Yazar: makaleyarismasi

Panik Atak

Panik atak nedir? Panik atak aniden ortaya çıkan endişe ve korku halidir. Kısaca bu şekilde belirtmişler. Peki bu endişeler ve korkular bizim kendimizi tetiklememizle ortaya çıkan duygular ve düşünceler değil midir? O zaman soruyu panik atak kimdir diye değiştirsek daha güzel olmaz mı? Panik atak benim. Panik atak benim kendi kendime kurduğum düşüncelerin tümüdür.Bir çoğumuz psikolojik tedavi için bir doktora başvurmuşuzdur. Konuşmanın sonunda hepsinin söylediği ve ortak düşünceleri olan o söz : HERŞEY SENDE BİTER BUNU UNUTMA! Ve bir annenin söylediği o söz : PANİK OLMA KIZIM ATAK OL! Ne yapacakmışız atak olacakmışız. Dışarı çıkarsam başıma bir olay gelir mi diye korkmayacakmışız. Korkuların üstüne giderek kendimizle savaşacakmışız. O halde hadi dışarı çıkalım ve etrafımıza bakalım. “Çok kalabalık. Herkes üstüme geliyor. Eve gitmek istiyorum. Orada daha mutluyum” Hayır değilsin. Evde olmaktan mutlu değilsin. Sende herkes gibi olmak istiyorsun. Bunun için yürümeye devam etmelisin. “Saatlerdir yürüyorum artık yoruldum. Bir yerde oturalım en azından” Tamam hadi oturalım. Etrafına baksana insanların hepsi birşeyler için uğraşıyor ve koşturuyor. Evet dışarıda kötülükler var ama herkes kötü değil. Sana kimse birşey yapmayacak. Eminim şurada düşsen herkes olmasa bile içlerinden biri sana yardım etmek için elini uzatacaktır. Dinlendin artık hadi yürümeye devam edelim. “Başım dönüyor. Düşebilirim. Sendelemeye başladım”Hayır sendelemiyorsun. Düşmeyeceksin. Başın dönüyor ama bu hastalıkta hiç düşen birini görmedim henüz. Sadece başın dönüyor hepsi o. Bugüne kadar düşmedin bundan sonra da düşmeyeceksin.“Köpek geliyor”Gelsin. Isırmaz korkma. Zaten kuduzada...

Devamını Oku

Gönüllülük Faaliyetlerinin Önemi ve Kazandırdıkları

En kısa tanımıyla gönüllülük, bireyin başka bireyler için herhangi bir ücret almadan emek veya zaman sarf etmesidir. İçerisinde maddi çıkarlar bulunmadığı için toplumsal eşitsizliklerin üstesinden gelmek için kullanılabilecek tek yol gibi görünüyor şu an.Türkiye’de Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın yaptırdığı araştırmaya göre; Türkiye’de gençler gönüllü faaliyetlerde bulunmuyor. 2008’de yapılan bu araştırmaya göre, kentsel bölgelerde yaşayan 18-35 yaş aralığındaki gençlerin 1 yıl içerisinde sadece %5 oranında gönüllü çalışmalarda  aktif olarak yer aldığı görülüyor. Dünya Değerler Araştırması’nın verilerine de bakacak olursak, ülkemizin gönüllü çalışmalara katılım oranı %1,5 ve bu sıralamadaki 55 ülke arasında sonuncu sıradayız. Araştırma bu konuda ne kadar geri kaldığımızı göstermeye yetiyor. Halbuki araştırmalar gösteriyor ki; gönüllü faaliyetlere katılım bireyin kişisel gelişimi üzerinde çok etkili. Aktif olarak gönüllülük faaliyetl erinde bulunan kişiler daha hoşgörülü, demokratik değer- lere daha saygılı, kendine daha fazla güvenen ve toplumsal faaliyetlerde de aktif olan bireyler haline geliyor. Gençlerin, gönüllü faaliyetlere katılmamalarının en büyük nedenleri zaman ve para sıkıntıları- nın olması.Diğer mazeretler ise; –    Doğru kurum bilmiyorum,–    Kurumlara güvenmiyorum,–    Bu tür faaliyetlerin anlamlı bir sonuç sağladığına inanmıyorum,–    Gönüllü faaliyetlerde bulunacak yeteneklere sahip değilim,–    Daha önce gönüllü faaliyetler konusunda kötü bir deneyimim oldu şeklinde. Durum böyleyken, en azından dıştan gelen eksiklikler bir an önce giderilmelidir.Gönüllü olmama mazeretleri içinden ‘doğru kurum bilmiyorum’ maddesinin kaldırılması için Sivil Toplum Kuruluşları’nın tanıtımları yaygınlaştırılmalıdır. Gençlere bu konuda para sıkıntısının, bir neden ola- mayacağı düşüncesi aşılanmalıdır. Yine aynı tanıtımlarda bireyin, birey olduğu için...

Devamını Oku

Ertelenmiş Hayatlar

Küçükken belki farkında değildik hayatın nasıl olduğunu ya da neler yaşadığımızı pek umursamıyorduk çünkü o an çocukluğumuzu yaşamaya çalışıyorduk. Her ne kadar hayat yine istediğimiz gibi olmasa da ama insan büyüdükçe her şeyin farkına varıyor. Yoksullukların, acıların, sevinçlerin, aşkların… Bazen düşünürüz keşke çocuk olsaydık diye belkide bundan, yaşadığımız olumsuzlukları,  acıları, kederleri belkide o şekilde unutmak istediğimizdendir. Ama yinede her şeyin zamanında yaşanılması gerektiği görüşündeyim. Her şey tadında güzel.İnsan yaşadığı acıları unutmak için çocuk olmak ister, para kazanıp daha iyi bir hayat yaşamak ister. İşte bunları yapmak için kendine daha iyi bir hayat sunmak için o an yaşayacağı belki güzel belki acı şeyleri hep başka bir döneme başka bir zamana ertelerler. Birçok kişi tanırım, bir sürü insan, birçok arkadaşım bunlara bende dâhil hep erteledik hayatımızı, güzel günlerimizi. En ufak bir şey mesela arkadaşlarla bir yerde oturup bir şeyler içmek istersin ya da birine doğum günü hediyesi almak istersin maksat gönül almak ama yapamazsın. Cebimdeki kuruşlarla kendine bir şeyler almak istersin ama aklına evde hep bir şeylerin özlemini ya da arkadaşından görmüş ama kendisinin olmayan, tv de görmüş onu çok istemiş ama olmamış kardeşi ya da kardeşleri gelir aklına annesi, babası… İşte kendisi için bir şey yapmak ister ama yapamaz. Cebinde üç beş kuruşun olur onu nerelerde harcayacağımızı o kadar çok düşünürüz ki… Eksikler var hayatımızda yapmak istediklerimiz ama yapamadıklarımız. Okumak istersin bin bir eziyetle, çabayla okur yaşayamadığı hayatı “okursam sınavı...

Devamını Oku

Birlikte Bakabilmek

Biz nezaman karşımızdakine kendi penceremizden değilde onun olduğu yerden bakabilme erdemini yakalayacağız. Erdemli olmak herkese eşit bakabilmenin, saygı, sevgi gösterebimenin bir ürünüdür. Yürürken yanımızda bizden farklı kişilerinde olmasını istersek eğer onların ne giydiklerine  nasıl yediklerine kimlerle iletişim kurduklarına bakmaksızın, Hem; fikirlerine saygı, hemde bulundukları duruma anlayış gösterip bu farklı fikir ve durumlardan kişisel değilde toplumsal zenginlik üretebilmeliyiz.Biz eğitimcimize, bilimle uğraşan akademisyenimize, adaleti sağlayan hukukçumuza, doktorumuza, meslek gruplarına saygıyla bakabilsek, her işten anlayana sen yaparsın sen bilirsin demek yerine sabit belge ve bilgilerine göre hareket et diyebilsek bugün bizim daha anlamlı daha güçlü, daha objektif bir yönetim ve ekonomisi bağımsız lokomotif bir model olurdu bu ülke. İşte tam buradan birlikte bakabilmek varya ;… o hiç kimseye kişesel iç güdülerle fanatizm olgularıyla sahiplenmek yerine, yapabilirlik kabiliyeti içinde nekadar tecrübeli; yönetebilme, deneyimi varmı, birleştirici role sahipmi, erdemli bakabiliyomu, tarafsız mı? Geçiciligimi yoksa sürekliligimi amaç edinmiş. sosyalleşebiliyormu? Sorusu yerine ve burda bir iş kolu iyi rant sağlıyor anlayan anlamayanın  kontrolsüz bir şekilde piyasaya atlaması, futbolu bilmeyen oyuncu gibi piyasadaki rakiplere bilinçsiz kasti foller yapması, buna çıkıp hiç kimsenin dur diyememesi… İşte o zaman işini iyi bilenlerin yerine piyasaya nerden geldiği bilinmeyen sahte aktörler hakim olur ve hep söylenir dururuz. İşsizlik, istikrarsız, piyasa, popilizim, ekonomi, karmaşık bir pazarın değerini yitirmiş meslekleri… Zamanla ararız artık bu meslekle de uğraşan yok diye! Şimdi çözüm zamanı bu ülkenin var olan ve gelecek nesli için eğitimin yönetici kadroya...

Devamını Oku

Anlamlı Söz

Siz yürürken önünüzden umutlarınız yürür. Namınız yürür kah bir dağın endamlı tepelerinde bulutlarla selamlaşır. Kah yeşil vadinin gür yapraklı ağaçlarında fısıldaşan kuşlarla söyleşir. Hafif bir tebessümün içinde hüzünlü bir sis belirir. O an yürüdüğünüz kaldırım sararmış yapraklarla fısıldaşırken siz geçmişinize doğru adım adım ilerlemektesinizdir. Taaki eserleriniz asırlar boyu hiç bozulmadan gelecek kuşağa kalana kadar. ATİLA EMANET tarafından “Makale Yarışması” için...

Devamını Oku

Sosyal Ağların İnsan Yaşamına Etkisi: Facebook Örneği

İnternette son yıllarda online toplulukların bir türü olarak sosyal ağ siteleri gittikçe popüler hale gelmiştir. Teknolojinin soğukluğunu, Web’de bir araya getiren sosyal ağ siteleri, geleneksel ortamda insanlar arasında gerçekleşen yüz-yüze iletişimin yarattığı etkinin benzerini sanal ortamda meydana getirmektedir. Her ne kadar geleneksel ortamdaki gibi olmasa da sosyal ağ siteleri,  hayatımızın bir parçası haline gelmeye başlamıştır. Sosyal iletişim ağları, kullanıcılara kendileri yeniden tanımladıkları ve çeşitli sosyal ilişkilere katıldıkları bir sosyalleşme süreci şeklinde ilerlemektedir. Sosyal kelimesinin anlamı; toplumla ilgili, toplumsal, içtimai demektir. Bunu biraz daha açacak olursak, sosyal olmak; toplumun üyesi, topluma ait, toplumla ilgili, topluma bağlı olmak demektir.“Sosyalleşme” kişinin grup normlarına uymasını öğrenmesini sağlayan bir süreçtir. Bu durumda sosyalleşme; bir nevi öğrenme sürecidir. Bundan dolayı  İnsan olarak, birbirimizle paylaştığımız konular, sosyal etkilerin sonucu olarak bir şahsiyet haline gelmektedir. Tüm dünyada 500 milyonu aşkın kişi gününün önemli bir kısmını Facebook’ta geçirmeye başlayınca, bu sosyal paylaşım platformu sosyolog ve psikologların da araştırmalarının ilgi odağı haline gelmiştir. ABD’li psikoloji profesörü Rowland Miller’in yapmış olduğu araştırmaya göre; Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin İnsan karakteri üzerinde çeşitli etkilerini ortaya koymuştur. Miller’e göre, insanların bütün hayatlarının detaylarını tüm dünyayla paylaşmalarını sağlayan Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım siteleri, utanma duygusunu yok etmektedir. Bununla birlikte Sağlık problemlerine yol açmasından, gelecekteki iş fırsatlarının kaçmasına neden olmakta, kullanıcılarının kıskançlık duygusunu derinleştirip ‘canavar’a dönüştürmesinden narsistleştirmesine kadar birçok bilimsel iddianın hedefindeki Sosyal paylaşım siteleri, İnsan hayatının vazgeçilmez parçalarından birisi...

Devamını Oku

Taciz ve Tecavüz Etmek

Bir gün, çok genç ve dul bir bayan arkadaşımın evine oturmaya gittim. Bana, oturduğu evin balkonuna, birinin mektup attığını ve mektupta kim olduğunu yazmadığını söyledi. Bunun üzerine, mektubu aldım ve okumaya başladım. Mektupta şöyle yazıyordu: ’’Dul bir bayan olduğunu biliyorum. Uzun zamandan beri seni gözlüyorum ve çok beğeniyorum. Sende yalnız bir kadınsın. Erkeğe ihtiyacın vardır.’’ Oysa duyarlı ve yardım sever bir vatandaş olsaydı: ’’Siz, yalnız yaşayan genç bir annesiniz.Çalışmadığınızı biliyorum. Ekmeğe, suya muhtaçsınızdır. Size nasıl yardımcı olabilirim?’’ dese, dünyalar onun olurdu. Ama bizim erkeklerimize, ’’dul kadın’’ deyince, kolay kadını çağrıştırdığı için, akıllarına uçkurdan başka bir şey gelmiyor. Şimdi sizce, tacizden ve tecavüzden çok daha gaddarca değil mi? Çaresiz ve muhtaç, ne yapacağını bilmeyen, kimseden destek göremeyen kadına: ’’Sana destek olacağım. Paramda var, çevremde var. Sana iyi bir iş bulurum. Ancak bir şartla, benimle olman lazım.’’ diyen o kadar çok erkek var ki. İşte, buda tecavüzdür. Muhtaç olan kadınların bir kısmı istemeyerekte olsa, o adama ’’evet’’ demek zorunda kalıyorlar. Bir kısmı da hayatın zorluklarına direniyor. Tabi, konu taciz ve tecavüz olunca, şu konuya da değinmeden geçemeyeceğim. Toplumumuzda hala, ’’Kadınlar hak etmiştir.’’ düşüncesini savunuyorlar. ’’Dekolte giyinip, erkekleri baştan çıkarmıştır, geç saatte dışarı çıkmıştır, ya da erkeğe kuyruk sallamıştır. Bu yüzden hak etmiştir.’’ yorumları hala, kulakları çınlatıyor. İki bin on bir yılında bile hala, din adamları bu konuyu konuşuyorlar. Bir din adamı: ’’Vay efendim, tabiî ki, açık giyinenlere tecavüz ederler.’’ gibi yorumda...

Devamını Oku

Hemşire Hanım Serum Akmıyor

Hemşire, TDK’na göre; Mesleki eğitim almış, hekimle iş birliği yaparak hastaya bakan sağlık çalışanına verilen isimdir. 2 Mart 1954 tarihli 8647 sayılı Resmi Gazete’ye göre; hemşireliğin tanımı şöyledir: Türkiye’de üniversitelerin hemşirelik ile ilgili lisans eğitimi veren fakülte ve yüksek okullarından mezun olan ve diplomaları Sağlık Bakanlığınca tescil edilenler ile öğrenimlerini yurt dışında hemşirelik ile ilgili, Devlet tarafından tanınan bir okulda tamamlayarak denklikleri onaylanan ve diplomaları Sağlık Bakanlığınca tescil edilenlere Hemşire unvanı verilir.Modern hemşireliğin kurucusu; Florence Nightingale’dir. Nightingale; şu sözleriyle ünlüdür; “Tanrının en değerli armağanı olan hayat, çok defa hemşirenin ellerine terk edilmiştir.” İlk Türk hemşire; Selçuklu döneminde yaşamış olan...

Devamını Oku

Bebeğim Büyüyor

Okul öncesi çocuk eğitimi hakkında bir kaç cümle bir şeyler yazmak istedim. Olaya çok basit olarak yaklaşıp en azından kısa ve özgün bir makale ile sizlere anlatmaya çalışacağım. Tabi ki bir bebeğin yetişmesi için veya okul öncesi eğitimin verilmesi için sayfalarca dolusu kitaplar yazmak gerekir. Çocuğunuzun temel değer duygusu geliştirmesinde etken rol oynayan beş ana madde vardır:1. Dokunmak. Özellikle hayatının ilk yılında ama devamında da…2. Ödüllendirmek. Çocuğunuzun ihtiyaçlarının giderildiğini ve giderileceğini garanti etmektir.3. Geribildirim sağlamak. Çocuklarımızla ilgili algılarımızı onlara nasıl hissettirdiğimizdir.4. Saygı duymak.5. Zaman. Çocuklarımızla geçirdiğimiz zamanın uzunluğu ve kalitesidir. Şimdi bunları birinci maddesinden başlayarak anlatmaya çalışalım. Dokunmak, çocuklar...

Devamını Oku

Anlamsız Duygular

“Bir Beden İki İnsan” adlı henüz bitmemiş romanımdan bir giriş sunuyorum. Haziranın sonlarına yaklaşmıştık. Hava oldukça sıcak ve bir o kadar da nemliydi. Yollar sıcak havanın etkisiyle bulanık görünüyordu. Ağaçların yaprakları yanmış, kuşlar gölgelere çekilmişlerdi. Havada gezinen birkaç eşek arısından başka hareket yoktu çevrede. Saat öğlene yaklaşıyordu, güneş tepeden bakıyordu yeryüzüne.Kuzeyden yükselmiş dağlarda koyu yeşil ve mor renkler hakimdi. Yer yer gökyüzüne serpiştirilmiş bulutlar, yoğun ama cılızlardı. Gökyüzü oldukça açık bir mavi tonda, hafiften sarıya çalmaktaydı. Yüzüme vuran rüzgar keskin ve yakıcıydı. Öğlenin bu saatinde çevrede benden başkasının olmayışı bir an için kendimi garip hissetmeme neden oldu. İsteksiz, ancak hızlı adımlarla yürüdüğüm yolun solundaki süpermarkete girmek için tempomu arttırdım. Ekmek, süt ve biraz da şeker almalıydım. Akşam yaptığım yemeğin midemde bir felakete dönüşmesinden sonra ılık bir sütün iyi geleceğini düşünmekteydim. Burada her ne kadar bir kadının tek başına yaşamasına hoş bakmıyor olsalar da, kendime yettiğim ve hayatımı sürdürebildiğim sürece bunun bir anlamı olmayacağını sanıyordum. Markette süt almak için yanaştığım reyonda çok yoğun birşeyler kokuyordu. Et ve peynir türü diğer proteinsel gıdaları da aynı raflara koymuşlardı. Vejetaryen değildim, ama bu koku da dayanılacak cinsten değildi. Bulunduğum noktadan hemen uzaklaşmak için iki kutu sütü tarihlerine bile bakmadan aldım. Birkaç metre yürüdükten sonra azalan yoğun koku yerini baharat kokularına bıraktı. İşte buna bayılırdım. Özellikle tarçının hafif ama rehalı kokusu yüzümde bir gülümseme yaratmıştı. Ekmeği paketli aldım, arada sırada da olsa tost yaptığımda...

Devamını Oku

Ahmet Haşim'in "Merdiven" Şiirini Somuta Yaklaştırma Denemeleri ve Merdiven Şiiri Tahlili Üzerine

Özet: Ahmet Haşim’in merdiven şiiri şüphesiz Türk edebiyatının köşe taşı şiirlerinden biridir. Gerek ortaöğretim gerekse yükseköğretim kurumlarınca bu şiir soyut olarak işlenir ve tartışmasız bir ölüm temasından bahsedilir. Biz bu çalışmada şiiri daha somut hale getirerek temalardan biri olan “Ölüm” gerçeğine dokunmaya çalışmak ve bu çalışmayı kutsal kitaplar ve diğer akademisyen hocaların yorumlarıyla güçlendirmeye çalışmak. Soyut temanın sözle söylenmesine katkıda bulunarak bu sözsel ifadenin somut ifadelerle güçlendirilmesini sağlamak ve bu çalışmada Nurullah Çetin’in şiir inceleme yöntemini kullanmak bizim yöntemlerimizden biri olacaktır.I. HAYATI AHMET HAŞİM(D. 1884 – Ö. 4 HAZİRAN 1933) Bağdat’ta doğmuştur. Babası mülkiye kaymakamlarından ve Bağdat’ın eski ve...

Devamını Oku

Yazı Yazmak

Yazmak, yürekte ve beyinde birikenlerin yeni bir ürün olarak kalemin ucundan beyaz sayfalara dökülüp; beyinlere, yüreklere ulaşması ve oralardan işlenip yeni ürünlerin ortaya çıktığı sürekli bir döngüdür. Bu döngünün meyvesi olan eserlerden kimi sadece akıl ürünü, kimi sadece yürek ürünü kimisi de her ikisinin ürünüdür.Biz hangisini ön planda tutuyorsak o yönde ürünler ortaya çıkıyor elbette. Bu ürünler toplumda hemen herkese iyi ya da kötü yönlendirmelerde bulunur. Bu ürünlerden sadece okuyanlar etkilenmez. Onları okumayanlar da okuyanlar vasıtasıyla etkilenir. Yazı, tarih boyunca hep etkili bir silah olagelmiştir. Bu silaha önem verenler silahların en üstününü ortaya çıkarmıştır ve çıkarmaya devam ediyor. Yazı, sadece silah ortaya çıkarmamıştır. İnsan hayatını kolaylaştırıcı ürünlerin de ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Yazı, insanın elinde hep bir araç olmuştur. Kimi bu aracı kötü, kimi iyi yolda kullanmıştır. Her ikisi için de gayet kullanışlı bir yoldur aslında. Fakat yazıyı ister silah, ister araç, ister iyi, ister kötü kullanalım nasıl kullanırsak kullanalım ona hâkim olmak, yazı vasıtasıyla topluma yön vermek, içinden gelenleri kâğıda dökmek, güzel bir sanat eseri ortaya çıkarmak, eğitimli insanlar yetiştirmek, yazma sanatını öğretmek ve öğrenmek, yazmanın kendine has o zevkine ulaşmak vs. için şüphesiz çok çalışmanın ötesinde bir çalışma gerekmektedir. Eğer bunu yapmıyorsak “armut piş ağzıma düş” atasözündeki gibi hareket etmekle kalmamış aynı zamanda “lütfen sapı da yukarıda olsun” diyerek tembelliğin bir üst düzeyine çıkma gibi bir başarıyı da elde etmişiz demektir. Yukarıda yazılanları ve daha fazlasını yerine...

Devamını Oku

Dünya ve Aşk!

Eskidendi evet o günler, o aşklar, o masallar!… Şimdi çocukarımıza masal anlatma gereğini dahi duymuyoruz!… Çünkü buna vaktimiz yok, nefes almaya, düşünmeye, sevmeye, sevilmeye, AŞK’a… Dikkat ettiyseniz aşk’tan sonrasını tırnak işaretiyle ayırdım, çünkü özeldir aşk!… Her ne kadar öyle yaşanmasa da, özeldir Aşk! insanların içinde gezinmese de, uğramasa da kalp hanelerimize!!… “- eskidendi o çok eskiden…” diyor ya şair!!… Şimdi aşk için ifade cümlesi kurmaktan da aciz olduğumuz; o melun, büyülü, sırlı kimya!! Çocukluğumda konu komşu kızlarından bilirdim; bizde gülüşürdük anlatırlarken yanlarında, anlamının ne olduğunu bilmeden!…Aynı mahalledeki bir genç delikanlı; sever komşu kızını. Başlar her fırsatta, limonla taradığı contravolta saçları ile geçer kızın önünden. Sonra kıza arkadaşıyla haber gönderilir… Kız derki; …ay kim o, şu serseri çocuk mu? Çocuk koşturur peşinden; bir defa sevmiştir ve ölümüne düşmüştür bu sevdaya!… Düşünemez olmuştur başka birşey ve haftalar aylar kızın peşinde geçer… Köşe başı Kadir İnanır duruşları, teyiplerden name göndermeler… ve nihayet kızın kalbine varılır!… Sonrasını siz tamamlayın… Artık kaderlerinde ne var ise!.. Yani eski tağbiriyle sevda!… KARA SEVDA… Hani şimdi var mı hayatımızda?… Nerede o eski sevdalar, contravolta saçlarımız, hani sevmek hani sevdalanmak, ağlamak!… HANİ AŞK’a kıymet!!… Vardır elbet… Dünya AŞK üzeredir!! Bizimkisi bize bir sitem idi!… Dünya dönüyorsa aşkla dönüyor deniyor ya, öyle de; Dünya varsa aşkta vardır vesselam!… SELMA ARSLAN tarafından “Makale Yarışması” için...

Devamını Oku

Siqaret (Sigara)

“Tabakkomaniya”:sağlam cəmiyyət üçün böyük təhlükə Ekspertlər: Milli Genefondumuz üçün ən təhlükəli faktorlardan olan siqaretə qarşı mübarizənin gücləndirilməsinə ehtiyac var Bu məsələ başı siyasətə və şou-biznesə qarışan televiziya və mətbuatın diqqət xaricindədir. Media siqaretdən qazanılmış xəstəliklərin müalicəsini həyata keçirən tibb mərkəzlərinin və dərman preparatlarının reklamından daha çox qazanır. Cəmiyyət isə xeyli sağlam üzvünü itirir…“Şeytan əməli”nin qısa tarixçəsi Hər il milyonlarla can və milyardlarla vəsait itgisinə səbəb olan siqaret Avropaya Amerika qitəsindən gəlib. 1492-ci ildə Kolumbun bu qitəni kəşf etməsindən sora bəşəriyyəti girdabına salan bu məlum bəla ortaya çıxdı. Kobud formada bükülmüş siqareti ilk dəfə səyahətdən qayıdan dənizçilərdən biri çəkdi. Onu “şeytana təslim olmuş” adı ilə ömürlük həbsə məhkum etdilər. Siqaret qabaqlar tütün yarpağına, daha sonra da incə kağıza sarılaraq istifadə edilib. İlk siqaret fabriki  1830-cu ildə İspaniyada, 1845-ci ildə Fransada qurulub. İngilislər siqareti ilk dəfə Krım Döyüşündə (1853-1856) Osmanlı əsgərlərində görüblər. 1965-ci ilə qədər siqaret istehlakı yüksəliş meyli göstərdi, amma insanlar onun zərərləri haqqında məlumatlandıqca istehlak tədricən azaldı. Amma bu azalma qısa bir müddət sonra siqaret istehlakının sürətli yüksəlişi ilə əvəzləndi. Hazırda bütün dünyada bu bəlaya təlabat böyükdür.  İnkişaf etməkdə olan ölkələrdə siqaret istehlakı günü-gündən artır. Siqaret tütün və kağızın, o cümlədən kağızı yapışdırmaq üçün istifadə edilən “poli vinül asetat” adlı yapışqan və “sellüloza asetat” əsaslı bir filtrin birləşməsindən yaranır. Texnologiyanın sürətlə inkişafı və hər gün yeni bir şeylər kəşf olunan dünyada siqaret istehsalında da irəliləyişlər edilir. Son illərdə tütünün...

Devamını Oku

İlk “Qadın …lar” (İlk Kadınlar)

və ya bəşər tarixindən bəzi qadın ilkləri Gender bərabərsizliyinin və ya bərabərliyinin ən çox dartışıldığı bir dövrdə yaşayırıq. Hər gün bu mövzuda yeni nəsə eşidirik. Hər gün alimlərlə din xadimlərinin arasındakı mübahisələrə şahid oluruq. Hər gün qadınlarla kişilərin müxtəlif aspektlərdən qarşılaşdırılmasını görürük. Əbədi olaraq bir-brinə yoldaş olan bu iki varlıq həm də əbədi rəqibdir. Amma həm elmi, həm dini yönümdən qadın və kişi anlayışı bir insan, şəxsiyyət olaraq bütövdür və bu bütövü təşkil edən hər iki fərd önəmlidir. O zaman nədən bəzi cəmiyyətlərdə qadın hər zaman kişidən bir addım geridə görülür?Zərif (bir az kobud deyildikdə zəif) və güclü (hegemon) cins. Bu ifadəni ilk dəfə kim işlədib, bilmirəm, amma qadınla kişini bir-birindən ayırmaq üçün ən çox istifadə edilən ifadədir. “Zərif” sözünün yerində çox zaman “zəif” sözünü də görürük. Tarix bizə göstərir ki, zamanın hər bir dönəmində qadın özünü və bacarığını göstərib. Bu matriarxal  dediyimiz zamanda da belə olub, patriarxal dövrdə də belədir. Tarix və təcrübə göstərir ki, qadın zərifdir, amma zəif deyil. Qadın da kişilərin bacardığını bacarır, asan və ya çətin iş olmasına baxmayaraq. Mövcud olan bütün peşələrdə də qadın əməyi var- analıqdan döyüşçülüyə, evdarlıqdan kosmonavtikayadək. Hər şeyin bir ilki vardır, zaman olub ki, qadınlar bu “ilk”i bacarıblar.  Bu dəfə qadın “ilk”lərdən yazmaq qərarına gəldik. Beləliklə, tarix boyu dünyada mövcud olmuş peşələrdəki “ilk” qadınlar… İlk Qadın Astronavt – Onun milliyəti rus olub. Zaman vardı ki, bütün dünya o qəhrəmandan danışırdı....

Devamını Oku

Duz: Qida Yoxsa Zəhər?

Tibb elmi bu suala hansı cavabı verir? Duzun bir qida vasitəsi kimi kulinariya mədəniyyətinə tarixin hansı zamanında daxil edildiyi dəqiq məlum deyil. Amma (bəlkə də çoxları üçün qəribə görünsə belə) indi dünyada ondan istifadə geniş yayılsa da, duzu qida hesab etməyərək ondan heç vaxt istfadə etməyən milyonlarla insan, hətta bütöv xalqlar var. Duz Azərbaycan xalqının təkcə qida rasionunda ən çox istifadə edilən məhsullardan biri deyil, həm də folklor və ədəbiyyatında adı ən çox hallanan nəsnələrdən biridir. Baxmayaraq ki, son elmi tədqiqatlara görə duzun insan sağlamlığı üçün xeyrindən daha çox zərəri olduğu sübut olunub, amma yenə də minillərin kulinar ənənələrini müasir nəsillər də davam etdirir. Bu dəfəki mövzumuz dünyada duzla bağlı aparılan son tədqiqatların nəticələri, duzun insan orqanizminə təsiri haqdadır.Duz qida vasitəsi deyil? Son vaxtlar aparılan elmi tədqiqatlar sübut edib ki, duzun ən təmizi belə insan orqanizmi üçün zərərlidir. Onun tərkibində neft və kənar maddələr tapılanda isə şübhəyə yer qalmır. Qədim Şərq təbabətində bu fikrin sübutu olan saysız dəlillər var. Təsadüfü deyil ki, bütün dünyada tanınan həkimlər də duzun insan orqanizminə zərərdən başqa bir şey vermədiyini təsdiqləyiblər. Lyuis Ester, Herbert Şelton, Benedikt List, Katsuzdo Nişi, Henri Lindlato, Pol Breqq və sair dünya şöhrətli alimlərin fikrincə duz bəşəriyyət üçün qida vasitəsi deyil. Sağlam həyat tərzinə aid 20-dək kitabın müəllifi olan məhşur dietoloq alim Pol Breqq hesab edir ki, əgər insan qəbul etdiyi qidalardan öz bədən hüceyrələrinin təbii inkişafı üçün lazım olan...

Devamını Oku

Qurban: Kimə, Kimi və Nədən? (Kurban: Kime, Kimi ve Neden?)

Müxtəlif inanclarda qurban anlayışı, ritualların mahiyyəti və mərasimin keçirilmə formaları Qurban ritualının tarixi Qurban tarix boyunca müxtəlif mədəniyyətlərdə ta qədimlərdən tətbiq olunan bir ibadət şəklidir. Qurban mərasimləri haqda ən qədim mənbələrdə -şumer yazılarında maraqlı məlumatlar var. Qurbanvermə mərasimi Tanrının birliyinə inanan bütün dinlərdə (yəhudilik, xristianlıq, krişnaizm, zərdüştlük, müsəlmanlıq və s.) əsas prinsiplərdən biridir. Yəni, bütün dinlərdə qurban mərasimləri var. Amma təbii ki, fərqli formalarda.Dinlərin bəzilərində Tanrıya canlılar qurban edilir, bu həm insan (satanizm), həm də heyvan (islam, iudaizm) ola bilər. Amma digər Şərq dinlərində (zərdüştlük, induizm, krişnaizm, buddizm, çaynizm və s)  Tanrıya qansız qurbanlar verilir. Bu qurbanlar meyvə-tərəvəz, süd məhsulları, gül-çiçək ola bilər. Yəhudilikdə və xristianlıqda qurban mərasimi Yəhudilərin inancınında qurban insanın günahının təmizlənməsi üçün gərəklidir. Onlara görə, bütün qurbanlar günahların bağışlanmasını təmin etmək üçündür. Yəhudilərin müqəddəs kitabı sayılan Tövratda ənənəvi ibadətlər əsasən qurbanlara həsr edilib. Qurban, ibadətin əsasını təşkil edir. Yəhudilər həm qanlı, həm də qansız qurban verirlər. Qanlı qurban heyvan qurbanı deməkdir, yəhudilər müsəlmanlardan fərqli olaraq quş, toyuq kimi qurbanlar da verirlər. Amma onlar daha cox qurbanı qansız verməyə üslünlük verirlər. Bu kimi qurbanlar əsasən şirniyyatlardan, meyvələrdən verilir. Xristianların qurban anlayışı yəhudilərinkindən qaynaqlandığından onunla ortaq istiqamətləri var. Ancaq xristianlar, yəhudilərin “Fısıh” kimi tanınan qurban bayramındakı ruhi məqsədin İsa Məsihin gəlişiylə tamamlandığına inanırlar. İncildə qurban qanının axıdılmasıyla günahların bağışlanılmasının işarələndiyi deyilir. Heyvan qanı ancaq simvol xüsusiyyətini daşıdığından günahların bağışlanmasını təmin edə bilməz. Tanrının İbrahimin oğulunun yerinə verdiyi qoç...

Devamını Oku

Hay, Dilinizi!

Nallı Kuzu! Arı’sı soksun diyeceğim ama hadi neyse. Güzelim Türkçemizi ne hallere sokuyorlar. Uydur babam uydur. İstanbul Üniversitesinde İdarecilik eğitimi alırken, satış ile ilgili ders görüyorduk. Profesör anlatıyordu; ”Arkadaşlar Satış elemanı demek yanlış. Bunun adı satışçıdır”. Haydaa. Buyurunuz buradan yakınız. Söz istedik. Kalktık ”Hocam bu biraz uydurma olmadı mı?Şimdi bu sözden ‘Satışı Satmak’ anlamı çıkıyor. Bunu nasıl izah edersiniz? Satışı satan adam neyi satıyor sizce? Satış elemanı demenin ne sakıncası var ki”. Hoca, beklemiyordu herhalde, hık mık etti. Sonunda, ”Bunu ben uydurdum. Kitabıma da koydum demez mi?”. Uydurmuş. Biliyorsunuz Türk Dil Kurumu dilimizi tahrip etmeye başladığında, buldukları yeni kelimelere, halk arasında “Uydurukça” deniliyordu. Unutmadık. Hostese bunlar, ”Gökte Uçan Ulusal Avrat” adını koymuşlardı. Kibrit yerine yanak! Düşününüz. Kibrit’e ihtiyacınız var. Sigaranızı yakacaksınız. Bir hanımefendiye yaklaştınız, ”Yanağınızı verir misiniz?” dediğinizde suratınıza bir Osmanlı tokat’ı yer misiniz, yemez misiniz?… Akıl işi değil. O zamanlar güzelim ihtimalin yerine ”Olasılık” diye uydurukça bir kelime uydurmuşlardı. Arkadaşlar arasında” Ula Salak” diye birbirimize takılırdık. Hatta bunları kullanmak bir kesim tarafından çağdaşlık olarak lanse edilmişti. Hala da ediliyor. Vay benim köse sakalım! Çağdaşlık; uydurukça kelimeler kullanmak, içki içmek. Bara Pavyona gitmek. Bekâreti yok saymak. Kutsal değerlerimize küfür etmek ha? Bir İhtimal daha var. O da ölmek mi dersin” adlı, Bestesi ve Güftesi Nihat AKIN’a ait olan Nihavend makamındaki ölümsüz şarkıyı, geliniz bir de uydurukça söyleyelim. ”Bir olasılık daha var o da ölmek mi dersin?” Adama gülmezler mi?...

Devamını Oku