Olmak yada olmamak işte bütün mesele bu der ya W. Shakspeare (Hamlet) felsefe deriz buna, bazen hak verir bazen de saçmalık deriz anlamsız buluruz sözleri.

 

Sponsor Bağlantılar

Bugün kaleme almak istediğim aynen Shakspeare yaklaşımı kadar net ya da saçma veya haklı bulacağınız bir konu.

Doğmakla ölmek arasında var olması gereken ’’olmak’’ acaba her birimiz için aynı önemi taşıyor mu?

Yaşadığımız süreçte olmak için ne kadar çabalıyız ya da çabada mıyız?

 

İşte geldik gidiyoruz anlayışıyla yaşamak hayata eklediğimiz bir şeylerin olmayışından gelen belki bir kalkandır, ancak bizi koruyan olmayan daha ötesi bizi kapatan üzerimizi örten doğduğumuz kadar kalmamızı sağlayan bir slogan diye düşünüyorum.

 

Evet hepimiz işte geldik ve gideceğiz ne başlama noktası ne bitiş çizgisi değişmiyor bu bir gerçek ama o aradaki mesafeyi nasıl yürüdüğümüz çok önemli.

 

Yaşamak gerçek bir sanat anlayış farklılıklarımız düşüncelerimiz kültürlerimiz dinimiz dilimiz her şeyimiz farklı bile olsa doğmakla hayatı renklendirme görevini üstlenerek geliriz.

 

Bilmediğimiz geleceğe duyduğumuz heyecanla üretmek daha iyisine gitmek keşfetmek icat etmek beyin gücümüzü tetikleyen, var olandan daha fazlasını talep etmekle yaldızlanan farklı bir hayata yoldur.

 

Öğrendiklerimizi öğretmek nakletmek daha çok öğrenmek ‘’olmak’’ adına yapılacak işlerden en güzelleridir.

 

Yaşamak nefes almak yemek içmek uyumak ağlamak gülmek kısaca hayatın bize sunduklarıyla idare etmek doğmakla ölmek arasındaki zamanı düzden kullanmaktan öteye gitmeyen bize katmayan bizim katmadığımız hayat şeklidir.

Oysa insanın doğmakla başlayan bir tekamül süreci vardır anlattıklarını pür dikkat dinlediğimiz insanlar, yazdıklarını nefessiz okuduğumuz yazarlar geçmişte söyledikleri sözlerden ibret aldığımız ders çıkarttığımız bilgeler hayata ekleyenlerdir.

 

İnsan ne kadardır, neleri yapabilir ne kadarı elinden gelir ne kadar düşünebilir?

 

Bunu anlamanın tek yolu kendimizi tasarlamamızdan geçer, hayal ettiklerimiz düşündüklerimiz imkansız olmaz inanmak ile olmak arasında derin bir bağ vardır…

 

Varoluş başlangıçtır, insana sunulan hayat ve dünya keşfedilmesi gereken saklı bahçe gibi bir çok şifrelerle gizlenmiş sürprizli eğlenceli öğretici en önemlisi insana armağan edilmesidir.

 

Kainat içinde olan her şey insanadır, o halde bunları fark ederek yaşamak anlamak anlatmak böyle bir misyonu yüklenmek de insanidir.

 

Düşünce gücümüzle fiziksel enerjimizi birleştirerek imkansızları başarabiliriz, en olmaz denilen en mümkünsüz görünen olayları insan çözer başka hiçbir varlıkta böyle bir özellik yoktur.

 

O halde doğmak dünyada yer alan başka canlılara da verilen bir hak bizleri onlardan farklı kılansa ‘’olmak’’tır.

 

Hayatı değersiz olan insan olmaz hayatı değersiz kılan insan olur, adam sendecilik bananecilik bugün var yarın yokum anlayışı ile örtüşen yaşamı en basite indiren anlayış, içine aldığı insanı da sadece doğmak hakkına sahip olmuş ama ‘’olmak’’ güzelliğine erişememiş kılar.

 

Yaşamı anlayarak yaşamak manalandırmak bezemek arttırmak kendi kendimize verdiğimiz değerli armağandır, bu anlamda zenginleşen bilgilerimiz artarak fayda sağlar çünkü artık paylaşırız paylaşacak bilgilerimiz vardır çok olmak az olmaktan kurtulmanın düz yoludur.

 

Tecrübelerle tescillenen hayat deneyerek yanılarak ama ille de öğrenerek yaşamışlığın hazzı eminim ki çok farklıdır.

 

Hayatımız boyunca yaptığımız hatalar yanlışlar eksiler olur hiç birimiz ben hata yapmadan ömrümü tamamladım diyemez bu mümkün değil, ancak yapılan hatalardan öğrenmek bir sonraki zamana bilen olarak girmek pişmektir.

 

Tıpkı Yunus Emre gibi hamdım piştim yandım diyebilmek için yaşamın her safhasında öğrenecek, öğrenirken belki canımızı acıtacak bizi örseleyecek olayları pişmek için yaşandığını düşünerek adımlayacağız bu tavrımız bize  ‘olmak’ yolunda kolaylık sağlayacaktır.

 

Dünyada olmak bir varoluş gerçeğidir ‘’olmak’’sa insanın tekamülüdür…