitabın adını okumaya başladı. Hasan Rasim dayının boğuk sesiyle irkilmişti. Elindeki kitabı kapatıp ters bir bakış attı. Hiddetle Rasim dayıya çıkıştı. “Ne yapıyorsun sen be adam? Utanmıyor musun başkasının eşyalarını kullanmaya, başkasını rahatsız etmeye?” Rasim dayı şaşırmıştı. Üzülmüş ve rahatsız olmuştu. Özür dileyip, ayağa...

Devamını Oku

Faydalı Bilgi

Modern çağın hükmü, yerini Post-modern bir yapıya bıraktığı günümüzde halen birçok açıdan eksikler boy göstermektedir. İnsanlığın gelişim sürecinde bilginin önemi her geçen an daha da artmaktadır. Bilgiye ulaşmak günümüzde dünden daha hızlı, kolay ve rahattır. Ayrıca rakamsal olarak da fazla bir bütçe ayırmaya gerek duyulmaz, fakat bilgiye ulaşmanın yanı sıra, bilginin doğruluğu ve geçerliği bakımından da sıkıntılar halen devam etmektedir ve bilginin faydalılığı hususunda da eksiklikler bulunmaktadır. Bilginin insanlığa ne çağrıştırdığının yanı sıra nelerin bilgi arz ettiğine önemlidir. Kişi için neyin bilgi olduğu, bilginin ne mana arz ettiği, bilgiye ulaşmak ve bilginin faydalılığı kadar önemli ve dikkate alınması gereken bir husustur. Bilgi, Türk Dil Kurumu’nun verilerine göre; “İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat” demektir, fakat bizim için bilginin terimsel, sözlüksel sözlük anlamının ötesinde insanlara ne çağrıştırdığı ve insanlar için ne anlam arz ettiği önemli. Bilgi, başta insanlığın ve de diğer bütün varlıkların hayatlarına ve kendi eylemlerine katkı sağlayan her türlü yeni ve mevcut birikimdir. Bizim için bir anlam ifade etmeyen bilgiye, bilgi değildir demek doğru değildir. Bunun için ancak bilginin faydasızlığı yahut yersizliği söz konusu olabilir.  Bir Akademisyen için akademik, bilimsel içeriğe sahip bir bilgi ne kadar önemliyse, bir yolcunun bir yerden bir yere gideceği hakkında ki bilgiler de onun için o kadar önemlidir. Gelelim günümüz dünyasında bilginin yerine ve önemine. Bilgi her kesim için önemlidir. Bilgi kadar bilgiye ulaşma ve o bilginin faydalılığı ya...

Devamını Oku

Ütopya Üniversitesi

Öncelikle mevcut Üniversitelere, üniversite hayatına ve eğitim&öğretim sistemine biraz değinecek olursak; Lise yıllarında her gencin tek umudu gibi görünen Üniversitelerin aslında dışarıdan görünmediğini, hatta lise beş bile denebileceğini söyleyebiliriz. Maalesef Türkiye’mizde ve de çoğu dünya ülkesinin üniversite anlayışı oldukça farklı ve insanları tatmin eden cinsten değil. Bir kaç asır öncesinde İslam camiasında ki Medreseler, Avrupa’da ki romantik dönem yahut Rönesans Üniversiteleri dikkate alınırsa pekte aynı şartlarda üniversite hayatı yaşamadığımız görülebilir. Medreselerde insanlar hayatlarını iş ya da sadece diploma denen kâğıt parçacığı için yıpratmadıklarını yıllar sonra ortaya koydukları  eser ve hizmetlerle görmekteyiz. Ulemanın ve talebelerinin eğitimi daima öğretimden evvel bir yere sahip olduğu, tümünde ki EDEB yapısıyla ve sonradan kendi inisiyatiflerince öğrenmeye başladıkları ilimlerle de şekillendirdikleri birçok tarihçi tarafından sabit görüşe sahiptir. Avrupa’nın kültür şehirlerinden olarak bilinen Weimar ve Jena havzalarında ki, eşsiz şahsiyetlerin tarih sahnesinde yer almaları ve günümüze dahi hala ışık tutuyor olmaları da bu durumun açık kanıtlarıdır. Günümüzden ki, özellikle Türkiye’de çoğunluk üniversitelere daha refah ve rahat bir işe sahip olmak üzere dağıtılan diploma için gitmektedir. İlim, eğitim ve öğretim ise bir nevi hobi ve eğlence halini almış durumda. Bazı alanlarda üç beş bilgi sahibi olanlar ise parmakla gösterilip, övgüyle karşılanmaktadır. Üniversite gençliğimizi tanımlayacak olursak; kitaplardan, kütüphane ve bilgiden uzak bir yaşam süren, diskolarda, barlarda takılmayı sosyallik sanan ve Facebook, Twitter vb. ağlarda en aktif olmanın kendisini geliştirmesine katkı sağlayacağı gibi yanlış kanaatlerde. Halimizi ve durumumuzu sürekli...

Devamını Oku