Yıl: 2011

Defne Yapraklı Akçakesme

Familya : OleaceaeLatince : Osmanthus decorus (Phiüyrea vilmoriniana)Türkçe : DEFNE YAPRAKLI AKÇAKESME Defne Yapraklı Akçakesme Doğal Yayılış ve RakımBatı Asya, Kafkasya ve Türkiye’de doğal olarak yetişir. Yurdumuzda yapraklı türler ve kayın-ladin ormanları İle karışık olarak, Marmara ve Karadeniz Bölgeleri’nde 1000-1600 m. rakıma kadar çıkar. Park ve bahçelerde kullanılmak üzere Avrupa ülkelerinde de yetiştirilir.Defne Yapraklı Akçakesme Toprak ve Besin İsteğiiyi drenajlı topraklarda iyi yetişir. Nötral veya asidik toprakları tercih eden bu tür, bir miktar kirece dayanır. Kumlu, verimli ve killi topraklarda da yetişebilir. Defne Yapraklı Akçakesme Donlara DuyarlılıkEkstrem donlara duyarlıdır. -20   C sıcaklıklara kadar dayanır. Defne Yapraklı Akçakesme Sıcaklık ve...

Devamını Oku

Çoban Püskülü (Işılgan)

Familya : AquifoliaceaeLatince : llex aquifoliumTürkçe : ÇOBAN PÜSKÜLÜ (Işılgan) Çoban Püskülü (Işılgan) Doğal Yayılış ve RakımAvrupa’nın batı ve güney bölgelerinde, Batı ve Kuzey Afrika’da, Türkiye’de Karadeniz, Marmara ve Güney Anadolu’da yerli olarak bulunur. 1250 m. rakıma kadar çıkar.Çoban Püskülü (Işılgan) Toprak ve Besin İsteğiSerin, madence zengin, kumlu-killi topraklarda, az olarak da kireçli ve ağır killi topraklarda yetişir. Kuru topraklardan hoşlanmaz. Yayıldığı bölgelerde pH=3.5-7.2 arasında değişir. Optimal pH=4.5-5.5’tur. Çoban Püskülü (Işılgan) Donlara DuyarlılıkŞiddetli kış donlarına duyarlıdır. Genç bireyler geç donlardan zarar görür. Kısa süreli j de olsa -15 ° C sıcaklıklara kadar dayanır. Çoban Püskülü (Işılgan) Sıcaklık ve Nem...

Devamını Oku

Anayasa Değişikliği

Sayın Başbakanım; Darbe anayasası; o zamanın şartlarına göre ve halkın anlamadığı bir dille hazırlanmış, bazı materyalistleri tatmin etmek için hiç düşünülmeden sadece belli amaçlar doğrultusunda yapılan anayasa, halka sormadan, zorla ve hiçbir partiye hayır prapogandası yaptırılmadan meclisten geçirilen anayasa, sivil toplum örgütlerinin ve halkın iradesininmeclise yansımadığı anayasa, Toplumlar arası sosyo-kültürel uyuşmazlığı oluşturan, bu zamana kadar Türklerde, Kürtlerde, Alevilerde, Zazalarda, Lazlarda, Çerkezlerde kısacası Türkiye de yaşayan tüm toplumlarda gel-gitler yaşatarak ve bizlerin ömürlerini boşa tüketen anayasa. Özet olarak darbe anayasası Türk milletini çürütmüş, ruhen bomboş ve kalben de hep bir tatminsizlik içine sokmuştur. Yıllardır insanlar askeri bir anayasaya mecbur bırakılmış ve bu yüzden de sivillerin sesi olan bir anayasayı özlemle bekliyoruz. Bu bekleyişin işaretlerini bizler referandumda kullandığımız evet oylarıyla verdik. İşte buradan sonra Türk vatandaşı olarak görevimi yerine getirme zorunluluğunda olduğum hissine kapılarak sizlerle düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Anayasa değişikliği önerisi nasıl halkın iradesine sunulduysa Yeni anayasanın da TBMM den geçebilmesi için yine halkın iradesi bu sürece katılmalı. Ama bu halk başta topluma içeriden bakmayı bilen toplumu en iyi anlayan sosyologlardan ve daha farklı bakışlarla katkıda bulunacak olan bilim adamlarından yani üniversitelerde ki öğretim üyelerinden oluşmalı. Türk milletinin ve benim anayasamızda, sizleri bu sürece mağdur eden insanlar, Yargıdan askerî hâkimler hatta subay üyeleri bile görevlendiriliyorsa söz sahibi oluyorlarsa, benim değerli hocalarımın da ve bütün üniversitedeki değerli öğretim üyelerininde o süreçte olmaya hakları vardır. Sizden istediğim Kürt açılımıda ki gözden kaçırdığınız bir...

Devamını Oku

Eğitim Sisteminin Diz Çöküşü

Bir çok insan, bütün hayatlarını asla değiştiremeyecekleri şeylere karşı nafile bir isyan içinde geçirirken, değiştirebilecekleri şeyler karşısında ise pasif bir teslimiyet içinde bulunurlar; aradaki farkı öğrenmek için de hiçbir teşebbüste bulunmazlar. Bu konularda genel olarak öğrencilere;adım atmadan herhangi bir sorununu çözemeyeceği, sorduğum sorularla gerçek sorununun farkında olmasını sağlayıp sorununu çözme konusunda farklı yöntemler önererek ilk adımı atması için cesaretlendirmeye çalışıyorum.Örneğin; anne ya da babası vefat eden öğrencilerin geneli yaşadığı acı nedeniyle okula saçını dahi taramadan geliyorlar. Yaşadığı acıya saygı duymakla birlikte dış görünümüne bu kadar özensiz davranmasının, sürekli bu olayı düşünüp derslerine motive olamamasının, bunalım içerisinde olarak tutarsız davranışlar göstermesinin bir faydası olmayacağını sürekli anlatıyorum. Özellikle anne yada babasının olumlu yönlerini hatırlatarak; Şu an hayatta olsaydı seni nasıl görmek isterdi?, derslerine çalışıp güzel bir üniversiteyi kazanman onu mutlu edecekti, gibi ifadelerle hayata daha bağlı olmasını sağlamaya çalışıyorum. Çünkü, belirli bir süre sonra bazı başarısız öğrenciler anne-baba-kardeş vs. ölümlerini bahane amaçlı olarak kullandıklarını gördüm. Sonuçta insan üzülür, ağlar, sürekli bu olayı düşünüp dalıp gidebilir. Bu konuda zaten öğrencilere yakınlık göstererek okulda kendisini dinleyen ve değer veren bir öğretmeninin olduğunu sürekli ifade ediyorum. Konu beni aşarsa da gerekli psikolog, psikiyatr vb. yerlere yönlendiriyorum. Ama zaten var olan başarısızlığına bu ölümü bahane ederek öne çıkmasına da sonuna kadar karşıyım. Sürekli derim öğrencilere; gel acını paylaşayım, ağla, bağır, çağır, kendini anlat, ifade et, içini dök ve rahatla… Gel gelelim ben bunları yaparken, işgüzar...

Devamını Oku

Birlikte Ama Yalnız

Sanırım oyunun kuralını buldum. “O gider sen beklersin, o gelir sen gidersin” Evet işte bu. Çünkü beklediğine değeceğini bilirsin ama geldiğinde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağınıda bilirsin bir yandan.İşte böyle ikilem yaşarsın. Ne yapacağını bilmez, çaresiz bir hal içine girersin. Aklına onca fikir gelir aslında;yapman gereken şeyleri bir bir düşünürsün ama sonunda büyük ihtimalle yapacağın şey başını beklediğin kişinin değilde bir başkasının omzuna koymak olur. Yanlış olduğunu bile bile yaparsın bunu. Sıyrılmak istersin çünkü ondan. Belkide unutmaya çalışmak. Gerçi ben unutmak siye bir şeyin olduğuna inanmıyorum. Bence sadece yokluğuna alışmak diye bir şey var. Sen bunları kafanda tasarlarken acaba o ne yapıyor diye düşünme. Senin yaptığından farklı bir şey yaptığı beklenemez çünkü. Onunda başını yasladığı biri var ve bu kişi ister dünyanın en çirkin,en kötü,en bencil insanı olsun sonuçta ona sarılıyor, onun elini tutuyor. Bunu bilmek acı veriyor belki ama aynı şeyi sende ona yaptın unutma. Sen o omzuna yaslandığın kişiyle beraber gezersin, birlikte bir şeyler paylaşırsınız ama dışarı çıkıpta o kadar insan gördüğünde içinden geçen tek şey “Keşke bu kadar insan göreceğime bir tek onu görseydim ” olur. Beklediğin adamı geri geldiğinde kabul etmemek ne kadar doğru bilemezsin çünkü. Ayrıca sen o yokken herkese “Kimseyle bir ilişkim olsun istemiyorum” derdin ve bunun asıl anlamı senin için “Onun gelmesini bekliyorum”du. İşte tam da bu noktada ipler kopuyor ve kafan bulanıklaşıyor. Ve sen yine başını başka birinin omzuna yaslıyorsun. O...

Devamını Oku

Vicdani Ret mi?

Aklım olmasada ”vicdanı ret’mi..”Eşitlikmi, hakmı, bu adeletmi!Vatanı sevmemek bir meziyetmi?Vatanı sevdikce huzur bulurum.Ömrümden onbeş ay vatanım içinToprakta kefensiz yatanım içinTarihteki şanım, ünvanım içinGerekse bir daha asker olurum. Doya doya havasını solurumGüvenle yaşar, kâbussuz uyurumYurt’ta, dünyada barışı korurumGerekse bir daha asker...

Devamını Oku

Küresel Güç ve Ahlâk

Mainz, 22.11.2011   Ateşle barutu yan yana koymak kadar tehlikeli bir başlιk attιĝιmιzιn farkιndayιz. Zira ahlâk gibi tertemiz bir kavramla küresel güç gibi kirli bir olguyu yan yana getirmenin zorluĝu malumdur. Yaşlι gezegenimizin bugün için maruz kaldιğι küresel güç hegemonyasι hiç kuşkusuz ahlâktan tamamen mahrum bir güçtür. İnsanlιk destanι boyunca ahlâktan mahrum küresel otoritelerin ne büyük acιlara sebebiyet verdiği tarih kitaplarιnda kaydedilmektedir. Ancak günümüzdeki insaf ve vicdan yoksunu küresel güç gibisi hiç bir zaman görülmemiştir.İçinde „ünsiyet“ (sevgi) gibi muhteşem bir kavramι barιndιran insanlιk, batι uygarlιğιnιn „materyalist“ kafasι sayesinde tükenme noktasιna doĝru hιzla yol almakta ve dünyamιz bir felakete doĝru sürüklenmektedir. Tek dünyalι bir felsefi sistemin „vicdan“ inşa edemiyeceği hakikatine binaen batι uygarlιğι bir yandan insan hayatιnι kolaylaştιrayιm derken öte yandan insanlιğιn insani deĝerlerini nisyana terketmiştir. İnsanιn habire cesedine çalιşan bu sahte uygarlιk ruhlarι aç bιrakarak insaniyetin felaketine yol açmak için canla-başla çalιşmaya devam etmektedir. Aslιnda bu vicdan mahrumu uygarlιğιn güce perestiş etmesinin anlaşιlmayacak bir tarafι yoktur. Ahlâk olmadan güç sahibi olanlarιn sürekli yapageldikleri bir eylemdir bu. Nitekim bu hadise en azιndan parayι temsil eden Karun ile iktidarι temsil eden Firavun`dan bu yana bilinen bir kaziyye-i muhkemedir. İktidarι için henüz doğmamιş çocuklarι öldürtecek kadar canileşen Firavun öldü ama „Firavunluk“ malesef yaşιyor. Üstelik öldürme kabiliyetini yükselterek yaşιyor. Barutu doğu bulduğu halde ateşli silahlarι batιnιn icat etmesi ya da mikrobu doğu keşfettiĝi halde biyolojik silahlarι batιnιn üretmesi sizce bir tesadüf müdür? Maneviyatι...

Devamını Oku

Doğu Karadeniz Göknarı

Familya : PinaceaeLatince : Abies nordmannianaTürkçe : DOĞU KARADENİZ GÖKNARI Doğu Karadeniz Göknarı Doğal Yayılış ve RakımKafkasya’nın batı bölgelerinde ve yurdumuzda doğudan başlamak üzere Doğu Karadeniz Bölgesi’nden Kızılırmağa kadar olan yerlerde ve kısmen Karadeniz Ardı Bölgesi’nde kayın, sarıçam İle karışık meşçereler kurarak ikinci tabakayı oluşturur. 2000 m. rakıma kadar çıkar.Doğu Karadeniz Göknarı Toprak ve Besin İsteğiSerin, derin, normal, nemli ve iyi drenajlı topraklan sever. Rutubetli, ıslak ve ağır topraklara da dayanır. Kuzey yamaçları sever. pH =4.0-6.5 optimaldir. Doğu Karadeniz Göknarı Donlara Duyarlılıkİlkbahar donlarına duyarlıdır. Doğu Karadeniz Göknarı Sıcaklık ve Nem İsteğiBol yağışlı yerler ve deniz İkliminden hoşlanır. Serin ve...

Devamını Oku

Doğu Mazısı

Familya : CupressaceaeLatince : Thuja orientalisTürkçe : DOĞU MAZISI Doğu Mazısı Doğal Yayılış ve RakımTürkistan, Iran, Kuzey Çin, Japonya, Kore ve Mançurya’da doğal olarak yetişir. Avrupa ve ülkemizde de çokça yetiştirilmektedir.Doğu Mazısı Toprak ve Besin İsteğiDerin, gevşek ve balçıklı topraklarda iyi yetişir. Ağır killi toprakları sevmez. Rutubetli, iyi drenajlı ve fakir topraklarda da yetişir. Optimal pH =6.5-7.5’dur. Doğu Mazısı Donlara DuyarlılıkDonlara dayanıklıdır. Doğu Mazısı Sıcaklık ve Nem İsteğiIlıman iklimlerde yetişir. Kestane iklimini sever. Soğuk iklim şartlarına dayanıklıdır. Yüksek hava nemi istemekle birlikte nispeten kurak yerlerde de yetişebilir. Doğu Mazısı Tohum ÖzellikleriTohumlar çok küçük ve kanatsız, az sivrice ve kalın...

Devamını Oku

Doğu Ladini

Familya : PinaceaeLatince : Picea orientalisTürkçe : DOĞU LADİNİ Doğu Ladini Doğal Yayılış ve RakımKafkaslardan başlamak üzere Kuzey Anadolu’nun Karadeniz kıyılarında Ordu-Melet Irmağı’na kadar yayılış gösterir. Sahilden başlayarak 2400 m. rakıma kadar çıkar.Doğu Ladini Toprak ve Besin İsteğiRutubetli ve besince zengin, humuslu topraklardan hoşlanır. Hafif ıslak ve asidik topraklarda da yetişir. Kireci sevmez. Yetişme muhiti toprak özellikleri genel olarak kumlu-balçık, balçık ve tozlu balçıktır. Optimal pH = 5.5-6.5 tur. Doğu Ladini Donlara Duyarlılıkilkbahar donlarına karşı mutedil derecede duyarlı, sonbahar (erken) donlarına karşı dayanıklıdır. Doğu Ladini Sıcaklık ve Nem İsteğiRutubet isteği yüksektir. Yeterli rutubet bulduğu taktirde karasal iklime uyum sağlar....

Devamını Oku

Doğu Kartopu

Familya : CaprifoliaceaeLatince : Viburnum orientaleTürkçe : DOĞU KARTOPU Doğu Kartopu Doğal Yayılış ve RakımVatanı Kafkasya ve Kuzey Anadolu’dur. Kayın ve ladin ormanlarında yetişir.Doğu Kartopu Toprak ve Besin İsteğiRutubetli, humuslu ve asidik toprakları sever. Kireci sevmez, tuzlu topraklar ve sahil arazide yetiştirmeye uygundur. Doğu Kartopu Donlara DuyarlılıkDonlara duyarlıdır. Doğu Kartopu Sıcaklık ve Nem İsteğiIlıman ve nemli iklimleri sever. Soğuk İklim şartlarında kışın himayeye ihtiyaç duyar. Doğu Kartopu Tohum ÖzellikleriTohumların çimlenme engeli vardır. Doğu Kartopu Tepe ŞekliDağınık bir tepe yapısı geliştirir. Doğu Kartopu Makaslama ve BudamaDoğal durumunu bozmamak için sadece kuruyan dalların uzaklaştırılması için budama yapılmalıdır Doğu Kartopu Büyüme ve BoylanmaHızlı büyür. Maksimum 3-4 m. boy yapar. Doğu Kartopu Kök YapısıYayvan kök sistemi geliştirir. Doğu Kartopu Işık İsteğiIşık-yarıgölge bitkisidir. Doğu Kartopu Meyve ve ÇiçekMeyveler önceleri koyu kırmızı olup, sonraları siyaha yakın bir renk alır. Meyve son­baharda olgunlaşır. Mayıs-Haziran ayında açan beyaz çiçekleri, şemsiyemsi salkım kuruluşunda toplanmıştır. Çiçek sapı 5 cm. uzundur. Doğu Kartopu Yaprak ve SürgünYaz yeşili yaprakları 7-12 cm. uzun, yuvarlakça, üç dilimli, yaprak tabanı az çok derin, yürek görünüşünde ve alt yüzündeki damar açılan tüylüdür. Doğu Kartopu Üretim ŞekliTohum ve çelikle üretilir. Tohumla üretimde, tohumlar tam olgunlaşmadan meyveden çıkarılır ve ekilir veya suda şişirilip sonbaharda ekilir ya da iki aylık soğuk kat-lamanın ardından ilkbaharda ekilir. İlkbahar ve yaz başında yumuşak çelikle, yaz sonunda yarı olgun çelikle, sonbahar veya geç kışta   sert çelikle sera ortamında üretilir. Üretimde ayrıca yarma...

Devamını Oku

Türkiye'de Cinsellik

Cinsellik, toplumumuzun çok merak ettiği fakat kültürel baskılar sebebiyle sokakta alenen konuşmaya cesaret edemediği çok önemli bir konudur. Totaliter bir zihniyetin yarattığı gençlik alenen konuşamadıklarını kendi aralarında kuytu köşelerde konuşuyor ve kulaktan dolma bilgilerle birbirlerine yanlış bilgiler aktarıyor.Peki, bu kulaktan dolma bilgileri kimlerden öğreniyorlar. Araştırmalara göre, toplumumuzda cinsel sorunlar sanal ortamda çözüme kavuşturulmaya çalışıyor. Binlerce internet sitesinin ve on binlerce cinsel rivayetin olduğunu düşünürsek kulaktan dolma bilgilerin kaynağını tahmin etmekte güçlük çekmeyiz. İşin teori boyutu, insanın cinsel yanlışların yarattığı hasarı anlaması açısından yeterli değil. “Ne var ki be kardeşim? Hepimiz cinsellik için internet sitelerini kullandık.” Diyenler mutlaka çıkacaktır. İşin rengi araştırmalarla bir kez daha ortaya çıkıyor. Ülkemizde yapılan bir araştırmaya göre yalan yanlış cinsel bilgilerle donatılan zihniyetler ergenlikte gebeliğe, kontrolsüz düşüklere sebep oluyor. İşin ciddiyetini anlamanız için, Türkiye’de cinsellik yaşının on altıya indiğini söylemekte fayda görüyorum. Bu demek oluyor ki, ergenliğe ilk ayak basan gençlerimiz cinselliğe meraklarını anne babaları yardımıyla konuşarak çözemeyince dışarda buluştukları kız ya da erkek arkadaşlarıyla, cinsel meraklarını pratiğe dökerek çözmeye çalışıyorlar. Tabii ki sokağa çıkmadan önce özellikle erkek çocukları akşam aileleri yattıktan sonra televizyonun başına geçiyor ve bulabildikleri bütün müstehcen filmlere, yaş sınırına aldırış etmeden bakıyor ve pratikte uygulayacağı bilgileri öğreniyor. Por** filmlerde gördüklerini uygulamaya kalkınca komik duruma düşüyor, yalpalıyor ve sonra yine içine kapanıyor. Sonuç olarak yanlış cinsel bilgilerle yetişen insanlar sağlıksız birer birey oluyor. Bu kadar sağlıksız bireyin bir araya gelmesiyle koskocaman cinsel...

Devamını Oku

Defne Kartopu (Kış Kartopu, Hepyeşil Kartopu)

Familya : CaprifoliaceaeLatince : Viburnum tinus (V. laurifolius)Türkçe : DEFNE KARTOPU (Kış Kartopu, Hepyeşil Kartopu) Defne Kartopu (Kış Kartopu) Doğal Yayılış ve RakımVatanı Güney Avrupa’nın Akdeniz kıyılandır. Ülkemizin tüm sahil kesimlerinde doğal olarak yetişir.Defne Kartopu (Kış Kartopu) Toprak ve Besin İsteğiAktif kirece dayanıklıdır. Ağır killi, hafif asidik ve tuzlu topraklar ile sahil arazide yetiş­tirmeye uygundur. Defne Kartopu (Kış Kartopu) Donlara DuyarlılıkDonlara duyarlıdır. Defne Kartopu (Kış Kartopu) Sıcaklık ve Nem İsteğiNemli ve kışları ılıman geçen yerleri sever. Soğuğa fazla dayanıklı değildir. Defne Kartopu (Kış Kartopu) Tohum Özellikleri– Defne Kartopu (Kış Kartopu) Tepe ŞekliBoyu kadar yayılış yapar. Defne Kartopu (Kış Kartopu)...

Devamını Oku

Dağ Muşmulası

Familya : RosaceaeLatince : Cotoneaster salicifoliaTürkçe : DAĞ MUŞMULASI Dağ Muşmulası Doğal Yayılış ve RakımÜlkemizin özellikle sahil kesimlerinde yetiştirmeye uygundur.Dağ Muşmulası Toprak ve Besin İsteğiToprak isteği bakımından kanaatkardır. Hafif kumlu bahçe toprağında iyi gelişir. Kireçli, taşlık ve kayalık yerlerde olduğu gibi, normal ve asidik, kuru ve kumlu topraklar- i da da yetişir. Tuzlu topraklar ve sahil arazide yetiştirmeye uygundur. Dağ Muşmulası Donlara DuyarlılıkŞiddetli donlardan zarar görür. Dağ Muşmulası Sıcaklık ve Nem İsteğiSıcak ve ılıman deniz ikliminden hoşlanır. Dağ Muşmulası Tohum ÖzellikleriMeyve içinde 2-3 adet, kahverengi tohum bulunur. 1 kg.daki tohum sayısı 155.000 adet ve ortalama çimlenme % 50’dir. Dağ...

Devamını Oku

Çin Gülü (Çin Hatmisi)

Familya : MalvaceaeLatince : Hibiscus rosa sinensisTürkçe : ÇİN GÜLÜ (Çin Hatmisi) Çin Gülü (Çin Hatmisi) Doğal Yayılış ve RakımVatanı Doğu Hindistan ve Çin’dir. Ülkemizde Ege ve Akdeniz kıyı kesimlerinde yetişir.Çin Gülü (Çin Hatmisi) Toprak ve Besin İsteğiRutubetli fakat iyi drene edilebilen, organik maddece zengin topraklarda iyi gelişir. Derin, zengin, balçıklı toprakları sever. Nisan ayından itibaren bol sulanmalı ve bol çiçek açması için haftada bir gübre şerbeti verilmelidir. Çin Gülü (Çin Hatmisi) Donlara DuyarlılıkDonlara duyarlıdır. +2 °C sıcaklılara kadar dayanır. -1 ° C’de bitki tamamen ölür an­cak kökten tekrar sürerek kendini yenileyebilir. Çin Gülü (Çin Hatmisi) Sıcaklık ve Nem...

Devamını Oku

Çin Bodur Palmiyesi

Familya : PalmaeLatince : Chamaerops excelsaTürkçe : ÇİN BODUR PALMİYESİ Çin Bodur Palmiyesi Doğal Yayılış ve RakımÇin kökenlidir. Ülkemizde Akdeniz ve Ege sahil şeridi başta olmak üzere Karadeniz kıyılarına da iyi uyum gösterir.Çin Bodur Palmiyesi Toprak ve Besin İsteğiVerimli ve geçirgen topraklarda iyi gelişir. Çin Bodur Palmiyesi Donlara DuyarlılıkUzun süren donlara dayanıksızdır. -15 ° C sıcaklıklara kadar dayanır. Genç bireyler soğuğa daha duyarlıdır. Çin Bodur Palmiyesi Sıcaklık ve Nem İsteğiSıcak, ılıman ve güneşli iklimleri sever. Çin Bodur Palmiyesi Tohum ÖzellikleriTohumlar sarımsı renkli olup içinde sert ve büyük bir besin dokusu vardır. Çin Bodur Palmiyesi Tepe ŞekliYelpazemsi bir tepesi vardır. Çin Bodur Palmiyesi Makaslama ve BudamaBudama alt kısımlardaki ölü yaprakların uzaklaştırılması amacı ile yapılır. Çin Bodur Palmiyesi Büyüme ve BoylanmaYavaş büyür. Maksimum 6 m. boy yapar. Çin Bodur Palmiyesi Kök YapısıDerine inen, yekpare kök sistemi geliştirir. Çin Bodur Palmiyesi Işık İsteğiIşık ağacıdır. Çin Bodur Palmiyesi Meyve ve ÇiçekMeyve üzümsü, çekirdekli sulu meyve olup sonbaharda olgunlaşır. Meyveler 50-60 cm. uzun, önceleri sarımsı, olgunlukta mavi renklidir. Nisan-Mayıs’ta açan çiçekleri sarı, küçük ve çok sayıda olup yaprakların tepelerinden dışarı çıkarak aşağı sarkar. Çin Bodur Palmiyesi Yaprak ve SürgünHerdem yeşil, yelpazemsi yaprakları 90 cm. uzun, 120 cm geniş olup, gövdesi dallanmaz ve tepeye kadar yaprak taşımaz. Çin Bodur Palmiyesi Üretim ŞekliTohum ve yavru İle üretilir. Bitkinin dip tarafına yakın yavrular, etrafı toprak ile beslenerek köklendirilir ve daha sonra bitkiden ayrılır. Çin Bodur Palmiyesi Diğer...

Devamını Oku

Çin Ateş Dikeni

Familya : RosaceaeLatince : Pyracantha rogersianaTürkçe : ÇİN ATEŞ DİKENİ Çin Ateş Dikeni Doğal Yayılış ve RakımVatanı Çin’dir. Ülkemizin tüm sahil kesimlerinde yetiştirilir.Çin Ateş Dikeni Toprak ve Besin İsteğiGeçirgen, derin, kuru veya nemli topraklarda iyi yetişir. Ağır killi, kuru, kurak ve kumlu topraklarda da yetiştirmeye uygundur. Çin Ateş Dikeni Donlara DuyarlılıkŞiddetli donlardan zarar görür. -15 ° C sıcaklıklara kadar dayanır. Çin Ateş Dikeni Sıcaklık ve Nem İsteğiGüneşli ve sıcak yerleri sever. Çin Ateş Dikeni Tohum ÖzellikleriTohum siyahımsı ve köşeli olup meyve içinde 4-5 adedi bir arada bulunur. Oldukça serttir. Tohum olgunlaşma zamanı geç kıştır. Çin Ateş Dikeni Tepe ŞekliDik...

Devamını Oku

Çocuk Hakları Günü Kutlu Olsun

Deniz Olgun: Bedense engelli küçük daha yedi yaşındaydı. Van Depremi’nin ardından çadırda ailesiyle beraber yaşamaya başladı. Geceleri çok soğuk oluyordu. Bir, iki derken minik daha fazla dayanamadı. Hayatını kaybetti.N.Ç.: Daha on üç yaşındaydı. 26 erkeğe pazarlandığı ortaya çıktı. Daha sonra “pazarlanma” kelimesinin yerini “rızasıyla ilişkiye girme” aldı. Kırk Günlük İkizler: Adlarını bilmiyorum. Gazeteler yazmamış. Tek bildiğim kırk günlük oldukları. Birisi erkek, diğeri kız. Uyuşturucu bağımlısı babaları tarafından bıçaklanarak öldürüldüler. Dört Kız Çocuğu: Eski bir Rum Milli Muhafız Ordusu yetkilisi yaşları 13-14 arasında değişen dört kız çocuğuna cinsel tacizde bulundu. Esengül Akansen: 17 yaşındaki Esengül Akansen G.D adındaki kişinin kendisiyle zorla birlikte olup hamile bıraktığını yazarak intihar etti. Kerim Matbay: 13 yaşındaki Kerim Matbay Van’da depremin yarattığı enkazlardan demir toplayarak ailenin geçimini sağlıyor. “Irak Savaşı’nda Amerika direnişçiden çok kadın ve çocukları öldürdü.” “İsrail canı sıkıldıkça Filistine operasyon düzenliyor. Operasyonlarda genellikle yaşlı ve kadınlar öldürülüyor.” “Afrika’da on binden fazla çocuk yetersiz beslenme sebebiyle hayatını kaybetti. Afrika’da yüz binlerce çocuk yetersiz beslenmeden dolayı ölümü bekliyor.” TEKRARLIYORUM ARKADAŞLAR. 20 KASIM ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ KUTLU...

Devamını Oku

Yılmaz Özdil ve İki yazısı: N’i Ç’in ile Basın’ız Sağolsun

Erden ÖZKANT Daha önce bu sitede birkaç kez, Hürriyet gazetesi yazarı Yılmaz Özdil’i ve yazılarını eleştirmiştim. Bu sefer, daha önce bir yazımın başlığında da olduğu üzere “Mezubahis Özdil ise… gerisi teferruattır” demeyeceğim. Bu konular üzerine benim başka bir yazı yazmama gerek kalmadı şimdilik. Özdil, her iki konu hakkında da net ifadelerle yazmış zaten…Özdil’in ilk yazısı: Basın’ız sağolsun Gazeteci çocuklar öldü. Basın’ız sağ olsun. 30’unda da 50’sinde de 70’inde de olsa, gazeteci çocuktur onlar… Nüfus kâğıtlarında ne yazarsa yazsın, egoları büyümez, heyecanları yaşlanmaz. Profesyonel serseri’dirler. İlk günkü ruhla koşturur, ömrünü tükettiğinin farkına varmaz, varsa da zaten umurunda olmaz. Çünkü, haber yapamadığında ölür asıl… Bu virüs dolaşır damarlarında, kemirir için için, yer bitirir… O nedenle hayatını tehlikeye atar. Sen tapu biriktirirsin, onlar manşet biriktirir. Torunlarına banka cüzdanı gibi miras bırakacağı kupürleriyle yaşar. Bunlarla evli olmak, çekilecek kahır değildir. “Gazetenin yanında metres’im” duygusuyla nikâhlıdır gazeteci eşleri… Karı-koca olamayacaklarını anlarlar zamanla… Veya, taaa en başından bilmek zorundadırlar. Arkadaş olur. Sevgili olur. Koca olmaz. Kadın gazetecileri tenzih ediyorum; hakikaten “en zor meslek”tir gazeteci eşi olmak… Okulu yoktur. Maceranın bizatihi kendisidir. Çocuğunun doğumuna bile yetişemez çoğu… Kendi düğününe geç kalanı biliyorum. Kayalara çarpa çarpa, fırtınalarda boğuşa boğuşa öğrenilir. (Burak Ersemiz mesela… Hani şu, kameramanı Deniz Pirinççiler’le birlikte 5.6’lık depremden sonra çatır çatır çatlamış doğum hastanesine dalıp, etrafta doktor-hemşire olmadığı için, kuvözdeki bebeleri tek tek çıkaran Show Haber’deki gazeteci çocuk… Bir kızı var, bir de oğlu...

Devamını Oku

Kabahatler Kanunu

Tekirdağ’ın Çorlu İlçesi’nde tanesi elli kuruştan selpak mendil satan iki çocuk annesi *** zabıtalar tarafından uyarıldı. Söz dinlemeyen kadın aynı yerde satış yapmaya devam etti. Zabıtalar köpürdü tabii ki. Hemen “Kabahatler Kanunu” kapsamında ***’ya altmış lira ceza kesildi.Zabıtaları sonuna kadar alkışlıyorum. Kardeş ne için belediyelerden kumanya paketi almak için onurunu yerle bir etmiyorsun da selpak mendil satarak bağımsızlığını elde edip kendi yağınla kavrulmaya çalışıyorsun. Unutma güzel kardeşim. Bağımsızlık devri bitti. Demode kurallara uyup ben kendi yağımla kavrulacağım dersen sonun böyle olur. Yaz Zabıta Abi: “Kabahatler Kanunu bilmem kaçıncı maddesine aykırı davranarak bağımsızlığını elde etmek için illegal faaliyetler yaparak selpak...

Devamını Oku

Bedelli Askerlik

Savaş istemiyorum. Silah istemiyorum. Başına çuval geçirilmiş asker olmak istemiyorum. Büyükbaşların maşası olmak istemiyorum.Amerika’nın askeri olmak istemiyorum. Evimde huzur içinde ölmek istiyorum. Ecelim başkaları tarafından getirilmesin istiyorum. Çok şey istiyorsun kardeş. İstediklerini yapabilirim fakat her şeyin bir karşılığı var bunu iyi bilirsin. Nakitte otuz bin lira, taksitle otuz sekiz bin lira, karttan tek çekim otuz iki bin liracık verirsen bedelli yaparsın askerliğini. Yirmibir günde mi yapmak istemiyorsun? Dur hele şu toplum para karşılığı askerlikten yırtma olaylarına alışsın. Ondan sonra yirmibir gün içinde bir numara çekeriz. Günü 100 liradan, yirmi bir günün toplamı yuvarlak hesap 2500 eder. Sen 2000 ver çözeriz bu işi. Ne dedin? Paran mı yok? Öyleyse biraz önce söylediklerimi unut. Üzülmene gerek yok evladım. Vatan için savaşacaksın. Şehit olacaksın. Sonra televizyonlar bangır bangır adını haykıracak. Unutma evladım: “HER ŞEY VATAN İÇİN” Dipnot: Yapmak zorunda olmadığın bir şeyi yapmamak için bile para vermek zorundasın. Paran varsa bedelliyle yırtarsın. Varoş çocuğuysan on beş aya mahkûmsun. Adaletin güzelliğini görüyor...

Devamını Oku

Biz Kaybettik Onlar Buldu, Keloğlan da Caillou Oldu

BİZ KAYBETTİK ONLAR BULDU, KELOĞLAN DA CAİLLOU OLDU! T.C. CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TÜRK HALKBİLİMİ ANA BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS ÖDEVİ HAZİRAN, 2011GİRİŞ İnsanoğlu kendini, hayatını tanımaya başladıktan ve bunu başardıktan sonra, serüvenini anlatmak için kimi yollara başvurmuştur. İnsanın kendini ifade etmek için başvurduğu bu yollar, yazılı hayata geçilene kadar, sözlü anlatımla yapılmış ve zamanla bu anlatımlar estetik bir kaygı ile gerçekleştirilmeye, kalıcı olması için edebi sanatlarla süslenmeye başlanmıştır (Ong 2007: 48-52). İnsanın kendini ifade etme yolları içinde en eskilerden1 olan masal, halk edebiyatının en çok araştırılan ve üzerinde en çok durulan türlerinden biri olmayı başarmıştır (Oğuz vd. 2006: 123). Bu geçmiş yani sözlü anlatım türlerinin en eskilerinden olma özelliği aynı zamanda masala farklı sorumluluk ve işlevler yüklemiştir. İnsanlar kimi zaman açıktan söyleyemediklerini sembollerle de olsa açığa vurmak amacıyla (Yavuz 2009: 17), kimi zaman toplum olmanın bir gereği olan sosyalleşme için bir araç olarak, kimi zaman da boş zamanı hoşça geçirebilmek için (Boyraz 2002: 249, Karatay 2007: 468) kullanmışlardır. Fakat masalın bir başka önemli yanı olan -ki, bu işlev zamanla birincil işlev haline gelecektir- eğitim özelliği fark edilmiştir. Masalda emredici bir ifadenin olmayışı, masalın inandırma kaygısı gütmeyişi ve hatta kendi içinde gerçek dışı olduğunun açıkça ifade edilişi onun, önyargısız olarak dinleyicisinin zihnine rahatça akmasını sağlar. Bu durum da dinleyicinin masal içindeki olumlu-olumsuz, iyi-kötü, doğru-yanlış, gibi birçok kavramı içselleştirmesine ve buna benzer olaylar karşısında kaldığında, kendiliğinden gerçekleşen süreç içinde...

Devamını Oku

Keloğlan’ı Tekrar Gündeme Getirmek İçin Yapılanlar

Keloğlan’ı tekrar günümüze taşımak adına geç kaldığımızı zaten söylemiştik. Fakat bu gecikmişliği yeni atılımlarla telafi yoluna gittiğimizi görerek umutlanıyoruz aslında. İlk olarak Keloğlan’ı sinema filmleriyle taşıdık teknoloji çağına. Yazık ki, bunu büyüklere hitap edecek şekilde ve üzerinde hiçbir yeniliğe gitmeden yaptık. Böyle olunca kısa sürede tüketim talebi azaldı.Aynı senaryo üzerinden onlarca film yapıldı fakat hemen hiçbirinde ambalaj değişikliğine gidilmedi ve sonuç halkbilimi açısından başarısızlıkla sonuçlandı diyebiliriz. 2000’li yılların başında yapılan bir sakız reklamıyla Keloğlan’ı yine televizyon ekranında gördük. Halkbilimcilerin değil ama reklamcıların ilgisini çekmeye başladı Keloğlan. Özellikle reklamcıların, insanların, içinde kendi değerlerinden bir şeyler bulduğu yapıtları daha çok tercih...

Devamını Oku

Günümüzün Masalları Olan Çizgi Filmlerde Millilik Neden Önemlidir?

Sözlü kültür ürünlerinin en önemlilerinden olan masallar, hoşça vakit geçirmeye vesile olma dışında birçok işleve sahiptir. Bunların bir millet için en önemlisi “kültür taşıyıcılığı” işlevidir. “Binbir Gece Masallarının Yeniden Yayınlanması Dolayısıyla” adlı çalışmasında Şeref Boyraz masalların, geçmişin değer yargılarının ve kültürel unsurlarının önemli bir taşıyıcısı olduğunu ifade ettikten sonra sözlerine şöyle devam eder: “Ignacz Kunos, masalları ‘her milletin ayine-i devranı’ olarak görmekte ve bu ‘ayineye bakacak olursak hem eskilerin ibadetlerini hem kadim vakitlerimizin ahlakını da görmüş oluruz’ demektedir.Kunos’un bu sözleri de, masalların, geçmişin düşünce sistemini, etik kurallarını, değer yargılarını ve diğer kültürel unsurlarını geleceğe taşıdığını vurgulamaktadır. Masallar, işte bu taşıyıcılığı sayesinde kültürde sürekliliğin sağlanmasına katıda bulunmaktadır. Kültürel sürekliliğin kesintiye uğramasının insan açısından doğuracağı sonuçları düşünecek olursak masalların değerini daha iyi anlamış oluruz” (Boyraz 2002: 249). Konuyla ilgili olarak Nilgün Çıplak da “V. Propp’un Masal Çözümleme Metodu” adlı makalesinde şu ifadelere yer verir: “Çeşitli özellikleriyle büyük küçük herkesin ilgisini çeken masalların, insanın ve toplumun anlaşılmasını sağlamada önemli bir rolü vardır. Şöyle ki, masal anlatıcısı, günümüz hikâye ve romanında olduğu gibi, maslın kişilerini bir düşünce ve duygu kalıbı olmaktan çıkararak, belirli bir zamana ve yere bağlı olmasa da az çok kültür birliği oluşturmuş bir ülke üzerinde yaşayan, bir ‘dünya görüşü’ne sahip insan tiplerini yansıtır. Bu bakımdan masalcı, sadece kişileri canlandırıp konuşturmakla kalmaz, kendi toplumunun dilini konuşturur, bu toplumun sevinç ve dertlerini, şakalarını çeşitli şekillerde dile getirir”1 (Çıplak 2005: 127). Yukarıdaki ifadelerden...

Devamını Oku

Caillou’nun Başarısındaki Sır

2007 yılında Samanyolu TV ve Yumurcak TV ile yayın hakkı anlaşmazı imzalayan Caillou dünyada yaklaşık 50 ülkeyi etkisi altına aldı. İnternet sitesi ayda bir milyondan fazla tıklanırken DVD satışı on milyonu, kitap satışı ise beş milyonu geçmiş durumda. Türkiye’de kazandığı başarı ise yazarını bile şaşırtmakta. Ona göre başarı aile kurumunun evrenselliğinden geliyor. Yazar şunları söylüyor: “Caillou sevginiz aile değerlerinizden geliyor. (…) Eğer Türkiye’nin başbakanı bile bunu konuşuyorsa1, tüm Türkiye bununla ilgili demektir. Bu da beni fazlasıyla mutlu eder. Bu güzel tepkileri aldıkça daha çok yazma, üretme isteğim uyanıyor” (http://www.degisenkocaeli.com/33708/Caillou-hep-kel-kalacak.html).Yazarının da ifade ettiği gibi Caillou’nun başarısı büyük ölçüde ailesiyle olan...

Devamını Oku

Neden Biz de Keloğlan’ı Bugünün Çocuklarının İlgisini Çekecek Şekilde Günümüze Taşıyamadık?

Her şeyden önce bu sorunun tek başına ciddi bir çalışma gerektirdiğini ifade ederek başlayalım. Zira bunu, böylesi küçük bir çalışmada tüm yönleriyle irdelemek pek mümkün değil. Fakat bununla birlikte hiç olmazsa ana hatlarıyla bu konuya değinmek zorunlu olacaktır.Doğuş zamanının tam olarak tespit edilemediği Keloğlan tipi birçok ülkede mevcut olan bir tiptir (Alangu2011: 191-192). Türkiye’de de oldukça yaygın olan bu tip Türk insanının ezilen, hor görülen ama zekâsıyla bu olumsuz tabloyu bertaraf eden yönünü temsil eder. Sözlü kültür ortamında birçok masalda tanıdığımız Keloğlan’ı görsel yayınlar ortaya çıktıktan sonra film kahramanı olarak görürüz. Tıpkı masallardaki gibi giyinen, anasıyla yalnız yaşayan, saf görünen ama kurnaz olan Keloğlan uzun bir süre bu sinema filmleriyle çıktı karşımıza. Bir dönem beğeni kazanan bu ürünün tüketimi zamanla azalmıştır. İşte bu noktada üreticilerin bu durumu fark etmeleri ve üretimde yeniliğe gitmeleri gerekirdi. Zira sözlü kültür ortamında ortaya çıkan ürünlerin sürekliliği tartışılmaz lakin bu sürekliliği sağlamak ancak ürünü dönemin hayat şartlarına uygun hale getirmekle mümkün olur.1 Keloğlan’ın sinema filmleri masal olarak dinlediklerimizden pek farklı değildir. Oysaki ilk zamanından bu yana Keloğlan’ın da hayatına yeni olgular, kavramlar girmiş olmalıydı. Bir taraftan dünyanın küreselleşerek küçüldüğünü söyleyip bir taraftan millilik kisvesi altında kültürel ürünlerimizde hiçbir değişikliğe gitmemek büyük bir çelişkidir. Konuyla ilgili şu ifade oldukça ilginç aslında: “Ama biz Keloğlan’ı günümüze taşıyamadık. Belki de asıl problem buydu. Caillou gibi bir kahraman yapamadık, o yüzden de çocuklar onu sevmedi. Keloğlan anaokuluna gidebilirdi....

Devamını Oku

En Çok Okunan Makaleler (Eylül 2011)

Yazılarıyla bizlere katkı sağlayan değerli yazarlarımıza teşekkür eder, kaliteli paylaşımlarının artarak devam etmesini dileriz. Hediyeler Geliyor… * 15.11.2011 – 15.12.2011 tarihleri arasında gönderilen makaleler arasından site yönetimi tarafından belirlenecek “En İyi Makale” sahibine Real Play 8GB USB Bellek hediye edilecektir. * Ekim 2011‘de en çok okunan makalenin sahibine Real Play 8GB USB Bellek hediye edilecektir. (16.12.2011 tarihinde sıralamalar açıklanacaktır).Eylül 2011 En Çok Okunan Makaleler: 1. SWOT Analizi (Musa Tosunoğlu) – 20.09.112. Dünyada Özel Güvenlik Olgusu ve Oluşumu (Musa Tosunoğlu) – 18.09.113. Manzara Seyretmenin En Sağlıklı Yolu (birdolutatil) – 13.09.114. Keyif Veren Dekorasyonlar (Umut Geloğlu) – 09.09.115. Cengiz Aytmatov’un Babası ve Kırgız Halkının Dramı “Tarihin Ak Sayfaları”nda (Erden Özkant) – 08.09.116. Sınavdan Korkmayın! (doğukan) – 23.09.117. Anayasal Bir Problem: 66. Madde (doğukan) – 23.09.118. Masumiyet Karinesi (doğukan) 23.09.119. Şeyh Müslüm Gürses (İbrahimî Feyzullah Yalçın) – 04.09.1110. Türkiye-İsrail İlişkileri (Hamza Furkan) 26.09.11 * Yönetim tarafından yazılmış olan makaleler değerlendirmeye alınmamıştır. * Sıralama en çok okunan 10 makaleyi...

Devamını Oku

Yabancı Dilimiz Türkçe

Bugünlerde, bulunduğum her ortamda duyduğum bir şey var: “İnsanın en az bir yabancı dili olmalı.” Günümüz dünyasında bu düşünceye katılmamak mümkün değil elbette. Hatta belki, biz üniversite öğrencileri için çok daha önemli bile. Hocalarımızdan, ailelerimizden bu yönde istekleri sıkça duyar olduk. Öyle ki ailelerimiz, bizim bu yönümüzle övünür ya da utanç duyar hale geldi.– Sizin çocuğun yabancı dili var mı?– Var ya! Maşallah ana dili gibi konuşuyor.– Peki ana dilini nasıl konuşuyor?– …? “Bu ne garip bir soru, ana dilini nasıl konuşuyor da ne demek yani? İşte senin benim gibi konuşuyor.” mu diyecektiniz yoksa? En iyisi ben cevap vereyim. Senin, benim gibi konuşamıyor. Evet, yazık ki ülkemizde gençliğin neredeyse yarıdan fazlası Türkçeyi konuşamıyor. Artık, telefonda “Ahmet ben!” diyen, tekrar arar mısınız deyince “Dönerim tabi.” diyerek cevap veren bir gençlik var ülkemizde. Sabah “Hello”, akşam “Bay”… Daha konuşmadaki bu sorunları çözememişken hatta tartışamamışken, bu illetin başka yerlere de bulaştığını gördük. Biri çıkıp “Aşık olsam, aşık olsam.” (“a” sesi kısa, “ı” sesi uzun olarak) diye inliyor. Kimse ona “Bu sesleniş kemik olmak için mi?” demiyor. Bir başkası da çıkıyor, “Chat Kapı” adında bir yer açıyor. “Galiba sohbet var burada.” deyip gidiyoruz. Kapı açılıyor, adam: “Çat Kapı’ya hoş geldiniz” diyor, biz anlamıyoruz! Artık sağınızda “fast food”, solunuzda “first class”… “Burası Türkiye mi?” diyesi geliyor insanın. Ne oldu bize? Dünyaya insanlık  öğreten kültürümüze, bunu herkese anlatan dilimize ne oldu? Dünyanın en büyük dilcileri...

Devamını Oku

Bunun Adı Yüzsüzlük

Van’da 7.2 deprem oluyor. Halkın desteğiyle hazırlanan malzemeler tırlarla sınıra ulaşıyor. Bu noktadan sonra işler rayından çıkıyor. Yağmalar, organizasyondan yoksun yardım dağıtma görüntüleri ekranlardan hiç eksik olmuyor. Derin derin nefes alıyorum. Sabırlı olmak gerekiyor. Sabreden derviş muradına ermiş.Biz muradımıza ermeden kar yetişiyor. Deprem acısına bir de kar ekleniyor. İşin tuzu biberi oluyor yani. Bu soğukta çadırı olmayanlar ne yapacak? Bana mı düşmüş onları düşünmek? Onları benden fazla düşünen “Kimse Yok mu” derneği var. O kadar çok düşünüyorlar ki hatıra olsun diye çocukların yüzlerine pastel boyalarla 7.2 yazıyorlar. Daha sonra çocukların resimlerini gazetelere servis ediyorlar. Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Küçücük bir çocuğu depremin rengiyle boyadıklarını görünce insanlığımdan utandım. Daha sonra iş koşuşturmasına verince kendimi, ne için utandığımı unuttum. Hatta bir ara Van Depremi’ni de unutmak üzereydim ki şu 5.6 karşıma çıktı. Bu depremin enkazından şimdiye kadar yirmi iki kişinin cesedinin çıkarıldığını öğrendim. İki gazetecinin cesedi de Bayram Oteli’nden çıkarılmış. Hasar tespiti için dilekçe veren, daha sonra dilekçesine karşılık bulamayan Bayram Oteli. Bayram Otel’in sahibi durumu açıklayınca devlet ahalisi su topu oyununa başlıyor. Erdoğan Bayraktar topu İtü’ye atıyor, daha sonra vali maça dahil oluyor ve sonuç olarak Tayyip Erdoğan olaya el koyuyordu. “İhmali olanlardan hesap soracağız” diyerek doksanda golü atıyordu. Evet, Bayram Oteli’nde iki gazeteci cesedi çıkarılmıştı. Bunun dışında devletin ihmaliyle yirmi kayıpta diğer hasarlı hasarsız evlerden verilmişti. Olsun. Önemli olan devlet eliyle olayların düzeleceğinin açıklanması değil miydi? Küçüklüğümüzde en küçük...

Devamını Oku

Günün Özeti (12.11.2011)

Günün Rutinleri: 1- Trafik magandası yeşil ışıkta karşıya geçmeye çalışan Jobula insan kaynakları yöneticisi ve kurucusu Erdal Büyük’ün ölümüne sebep oldu.2- Dayak yüzünden 17 yaşındaki genç babasını pompalı tüfekle öldürdü. 3- THY Van Depremi’nde şehit olan öğretmenin tabutunu 250 lira alarak taşıdı. 4- Üzeyir Görmez sık sıkı dövdüğü eşinin boğazını aldattığı gerekçesiyle kesti. 5- Tekirdağ’da oturan Necmi Kaplan, “yanında erkek gördüm” deyip sokakta eşinin boğazını kesti. 6- İzmir’de hurdacılık yapan Hüseyin Ç. Karısını dövüp karakolun kapısına attı. Günün Bombası: “Teröristler 20 kilo bomba ile deniz otobüsü kaçırdı.” Günün Fiyaskosu: “2012 Avrupa Şampiyonası Elemeleri play-off maçında milli takımımız Hırvatistan’a 3-0 yenildi.” Günün İsrafkârı: Leyla Trabelsi Tunus Devlet Başkanı’nın sarayında eşi Leyla Trabelsi’ye ait bin çift ayakkabı ve bin beş yüz parça mücevher bulundu. Günün Kahramanı: İzmir’de yaralı bir şekilde yavrularını emzirmeye çalışan sokak köpeği Günün Garip Haberleri: 1- İzmir’de Sevgi Ulusoy cep telefonu için marketten kontör kartı aldı. Kartın arkasındaki şifre bölümünü kazıdığında gördüklerine inanamadı. Kontör kartının şifre bölümünde “Nah Çıktı” yazıyordu. 2- ABD’nin Los Angeles Kentinde porno yıldızı Sasha Gray, ilkokul birinci sınıf öğrencilerine kitap okumak için davet edildi. Günün Sözleri: Tayyip Erdoğan:“Oturulabilir raporu verenlerden hesap soracağız.” Muharrem İnce (Salim Uslu’yu kastederek):“Yüreğin yetiyorsa gel beni de indir.” Kılıçdaroğlu:“İhmal ve gaflet can kaybına neden oldu.” CHP Genel Başkan Yardımcısı:“Van afet bölgesi, Erciş il olsun” Bayram Oteli Sahibi:“Hasar tespiti için başvurduk.” Erdoğan Bayraktar:“Oteli İTÜ’den hocalar gidip görmüştür.” İTÜ:“Biz inceleme yapmadık. Üstelik...

Devamını Oku

Kurban

Mainz, 01.11.2011   Kurban, kuşkusuz insanlık destanının en kadim ibadetlerinden biri. Burada kurban edilecek hayvanların cinsleri yahut sıhhatleri ilgili durumlarından bahsetmek niyetinde deĝiliz. Zaten içerisinde bulunduĝumuz bu kutlu günlerde usulüne uygun olarak kurban edeceĝimiz hayvanların tamamen bir „sembol“ yahut „simge“ oldukları gerçeĝini hiç bir zaman aklımızdan çıkarmamamız elzemdir.Zira kurban „zoolojik“ bir bakışla ele alındıĝında yok pahasına kurban edilmiş olur. Kurbanların (hayvanların deĝil) deĝeri kuşkusuz hangi kapıya kurban edildiklerine baĝlıdır. Kurban bayramlarında sadece hayvan keserek yetinir ve Hz. İbrahim vesilesi ile bize verilmek istenen o soylu mesajı ıskalarsak et, kan, ciĝer ve deriden başka bir şey göremiyebiliriz. Bu kadarını zaten kediler de görmektedir. Kurban, ister „kurbiyyet“ kalıbıyla isterse „takarrub“ mastarı ile osun her iki durumda da „yaklaşmak“ „yakın olmak“ anlamlarına gelir. Yani mesele yaklaşmaktır, hayvan kesmek deĝil, yada hayvanı bu günlerde kesmek deĝil. Çünkü maksat et deĝil, varlıĝın yegane sahibine yaklaşmaktır. Nitekim bu yakınlaşmanın bir sembolü olan hayvanatın ne etleri ne de kanları Allaha ulaşır. Allaha ulaşan yakınlaşmak için kulların onunla kuracaĝı „ünsiyettir“. Nitekim Kuràn bu konuyu şöyle açıklar: „Onların ne etleri ne de kanları Allaha ulaşır; fakat O`na sadece sizin takvanız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiĝinden dolayı Allahı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!) Hac suresinin 37. ayeti olan bu ayet aslında toplum olarak her kurban bayramı öncesi ekranlardan yaşanan tartışmalarla işin esasından ne kadar uzak olduĝumuzu göstermektedir. Hemen herkes vacip...

Devamını Oku

Umut ve Kemal'e Erme Umudum (Şiir)

Umut var mıdır? Umut, sonsuzluğa yürüyüşte dünyada kalabilmek adına kalkan son gemidir bazen Son nefes ile sondan  bilmem kaçıncı nefes  arasındaki ince bir nüanstır.Saçlarının yapayalnız ağarmasındansa, sevdiğinin boyamasıdır saçlarını siyaha Birbirine zıt yönlerde koşarken dahi aniden karşılaşabilmektir. Hiçbir şey bilmediğin bir sınavda bile; 1 bölü çok fazla olasılık da  olsa 100 alabilme ihtimalindir. Bir milyon biletin her birine uzanan ellerin hissettiği müşterek duygudur Dünyanın öbür ucundaki sevdiğinle aynı yıldıza bakabilme isteğinin adıdır Ödevini yapmadığın günlerde, ayaklarınız okula sürüklenirken, öğretmenin hasta olduğunu hayal etmektir Umut; umarsız bir gecede söylenebilecek kelimelerin en güzeli,ölümün pençesinde hissetiğin son duygudur. Yazıldığına  göre, bir saç teli kadar ince olan  köprüden, işlenen onca günaha rağmen geçmeyi istemektir. Bücür cadı misali, burnunu kıpırdatıp dünyayı değiştireceğine olan inançtır umut Başını çevirdiğinde, içinde boğulmak istediğin gözlerin, tesadüfen de olsa sana bakmasını istemektir Alabildiğince alır hayalleri içine umut,leyleğin beklediği mevsim : ‘’Bahardır’’. Tek bir yağmur tanesini bekleyen mahsül, gözyaşlarını rahmetle saklamak isteyen  aşıktır Elindeki silahı kafasına dayamış bir ruhun; o an beklediği bir kapı tıkırtısıdır. Ayrı sınıflarda okuyan sevgililerin, zile karşı olan beklentilerinin tenefüste ve derste oluşturduğu paradokstur. Hep seviyor çıkan papatyada gizlidir umut; kararmış bir gölgenin ‘’o’ olma ihtimalinde ya da Umut,tükendiğinde umut edenleri de tüketecek  bencil bir katildir belki de…. En büyük umut ise, umutların hiç bir zaman tükenmemesidir. En büyük umudumdur; bir dahaki kasımlarda, mavi gözlerin kadar güzel günleri göreceğimiz. Sarı saçların kadar; pürüzssüzleşecek buralar, mutluluktan kadehindeki...

Devamını Oku

Dizüstü LCD Ekran Sorunu Belirlenmesi

Dizüstü bilgisayarlar, iletişimde önemli bir araç haline gelmiştir. Taşınabilir olması kullanıcıya bir çok fakrlı yerde kullanma olanağı vermektedir. Dizüstü bilgisayarlarda maksimum hasar genellikle makinenin ekranında oluşur. Ekranlar çok hassas bir yüzeye sahip olup, kırılmanın yanında çizigler, görüntü kaybı gibi sorunlarada sebep olabilir. Bu sorunlar ve kırılma durumu bilgisayar sahibine pahalıya malolacağı anlamına gelmez. Tam tersine son yıllarda, ekran temini nispeten ucuz ve uygun fiyatlı hale gelmiştir. Bir çok kişi garanti süresinden sonra onarım için laptop firmalarına dizüstü bilgisayarını onarım için geri göndermek eğilimindedir. Bu durum yüksek maliyete sebebiyet verebilir. Ucuz ve hızlı bir çözüm ise laptop ekranını kendinizin değiştirilmesi olacaktır. Online mağazalar ekranlar için geniş bir seçenek sunmaktadır, büyük olasılıkla aradığınız panel stoklarıda olacaktır. Ancak, ekranı değiştirmek ya da gerçekten gerekli olup olmadığını bilmek önemlidir. Bazen,ekranda gelen sorun, diğer bir olasılıkla inverter sorununu da olabilir. Invertör değiştirilmesi bu...

Devamını Oku

Günün Özeti (08.11.2011)

Günün Rutinleri: 1- BDP, Hakkari’nin Çukurca İlçesi’nde çatışmada öldürülen teröristin evini ziyeret etti. 2- Cep vergisinde zirveyi kimseye kaptırmadık. Her ödediğimiz yüz liranın kırk dokuz lirası vergiye gidiyor.3- Tekirdağ Çorlu İlçesinde Asfiksi (Oksijen yetersizliğinden boğulma) hastalığı olan ve burnundan beslenen Sudenaz Akgül için bütün vücut MR’ı istendi. Ancak, İsatanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sudenaz için 24 Ekim 2013’e randevu verdi. 4- Bayram tatilinde ölü sayısı elli üçe çıktı. Günün Güzel Haberi: “Bingöl de terör saldırısında çocuklarını korumak için canlı bombanın üzerine atlayıp hayatını kaybeden Hatice Belgin’in ismi okuma salonuna verildi. Günün Mazlumu: Yorgo Papandreu Merkel karşısında el pençe divan duran Yorgo kabinedeki tüm bakanların istifasını aldıktan sonra kendisi de istifasını verdi. Günün Diğer Haberleri: 1- Kuzey Kıbrıs Rum Kesimi üç yüz milyar metre küp doğal gaz buldu. 2- Uluslar Arası Atom Enerji Kurumu İran’a saldırının çok hatalı olacağını söyledi. 3- Bahçeli Edroğan’ın Barzani ile görüşmesini eleştirdi. 4- Berlusconi parlamentodaki bütçe oylamasını kazandı. Günün Polemiği: “Bedellide yaş sınırı kaç olacak?” Günün Siyasi Sözleri: Kılıçdaroğlu: “Sayın Başbakan benden özür dilesin” Ahmedinejad: “ABD İran halkının vereceği cevaptan pişman olacak” Bahçeli: “Kandile her şart altında Türk Bayrağı dikmek milletimizin şeref meselesidir.      Günün Sözü: Kurban Satıcısı: “Kızdırmayın kafamı danaları yola salarım” Günün Spor Haberleri: “Fenerbahçe’nin sakat futbolcusu Serdar Kesimal tamamen iyileştiğini açıkladı.” “Atletico Madrid Arda’nın yaptığı penaltı sebebiyle Getafe’ye 3-2 yenildi.” “İspanya’ya giden Guti Beşiktaş’tan ayrılmak istediğini açıkladı.” “Kardemir Karabükspor Bülent Korkmaz’la anlaşmaya...

Devamını Oku

3 Ay Deniz Feneri Sanıkları İçin Uzun da Diğer Dava Sanıkları İçin Değil mi?

Erden ÖZKANT Deniz Feneri e. V davası çok garip bir şekilde yürütülüyor. Ergenekon davasından farklı bir kulvarda devam ediyor dava her ne hikmetse. Soruşturmayı yürüten savcılar görevden alındılar, davayı haber yapan gazetelere uyarılar gönderildi ve gazetelerden davayla ilgili haber yapmamaları istendi, haber yapanlara da davalar açıldı.Dava kapsamında yapılan gözaltıların biçimleri bile bambaşkaydı; gizlice gözaltına alıp mahkemeye getirmeler, görüntü alınmasına izin vermemeler, 6 kişinin tahliye edilmesi… Niye? Çünkü 3 ayda tutukluluk süreleri cezaya dönüşüyormuş! Allah Allah! Yargıçların akıllarına yeni mi gelmiş uzun tutukluluk sürelerinin cezaya dönüşmesi? Birincisi, 3 ay uzun bir süre mi? İkincisi madem bu insanlar tahliye edildiler, peki Ergenekon tutukluları ne olacaklar? Zira Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay 3 yıldır içerdeler, Nedim Şener, Ahmet Şık ve Soner Yalçın 8 aydır içerdeler. Birçok davada yüzlerce sanık aylardır içerde. Onların uzun tutuklulukları cezaya dönüşmedi mi? Yargımızın bağımsız ve tarafsız olmadığı ortaya çıkmış oldu böylece. Yargı, herkes için… Masumiyet karinesi, herkes için… Tutukluluk süreleri de herkes için yanlış ve uzun süreler herkes için yanlış. Ama bizde pek de böyle değil. Ergenekon’dan içerde olanlara böyle bir uygulama yapılsaydı şayet hükümete yakın medya hiç böyle sus pus olur muydu? Ertesi gün yaygarayı koparırlardı manşetlerden. Daha ceza kesinleşmeden insanlar aylarca içerde yatıyorlar ve tedbiren uygulanması gereken tutuklamaların süresi uzayınca da cezaya dönüşüyor daha ortada iddianame yokken, suç kesinleşmeden. Halbuki ortada suç varsa ceza olur ve bunun için de deliller olur. Uzun tutukluluk sürelerinin hızlandırılması...

Devamını Oku

Bayram

Erden ÖZKANT Bugün Bayram… Sabah zar zor kalktım, perdemi açtım… Güneş gülümsüyordu tüm sıcaklığıyla insanlara…Ben ise gözlerimi henüz tam olarak açamıyordum… Güneşe ufaktan bir göz kırpabildim, o kadar… Elimi yüzümü yıkadım ve birçok kişinin kurbanlıklarla uğraştığı veya evinde uyuduğu saatlerde işime gitmek üzere evden çıktım… Bayram günü çalışmak, hele bir de birçoklarının ‘devlet’ diyerek soğuk bir memleket olduğunu söyledikleri Ankara’da… Gülerek, sevinçle, “bugün bayram erken kalkın çocuklar” şarkısını mırıldanarak evden çıktım… Gazeteme vardım ve mesaiye başladık… Ankara’nın pek de alışık olmadığı biçimde yollar, caddeler, kafeler boştu… Bazı kafelerdeki sabahın erken saatlerinde oturmuş eğlenen gençler ile kendisini genç hisseden ve okey oynayan ihtiyarlar ise dikkatimi çekmişti… Bir yandan bu sabah bile işyerlerine gitmeye çalışan az sayıdaki insanlar, diğer yandan işyerlerini açmaya çalışanlar… Bugün bayram… Ankara’da bir bayram sabahı… Güneşin tüm sıcaklığıyla içimizi bu kış gününde ısıtmaya çalıştığı bir bayram sabahı… Elimde gazeteler, ekranda haberler… Sıcak bir çay ve simit ile küçük bir kahvaltı… Arkamdaki penceremden sırtıma vurarak içimi ısıtan güneş… Ben ve mesai arkadaşlarım… Tabii bir de telefonda sevdiklerimin...

Devamını Oku

Çanlar Kimin İçin Çalıyor?

MHP, BDP’ye saldırıya başladı. CHP Demirel’e sarıldı. AKP KCK’ya kafayı taktı.İsrail, İran’a saldırı günü geldiğini söyledi. ABD, Türkiye gibi bir dost bulamayacağını açıkladı. Sarıgül, Van’a gittikten sonra yeni bir sağ parti kuracağını açıkladı. UNESCO, Filistini tanıdı. Bunun üzerine ABD, UNESCO’ya yaptırım kararı aldı. İkinci Marmara vakası yaşandı. Iraklı lider Sadr ABD’nin Ortadoğu’yu işgal etmeye çalıştığını söyledi. Hamid Karzai’yi hedef alan komutan görevden alındı. Demirel, Ecevit için övgü dolu sözler söyledi. “Söylenen sözlere ve söyleyenlere bakarsak insan sormadan edemiyor: “Kardeş bu sefer çanlar kimin için...

Devamını Oku

Günün Sözleri (05.11.2011)

Rahmi Koç: “Allah’a şükür AB üyesi değiliz.” Kılıçdaroğlu: “Barzani konusunda hükümeti uyarmıştık”Barzani: “PKK’nın bütün eylemlerine karşıyız.” “Başbakan’ın açılım politikasını destekliyoruz.” Erdoğan: “Barış istiyoruz.” Muharrem Güler: “Hrant Dink’i öldürenlerin Allah belasını versin” Frank Rıcciardone: “AKP, CHP’ye bilgi vermemizi istemiyor.” Demirel: “Her şey bu ülke için” N.Ö (N.Ç için rızasıyla diyen eski Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı) “Artık ben de adımız gizlemek zorundayım. Ben N.Ö’yüm” Derviş Şantekin: “Kafamıza sıkılmayan bir dünya istiyorum” Ben: “Bu halk bu siyasetçileri hak...

Devamını Oku

Günün Sözleri (04.11.2011)

Murat Karayılan: “KCK tutuklamaları cemaat ve AKP’nin tasfiye projesi” Cemil Çiçek: “MİT’çiler yeri geldiğinde PKK’lılarla yemek yiyecek”Barzani: “Sınırı geçmeyin” Egemen Bağış: “Kediye kedi diyebilmeyi maharet sayanlar teröriste terörist diyebilmelidirler.” Abdullah Güle (N.Ç için): “Beni de rahatsız etti” Bülent Arınç: “Tutuklu arkadaşlarımızı çok özlüyorum” Emine Ülke Tarhan (Bülent Arınç için) “Timsah gözyaşı döküyorlar” Yazar: “Bedelli askerlik gibi bir kavram yeniden ortaya çıktı. Eee ekonomik kriz var ya cukka sağlama alınmalı. Cukkan sağlam olmadan nasıl cumhurbaşkanına otuz üç milyar ödersin. Ay pardon otuz üç milyar değil, yarısıydı. Üzüldüm...

Devamını Oku

Gül Dikensiz Olmaz

Gül, Dikensiz Olmaz atasözünün anlamı, açıklaması nedir? Bazen sevdiklerimizin neden değerli olduğunun farkına varamayız. Bir taraftan onları severiz bir taraftan da onları farklılaştırmaya çalışırız. “Şu gül çok güzel de ah bir de dikeni olmasa” deriz mesela. “Seni seviyorum da bir de şu huyun olmasa” deriz bazen de. Oysa onu o huyuyla sevdiğimiz bir gerçektir.Güzellik, başarı dediğiniz şey ancak zorlukların aşılmasıyla olur. Elinizdekinin değeri onu elde etmek için harcadığınız çaba kadardır. Kısacası insanlar, “Allah’ın (cc) gülü dikenli yarattığına üzüleceklerine dikenler arasında GÜL yarattığına şükretmeliler…” ;(Rukiye Semra) Rengarenk görüntüsüne rağmen gülün dikeni ve mis gibi kokusu hep aynıdır. Biz gülü severken hep dikenini de sevmişizdir. Bazen elimize batsa da gülün hatırı için dikenine göz yummuşuzdur. Hayattaki bir çok tezat gibi iyi ve kötü de hep iç içedir. Mutluluğun yolu; acı ve tatlıyı, güzelle, çirkini birlikte kabul ederek sevmekten geçer. Dikeni için gülü sevmeyeni ben hiç görmedim ya siz? Ben de deyişinizi de duyar gibiyim. Gül dikensiz, insan kusursuz olmaz.(Aysel...

Devamını Oku

Eski Çamlar Bardak Oldu

Eski Çamlar Bardak Oldu atasözünün anlamı, açıklaması nedir? Zaman öyle acımasız ki. Bir rüzgar gibi önünde savruluyoruz. Bu yıkıma sırf insanlar değil maalesef bütün canlılar ortak. Aklıma bir an okul yıllarım geldi : “Canlıların Ortak Özellikleri”. Aynı havayı soluyor, aynı suyu içiyoruz ve kaçınılmaz sona da adım adım yaklaşıyoruz. Yıllar; bir nehir gibi önüne katıyor bizleri.Bazen içine alıyor, bazen dışında bırakıyor ve sonuç olarak sürüklenip gidiyoruz. En çok da değişiyoruz, değişime uğruyoruz. Dönüp bir kez daha baktığımızda hiç bir şeyin aynı kalmadığını görüyoruz. Belki böyle olması gerekli ama biz her şeyin eski halini özlüyoruz. Çamlar, bardak olunca ne derece mutlu eder acaba bilinmez ama şu bir gerçek değişim hep olacak ve bizler de alışacağız, her değişimi belki de güzel ve anlamlı bulacağız.(Aysel Aksümer) Hayat öyle bir devirdaim içinde ki,hiçbirşey eskisi gibi yerinde durmuyor sürgün misali …eskiyen kitaplar gibi rafa kaldırılmış insanlar, zamanın önünde duramıyor kısaca hiçkimse ve hiçbirşey ya bir şeye uymak uydurulmak zarundalar ya da zaman tünelinde kaybolmak...

Devamını Oku

El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar

El Elin Eşeğini, Türkü Çağırarak Arar atasözünün anlamı, açıklaması nedir? Bir İşimizi Yapmak İçin Elimizden Gelen Çabayı Sarfederiz Her Şeyi Yaparız Ama Bir Arkadaşımız Bizden Bir İşini İstedimi Onu Amaaaan Salla Dercesine Umursamadan Yapsamda Yapmasamda Olur Der Gibi Bir Tavırla O Kişinin İşini Yaparız(Talha Yılmam)Hep deriz insanın ne varsa yakınında vardır diye. Acımızı en çok bize en yakın olan paylaşır, yardımımıza da en sevdiğimiz en önce koşar. Gerçek seven bizim hissettiğimiz acıyı, kederi yüreğinde hisseder, kendi sıkıntısıymış gibi çözüm yolları üretir, sorumluluğu paylaşır,uzaktan seyir gibi izlemez. Yani kısaca el gibi davranmaz.(Aysel...

Devamını Oku

El Elden Üstündür

El, Elden Üstündür atasözünün anlamı, açıklaması nedir? Hayatta her insana bir bazen de birden fazla yetenek verilmiştir. Fakat bir yetenek sadece bir insana verilmemiştir. Ne kadar çok bilirseniz bilin sizden daha çok bilen ya da o konuda daha doğru fikirleri olan birileri olabilir.Bugün en büyük başarılara sahip insanları o konudaki başarının tek sahibi oldukları için değil İLKi oldukları için konuşur, takdir ederiz. Ama kendilerinden sonra onun daha iyisini yapan hep olmuştur. Çok bilmek daha çok şey öğrenmek gerektiğini bilmekten ibarettir. Mesela Sokrates “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğim” der. İmam-ı Azam Hz. ise “Bilmediklerimi ayaklarımın altına alsam başım arşa değer” diyerek üstünlüğünü bir kenara bırakıp ondan da üstün olanların çıkacaklarını anlatmış olur bize. Bütün bu söylediklerimizden anlaşılacağı üzere, insanlar ben yapamam demeden başarmak için çalışmalı ve fakat unutmamalı ki, her zaman daha iyisini yapacak biri çıkabilir. O zaman doğru olan başka insanların da fikirlerine değer vermektir…(Rukiye Semra) İnsanlar eşit doğarlar. Allah herkese de akıl vermiştir. Bunun yanında mantık ve düşünce de. Kimisi hep öğrenmeye açtır. Kendine yarayacak her güzelliği beynine yerleştirmek ister. Bilir mükemmel insan olmanın zor olduğu ve bunun için de hep çabalar. Kimisi de aklını olgun bir meyve gibi görür. Artık dalından kopmuştur ve en iyidir. Oysa yeni bir bilgi işlemedikçe o olgun beyin çürümeye an be an adaydır. İnsan, hiç bir zaman oldum dememelidir. Çünkü kendinden başkaları da vardır şu hayatta. Kibir, gurur, bencillik, benmerkezcilik insanı...

Devamını Oku

Düşenin Dostu Olmaz

Düşenin Dostu Olmaz atasözünün anlamı, açıklaması nedir? Maalesef bu atasözü dostu; menfaat aracı olarak görenler için söylenmiş. Ya sıkışınca para istemek, ya basamak olarak kullanmak, ya da kullanmak için dost edinenler karşısındaki kişi güçsüzleştiği anda dost dedikleri kişinin yanından anında kaybolur giderler hatta buna tüyerler de diyebiliriz. İyi gün dostlarıdır böyleleri, kötü günde anında kaçarlar.Sahte yüzlerce dostumuz olana kadar gerçek bir dostumuz olsun yeter. Düştüğümüzde, elimizden tutup kaldırmayacak bir dost varsın olmasın hatta bir an önce gerçek yüzünü göstersin ki böyle bir durumda hayal kırıklığı yaşamayalım.(Aysel Aksümer) Durum tam da başlıkta söylediğim gibi aslında. Düşenin dostu olmaz çünkü dostu olan düşmez… İnsanın zor günlerinde sırtını dönebileceği, hiç çekinmeden güvenebileceği kişilere dost diyoruz biz. Eğer etrafınızda böyle zamanlarda birileri varsa zorlanır ama yenilmezsiniz. Bocalar ama çözersiniz. Sarsılır ama düşmezsiniz… Velhasıl mesele dostu doğru seçmekten daha doğrusu doğru insanlara dost demekten geçiyor. Sağlam dostlarımız varsa -ki, sağlam olmayana zaten dost denilmez- zor zamanları çabuk bertaraf edebiliriz. Hani meşhur biz söz vardır ya “dost uğrunda ölmek” diye. Bence gelin siz bırakın uğrunda ölecek dost aramayı da uğrunda ölünecek dost olmaya bakın… Ne dersiniz?(Rukiye...

Devamını Oku

Dost Kara Günde Belli Olur

Dost Kara Günde Belli Olur atasözünün anlamı, açıklaması nedir? “Dost bazen minik bir kuş, bazen varolmayan sevgili, kimi zamanda saksıda bir çiçektir. Dostluk iyi yürek arasında akan bir nehir gibidir; gittiği yeride temizler, geldiği yeride. İyi dost kara günde belli olur. Bir tutam acıyla kıvrandığınız zaman, dostunuzun omuzları üzerine düşer gözyaşlarınız. Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar.DOSTUM; ÖNÜMDEN GİTME, SENİ İZLEMEYEBİLİRİM. ARKAMDANDA GELME YOL GÖSTEREMEYEBİLİRİM. YANIMDA YÜRÜ VE YALNIZCA DOSTUM KAL… Kimi insanların hakiki dostları dört duvar arasında oluşan gölgeleridir. Kimileri için de en gerçek dost; iyi günde, kötü günde, yanıbaşlarında olan kişilerdir. Gerçek dost herşeyden önce güvenli ve dürüst olanlardır. Dürüstlük ilkesinden kopmayandır. İşlerimizin kötü olduğu, üzüntülerimizin hat safhaya çıktığı kendimizi çok kötü hissetiğimiz o kara günlerde gelip “üzülme dostum buda gelir buda geçer, biz neleri atlatmadık” diyen kişiler asıl dostlarımızdır. Ve o zaman göreceksiniz ki “dost kara günde belli olur” Bu söz gerçekten de yerinde ve özünde söylenmiş bir sözdür diyeceksiniz… Bilirmisiniz, her dostluğun gökyüzünde bir meleği varmış ve yeryüzünde biten her dostluk için o melek hüngür hüngür ağlarrmış. Ağaçlar, çiçekler, tarlalar o gözyaşlarıyla şükredermiş. Dostlar yanlışlarını anlayıp el ele bir sevgi bağı kuruncada gökyüzünü büyük bir kızılımsı renk kaplarmış. Evleri, arabaları, kuşları, insanları her şeyi bu güzel renk aydınlatırmış. Ve her şey bu renk için şükredermiş… İşte gerçek dost buna denilir, benimde bir tek dileğim var arkadaşlar; gökyüzündeki meleğiniz umarım hiçbir zaman ağlamaz”(Hakan Can...

Devamını Oku

Dost Başa Düşman Ayağa Bakar

Dost Başa, Düşman Ayağa Bakar atasözünün anlamı, açıklaması nedir? Dostlar insanın iyi ve kötü gününde yanında olan insanlardır. Bir de dost görünen sahte dostlar vardır ki Allah hepimizi korusun onlardan. Çünkü görünürde gerçek dost gibidirler. Aradaki en önemli farklardan biri hakiki dost bizim yüzümüze, gözlerimize, düşüncelerimize bakar. Onun için bizim maddi durumumuzun, dış görüntümüzün yani kılıf kıyafetimizin önemi yoktur.Sadece sırrını, acısını, sevincini paylaşmak ister. Diğer grupta olanlar ise karşısındaki kişinin ruh güzelliğiyle pek ilgilenmezler gözleri hep ayaklarınızdadır. Hep tökezleyip, düşmenizi beklerler : Bir tekme de kendileri vurmak için. Onun için hep söylerim dostlarımızı iyi seçmeliyiz. Bulduğumuz iyi dostları da asla kaybetmemeliyiz. Çünkü bu zamanda gerçek dost bulmak hiç de kolay değil. Ayağımıza değil başımıza bakan dostlarımızın çok olması dileğiyle.(Aysel...

Devamını Oku

Dost Acı Söyler

Dost Acı Söyler atasözünün anlamı, açıklaması nedir? Bu atasözünden yola çıkarak dostların acı, kırıcı söylemelerinin şart olduğunu düşünmek yanlış olur. Dolayısıyla bu atasözünü şöyle açıklamak doğru olacaktır: “Birinden yaptıklarınızla ya da söylediklerinizle ilgili doğru ama sizi rahatsız eden kıran sözler duyuyorsanız o kişi büyük bir olasılıkla sizin dostunuzdur.Zira dost kalıcıdır. İleride sizden ‘bunun böyle olduğunu biliyordun da beni niye uyarmadın’ gibi bir isyan duymaktan ve o halinizi görüp üzülmektense baştan size bu durumu söylemeyi tercih eder. Bilir ki gerçek bir dost dostunun iyiliğini ister, onu kaybetme pahasına… Hiç kimse kusursuz değildir. Yanınızda size sürekli olumlu şeyler söyleyen sizi hep takdir eden birileri varsa onlar ya sizin kötülüğünüzü istiyor ya da sizinle uğraşmanın zaman kaybı olduğunu düşünüyorlar.”(Rukiye...

Devamını Oku

Dimyat'a Pirince Giderken Evdeki Bulgurdan Olmak

Dimyat’a Pirince Giderken Evdeki Bulgurdan Olmak atasözünün anlamı, açıklaması nedir? Evet, kadir kıymet bilmiyoruz ve bilmediğimizin farkına dahi varamıyoruz. İnsan fıtratına konan her şeye gayet uyum sağlıyor değil mi? Misal, tembellik. Hiç yaradılıştan gelen bu özelliğimizi terk etmiyoruz. Ama gel gelelim öz yapımızda olan yetinmek, kanaat etmek gibi değerlerden elimizdekinin bir üstünü görünce hemen sapıyoruz.Ve üstü elde etme uğruna amaçsızca da çabalıyoruz, en iyi kısmı da burası, çabaladığımızı fark dahi etmiyoruz. Sonra da bir dönüp bakarız geriye ne eldeki kalmış ne de öndeki. Bunun üzerine atalarımız yine söyler sözünü “Aza kanaat etmeyen, çoğu hiç bulamaz!”(MKaan) İnsanların hep daha iyiye, güzele, kaliteliye ulaşma gibi istekleri vardır. Bu uğurda bazen yanlış kararlar, seçimler yapabilir. İnsan mutluluğu uzaklarda ararken elinin altındakileri maalesef kaybedebilir. Onun için verdiğimiz kararlar bize maddi, manevi kazançlar sağlamalı. Sonunda bize avucumuzun içindekileri kaybettirecekse varsın olmasın. Önemli olan her zaman sonuçtur. Bazen elimizdeki ile de yetinmeyi bilmeliyiz. İhtiyaçlar hep çoktur ama kaynak sınırlıdır. Buna göre hareket etmeliyiz. Neme lazım evdekini bulguru garantiye almamız şart belki pirinç hiç olmayacak.(Aysel...

Devamını Oku

Denize Düşen Yılana Sarılır

Denize Düşen Yılana Sarılır atasözünün anlamı, açıklaması nedir? Büyük bir sıkıntıya düşen insanın, yardım istemek için kişi seçme lüksü olmaz. Daha doğrusu seçim yapacak zamanı ve alternatifi yoktur. Önüne çıkan düşmanı bile olsa uzatacağı ele muhtaçtır. Allah kimseyi darda koymasın, yılana sarılacak kadar güçsüz ve çaresiz hale getirmesin. Yılana sarılacak duruma gelmiş bir insan için bütün çareler tükenmiş demektir. Bu durumda yılan göze görünen en iyi dosttur. Yılanın insanın karşısına çıkması da aslında bir şanstır, boğulmamak için belki de bir fırsattır.(Aysel Aksümer)Son derece tehlikeli bir durumla karşı karşıya gelen, çaresiz kalan, kurtuluş için bir çıkar yol bulamayan kişi, bu kötü durumdan kurtulmak için her türlü yola başvurur. Öyle ki, en tehlikeli şeylere bile sarılmaya çalışır, onlardan yardım bekler. Çünkü hiçbir tutar seçeneği kalmamıştır.(Gülşah) İnsan çaresizlik denizine düşmeye görsün: Böyle bir durumda varlığı beş para etmez kimselerden bile medet umar. Çok büyük bir tehlike içinde bulunan her kimse, kendisine yardım etme imkanı bulunmayan, dahası tehlikeli olan şeylerden bile yardım umar.(Salih...

Devamını Oku

Davulun Sesi Uzaktan Hoş Gelir

Davulun Sesi Uzaktan Hoş Gelir atasözünün anlamı, açıklaması nedir? İnsanlar ve duygusu olan bütün canlılar… Herkes uzaktan sever güneş gibidir sevgilerimiz, yaşantılarımız ona ne kadar yakşalırsak o kadar zarar görürüz ama uzaktan ne de hoş ısıtır bizi. Güneşi sorsalar bize hep faydalarını söyleriz dünyayı ısıtır, evreni ve evrende yaşayan bütün canlılar üzerinde olumlu bir etkisi vardır.Fakat hiç güneşe yaklaştığımızda onun bizi yakacağını düşünmeyiz aklımıza ilk olumlu yanı gelir uzaktan da her şey böle güzel geliyor insanlara. Yaklaştıkça onun gerçek yüzünü gördüğümüzde de maalesef hayal kırıklığına uğruyoruz, nedenmi! Çok basit onu kendi gözümüzde kendi içimizde o kadar büyütmüşüz ki kendimizce ona öyle bir şekil vermişiz ki farklı bir yanını gördüğümüzde hemen yadırgamaya, sorgulamaya başlıyoruz. Eğer bir şeyin gerçek yüzünü görmeden yani önyargısız yaklaşırsak bu hayatta daha mutlu ve sağıklı bir yaşam geçiririz. Atalarımızın dediği davulun sesi uzaktan herkese hoş gelir… Önemli olan her güzelliğin arkasında onu örten bir gerçeğin olduğunu unutmamamız.(Burcu Erdem) Dünya denilen uzak bir gezegende çok fazla meslek varmış. Bu mesleklerden en göze batanı, en çok para kazandıranı doktorluk denen bir meslekmiş. Bu meslek öyle önemliymiş ki dünyada yaşayan insan denilen canlıları tedavi edermiş. Ancak herkes doktorlara çamur atarmış bunun nedeni de çok para kazanıyorlar denilmesiymiş. Bunu diyenlerden birisi de Ahmet adında bir lise öğrencisiymiş. Bu Ahmet çok zeki ancak haylazmış. Sonra şaş kaza Tıp fakültesini kazanmış. Okula başlamadan önce hep “insanları iki orasını burasını dinleyip çok para...

Devamını Oku