Yıl: 2011

Can

Ölsem sapasağlamken, herkes şaşırıp kalsaAllah’ım verdiğini, verdiği gibi alsa. Azrail, haziranda bir seher vakti gelseÖnce canımı alsa, sonra bana can verse.

Devamını Oku

Bulamazsın Dengimi

Nerede gözlerinden süzülen kanlı yaşın?Yoksa yalan mıydı ki; bana son yalvarışın? Masamın üzerinde hala dolu kadehin,Unutma şunu sakın; aşkın kalbimde rehin. Az önce albümdeki resimlerine baktım,O kadar üzüldüm ki; tek tek hepsini yaktım. Sen ki anlayamadın sana olan sevgimi,Bu dünyayı dolaşsan bulamazsın...

Devamını Oku

Bu Gece

Katran gibi gecenin simsiyah kollarında,Uykudan uyanıp da gözümü açtığımda,Yoktu artık, biricik sevgilim yatağımda. Bu gece pek karanlık,Uyandım bir aralık… Bir an rüya zannettim, sonra baktım ki gerçek,Kadınsız bir yatakta gel de geceyi sen çek!Sabah olsa ne yazar!Gözüm gün görmeyecek. Bu gece pek karanlık,Uyandım bir aralık… Kafamı duvarlara vura vura ağladım,“Allah’ım canımı al!” diyerekten yalvardım,Sonra sokağa çıktım ve caddelere daldım. Bu gece pek karanlık,Uyandım bir aralık… Issız, bomboş sokaklar, beni kuşatıverdi,Lambalardaki ışık, gölgemi yere serdi,Biri halimi görse; “deli” deyip gülerdi. Bu gece pek karanlık,Uyandım bir aralık… Soluk soluğa kaldım, çömeldim kaldırıma,Kendi kendime dedim: “Dert etme be, aldırma!”Ey benim kalpsiz kalbim!Beni yine kandırma! Bu gece pek karanlık,Uyandım bir aralık… Eve dönmek üzere hemen ayağa kalktım,Gözyaşlarımı sildim ve sigaramı yaktım,Kafamı kaldırarak arş-ı âlâya baktım. Bu gece pek karanlık,Uyandım bir aralık… Elimdeki sigaram tek tesellim olmuştu,Gecenin karanlığı gözlerime dolmuştu,Bir ben vardım sokakta ve caddeler sarhoştu. Bu gece pek karanlık,Uyandım bir aralık… Gecenin tam üçüydü evime vardığımda,Ezan okunuyordu yatağa yattığımda,Saat; dört otuz beşti, ona son baktığımda. Bu gece pek karanlık,Uyandım bir aralık… Doğduğum günden beri dünyayı sevemedim,Ömür boyu ağladım, bir defa gülemedim,Ezanını duyduğum sabahı göremedim. Bu sabah pek aydınlık,Ne fayda!Yokum...

Devamını Oku

Bizim Gibi

Bir sualsin sen, cevabın gizemli,Kendin gibi.Bakışların mahzun, gözlerin hep nemli,Hüzün gibi.Saçların bukle bukle, yanakların al al,Gül gibi. Canan çekip gitti mi ardından bakakal,Mecnun gibi.Ölümsüz ol, nihayetsiz ol, nedensiz ol,Sevda gibi.Mazimde değil, gönlümde kaybol,Canan gibi.Bir nefesle gel, bir nefeste git,Can gibi.Bir solukta başla, bir solukta bit,An gibi.Beni yarı yolda bırakıp kaçma,Zaman gibi.Yalnız koyma, başucumda ol hep,Ecel gibi.Bulamazsın seni seven başka yar,Benim gibi.Bana lazım nazlı yar, güzel yar,Senin gibi.…Kendin gibi, hüzün gibi, gül gibi,Mecnun gibi, sevda gibi,Canan gibi, can gibi, an gibi,Zaman gibi, ecel gibi,Bu dünyada tüm sevenler;Benim gibi, senin gibi, bizim...

Devamını Oku

Bize Kıymasınlar

Umutlarım münzeviDeliden daha deliHayallerim sokaktaSerseri mi olsunlar? Sinem aşklara zindanGönlümdeki sevdalarTünel kazıp kalbimeFirari mi olsunlar? Karşılıksız sevenlerBiçare, ne yapsınlar?Yaslanıp da dağlaraEşkıya mı olsunlar? Aşk yüzünden ağlayanDeli divane olanFerhat gibi sevenlerDağları mı oysunlar? Kanıp bu hoş sözlereYosun rengi gözlereKömür gibi gözlerimKul-köle mi olsunlar? Gözyaşımla gülüşümEzeli iki düşmanBunca kavgadan sonraArkadaş mı olsunlar? Ellerim elleriniEğer özlerse bir günMüfrezeyi çağırıpKelepçe mi vursunlar? Gözlerim hasretindenBakarsa başkasınaÇıkartıp yuvasındanZindana mı koysunlar? Sonu yok ki bu yolunÇok iyi biliyorumLakin ayrılamam daBaşka çare bulsunlar. Bizi bize bıraksınBizle uğraşmasınlarBizi gözümüz açıkToprağa...

Devamını Oku

Bir Şey Söyle

Bir şey söyle birtanem,Ne olur susma öyle!Hayal olsun istersen,İstersen yalan olsun…Ne olursa dinlerim, Yeter ki bir şey söyle!Ne olur susma öyle!Anlat tüm sırlarını,Kalbimde hissedeyim,Senin sızılarını.Bir doğru söylediysen,Bin tane yalan söyle,İnandır beni sana!Dayanamam susmana,Yeter ki bir şey söyle!Söyle ki; dinleyeyim,Avutayım kendimi.Sana kurban edeyim,Körpe hayallerimi.Benimle konuş biraz,Birazcık cesaret ver.Yoksa ben sana nasıl,Haykırırım sevgimi?Nasıl söylerim, söyle;“Seni çok...

Devamını Oku

Bir Sevdadır

Bir sevdadır sonbaharTüm yapraklar dökülürIssız, bomboş sokaklarAşık başlar bükülür. Bir sevdadır denizlerKucaklar gemileriKalpte tutsak sevgilerÖldürür sevenleri. Bir sevdadır kadınlarÇiçekte bir kelebekO mehtaplı akşamlarSanki uyuyan bebek. Bir sevdadır şarkılarMutluluğu söylerlerO garip sevdalılarDeli gibi...

Devamını Oku

Bir İnsan

Bir bebeğin;Gamze gamze yanakları,Gül yaprağı dudakları,Bir tebessüme hasret,Ağlıyor yarınları. Bir çocuğun;Soğuktan pembeleşmiş elleri,Kapandı kapanacak ağlamaklı gözleri,Koşup oynamak ister,Lakin, tutmaz dizleri. Bir kadının;Gülücükler dans ediyor yüzünde,Fani dünya tozpembedir gözünde,Bin bir gizem saklıdır,İşveli her sözünde. Bir erkeğin;Kalbine dökülür gözyaşları,Aşık olduğu zaman değişir bakışları,O özünde yaşatır,Yaşar büyük aşkları. Bir yaşlının;Tek siyah yok saçında ve tek diş ağzında,Ömrünün tırmanılması en zor yamacında,Bilir geçireceğini her gününü,Azrail’in...

Devamını Oku

Bir Dahaki Sefere

Dün gece şefkatlice okşadım dolunayıDolaştım düşlerimde baştanbaşa fezayı. Bugün gözlerim yaşlı, bugün açım, susuzumGünlerdir uyuyorum yine de uykusuzum. Ağlamak acizliktir, gülmekse şeytan işiTabi ki anlayamaz bir papaz bir dervişi. Ben kaderime mahkûm, kaderim kaderineEkler durur garipler kederi kederine. Cellât getirir bana ecelden davetiyeÖlümlerden ölüm seç, gönder bana hediye. Çözemez bu suali, ne hendese ne cebirEsrarengiz cevabı kalbinde saklar kabir. Çaldı kapımı ecel, evde matem var yinePişman eder bu dünya seveni sevdiğine. Bilirim ki oynamaz bir ipte iki cambazKumar nedir bilmezdim, şimdi oldum kumarbaz. Hep ben seni kandırdım, şimdi sen beni kandır“Beni çok sevdiğine” gel de beni inandır. Kendinden bahset bana, bahset hayallerindenBir parçanı ver bana ayırıp bedeninden. Bende tükendi takat, gayri acizim şimdi“Senin sahibin olmak” en büyük hayalimdi. Bizi bizden ayıran olsun zalim kefereBirtanem!Kavuşmamız kaldı öbür...

Devamını Oku

Bendeki Sen

Bir gün her şey bitebilir,En büyük aşklar bile.Kalpler başka sevebilir,Aşık olabilir yine. Kimse sevmez birbirini,Ben kalırım bir tek seven.Bir gün her şey bitebilir,Bitmez yalnız bendeki...

Devamını Oku

Bekliyorum

Tenim bambaşka sıcak, bedenim kavruluyor,İliklerime kadar ter içindeyim,Cehennem narındaymışım gibiYanıyorum! Meçhullerdeyim, yerim yurdum belirsiz,Duramam artık buralarda sensiz,Bekle beni, yola çıktımGeliyorum! İnan aynen bıraktığın gibiyim, deli dolu!Sadece saçlarım beyazlamış,Fakat, sen ne haldesinBilmiyorum! Dudağımda eski mi eski bir şarkı; nihavent!Çok içten söylüyorum,Kadehimde ılık rakımİçiyorum! Sakın seni unuttum falan zannetme!Kalbim aşkınla dopdolu hala,Geceleri seni görmeyi umarakUyuyorum! Unutmak kolay mı seni sanki?Kolay mı firakı yenmek?Ve kavuşmak…Belki!Sanmıyorum! Hayallerim buz tutmuş yaz ortası,Resminde donmuş nazarlarım,Sineme çığ düşmüş sankiDonuyorum! Sen bir güneşsin parlamakta olan,Fezada bir yıldız o güzel yüzün,Her gökyüzüne bakışımdaGörüyorum! Yine bükük boynum ve nemli gözlerim,Sensizlik boğazıma düğümlenmiş,Hıçkırıklara boğuldum bakAğlıyorum! Geceler düşmanım artık, gündüzlerimse gece!Bir yangındım kor kor, ama söndüm,Küllerim savruluyor rüzgârlaGöçüyorum! Gönlüm; toz duman, cenk meydanı gibi,Bakışlarım; tükenmekteki bir kalem,Takatim kalmadı dayanmayaBitiyorum! Çekilmez oldu bu dünya, yaşanmaz oldu!Artık göçmemin zamanı geldi,“Nereye?” diye sorma!Gidiyorum! Gelecek ne getirir ne götürür bilinmez,Zaten bilmek de istemiyorum!Bildiğim tek şey; aşığımSeviyorum! İlk göz ağrımsın sen benim, göz nurumsun,Haysiyetim, onurum, gururumsun,Gel benliğimin parçası olİstiyorum! Niçin yıllardır beni aramadın hiç?Neden tek satır yazmadın?Bir başkası var, değil mi?Olsun, seni affediyorum!Geç gel!Seni ayrıldığımız...

Devamını Oku

Balıkçı

Dalgalarla boğuşur gece-gündüz balıkçıAğı intikam alır günahsız hamsilerdenTek dostu içip gezen şu ihtiyar kayıkçıAşk öyküleri dinler, genç yaşta sevenlerden. Sabahlar bir başkadır garip balıkçı içinAkşamlar hesap sorar: ”Bugün ne yaptın?” diyeNasıl çiçekler için dağ-bağ gezerse gülçinBalıkçı balık için söyle gezmesin...

Devamını Oku

Ayak İzlerin

Kalbimde kanayan eski yaralarSevdiceğim senin ayak izlerinGözlerimden süzülen ılık yaşlarımKalbimden fışkıran gerçek hislerim. Mazimizden kalan tek hatıradırGönlümdeki yosun tutmuş ayak izlerinO güzel yüzün hep hayalimdeGülerek bakıyor bana gözlerin. Gecelerim sana esir, gündüzüm sensinGönlüm sana serseri, gönlüm avareTam unuttum diyorum, fakat ne çare!Kalbime kazınmış ayak...

Devamını Oku

Aşk Yalanı

Ben çaresiz yolcusu bu gece trenininVagonumda dans eder sessizlik ve karanlıkEllerim boğazımda, katiliyim kendiminGeceyi de ürpertir içimdeki yalnızlık. Böyle mi olmalıydı aşka vefamın sonu?Böyle mi ölmeliydim bir gece yarısında?Nasıl izah ederim Yüce Rabbime bunu?Böyle donmamalıydım sevdamın ayazında. Hayır, tabi ki hayır!Böyle olmamalıydıBen aşkımın kurbanı olmamalıydım elbet!Bir sevdam yeşermeden biri solmamalıydıBen aşkımı elimle boğmamalıydım elbet! Lakin kaderim buymuş, aşklarım yarım kaldıBen de insanoğluydum, benim de canım candıSırf benim umutlarım cehennemlerde yandıÇünkü; bu ahmak gönlüm aşk yalanına...

Devamını Oku

Aşk Hocam

İlk ve son çiçekti kokladığım,Gözlerinde deniz manzarası saklı,Gece “yanımda mı?” diye yokladığım,Esrarengiz bir kadındı o.Dudakları her busesinde, Sanki hesap sorardı dudaklarımdan,Beni arzulayan bedeniyle,Bana çok yakındı uzaklarımdan… İlk ve son çiçekti kokladığım,Saçları altın sarısı, bukle bukle,Her resmine baktığımda ağladığım,Bana aşkı öğreten kadındı o.O öğretmişti bana sevmeyi,Ölümüne sevdirmişti kendisini,O benim aşk hocamdı,O öğretmişti bana aşkın en...

Devamını Oku

Anladım

Gecenin kulağına sensizliği fısıldadımGece bitmek bilmez sensizYalnız kalınca anladımGün doğmayınca anladım. Camdan süzülen her damlaSeni getirir aklımaSen doğmazsan sabahımaGündüzüm olmaz anladım. Yağan ılık yağmurlarıGözyaşlarımla yıkadımSensiz yağmur bile yağmazBahar gelince anladım. Yalnızlık Allah’a mahsusEtme beni sana mahpusGeceler bitmeyen kâbusYalnız yatınca anladım. “Gönder” bana “gönder” seniEsirgeme yar sevginiBen bulamam ki denginiSensiz kalınca...

Devamını Oku

Milliyetçilik ve Etkileri

Giriş Milliyetçilik ve Atatürkçülük kavramlarına değineceğimiz bu çalışmada milliyetçilik bazında, Türk toplumunun geçmişten günümüze yaşadığı değişmeleri, evrensel milliyetçiliğin ulusal anlamda Türk toplumuna yansımalarını ve Atatürk’ün milliyetçilik anlayışını irdeleyeceğiz. “Milliyetçilik, sadece bir ideoloji değil, bir yaşayış ve bir duyuş tarzıdır.” -M. Kaplan.[1]Milliyetçilik[2], tüm toplumların ulusal anlamda kendi benliklerini fark edip, ırklarına yönelik bağlılığı ifade etmede kullanabileceğimiz en temel kavramlardandır. Bu bağlamda Türk toplumu geçmişten gelen köklü birikimiyle kendine has bir milliyetçilik kavramı geliştirmiş ve bunu eşsiz kültürüyle zenginleştirmiştir. Bilinen ilk Türk devletlerinden itibaren milliyetçilik kavramı farklı boyutlarda göze çarpmıştır. Asya Hun Devleti’nin ortaya çıkışından itibaren her ne kadar yerleşik bir düzen olmamasına rağmen Türk devletleri asla benliğini kaybetmemiş ve bugünün Türk devletlerinin temelini atmıştır. Bunun zeminini oluşturan şey ise milliyetçilik unsurunun ta kendisidir. Çünkü bir ulus ne kadar birlik ve beraberlik içinde olursa, devletinin o kadar sağlam temeli olur ve devletin yıkılması da bir o kadar zorlaşır. Zaten eski Türk devletlerinin yıkılış sebeplerine baktığımız zaman genelde devletin yönetim şeklinden kaynaklandığını görmekteyiz. Hiçbir Türk devleti Türk asıllı yurttaşlarının isyanı sonucu yıkılmamıştır. Aksine gücünü her zaman kendi yurttaşlarından almıştır. Yönetimin ikili sistem olması yöneticilerin taht için savaşmasına sebep olmuş ve devletin önce bölünmesine sonra da dağılmasına zemin hazırlamıştır. Bunun en iyi örneği Göktürk Devletinde görülür. Önce ikiye bölünen Türk devleti düşmanlarının da etkisiyle yıkılmıştır. Orta Asya olarak adlandırılan “Türkistan” coğrafyasında güçlü Çin İmparatorluğuna rağmen Türkler genel anlamda bu bölgede bulundukları sürece ekonomik...

Devamını Oku

İmkansız Aşk

“”” İmkansız? İmkansız sadece bir kelimedir. Gerçek hayatla hiçbir alakası olmayan zor şeyler için kullanılan bir tabirdir. Peki ya imkansız aşk? Buda aynı. Gerçekleşmesi zor durumlar için kullanılır.Aslında imkansız aşkı yaşamak çok zordur. Üzülürsün, ağlarsın, mutlu olursun, yeri gelir gülmeyi unutursun, yeri gelir mutluluktan havaya uçarsın ki o sırada dünyanın en mutlu insanı olabilirsin. İmkansız aşkta özlemlerin en büyüğünü sen duyarsın. Çünkü zordur. Görmen, dokunman, hissetmek çok zordur. Yeri gelir günlerce, yeri gelir aylarca, yeri gelir yıllarca göremeyebilirsin. Uzak olursun. Gün olur elini uzatsan dokunabileceksindir ama elini uzatamazsın. Çünkü adı imkansız aşktır. O dokunamamak insandan bir ömür bile alabilir. Düşünsenize gönülden bağlı olduğunuz insan yanı başınızda ve siz ona sarılamıyorsunuz. Ve o insanda en az sizin kadar size bağlı. Bu durumda neler hissedilebilir ? Bunu imkansız aşka yakalanmadan anlayamazsınız. Gülmeyin bunlar gerçek. Ben yakalandım. O anda neler mi hissedersiniz? O anda yerin yedi kat altına girersiniz. Cehennemin en kızgın ateşinde yanarsınız. O anda o koskoca herkezi sevmeye yeter düşüncesinde olduğunuz kalbiniz küçülür. Nefes almakta zorlanırsınız. Göz yaşı dökmemek için kendinizi zor tutarsınız. Kafanızda şimşekler çakarken aynı zamanda içinize birşey oturur. Yutkunamazsınız. Ama işte adı imkansız aşktır. İmkansızdır. Çok zordur. Aşk genel bir kavram. Gerçek aşk sadece imkansızda yaşanır. Çünkü aşkın bütün boyutları sadece burada görülebilir. Birgün öyle birşey olur ki bir anda karşınıza çıkar ve bütün hayatınızı alt üst eder. Aslında hayatınıza girişi çok heyecanlı olur. Birçok hissi o...

Devamını Oku

Hüznün Mutluluğa Dönüştüğü An

Adam üzgündü. Başı her zaman olduğu gibi öne eğikti. Yüzü solgundu… Küçük küçük yaraları vardı çehresinde. Buruktu… Alnından penceresi kapatılmış bir odanın cama yaptığı buğu gibi damla damla ter akıyordu. Gittikçe zaman geçtikçe yüzü daha bir perişan oluyordu.Çok geçmeden kapı çaldı. Heyecanlandı… Gözleri bir anda ışıl ışıl olmuştu. Yoksa? İçinden yoksa deyip gülücükler saçıyordu. O üzgün adamı bir anda bu denli mutlu eden neydi? Yavaşça kapıya yöneldi. Kalbinin atışı o kadar hızlanmıştı ki bir başkası duysa bu kalp atışlarını kapıyı kim yumrukluyor derdi. Kapının kolunu tuttu ve ”Ah evlat sen misin?” dedi. Gözlerinde gözlüğü yoktu bu yüzden net göremiyordu delikten. Kapının ardından gelecek sese odaklanmıştı sadece… Ses şöyleydi; ”Bir isteğiniz var mı efendim?”. Adam sesi duyunca ilk duymamış gibi davrandı hatta kapının ardındaki kişinin hala o olduğunu düşünüyordu. Ama o değildi… O gelemezdi ki zaten. Her ne kadar duymamış havasındaysa da gözleri bu olayları olmamış gibi davranamayıp akmaya başladı. Yaz yağmuru gibi… Yaklaşık beş on dakika ağladı. Sonra sustu. O sese cevap bile vermedi. Sadece sustu… Ürkekçe titreyen bacakları gücünü yitirdi ve yere düştü. Hala suskundu… Oğlunu o kadar özlemişti ki onun hala yaşadığını, yaşıyor olabileceğini hayal ediyordu. Geçen pazar mezarını sulayan kendisi değilmiş gibi. ”Ya sen gel evlat ya da ben geleyim yanına” diyordu her an, her dakika. O gelemezdi. Ama belki… Yaşlı adam üşümeye başladı. Yüzü tebessüm ediyordu. Arzusuna ulaşıyor olduğunu hissetmiş gibiydi. Ve gözleri kapandı… Yüzünde...

Devamını Oku

Padişahların Aileleri, Padişah Dairesine Mensup Kadınlar ve Kadın Efendiler – Hasekiler

Osmanlı hanedanının aile hayatı ile alakalı birçok akademik kitap ve makale bulunmaktadır. Bazıları sadece Harem başlığını konu yapmış, bazıları da Kadın efendileri. Yani konu bütünlüğünün sınırlanmış olması, Osmanlı Hanedanının saray içi hayatlarını anlamamızı güçleştirmektedir. Kaleme alacağım bu metin, Osmanlı Hanedanının saray içindeki yaşantıları hakkında merak edilen konuların aydınlanmasında katkı sağlayacağını düşünüyorum.Padişah Aileleri İlk Osmanlı hükümdarlarının Onaltıncı Asır başlarına kadar hükümdar ve prens kızlarından olarak nikâhlı aileleriyle müstefreşe ve odalık denilen kadınlar vardı. Osman Gazi Ömer Beyin ve Şeyh Edebali’nin kızlarıyla evlenmişti. Oğlu Orhan Gazi Yarhisar Rum Beyinin ve Bizans İmparatorluğuna geçen Kantakuzen’in kızını ve oğlu I. Murad Bey de Bizans İmparatoru Emanuel’in kızıyla evlenmişti. Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed de bu tür evlenmeler yapıldığı kaynaklarda sıkça geçmektedir. Bir rivayete göre Yavuz Sultan Selim’in hanımı Kırım hanının kızı imiş ve Kanuni sultan Süleyman bu kadından doğmuş. (Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı). Bunlara ek olarak, Osmanlı Padişahlarının cariyelerden doğan çocukları da vardı; kayıtlara göre Onaltıncı Asır başlarına kadar yukarıda isimlerini saydığımız padişahların hem zevceleri hem de müstefreşeleri bulunmaktaydı; fakat bu tarihten sonra ve Kanuni Süleyman’dan itibaren etrafta teehhül edecek Anadolu hükümdar aileleriyle diğer despotluklar kalmadığından ya da lüzum görülmediğinden sarayda yetişmiş olan veyahut padişaha takdim edilen güzel kadınların aile olarak kabulü adet olmuştur. Yalnız ikinci Osman, Kanuni’den beri devam eden bu sürece muhalif olarak Şeyh – ul İslam Ebu Said Efendinin kızıyla nikâhlanmıştı: Sultan İbrahim de cariyelerinden birini nikâhına almıştı. (Naima Tarihi...

Devamını Oku

Aile Nedir?

Aile nedir? Türk toplumunda iyi bir ailenin önemi verimi ailede, anne, baba ve çocukların birbirlerine sorumlulukları… Aile, kan bağlarıyla birbirine bağlı, tek bir haneyi oluşturan, karı, koca ve çocuklardan oluşan medeni kanunun uygun gördüğü duygusal bir kurumdur.Türkiye de aile kavramına çok önem verilmektedir. Ülkemizde aileye verilen önem diğer ülkelere göre üç kat daha fazladır. Son yıllarda giderek zayıflamakta olan, aile kurumuna gereken önemi vermek hem yetişkinler hem de çocuklarımız için sağlıklı bir geleceğe adım atmanın en doğru yolu olacaktır. Eskili yıllarda Anadolu’da resmi nikahsız çok eşli bir evlilik vardı. Bu da çocuklar ve kadınlar, hatta toplumun büyük, sorunları olarak karşımıza çıkarken, Türk medeni kanunun getirdiği resmi nikah kadın ve çocukların savunucusu olup ardında plansız çoğalan çocuk sayısını azaltmış olup daha bilinçli, eğitimci gençler ve planlı nüfus olarak karşımıza sunmuştur. Ailede eğitim çok önemlidir. Anadolu’da, akraba evliliklerinden doğan fiziksel ve zihinsel özürlü çocukların dünyaya getirilmesi eğitimsizlikten ileri gelmektedir. Bu tür vaka ile karşılaşmış eğitimli ailelerin bile çocuklarının geleceğine bakma açısı farklıdır. Çocuklarını uzman eğitimcilere teslim ederek belki de sokaklarda dilenen yavrularımızı daha az göreceğiz ve özürlü hayatı, hayata katacağız. Aile bu konuda eğitimcilerin arka planındaki yardımcılarıdır. Ailede anne, babanın çocuklarını hayata verimli olarak katma rolü çok büyüktür. Öncelikle eşler birbirine hoşgörülü olmalıdır. Mutlu ve aynı anne ve babadan yetişen çocuklardan daha iyi verimler görüyoruz. Boşanmış ailelerin çocuklarında psikolojik sorunlar görülüp topluma uyum sorunu görüyoruz. Şunu da göz ardı etmemek gerekir....

Devamını Oku

Milli Değerleri Teknolojiyle Kaybetmek

Alışılmamış Türk Gençlerine… Türkiyemiz nereye gidiyor bilmiyorum.  Geçen gün Tarih dersinde “Türkiye Nasıl Kazanıldı?” başlığına aldığım cevaplar gözlerimi yaşarttı. Halkımızın Türkiye’yi Türkiye yapmak için uğraşları adeta destan.  Bir annenin “Vatan” uğruna çocuğunu gözden çıkarması ne kadar acı değil mi?Türkiye bağımsız olduğundan mı bu kadar kötüye gidiyor şartlar. Örneğin gençler, çocuklar (yani bizler); o kadar bilinçsiz yetişiyoruz ki akıl alır gibi değil. 15 Yaşında askere giden “Koca Adamlar” ve “Biz” aramızdaki fark dünyadan büyük. Onlar ellerinde kalemlerini bırakıp savaşa gidiyorken biz teknolojinin peşinden sürükleniyoruz. Evet, sürükleniyoruz. Sadece moda sevdası. “Onun var, benim neden yok. “Saçmalığı. Belki de bundan dolayı sürükleniyoruz. O zamanlar Türk İnsanında hiçbirşey yoktu. Varolan eşyalarınıda Vatan için Mehmetciklere vermişler. Peki neden bu vahim hale geldik Türkiye olarak. 15 Yaşında kalem tutan eller askerken, şimdiki çocuklar ne peşinde nereye gidiyor? Teknolojinin gelişmesi Türkiyemizi olumsuz mu etkiliyor? Bence öyle.  Benim yaşım on yedi. Ben bile bu dağlar kadar farkı görebiliyorum. Çocuklar artık bahçede, sokakta ve ya parkta değil. İnternet denen sanal çılgınlıkta oynuyor. Pekala oyunlara, yaptıklarına birşey demiyorum. Ya sosyalleşme aşamasını burda geçirmek isteyen gençler? “SLM, NBR” mi sizin Türkçe diliniz. Eğer sizin gibiler olsaydı zamanında şimdi konuşacak bir diliniz hatta siz olmayacaktınız. SİZ. Nereye gidiyorsunuz? Nereye gidiyoruz? Biz ne yapıyoruz? Merak ettiğim konu şu bir savaş çıksa ne yapacağız? Ninelerde, dedelerle, torunlarla, tosunlarla kazandığımız Canım Türkiyemizin altın anahtarını verecek miyiz? Bu kadar kolay mı? Bunları yapalım diye mi...

Devamını Oku

Engelli Çalışmalarına Tarihi ve Güncel Bir Bakış

Tarihler bize ne ifade ediyor? Mesela 3 Aralık size ne ifade ediyor? Doğum gününüz? Evlilik yıldönümünüz? Mezuniyet tarihiniz? Bunlar dışında bir şey ifade etmiyorsa, dünyanızda sizinle beraber bir yaşam süren 600 milyon bireyin dertlerini bir kenara atıyorsunuz demektir. Ben sizi uğraştırmadan söyleyeyim: Bu tarih Dünya Engelliler Günü. Engellilik olgusu insanlık tarihi kadar eski bir konu. Toplum içinde bu kadar iç içe yaşadığımız insanlar, tarihin çoğu döneminde dışlanmış durumdalar ve maalesef ki kimi toplumlarda hala toplumdan uzak yaşatılıyorlar. Engellilere ait ilk kalıntılar bu günkü Irak civarlarında yapılan kazılarda ortaya çıkıyor. Burada bulunan kalıntının tarihinin M.Ö. 45 bine kadar dayandığı düşünüyor. Ağır engellilik izlerine rastlanan bu engelli bireyin gözünün görmediği ve sağ kolunun felçli olduğu saptanıyor. Bu arkeolojik buluntu insanları tarihin çeşitli dönemlerinde engellilerin nasıl yaşadığı konusuna yönlendi ve bazı ilginç sonuçların bulunmasını sağladı. Bu araştırmalara bakacak olursak: Roma İmparatorluğu önceleri engelli doğan bireylerin öldürülmesine izin verirken, sonradan bu yasaklamış. Ancak engelli bireylerin Roma’da eğlence amaçlı olarak kullanıldığı da belgelerde yer alıyor. M.S. 330’lu yıllarda ise İstanbul’da engelli bireyler için “Yaşama Evi” adlı bir yer açıldığı görülüyor. Bu da bize tarih içinde Roma İmparatorluğunun engelli bireylere aşama aşama haklar tanıdığını gösteriyor Gelişmiş bir medeniyet olan Eski Mısır’da engelli bireyler ise oldukça önemsenmiş. Hatta kaynaklarda Eski Mısır’da okutulan ders kitaplarında engellilere değer verilmesi gerektiğiyle ilgili bilgiler de yer alıyor. Günümüzde dahi eğitim sistemi içerisinde çok az değinilen bu konunun, Eski Mısır’da ders...

Devamını Oku

Bizimkisi

Bizimkisi sevda değil,Olmayanı yaşamak.Bizimkisi hamallık,Dünyaları taşımak.Bilemezsin acısını, Çekmeden sızısını.Bizimkisi ecel gibi,Azrail’le yaşamak.Bitmiş bir aşk uğruna,Elemlere boğulmak.Bizimkisi bambaşka,Gözü yaşsız ağlamak.Bizimkisi bahane,Kaderi hiçe saymak.Bütün hatalarını,Kaderine...

Devamını Oku

Bilirim

Ben, bardaktan boşalırcasınaYağan yağmurda,Sırılsıklam olmasını,Geceleri, yapayalnızYorganımın altında,Hüngür hüngür ağlamasını da bilirim. Kızgın dalgaların dövdüğüIssız sahillerde, sabahlara kadarSerseri serseri gezmesini,Beni şeytan görenleri,Benden nefret edenleriSevmesini de bilirim.Ben, bazen aç-susuz, bazen karın tokluğunaAkşamlara kadar çalışmasını,Geceleri Azrail’im olacak kaldırımlardaSabahlamasını da bilirim.Sevdiklerimden uzakta,Gurbet ellerde, sabahsız geceler,Gecesiz gündüzler geçirmesini,Elleri öpülesi anamı, babamı,Sevdiklerimi özlemesini de bilirim.Dalgaları seyrederek,Altından bile değerli vaktimiBoşu boşuna harcamasını,Saatlerce romanların satırlarında,Şiirlerin mısralarındaKaybolmasını da bilirim.Ben, uykusuz gecelerimde,Yıldızları seyrederekHayaller kurmasını,Sana harcadığım o güzelim yıllarımaYanmasını da bilirim.Ben, senin gibi bir kalpsiziSevebildim ya!…Çek git, çek git uzaklara,Ben, sensiz yaşamasını,Senden başkasını sevmesini...

Devamını Oku

Ağlamak

Ağlamak, direnmektir gönüldeki eleme,Ağlamak, tebessümdür habersizce gelene,Acizliktir, kaçıştır, cesarettir ağlamak,Ağlamak, hediyedir aşkından her sevene.

Devamını Oku

Aşk

Aşk bir müziktir aslında, kulağımıza yalnızken bile hoş gelen,Aşk bir enstruman çalmaktır, notaları bilmeden,Aşk bir insandır koklayınca çiçek olan,Aşk bir çift gözdür karşısında eridiğin,Aşk aslında ne olduğunu bilemediğin bir kimyadır, seni heyecanlandıran,Aşk kocaman bir dünyada, iki kişilik bir cumhuriyettir,Aşk mor renktir sonra şarap kızılı,Aşk aslında kendinle imtihandır sonucunu tahmin edemediğin,Ve son olarak aşk, sensindir ..zamanla’’ biz’’ olduğun… Yukarıdaki dizelerde, benim aşk yorumum var ama birde, hemcinslerimle benim ortak düşüncemizi yazdım. Bizce aşk duş almak gibidir, çünkü amaç sırılsıklam olmaktır. Suyu açarsınız önce onunla iletişim kurarsınız soğuk mu, sıcak mı diye… Sıcağı çevirirsiniz yazda olsa kışta olsa, ’’aman tanrım’’ işte sıcak güzel bir gevşeme sanki, o küçük banyoda değilde farklı bir yerdesinizdir artık… Ama sıcakla iletişiminiz bir süre sonra rutin olur, suyu biraz ılıklaştırmayı denersiniz, sonrada kapatırsınız duş biter… Aşkta, su gibidir, belki geçici… Ama suyla yıkanmadanda temiz kokamazsınız yani asla onu beğenmedende bu yola çıkamazsınız… Ve her çıktığınız yol, ebedi gitmez. Yolun sonunda uçurum varsa, görürsünüz… Yine siz, sizsinizdir… Kendinizle baş başa bu sefer… İşte o zaman biz kadınlar, hayallerimizi umutlarımızı beklentilerimizi bir kahve fincanına sığdırırız, oradan okuruz hayatı öğleden sonraları… Kah bir gemi ile geliyordur ‘’o’’. Kah bir arabada görüyoruzdur ‘’o’’ nu. Ama hep geliyordur o beyaz atlı prensimiz… Beklemek en zorudur… Düşünürüz; amacımız yasam arkadaşı mı?, sığınacak bir liman mı?, güvenecek biri mi?, gözleri güzel biri mi?, yoksa masallarda anlatılan prens miydi? gelmesini istediğimiz… İşte doğru cevap...

Devamını Oku

Oğuz Atay'ın Demiryolu Hikâyecileri'nin Tahlili

Oğuz Atay’ın yazarlığı söz konusu olduğunda en çok alıntılanan cümledir “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” cümlesi. Belki de Atay’ın yazarlık süreci boyunca okuyucularına göndermiş olduğu en öz iletidir bu cümle. İşte bu cümlenin geçtiği hikâyedir Demiryolu Hikâyecileri–Bir Rüya[1]. 1976-1977 yıllarında kaleme alınmış olan bu hikâye, yazarın tüm hikâyelerinin toplandığı Korkuyu Beklerken[2] adlı kitabında yer almaktadır.Romancılığıyla edebiyatımıza derin bir iz bırakmış olan Oğuz Atay’ın -nedendir bilinmez- öykücülüğü romancılığının gölgesinde kalmış ve hikâyeleri yeteri ölçüde değerlendirilmemiştir. Birçok derginin çıkarmış olduğu öykü özel sayılarında göremeyiz Atay’ı. Hâlbuki Atay, romanlarında gösterdiği başarının benzerini hikâyelerinde de sergilemiştir. Onun keskin dili, derin tahlili, kendine has dili, ince dokunuşları tüm hikâyelerinde –romanlarında olduğu gibi– hissedilir. Biz bu çalışmada, Atay’ın Demiryolu Hikâyecileri–Bir Rüya adlı hikâyesini tahlil ederken aynı zamanda ihmal edilmiş hikâyeciliği üzerine de –Demiryolu Hikâyecileri–Bir Rüya hikâyesi özelinde– eğilmeye çalışacağız. A. Olay Örgüsü Demiryolu Hikâyecileri–Bir Rüya, savaş yıllarında, bir demiryolu istasyonunda yazdıkları hikâyeleri yolculara satarak geçinen üç hikâyecinin zaman içerisinde birbirlerinden, kendilerinden, okurlarından, hayattan ayrılmalarını ve yeteneklerinin aşınmasını hikâye eder. Hikâyenin kopma noktalarına göre hikâye beş bölüme ayrılarak incelenebilir: Birinci bölümde üç hikâyecinin(anlatıcı, genç yahudi ve genç kadın) günlerini nasıl geçirdikleri anlatılır. Buna göre üç hikâyeci de sabahları uyur, akşama doğru uyanıp hikâyelerini yazmaya başlarlar; ilham bu vakitlerde gelir ve kolay kolay gitmek bilmez. Genellikle gece yarılarına kadar yazar ve uykuya dalıverirler. Yazdıkları hikâyeleri trendeki yolculara satarak geçimlerini sağlamaya çalışırlar. Satış yapabilmek için de...

Devamını Oku

Şiirde İmge

Şiirde imgenin ne olduğunu belirgin şekilde ortaya koyabilmek pek mümkün görünmemektedir. İmge, birçoklarına farklı farklı anlamlar ifade etmiş bir kavramdır çünkü. İmge, şiir dilinde belki de en fazla kullanılan kavram olmakla birlikte, anlamsal bakımdan en anlaşılamaz durumda olan kavramdır da aynı zamanda. Şiirde bu kadar belirgin ve şiiri bu dereceden şiir yapabilme veya şiir değerine sahip kılabilme özelliğine sahip olan bu kavram o derecede de soyut, yorumsal bir kavram özelliği taşımaktadır.Biz burada, imgenin tanımını yapmak hedefinde değiliz, sadece imgenin ne olabilirliğinin açıklamasını yapmak hedefindeyiz. İmge kavramı Latince imago sözcüğünden türemiş “image”den gelir. İmage sözcüğü taklit, öykünme, kopya anlamlarına gelmektedir. Zaman içinde anlam genişlemesiyle bireyin zihninde beliren bir resim, bir kavram, bir fikir, bir izlenim gibi anlamlar kazanmıştır. Daha sonra da yazın bağlamında; söz sanatları, eğretileme ya da benzetme için kullanılır olmuştur. Doğrudan sözlüğe başvurmak gerekirse Image sözcüğü İngilizcede şu anlamları ifade eder: 1. İmge, hayal, düş, hülya; zihinde oluşturulan resim. 2. Benzerlik, biçim, şekil, suret, tasvir. 3. Bir insanın tıpatıp benzeri. 4. Put, tapılacak nesne. 5. Benzetme, mecaz, eğretileme; bir şeyi belirtmek için şiirsel biçimde kullanılan söz. 6. İzlenim, görüntü. 7. Görüntü, bir şeyin aynadaki aksi. Meydan Larousse’ta ise imge “gerçekte var olmayan şeylere zihinde istenen şekli vererek canlandırma yetisi” olarak geçer. İmge sözcüğünün sözlük anlamları bile bu kadar fazlayken ona tam bir tanım getirebilmek, hele de şiir gibi kişisel bir özelliğe bağlı bir tür için, imkânsız gibidir. Biz,...

Devamını Oku

Eğitime Çözüm

Ülke nüfusumuzun % 70’ ine yakını genç ama pasif bir işgücümüz var. Bu da eğitimin çarpık olması gençlerin ilkokul aşamasında yeteneklerine göre, anlama kaabiliyetlerine göre yönlendirilmek yerine Ali gitti, Ayşe koştu, Osman topu at, 2+2=4 basit işlemleriyle sokağa bırakırız geleceğe yön verecek nesili…Halbuki her öğrenci yeteneklerine göre sınıflandırılırsa mesleki eğitime önem verilse  şuan bu ülkenin iş gücü olan ara elemanlar yetişse en basit, bir inşaat işçisi, eğitimsiz, kaabiliyetsiz, öğrenme güdüsünden yoksun kişilerin ne olursa olsun para için yaparız düşüncesiyle yaptıkları işler kaliteden uzak, iş ahlakından yoksun, işini bir sanat yerine paranın esiri olmuş düşüncelerle yapması inşaat sektörünü sürekli değişen, istikrarsız meslekmiş gibi algılamaktadır. Halbuki bizim geri dediğimiz, öcü gibi baktığımız doğumuzdaki İran bile 12 yıllık eğitimi 30 yıldır. uygulamakta halkının % 90’nı yüksek okul mezunu, araştırmacı, çözümleyici, kendi bilim adamlarını kendi içlerinden çıkarıp dünyaya biz başkalarına muhtaç olmadan üretim yapabiliriz. Kendi kendimize yetmesek bile bu durumdan maksimum fayda sağlamak için çözüm üretebiliriz felsefesi güderken; biz Ali okula başlayacak ve ya öğretmen olacak. sistem olsaydı  ne olacak diye söylendiğimiz meslekler değil de belki yeteneğinin ürünü olan, ya iyi bir matematikçi, ya iyi bir makine mühendisi, ya iyi bir cerrah, ya iyi bir motor teknisyeni olacak, ülkenin içinde bulunmuş olduğu açığı bir vidada kendi sıkarak dolduracaktır. Böylelikle, ne o ülkede fazladan öğretmen, ne fazladan diplomat, ne fazladan işletmeci,ne fazladan niteliksiz, vasıfsız genç nüfus olacaktı. Sanayisi gelişen bir ülkenin mutlak surette ara...

Devamını Oku

Bilinçli Tüketici Kimdir, Nasıl Oluruz ve Püf Noktalar Nelerdir?

Bilinçli tüketici; piyasadaki fiyatları, ürünleri araştıran karşılaştırma yapan güncel bilgiye sahip kişidir. Bir haksızlıkla karşılaştığında, zarara uğradığında hakkını nerede nasıl arayacağını bilir. Aşırı tüketimi sevmez, israftan kaçınır, alacağı ürünün fiyat etiketini kontrol eder. İhtiyacı yoksa kampanyalı, promosyonlu ürünlerin cazibesine kapılmaz (oltaya gelmez). Aldığı ürünlerin son kullanma tarihini kontrol eder. Taklit, korsan, sahte ürünlerden uzak durur. Elektronik ürünlerin garanti belgesi faturasını mutlaka alır ve onaylatır.Satın aldığı ürünleri 30 gün içinde iade edebileceğini veya değişim yapabileceğini bilir. Kapıdan veya telefonla satış yapan art niyetli kişilere itibar etmez. 175 bilinçli tüketici danışma hattını arayarak bilgi alır. 174 sağlıklı gıda hattını arayarak bilgi alır. İthal ürünleri değil yerli malını tercih eder. Aç ve yorgunken alışveriş yapmaz. Gereksiz şeyler almaz. Naylon poşet yerine bez torba veya file kullanır. GDO’lu hormonlu, bozulmuş, ürünleri almaz. Çevreye dost Sağlık Bakanlığı, CE, İSO 9001 ve TSE belgeli ürünleri tercih eder. Hem kendi bütçemiz hemde ülkemizin ekonomisine katkıda bulunmak için alınacak birkaç tedbir; gereksiz elektrik, su kullanımını azaltalım. Özellikle enerji tasarruflu ampul ve A sınıfı elektronik ürünler kullanalım. Belediyelerin ve sivil toplum kuruluşlarının birçok noktaya yerleştirdiği cam, kağıt, pil ve plastik konteynerlerine çöplerimizi atalım. Tüketicileri koruma derneği gibi tüketici örgütlerine üye olalım aktif şekilde toplantı, seminerlerine katılalım. Gereksiz yere ihtiyaç kredisi ve kredi kartı nakit avans kullanmayalım. Unutmayalım ki bankalar verdikleri kredi ve kredi kartı faizleriyle kar rekorları kırmaktadır. Ayrıca her yıl tüketicilerine gönderdikleri 30-100 TL arası kredi kartı...

Devamını Oku

Roman ve Öykü İncelemesinde Kişiler Kadrosu ve Bakış Açısı

KİŞİLER KADROSU Klasik romanda genelde kişiyi kahramanlaştırma eğilimi vardır. Kişiye güvenilir ve ondan çok şey beklenir. Kişi, çoğunlukla merkez konumdadır. Modern romanın kişilerinin anlaşılmasında onların yalnızca özgürce ortaya koydukları duygu, düşünce ve fiilleri esas alınmalıdır.Modern romanın figürleri için bazen tip ve karakter incelemesi çok da anlamlı olmaz. Anlatı nitelikli eserlerin konusu kişi veya kişi hüviyeti kazandırılmış varlıklar etrafında şekillenir. Bu konuda ağırlığın insan üzerinde yoğunlaşması, 18. yüzyıla tesadüf eder. Bu yüzyıl, aynı zamanda bireyci düşünce ve felsefenin başlangıç noktasıdır. Bir başka nokta da, psikoloji biliminin bu yüzyıldan sonra kabul görüp gelişmesidir. Ayrıca eğitim alanında birey eksenli bir anlayışın da yerleşmesini hesaba katmak gerekir. Bütün bunlar, romanın güçlenmesine yardımcı olacaktır. Toplumsal ve bilimsel alanlarda elde edilen imkânlar, zamanın güçlü anlatım türü olan romanın ufkunu bir hayli genişletir. Nitekim çok sürmez, roman bu güçle 19. yüzyılın en popüler edebi türü olur ve klasik dönemini idrak ettiği bu yüzyılda zihinlerde derin izler bırakan unutulmaz figürlerini kahramanlarını yaratır. Bu bağlamda 19. yüzyıl romanı, kelimenin tam anlamıyla birey eksenli romandır. 19. yüzyıl romanlarında bireyler önemliydi. Romanda nesnelere ancak bu bireylerin özelliklerini vurgulamak amacıyla yer verilirdi. Anlatı sisteminde kişi, öteden beri önemli olmuştur. Zira vakayı canlandırmak için onlar vazgeçilmez ögelerdir. Ancak kişinin vaka açısından bir değer ifade etmesi, vakaya dayalı geleneksel anlatıda daha dikkat çekiciydi. Kişi, vakanın canlandırılması okuyucunun anlatı dünyasına çekilmesi bakımdan değeri ve önemi tartışılmaz bir elemandır. Kişinin bu konumu, romanın gelişme dönemlerinin...

Devamını Oku

Ahmet, Nedim, Müyesser… Sizin Neyinize Arkadaş?

Senden başlayalım Nedim! Arkadaş sen nasıl olurda iktidarı eleştirirsin? Nasıl oluyor da suç örgütleriyle yolsuzlukla mücadele edebiliyorsun? Bertaraf olmak uğruna nasıl bi taraf olursun? Birde gitmişsin araştırmalar yaparak kitaplar yazmışsın. Üstüne üstlük uluslararası ödüller almış bu arada Hrant Dink suikastının arka planını ve sorumlularını ortaya çıkarmışsın. Bunları nasıl yaparsın Nedim? Birde Uğur Dündarla Arena programına katılıyormuşsun. Olacağı bu işte! Hele sen Ahmet. Sen neler yapmışsın öle yahu? Susurluktan tut da Ergenekon’a kadar suç örgütlerini araştırmışsın. Sende Nedim gibi kitaplar yazmışsın. Ergenekon terör örgütünün ortaya çıkması için çalışmış kontrgerilla faaliyetlerinin geçmişini bugünü ortaya koymuşsun. Ne kadar acı ki Ergenekon üyesi olmaktan tutuklandın. Birde gazeteciler arasında sendikal faaliyetler yürütmüşsün. Vay anam vay! Müyesser sen! Ayıp kızım ayıp! ‘100 yılın hesabı/Türk’ü tasfiye projesi’ adlı bir kitap yayınlamışsın. Yaptığın işe bak. ’Türküm’ demenin her geçen gün ayıp sayıldığı, ’Türküm’ demekten kaçan siyasetçilerin yönettiği bir ülkede bu kitabı nasıl yazarsın? Arkadaşlar size söyledim benim gibi olun diye. İktidar yanlısı olun. İktidarın her yaptığına arka çıkın. Kesinlikle eleştirmeyin. Deniz fenerin yolsuzluğunu araştırmayın, gemicik olan roro’yu görmeyin, bi taraf olmayın. Referandumda kesinlikle hayır demeyin. İşsizlikten bahsetmeyin. Cari açığı hiç konuşmayın, ithalatı agzınıza almayın ihracatı agzınızdan düşürmeyin. Eğitim sitemine hiç aldırmayın, KPSS’ında yapılan usulsüzlüğü hiç görmeyin. En önemlisi benim gibi yalaka olun, iktidara toz kondurmayın. ‘Padişahım senden büyük Allah var’ demeyin. ’Padişahım sen çok yaşa’ diye haykırın. Eh biraz dinci birazda liboş olun. Bunlar size ders olsun....

Devamını Oku

Biz Amerikalı'ya Hayran Amerika'lı Bize

Osmanlı Devleti’nin en uzun süre tahta kalan padişahı Kanuni Sultan Süleyman Avrupalıların en çok örnek aldığı kişilerdendir. 1930’larda Amerika ve İngiltere tarafından bir heyet gelerek Osmanlı Devleti’nin Kanuni döneminde olan kanunlarını incelemiş hatta Kanuni’yi ilk Anayasa’nın yapımcısı Hammurabi’den daha üst bir kefeye koymuştur.George Washington tarafından Amerika’nın kuruluşundan sonra yapılan Temsilciler Meclisi’ne 1945 yılında yenileme ve düzenleme çalışmaları için gelen bir heyet tarafından dünyanın en büyük 23 kanun yapıcısının büstünü koymayı kararlaştırmıştır. Bu karar ABD Kongre Meclisi tarafından onaylandı. Bunun ardından Colombia Tarih Derneği, Pannsilvania Üniversitesi ve ABD Temsilciler Meclisi Kütüphanesi titiz çalışmaların ardından Kanuni Sultan Süleyman ve 22 kanun...

Devamını Oku

Dün Bugün ve Yarın Adli Yönetimlerin Siyasileşmesi

Bundan takriben onbeş yıl kadar önce bir siyasetçiyi mitingde şiir okudu diye hapse attılar. O da hapisde açıklı bir şiir kasedi doldurdu. Onun siyasi görüşüne bile güvenmeyen insanlar her akşam onun şiir klibini seyredince onlar bile üzüldüler. Demokrasi bu mu diye sorunsallaştırmalar oldu o zamanlar medyada.Bugün kendisi ve onun siyasi yandaşları yargıyı siyasallaştırarak her türlü atı kendi padoklarında koşturmaya başladılar. Kendilerinden olmayan insanlara her türlü zulmü reva gördüler. Mahkemede bir yakınınız yoksa yandınız bu aralar. Çünkü en basit davaların savcılık soruşturmalarının altında bu malum adamın isminin baş harfleri yazıyor. Kinaye olsun diye söylemiyorum. Gerçekten evrakın altında isminin baş harfi yazıyor. Kendisi ülkenin geleceğiyle oynaya dursun. Dünya siyasi tarihi farklı bir yöne gidiyor. Avrupa, Amerika ve Asya Pasifik ülkeleri yeni petrol aforizmalarına karşı ne gibi tedbirler alınması gerektiği üzerinde kafa yoruyorlar. Biz ise bir ayağı çukurda paşalar ve kalemi kırık yazarlar ve gazetecilerle uğraşıyoruz. Dün adli yönetimler farklı bir eksende siyasileşmiş ve Şubatın o ay 29 çekmemesinden faydalanmıştı. Bugün ise adli yönetimler Mart ayının kazması ve küreğinin sapını nereye sokacaklarının hesabını yapıyorlar. Millet gelene ağam gidene paşam ya da tam tersi diye dursun. Petrol savaşları daha başlamadı dersek yeridir. Asıl hengame yakında kopacağa benziyor. Son model lüks otomobillerle gezen siyasi umum erkan ve zevat bugün motorine 13 kuruş zam geldiğinin farkında mı acaba? Ben farkındayım. Çünkü en son on beş liralık motorin aldım. Yarın on beş liraya kaç litre motorin...

Devamını Oku

Patent ve İnovasyon Nedir, Nasıl Yapılır?

Patent değildiğinde aklıma ilk olarak koruma sahip çıkma geliyor. Patent ülkemizde yeni yeni öğrenilen ve değerinin farkına varılan bir kavramdır. Ürün veya fikir sahibine bulduğu fikire, ürünün satışı pazarlanması, çoğaltılması ve bir benzerinin üretilmesi gibi alanlarda ayrıcalık getiren resmi bir belgedir. İnovasyon sürecini genel hatlarıyla tanımlarsak patent – bilgi işleviylede her aşamada işletmeciye (patrona) yardımcı bir kavramdır. İnovasyon ingilizcede fayda sağlayan yenilik buluş anlamındadır. Örneğin fikir oluştururken patent bilgi kaynakları ilham kaynağı olarak kullanılabilir.Patentlerin genel bir görevi vardır, o da var olan bilgiyi topluma doğru aktarmaktır. Bu görev ise buluşların patent dökümanlarında detaylı bir şekilde açıklanması teknolojinin mevcut durumunun tanımlanması ortaya koyulan problemlerin üstesinden nasıl gelindiğini detaylı bir şekilde anlatılmasıdır. Türkiye patent uygulaması istatistiklerinde maalesef avrupa ve amerika ülkerinin bir hayli gerisinde kalmıştır. Fakat inanıyorumki hem bireysel hemde toplum olarak patent ve inovasyonun bize kattığı değerin farkına vararak bilinçli bir büyüme gerçekleştireceğiz. İnovasyon, girişimcilik ve patentin herkese mutlaka artı değer katacağı ekonomimize fayda sağlayacağı bilinmelidir. Herkese sağlıklı, mutlu, yenilik dolu günler diliyorum. UĞUR AĞIRGÖL tarafından “Makale Yarışması” için...

Devamını Oku

Yazar Soru Cevap Sistemi

SORUNUZ MU VAR? BUYRUN SİZİ DİNLİYORUZ…   Yazarlarımız ve yazar olmak isteyenler için önemli bazı sorular ve bunların cevaplarını vermeye çalıştık. Bunların dışında herhangi bir sorunuz varsa lütfen yorum yazarak belirtiniz. Yorumlarınızı aynı gün cevaplandıracağız. Soru Cevap Sisteminin sitenin gelişimine de olumlu yönde yansıyacağı düşüncesindeyiz. Bu nedenle yazarlarımız eleştirilerini belirtirlerse memnun oluruz.* Yazılarımı neden başka bir sitede değilde yenimakale.com ‘da yayınlamalıyım? yenimakale.com dışında yazılarınızı yayınlayabileceğiniz yüzlerce internet sitesi bulunmaktadır. Ancak çoğu yazar yenimakale.com ‘u tercih etmektedir. Bunun nedeni yenimakale.com ‘un sadece özgün içerik yayınlıyor olması, yazarlarla birebir ve hızlı iletişim kurması, yazılarınızın daha çok okuyucuya ulaşması için çeşitli çalışmalar...

Devamını Oku

Türkiye'de Eğitim Sistemi ve Çözüm Önerileri

EĞİTİM NEDİR? Eğitim, bireyin doğumundan ölümüne süregelen bir olgu olduğundan ve politik, sosyal, kültürel ve bireysel boyutları aynı anda içinde bulundurduğundan, tanımının yapılması zor bir kavramdır. Evet, kitap tanımı zordur, eğitimin.Tanımdan da anlaşılacağı gibi eğitim çeşitli olguları içinde barındırır. Tabii bu olgular ve bunların işleyiş biçimleri ülkeden ülkeye farklılık gösterir. Her ülke bu olgular içinde kendi eğitimini, eğitim tarzını yaratmıştır.ÜLKEMİZDEKİ EĞİTİM SİSTEMİ, SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Öncelikle ülkemizdeki eğitim sisteminden bahsetmek istiyorum sizlere. Her ne kadar daha sonradan 5+3=8 yıl zorunlu eğitim gibi görünse de ben bunları ayırmak istiyorum. İlk 5 yıl ilkokul olarak adlandırılır. Daha sonraki 3 yıl ise ortaokuldur. Daha sonra 4 yıl ortaöğretim (bazı liseler hariç) ve 2-4 senelik üniversitelerimiz mevcuttur. Liselerimize ilk önce 8. sınıfın sonunda OKS denilen 2 saatlik bir sınav sonucu yerleştiriliyordu öğrenciler. Ancak daha sonra SBS denilen ve 6. 7. ve 8. sınıflarda düzenli olarak uygulanan bir sınav getirildi. Bu sınavlar sonucunda öğrenciler Anadolu, Fen, Meslek lisesi gibi çeşitli liselere yerleştirilirler. Üniversiteye geçiş sistemimiz ise en başlarda ÖSS-ÖYS olarak uygulanan, daha sonra ise YGS-LYS adı verilen sınavlarla uygulanmaktadır. Peki  bu sınavlar nedir, ne değildir, sonuçları nelerdir? Öncelikle liselere geçişteki sorunlarımızdan bahsetmek istiyorum. Maalesef Türkiye’nin her yerinde öğrencilerimiz aynı kalitede eğitim alamıyorlar. Yeteri derecede sınavlara hazırlanamıyorlar. Hatta ve hatta 8. sınıfın sonunda hala okuma-yazma bilmeyen öğrencilerimiz var ne yazık ki. İşte bu yüzdendir ki ‘’dersane’’ adı verilen ticarethaneler buradan çıkmıştır. Öğrencilere okullarında alamadıkları...

Devamını Oku

Ayakkabı Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli?

Ayak sağlığımızı korumak için ayakkabı seçiminiz önemlidir. Yüksek topuklu ayakkabılar almamaya özen göstermeliyiz. Yüksek ayakkabılar diz ağrılarına, ayak burkulmalarına yol açmaktadır. Birçok buna benzer rahatsızlık ameliyat ile sonuçlanmaktadır.Ayakkabı alırken ayakkabının rengine, görünüşüne değil, ayağınızın rahat edeceği bir tercih yapmanız gerekiyor. Sivri burunlu, yüksek topuklu ayakkabılar bir çok ayak rahatsızlığına yol açmaktadır. Seçtiğiniz ayakkabının içinde ayağınız hava almalıdır. Ayağınız ayakkabının içinde hava almıyorsa ayak kokusu gibi rahatsızlıklar görülebilir. Ayakkabı alırken, ayak sağlığınız için dikkat edilmesi gereken hususlar; – Ayakkabı alacağınız zamanı akşam olarak seçiniz. Bunun sebebi ise, ayaklarınız yorgunluktan akşama doğru şişer ve genişler. Akşam üzeri alınan ayakkabı gün içinde daha rahatlık hissi verir. – Alacağınız ayakkabıyı iki ayağınıza giyerek deneyiniz. Çoğu bireyde iki ayağının boyu ve genişliği farklılık gösterir. – En uzun ayak parmağınız ile ayakkabının arasında yarım santim boşluk olmasına dikkat ediniz. ERHAN TEZEL tarafından “Makale Yarışması” için...

Devamını Oku

Anne O Zaman Sen Ölsene

Kırkbeş yaşındaydım. Boyum 1.65, kilomu hatırlamıyordum. Sabah, öğlen ve akşam avuç dolusu ilaç alıyordum. Hastalığım için aldığım ilaçlar başka rahatsızlıklara sebep olduğu için ayrı ilaçlar. İşin kötüsü her biri başka rahatsızlıklara ve sorunlara neden olan bir sürü ilaç. Tenim, nefesim rahatsız edici bir şekilde ilaç kokuyordu. Aldığım ilaç sayısı arttıkça her geçen gün sanki asıl tedavi olması gereken hastalığım için aldığım ilaçlar daha etkisiz hale geliyordu. Dudaklarım kuru, hissiz ve buruşuk. Kollarım ve bacaklarım incecik ellerimin üzerinde damarlar belirgin ve yaşlı görünüyordu.Bu durumun bir de psikolojik tarafı var. Sabah yataktan kalkıp evin içinde akşamdan kalma alkolikler gibi dolaşıyordum, bu arada unutmadan,  benim o günlerdeki sabahlarımın saati öğleden sonra iki ya da üç gibi oluyordu. Dayanılmaz ağrılarım ve avuç dolusu ilacın yarattığı yan etkilerden sabaha karşı aldığım sakinleştirici ve antidepresanlarla uyuyabiliyordum. Kalkınca amaçsız, ağız tatsız, keyifsiz ve zevksiz sadece nefes alıyordum. Onbeş ve onsekiz yaşında iki oğlum var. Eşim; ben hastalandıktan sonra çocuklara hem anne, hem baba oldu. Bir yumurta kırıp pişiremeyen adam, işten gelir gelmez direk mutfağa geçip dolaptan pişireceği yemeklerin malzemelerini hazırlayıp, üstünü değiştirmeye yatak odasına gider oldu. Yatak odası… Beş yıldır yatak odasında yatmıyorum, oturma odasındaki üçlü koltuk neredeyse şeklimi aldı. Koca beş yıl. Koca beş yıl gittiğim tek yer hastane ve eczaneydi. Ne kimseyle görüşüyor ne de gelmelerini istiyordum. Her geçen gün kendimi daha kötü hissediyordum. Vücudum hiçbir şekilde tedaviye cevap da vermiyordu. Bir kısır döngü...

Devamını Oku

Her Diploma Eğitim mi Demektir?

Hep, hep diyoruz eğitimli insan, okumuş insan, eğitim sadece okumak mıdır sizce? Eğitim okul öncesinde başlamaz mı? Çocuklarımız daha okula başlamadan, onlara kibar olmayı, yanlışı, doğruyu, insanlar ile uyumu, dürüstlüğü, sevmeyi, sevilmeyi, olumlu, olumsuz her şeyi okul öncesi bizler öğretmiyor muyuz? Zengin oluyoruz ama farkında olmadan, zaman içinde fakir oluyoruz, o zaman elimizdeki şeylere karşı hayat bizi eğitiyor.İşimiz oluyor, sonrasında kaybediyoruz bu süreçte de birçok şeyler bizi eğitiyor, çok sevdiğimiz dostumuzu çok severken birden sırt dönüşü bizi bir dahaki kuracağımız dostluğa karşı eğitmiyor mu? Plansız yapılan harcamalar sonunda, çok mağdur oluşumuz planlı harcamak konusunda bizleri eğitmiyor mu? Yaşamımızın her alanında okul, iş, aile, insanlar, ilişkiler, kaybedişler, kazanımlar ölümler ve doğuşlar sevinçler, mutsuzluklar karşısında edindiğimiz tecrübeler birer eğitim değil midir sizce? Eğitim hayatta edinilen tecrübeler karşısında yoğuruluşdur. Tecrübedir. Adam olmaktır, doğruluktur, dürüstlüktür hak ettiğin  yerde layikiyle olmaktır. İnsan psikolojisini anlamaktır, insanları sevmektir, ne kadar diploma sahibi olursak olalım yukarıda saydıklarım yoksa bir diplomatta o zaman ne önemi var eğitimin? NEBAHAT EMANET tarafından “Makale Yarışması” için...

Devamını Oku

Sesimiz Ne Zaman Duyulacak

Bizler toplum olarak sesimizi nasıl duyuracağız. Evladı şehit olmuş bir anne düşünün, ne zaman gözyaşları dinecek, töre cinayetlerine kurban olan onlarca anne, babasız kalan çocuklar, ekonomik şartlar yüzünden okuyamayan ve çalışmak zorunda kalan boynu bükük çocuklar, ihanete uğramış mağdur kadınlar, her sabah kalktığımızda karşılaştığımız yeni, yeni zamlar, vergiler, işsiz kalıp ödeyemediğimiz kiralar, faturalar, istenmeden mağdur oluşumuz, elimizde diplomamız olupta halen daha bir yerlerde çalışıyor biz olmamız gerekirken, bu görevi sadece adamı olanların yapması, bir komşumuz tarafından uğratıldığımız mağduriyetimiz.Bizler bireyler olarak ne zaman sesimizi duyurabileceğiz. Sesimizi duyurabilmek, hayatın bizlere sunduğu acı, sınavlardan sonra mı biz sesimizi duyurabileceğiz. Hayat mı yoracak hamurumuzu. Çağdaşlaşmış bir dünyada halen daha savaşların ne işi var, zengin ve fakir olarak ayırt ettiğimiz bir ucunda da dışlanmış bir insan psikolojisini unuttuğumuz, sesini duyurabilmek için yürüyen, grev yapan memurlar, işçiler kaldıramayacağımız kanunlar, kurallar, bir yanda zengin biryanda sadece bir asgari ücret ile geçinmeye çalışan ve aynı ekonomide çalışan insanımız. Ürününün karşılığında hak ettiğini alamayan köylümüz bizler ne  zaman duyurabileceğiz sesimizi. Aynı dünyada yaşıyoruz ama bireyler olarak halen daha sesimizi duyuramıyoruz, oysa insan olarak pekiştiğimiz tek çizgi doğum, yaşam ve ölüm değilmi? NEBAHAT EMANET tarafından “Makale Yarışması” için...

Devamını Oku

Tarhana Yediğin Günleri Unutma

Eskilerden söze başlamak istersek babam, anam her zaman zor şartlar doğumumu anlatılır – Seni  Pehlivan Sülümanın  karısı Fatme ebe doğurttu– Ocaklıkta kara bakır, altında da harıl harıl bir ateş…Kaynak suda ellerini önce güzelce ne yıkarmış ebemiz. Büyük peşkirler her zaman yanında hazır bekletirmiş – Oda sıcak dışarıda ayaz mı ayaz bir hava aylardan da kasım…  fakat bir sorun  var ebe diyor bebeğin kafası kocaman  naa gaz tenekesi kadar– Dışarıda bir çift öküz koşulu benim doğumumu  bekliyormuş Her an bir aksilik halinde anam, şehre götürülebilirmiş. Sağ sağlım nihayet piyasaya çıkmışız… Bu İlkel usullerin hepsi geride kaldı zamanla devletimiz köyümüze de el attı.Tam tarihini hatırlamasam da 1970 yılların ortasında sağlık evi yapılıyor. Zamanla Ebeler gelip geçiyor. Fatma ebe, Şahsine ebe, daha sonra yine bir Fatmagül ebe geliyor. Hizmetlerini bizden hiç esirgemediler sağ olsunlar.  Ha bu arada  iğneci Samettin(çavuş) agayı, İmam Fahrettin agayı  hepsinin tabii ki sağlık alanındaki değerli hizmetlerinden her zaman  faydalandık. Eskilerden söze devam etmek gerekirse, eskiden çay bile hayatımız için çok çok lükstü.. – Alamanyadan getirilen çayın, kara bakırda bez içinde kaynatılıp konserve kutusuyla içtiğimiz günleri hatırlarım … Çay güümü nerdeee… Bu arada tarhana çorbasını da hiçbir zaman unutmamak lazım… Tarhana çorbası kış çorbasıdır. Pişirmeden önce suda çözülmesini beklersin.. Küçükken en sıkıldığımız iş; saatlerce tarhanayı tahta kepçeyle karıştırmaktı. Topaç kaldımı  dayak kaçınılmaz  olur her an bir vukuat olabilirdi… Kahvaltıyı tarhana çorbasıyla yapardık. Arada sırada kaçamağı da unutmamak lazım… ama...

Devamını Oku

Tayakadın ve Benim Eksikliğim

Bu köyde bu topraklarda dünyaya geldim. Bu köyün ekmeğini yemiş, suyunu içmiş, havasını solumuştum. Yoksulluk içinde büyüdüm. Babam yetim kalmış  fakirlik çekmiş, bir sürü çocukla anası tek başına zor günler geçirmişti. Rahmetli ninem senelerce kızanlarına tek başına bakmış, yeri gelmiş bir sini kaçamağı on kişi paylaşmıştı. Yeri gelmiş aç yatmışlar, her türlü zorluklarla mücadele etmişlerdi. Paylaşmayı, sevgiyi ve sabırlı olmayı hayat onlara öğretmişti.Çocukluk yıllarıma baktığımda bizim evde fakirliğin yanında eksik olan bir şey daha vardı sevgi. O senelerde ve daha sonra ev de küfür (sövme, sayma) eksik olmaz, devamlı sinir harbi yaşanırdı. Gerçek sevgiyi paylaşmak, dostluğu paylaşmak hiçbir zaman kısmet olmadı,  yıllar sonra anladım… Kardeşin, kardeşi kıskandığını, hayat hakkı tanımadığını, bencilliğin ve her olaya karşı duyarsızlığını gördüm. Miras kavgaları; ömür boyu kardeşlerin arasının açılmasının ve bozuk kalmasına neden olurdu. Hatta birbirlerinin hastalığına ya da ölümünde cenazelerine gitmeyen insanları gördüm. Yanı başımız da dip dibe yaşadığımız komşularımızdan kalben kilometrelerce uzak,  ilişkimizde çok zayıftı. Bir mal kavgası, bir arsa kavgası mala karşı aşırı heves, malı mülkü bütün insani değerlerin üstünde görme sevdası… Hiçbir zaman bizim ailede de bitmezdi. Oysa bir amansız hastalık, ölüm her zaman ensemizdeydi,  bunu bizler unutmuştuk. Komşularla birbirimize selam vermeye dahi çekiniyorduk. Adamı mal varlığına göre değerlendirme hırsımız, akrabalığa göre değerlendirme ön plana çıkmıştı. Bir kişi devamlı bir şeyler veriyorsa iyi kişiydi. Sevgi, komşuluk ikinci plandaydı. Açıkçası köyde bir laf var donuk (soğuk) bir kişilikteydik ya da karşımızdakini...

Devamını Oku

Bir Dava Adamının Ardından…

Mainz, 04.03.2011 “Sür çıkar aĝyarı dilden ta tecelli ide Hak,Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan.” Evet o, ömrünü davasına şahit kılmış “Adanmış” bir adamdı. Ölümü, yaşarken öldürebilmiş yiĝit bir dava adamıydı. Şimdi aramızdan ayrıldı. İnsanları sadece bedenlerinden ibaret sayacak olursak ölen herkesi unutmamız gerekirdi. Ancak öldüĝü halde unutmadıĝmız, unutamadıĝımız nice insanlar var…Allahın koyduĝu deĝişmez yasa gereĝi her canlı vadesi gelince ölümü tadacaktır. Ölümü, yok olmak kabul edenler için ölüm bir kabustur. Ancak ölüm Refik-i Ala`ya kavuşmak ise bu ancak ebediyyete hicret olur. 27 şubat Pazar günü Milli Görüş Lideri muhterem Erbakan hayatını adadıĝına kavuşmak üzere ebedi istirahatgahına çekildi. Haberi ilkduyduĝumda Efendiler efendisi Hz Peygamberin tavsiyesi gereĝi “İnna lillahi ve İnna ileyhi Raciun” ayetini okudum. Ve ne mutlu ona ki bu gökkubbede bir “hoş sada” bırakarak göçtü diyebildim. 1956 yılında “Gümüş Motor” projesiyle başlayan mücadelesi bitmek tükenmek bilmeyen muazzam bir enerji ile 85 yaşına girdiĝi son nefesine kadar devam etti. Memleketin hali pür melali konusunda derin sancıları bulunan bu adam, varlıklı bir aileden gelmesine raĝmen zor bir yolu tercih ederek “Adanma” konusunda ilk sınavını başarıyla vermiş oluyordu. Memleketin tek parti diktatoryası altında inim inim inlediĝi o zor günlerde duyduĝu derin sancıların verdiĝi ilham ve cesaretle tek başına yola revan olmuştu. Tek başına girdiĝi bu yolda yolcuların sayısına aldırış etmeden menzile varmak için cesaret ve kararlılıkla hep yürüdü. Yolda önüne çıkan engellerin hepsinde kuvvetli bir “Lahavle” çekip yoluna devam etti. Şairin...

Devamını Oku

Meleğimi Öldürmüş Şey-Tan

Kim var ki; Şu koca dünya da senden başka sana yakın olan? Ben yalnızım tek ben yalnızca ve sadece ben… İnsan hep kazık yemektense bir başına kalmayı seçiyor. Herkeste bir sahtelik ne bu çaka, çalım anlamıyorum. Ya o maskelere ne demeli? Yüzümüze yapışmış cemalimizi unutmuşuz. Sen hatırlıyor musun öz kendini ben doğmadan unutmuşum.Aynaya baktın mı (hiç)? Tanıdık geldi mi sana sen? Bense; her baktığımda irkiliyorum! Hafifte tırsıyorum açıkçası, kendimden değil! Ben sandığım benden. Diyorum ki; bu ben olamam yok yoook kesinlikle ben değilimdir. Ama benim işte, her ne kadar inkâr etsem de. O çatık kaşlı katil benim. Ben tertemiz duygularımın, doğmamış iyiliklerimin, işlenmemiş sevaplarımın, özümün katiliyim. Meleğimi öldürmüş şey-tan. Gözler kalbin aynası ise, nerde benim kalbim? Gözlerimde hırs, intikam, görüyorum. Kalbimi hırsız mı çalmış?… Ya da… Kalbim mi hırsız olmuş?. Dedim ya meleğimi öldürmüş şey-tan. GAMZE COŞKUN tarafından “Makale Yarışması” için...

Devamını Oku

23 Nisan İle İlgili Şiirleri

23 Nisan Şiirleri, 23 Nisan İle İlgili Şiirler, 23 Nisan İçin Şiirler, Kısa 23 Nisan Şiirleri, 23 Nisan Atatürk Şiirleri, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Şiirleri, En Güzel 23 Nisan Şiirleri, 23 Nisan Şiir, Yirmi Üç Nisan Şiirleri… 23 Nisan Şiirleri, 23 Nisan İçin Şiirler23 Nisan İle İlgili Şiirler Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Şiirleri Dünya Çocuk Bayramı Kiminin saçı siyah,Kiminin saçı sarı…Ankara’da buluştu,Dünyanın çocukları. Her Yirmi Üç Nisan’daTekrarlanır bu olay.Buluşma nedenini,Açıklamak çok kolay. Bu kocaman dünyadaÜlke sayısı çoktur.Oysa ki hiç birininÇocuk Bayramı yoktur. Dünyanın çocuklarıYurdumuza koşuyor,Her Yirmi Üç Nisan’daCıvıldaşıp coşuyor. Türkiye konuklarla,Kalpler sevgiyle dolsun.Dünya Çocuk BayramıHerkese mutlu olsun! Altan Özyürek Bizim Bayramımız Bu gelen bizim bayramYükseldi bak ünümüz.23 Nisan bizimEn şerefli günümüz! Al bayrağı açalım,Gel gidelim törene.Bin teşekkür, bizlereBugünleri verene… Bizim için harcananBoşa gitmez bu emek,Çünkü her Türk çocuğu23 Nisan demek… İsmail Hakkı Sunat 23 Nisan Bugün bir başka aydınlık yeryüzü,Bir başka ağaçların, evlerin yüzü.Bugün çocuklar güzel.Bugün sokaklar güzel…Elimizden tutan her elDaha sağlamDaha mavi gökyüzü;Bayraklar daha yakın.Bakın: geçiyor yarının büyükleri;Şarkılar tutuyor gökleri. Adnan Ardağı Egemenlik Bayramı Egemen bir milletin,Coştuğu bir gündür bu!Yurduma hürriyetin,Koştuğu bir gündür bu. Başımızda Atatürk,Ülkümüz yüce Türklük,Milletimin en büyük,Sevdiği bir gündür bu. 23 Nisan’ı veren,Bugünleri gösteren,Büyük Atam diyor ki:“Türk, çalış, övün, güven!” Ali Püsküllüoğlu 23 Nisan Söyledi Bu yurdun, bu devletin,Yüce CumhuriyetinSahibiyiz çocuklar.Bunları koruyacak, Bu ülkeye uyacakYine biziz çocuklar!Yirmi Üç NisanlarınZevki çok, fakat yarın Güç işimiz çocuklar!Bu göklerin, bu yerin,Kutlu emanetlerinBekçisiyiz çocuklar! Atalardan şan alan,Böyle...

Devamını Oku

Hayvan Severler Sayesinde Hayvan Sevmez Oldum

Bu yazı birçok konservatif insanı kızdıracaktır biliyorum nitekim bir takım mantık hatalarını düzeltmekten kendimi alıkoyamıyorum. Birincisi; hayvanlar doğanın en kusursuz varlıklarıdır ve beslenme, üreme, savunma, barınma içgüdülerine sahiptirler. İnsan da temel de bu dürtülerle yaşama bağladır; ancak modern, kültürel ve etiksel toplum anlayışının içinde kaybolmuştur. Bu kayboluşta tecavüze, hırsızlığa, maddiyatsal hırslara yönelmiş garip bir topluluk oluşturmuştur. Bu topluluk tüm bu garipliğiyle bir de hayvanları koruma görevi edinmiş ve kedi, köpek gibi türleri de garipleştirmeye; doğanın bir parçası olan bu türleri; evine hapsedip, kendi öngördüğü besinlerle besleyip kutsal tüylerini hiçe sayıp saçma insansı kıyafetler giydirmeye, hayvancağızları kısırlaştırıp (aksi durumda kendince mastürbasyon yöntemleri geliştirmeye) eşyalara zarar vermesin diye tırnaklarını keserek,türde mutasyon yaratmaya çalışmıştır. Yalnızca evinde de değil bunu yetebildiği sokaktaki tüm kedi, köpekler için de yapmaya çalışma çabasındadır.Bu kısma kadar çok normal gibi duruyor. Ancak bu tür vakalar; insanlık ajitastonu, sevgisizlik, güvensizlik ve bencillik içeren duygusal toplumsal yoksunluğun telafi edilme biçimidir. Doğal seleksiyon adında işleyen evrimsel mekanizmayı da yok etmektedirler. Vicdani inayete sahip insanlar; sokaktaki tüm kedi ve köpekleri beslerseniz ne olur? Yemek bulmaya çalışmazlar ve evrim kanunlarını yok ederek tembelleşir, insan gibi doğaya zarar vermeye başlarlar, seleksiyon bozulmuş olur. Bu davranış biçimi ile yılların deneyi olan ‘Şartlı refleks’ tersine çevrilmiştir. Kediler burada Pavlov ile özdeşleştirilebilir. Tepki duyuyorum çünkü hayvanlar doğada pavlov olmuş, onlara yemek verme arzusunda olan insanlarsa tersi… (kedi miyavlaması, çan sesi reaksiyonu) bırakın hayvancıklar uyum içindeki varlıklarını sürdürsünler....

Devamını Oku