Yıl: 2011

Damlaya Damlaya Göl Olur

Damlaya Damlaya Göl Olur atasözünün anlamı, açıklaması nedir? Küçük diye önemsenmeyen ayrıntılar bazen büyük fırsatlara dönüşebilir. Çocukken alışverişi gönderilmeyi en çok “üstü senin olsun” dedikleri için severdim. Bir bankanın verdiği madeni kumbaraya bu üstü senin olsunları, bayram harçlıklarımı, karne hediyesi paralarımı sabırla atardım. İçi belli bir süre sonra kurşun gibi ağırlaşırdı. Bankaya açtırmaya gittiğimizde içinden mini bir servet çıkardı. Damlaya damlaya oluşan göl bana bazen güzel bir elbise olarak geri dönerdi. Yeter ki damlaları küçümsemeyelim, birleşimi göl de olur deniz de olur.(Aysel Aksümer)Küçük şeyleri önemsiz diyerek azımsamak doru değildir. Bu küçük şeyler bir araya toplanarak büyürler. Bunun için küçük şeyleri önemsemeliyiz. Küçüktür, önemsizdir dememeli, ziyan etmemeliyiz.(Beyza Bilik) Küçük çabalar, büyük problemlerin çözümüne yardımcı olabilirler.(Muhsin...

Devamını Oku

Dağ Dağa Kavuşmaz İnsan İnsana Kavuşur

Dağ Dağa Kavuşmaz, İnsan İnsana Kavuşur atasözünün anlamı, açıklaması nedir? Dağlar, ne kadar güçlü olursa olsun hep gördüğümüz yerdedir. Dağın eteklerinde olmak ve onun heybetini, yüceliğini yakından izlemek istiyorsak mutlaka bir yol bulup yanına gitmemiz gerekir. Çünkü o sabittir, ne kadar ulvi de olsa kötürüm olmuş insan gibidir; yerinden kıpırdayamaz ama insanlar öyle midir?Allah yürümesi, koşması için ayaklar, sarılması için kollar, özlediği biri varsa yanına gitmek için akıl ve düşünce vermiştir. Yeter ki gönülden isteyelim! Dostumuz önce hayalimizde, sonra bir ahizenin ucunda iken kara/hava/denizyolu artık hangisi bize uygunsa bir de bakmışız dostumuzla göz göze gelmişiz. Özlemleri sonlandırmak tamamen bizim irademizde. Boşuna dememişler “İnsanoğlu kuş misali” diye. Dağ Dağa Kavuşmaz İnsan İnsana Kavuşur.(Aysel...

Devamını Oku

Çocuktan Al Haberi

Çocuktan Al Haberi atasözünün anlamı, açıklaması nedir? Her şeyi ilk kez keşfeden çocuk, o kadar sadıktır ki kendi saf hislerine görüşlerini sürekli paylaşmak bunu ailesi başta olmak üzere tüm insanlara anlatmak ister.İşte tam da bu yüzden televizyon programı bile yapılan çocuktan al haberi geçmişten günümüze kadar süregelmiş,temiz beyinleri dillerine yansımıştır;))(Beyza Kiraz)Ne masumiyetleriyle yarışabilir bir yetişkin ne çıkarsız hayatları ve ne de samimiyetleri ile. Yeri gelir krala “çıplak” der, yeri gelir en pervasız yalanları umursamadan hesapsızca açığa vurur. Evet elbette çocuklardan bahsediyorum. Bu çıkar dünyasının yaşamaktan başka -o da mümkün olursa- çıkarı olmayan masum yürekleri çocuklardan. Madem onlar kadar masum olamayacağız, hiç olmazsa yalanlarımızdan, çıkarlarımızdan, kirli hesaplarımızdan onları uzak tutalım. yoksa açığa çıkan yalanlarımızı kamufle etmek için “çocuktan al haberi” gibi bahanelere sığınmak zorunda kalırız. Tabii diğer taraftan bir kısmımız da bunu kullanarak insanların açıklarını yakalama derdine düşer ki, durumumuz bundan ibaret…(Rukiye Semra) En yalın, en masum, en doğal haberler hep çocuklardan gelir. Özellikle kendilerine göre getirdikleri yorumlar da ayrı bir güzellik katar bu haberlere. “Babam sizin için yine tıraşa geldi diyor yoksa siz berber misiniz amca?” gibi. Ne yapıyor muşuz çocukların yanında konuştuklarımıza dikkat ediyor muşuz.(Aysel Aksümer) * Atasözleri* Atasözleri ve Anlamları* Atasözleri ve Anlamları (C...

Devamını Oku

Çalışan Demir Pas Tutmaz

Çalışan Demir Pas Tutmaz atasözünün anlamı, açıklaması nedir? Hareketsizlik ne insana ne de eşyaya yarıyor. Uzun süre kullanılmayan evler nasıl içten içe çöküyorsa insanlar da öyle yaşlanıyor. İnşaatlarda çalışan işçilerin bedenleri, spor salonlarına para akıtanlardan daha dinç ve atletik. Bazen teknolojinin bizleri koflaştırdığını düşünüyorum. Yere eğilmeden ev süpürüyoruz, viladayla yerleri siliyoruz, adım atmadan televizyon açıp kapatıyoruz, telefonlar zaten cepte. Nasıl pas tutmadan çalışacağız açıkcası bilmiyorum. Arada bir eğilip bükülmemiz gerekiyor yoksa hasta olacağız.(Aysel Aksümer)Yani bu söze örnek vericek olursak mesela odun taşımaya gidersin ama daha önce hiç ağır işlerde çalışmmışsın odunları taşımaya kalkışırsan ellerin yara bere içinde kalır veya akıl ile bir örnek yarın sınav var sen çalışmmamışsın ama arkadaşın çalışmış yarın sınava girdiğin zaman sen kötü not alırsın ama arkadaşın iyi not alır mesela ben yani bu atasözün anlamı çalıştığın zaman bir iş yapmadan oturan kimse bildiklerini unutur yeteneklerini yitirir. çalışan kişi hem daha mutlu olur hem de bilgi ve becerisini arttırdığı için daha yararlı işler yapar(Özen Bölüt) Bilenle bilmeyen bir olur mu? nasıl bilen genel manada bilmeyenden üstünse çalışan yeni tabirlerle atletik olan, çalışan da bir olmaz. Hepimiz deriz, eski insanlar hastane nedir bilmezlermiş diye; niye dediğimizi bulsak zaten cevap ortada. şimdiki insanlar aman bir adım atarım, yorulurum diye korkuyor. Allahın hikmeti ya onlarda hastalıktan kurtulmuyor.(Ramazan Durmuş)   * Atasözleri* Atasözleri ve Anlamları* Atasözleri ve Anlamları (C...

Devamını Oku

Yorum Yarışması

Bir yorum yazarak RealPlay 8GB USB Bellek kazanabilirsin! Aşağıda bulunan 15 atasözünden istediğinizi seçin, atasözünün açıklamasını ilgili konuya yorum olarak yazın. Yorumunuz en iyi yorum olarak kabul edilirse çekilişe katılın ve 8GB USB belleği siz kazanın… Diğer atasözlerini de siz açıklayın, ödül kazanma şansınızı arttırın. TIKLA YORUMUNU YAZ, REALPLAY 8GB USB BELLEK KAZAN… 1. Çalışan Demir Pas Tutmaz (Aysel Aksümer)2. Çocuktan Al Haberi (Beyza Kiraz)3. Dağ Dağa Kavuşmaz İnsan İnsana Kavuşur (Aysel Aksümer)4. Damlaya Damlaya Göl Olur (Aysel Aksümer)5. Davulun Sesi Uzaktan Hoş Gelir (Burcu Erdem)6. Denize Düşen Yılana Sarılır (Aysel Aksümer)7. Dimyat’a Pirince Giderken Evdeki Bulgurdan Olmak (MKaan)8. Dost Acı Söyler (Rukiye Semra)9. Dost Başa Düşman Ayağa Bakar (Aysel Aksümer)10. Dost Kara Günde Belli Olur (Hakan Can Kanatlı)11. Düşenin Dostu Olmaz (Aysel Aksümer)12. El Elden Üstündür (Rukiye Semra)13. El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar (Talha Yılmam)14. Eski Çamlar Bardak Oldu (Aysel Aksümer)15. Gül Dikensiz Olmaz (Rukiye Semra) Önemli Hatırlatma! Atasözünün açıklamasını mutlaka atasözüne tıklayarak o konunun altına yorum olarak yazmalısınız. Bu sayfaya yazılan yorumlar geçersiz sayılır. Yarışma Kuralları * Bir atasözüne birden çok yorum yazabilirsiniz* Her atasözüne yorum yazarak kazanma şansınızı arttırabilirsiniz* Yazdığınız her yorum için e-posta adresinizi girmeniz zorunludur (Kazanmanız durumunda sizinle iletişim kurulabilmesi için)* Yarışmanın sonlanabilmesi için her atasözünde “en iyi yorum” seçilmiş olmalıdır* Bu kurallar yenimakale.com yönetimi tarafından “sebebi belirtilerek” her zaman değiştirilebilir Ödüllendirme * 15 atasözünde “en iyi yorum”u yazan kişiler arasında çekiliş yapılacaktır.*...

Devamını Oku

Sevgili Hans

Sevgili Hans, sayın başbakanımız Tayyip Erdoğan Almanya’yı ziyarete geldi. Türk mahalleriyle ilgili entegrasyon konusunda açıklamalar yaptı. “Türk vatandaşlarının asimile olmamak şartıyla Alman toplumuna entegre olma sürecini hızlandırması gerekir” dedi. Daha sonra Merkel’e dönerek “Siz ne için Türk vatandaşı olmuyorsunuz.Biz nasıl Almanya’yı çok sevdiğimiz (daha doğrusu ülkede yemeye ekmek bulamadığımız) için akın akın Almanya’ya göç ettik ve sizin vatandaşınız olduk. Almanlar da Türkiye’ye gelerek çifte vatandaş statüsünü kazanmak için başvuru yapabilirler” dedi. İşte bu sözler beni çok ürküttü be Hans. “Ne için ürküyorsun bu kadar. Adam sanki ölümden bahsetti.”  dediğini işitmiyorum sanma Hans. Hanscığım konunun ölmekle hiç alakası yok. Beni ürküten yirmi dört yıldır benim alışamadığım bu ülkeye senin nasıl alışacağın sorusudur. “Kardeşim beni düşünmek sana mı kaldı” deme Hans. Sonuçta sende insansın kardeşim. Seni uyarmak benim vazifemdir. Sakın yerinden yurdundan çıkıp da buralara gelme. Buralar karışı, acılı ve acınacak bir halde. “Sizin ekonominiz bizden daha iyi olmaya başladı. Sen ne kötülüğünden bahsediyorsun. Bence çok şüphecisin. Sana inat yarın Türkiye’ye geliyorum” demeden önce ülkemin halini bir de benden dinle. Sonra kararını verirsin. Türkiye’de Adalet: Hanscığım, bizim ülkede yasalar güçlünün istediği şekilde yorumlanır. Örneğin; maddi olarak güçsüz biriysen bir çiklet bile çalsan peşinde onlarca polis gelir. Kovalarlar ve yakalayınca da seni güzelce bir döverler. Tam tersi bir durum olsa yani fakir olsan ve senin eşyaların çalınsa polisler yerlerinden kalkmak için zahmet etmezler. Hele bir de kendini savunamazsan vay haline kardeşim. Suçsuzken...

Devamını Oku

İthal Zihniyetler

Ben: “Babacığım elindeki kola Amerikan malı değil mi? Ne için Amerikan malı alıyorsun?” Babam: “Evladım ben bu kolayı almazsam hiçbir şey değişmez.”Ben: “Sen almazsan, ben almazsan onlar yok olur babacığım” Babam: “Evladım onlar dükkânı kapatmış gibi yaparlar ve daha sonra kendi halkımıza bunu sattırırlar. Uluslar arası şirketlerin başına birkaç ithal zihniyetli adam koyarlar ve daha sonra milliyetçi ayağına bizi kandırırlar. Bunun birçok örneği var evladım.” Babam: “Yavrucuğum biliyorsun ki fastfood işini ülkemize Amerikalılar soktu. Bir süre zarar ettikten sonra işlerini yoluna soktular. İşin gerçek yanı ayrıntılarda gizli. Ne için uzun yıllar zarar etmelerine rağmen burada yer almaya devam ettiler? Başka pazarlara gidebilirdiler. Ben: “Ne için babacığım” Babam: “Evladım onlar para kazanmaktan çok sistemlerini ülkemize yaymak için geldiler. Kapitalist görüşlerini yaymak için yıllarca zarar etmeyi kabul etmezler mi? Tabii ki kabul edecekler. Karşılığında yüz yıllarca sömürebilecekleri bir toplum var.  Neyse yavrucuğum ne diyorduk biz? Toplumumuz dışardan gelen bütün akımlara bir süre kapalı kalır ve daha sonra balıklama atlar. Bu işte de aynısı oldu. Fastfood da iyi kar olduğunu anlayan halkımız küçük küçük dükkânlar açarak bu sistemi yaymaya başladı. Komünistlerin Şirinleri ne anlama geliyorsa, kapitalistlerin McDonaldsı da aynı anlam ifade ediyor. Yani küçük bir köy Mcdonalds, içindeki her ev bizim onun sistemine ayak uydurarak açtığımız fastfood dükkanları. Çok şaşırmıştım. Konuşmak istedim fakat cesaret edemedim. Daha sonra kendimi toparladım ve: “Babacığım çözüm nerede?” dedim. Babam: “Çözümün bulunması için tarihin kara sayfalarına bakmalı...

Devamını Oku

Yine Yazı Bekleriz

Merhaba Sevgili, Bugün 1. senemiz, aslında tam bugün değildi galiba. Çünkü seninle nezaman tanıştığımı bile hatırlamıyorum sevgili. Ama Ekimdi… Söze nasıl baslayacağımı bilmiyorum. Çünkü varmısın yokmusun onu bile bilmiyorum. Tuhaf biliyorum ama… Devamını ben bile getiremiyorum.Ya da kendime şunu sormalıyım seni gerçekten seviyormuyum? Yoksa yaptığım herşey seni merak ettiğim içinmi? Ben bile bilmiyorum bunu. İnsan görmediği birini severmi? bu soruyu çok sordular bana. Cevabını hep geçiştirdim. Çünkü cevap veremedim. Uzaktan tuhaf gözüküyorum. Çünkü görmedğim bir insanı seviyorum, onun için ağlıyorum, onu bekliyorum, onun için kalbim ve  onun için nefes alıyorum. Nerden çıktın sevgili? Kaderimmisin yoksa Allah’ın verdiği ömür boyu çekmem gereken cezamı? Sendemi beni düşünüyorsun; her gün, her saat, her dakika, her saniye. Yoksa aklına bile gelmiyormuyum? Beni gerçekten seviyormusun yoksa senin için yalanmıydım? Ya da oyuncak? Neden girdin hayatıma? Neden bir kelimeyle silip çıktın? Ben herşeyimi sensiz yaşadım, ama seni hep varsaydım. Adını söylerken bile duyacakmışsın gibi hissediyorum o yüzden söyliyemiyorum. Seni zihnimde canlandırıyorum. Gözlerini hayal ediyorum. Ama gerçekte nasıllar bilmiyorum bu yüzden yarıda kesiyorum hayallerimi. Sonra ne mi oluyor? Yavaş yavaş gözlerim doluyor, içimde tuhaf sıcaklıkla karışık bir sıkıntı hissediyorum, sonra kafamı kaldırıp; – ben iyiyim. diyorum kendi kendıme. Ve sevgili ne kadar iyiyim desemde, her tarafım seninle dolu, gözlerim seni görmek istiyor, burnum kokunu doyasıya içine çekmek istiyor. En önemlisi dekollarım sana sarılmak istiyor. Zor gibi görünüyor sevgili biliyorum. Ama senin umudun olmadan yaşayamam. Belki şuanda...

Devamını Oku

Kendini Tanımak

Kalbim dağlarda gezerken bir çoban saflığıyla her gece, zihnimde kör kurşunlar adres sormuyor sabahın kör aydınlığına. Gerçekten her bireyin tek bir kimliği mi var yoksa onlarca kimlik mi taşıyoruz paslanmış yüreklerimizde?Konuşmaya başlamadan, dünyayı tanımadan tanıyoruz insanları fakat kendimizi tanımak için bazen bir ömür yetmiyor nafile. Maalesef kendini tanımak aynanın karşısındaki bizi izlemekle olmuyor ya da insana dair onlarca kitap okumakla. Kıymeti var mı zaten böyle bir dünyada kendimizi tanımanın. Bu kavganın hiç bitmediği dünyada her gün binlerce insan kendini tanıma fırsatı bulmadan ucuz oyunların kurbanı oluyor zaten. Bazen kendimden önce dünyayı tanımayı, öğrenmeyi istiyorum. Ha coğrafya bilgim olmadığından değil bu. Dünya coğrafyasını değiştirmek, bu coğrafyayı kendi zihniyeti dışındakilere zehir edenlerin gaddarlığından. Belki içimiz yanıyor çölde bir hapishanede yapılan zulme ya da belinde bombalarla gezenlerin umursamadığı yok olmuş insanların duyulmayan feryadı. Evet bütün bunlar sadece ve sadece içimizi acıtıyor işte hepsi bu kadar. Yağmur ne acıyı yıkayabiliyor ne de tozlanmış aşklarıGüneş ne yarayı kurutuyor ne de yaralı...

Devamını Oku

İstatistikler

İSTATİSTİKLER ZAMAN Günlük Ziyaretçi Aylık Ziyaretçi Günlük SayfaGörüntüleme Aylık SayfaGörüntüleme Alexa 2009 EYLÜL 9.007 270.216 12.954 388.620 *** 2009 EKİM 17.828 552.690 26.418 818.983 *** 2009 KASIM 18.073 542.204 27.074 812.237 *** 2009 ARALIK 24.235 751.307 36.721 1.138.367 *** 2010 OCAK 22.431 695.378 32.996 1.022.888 *** 2010 ŞUBAT 23.583 660.348 35.189 985.293 *** 2010 MART 26.028 806.893 39.221 1.215.855 *** 2010 NİSAN 25.457 763.737 38.611 1.158.332 *** 2010 MAYIS 31.154 965.782 49.179 1.524.552 *** 2010 HAZİRAN *** *** *** *** *** 2010 TEMMUZ *** *** *** *** *** 2010 AĞUSTOS *** *** *** *** *** 2010 EYLÜL *** *** *** *** *** 2010 EKİM 44.246 1.371.652 68.245 2.115.605 *** 2010 KASIM 46.659 1.399.779 71.087 2.132.614 *** 2010 ARALIK 47.322 1.467.004 68.160 2.112.977 *** 2011 OCAK 38.695 1.199.547 56.199 1.742.191 *** 2011 ŞUBAT 37.983 1.063.528 55.754 1.561.132 *** 2011 MART 41.776 1.295.070 61.009 1.891.309 *** 2011 NİSAN 47.671 1.430.136 67.589 2.027.675 *** 2011 MAYIS 53.339 1.654.131 78.020 2.418.623 *** 2011 HAZİRAN 44.103 1.323.095 59.880 1.796.418 *** 2011 TEMMUZ 28.810 893.112 38.985 1.208.563 *** 2011 AĞUSTOS 33.320 1.032.949 46.322 1.435.993 *** 2011 EYLÜL 53.154 1.594.649 100.629 3.018.875 47.178 (TR 549) 2011 EKİM 70.450 2.183.973 108.927 3.376.748 45.678 2011 KASIM 68.055 2.041.657 95.446 2.863.401 *** 2011 ARALIK 57.823 1.793.458 84.106 2.607.297 49.671 2012 OCAK 44.935 1.393.000 62.753 1.945.361 54.236 2012 ŞUBAT 53.993 1.565.822 77.117 2.236.407 53.639 2012 MART 55.394 1.717.238 77.576 2.404.873...

Devamını Oku

Türk Devlet Felsefesi ve Kürt Sorunu

Türk milleti devletine olan bağlılığını kayıtsız şartsız yüzyıllardır göstermiştir. Türk milletinin yöneticileri hem kendi halkına sahip çıkmış hemde kendisinden yardım isteyene yardım etmiştir. Bu yönetim anlayışı Türkleri Uygur Özerk Bölgesinden Bosna ya kadar olan bölgede hakimiyet kurmasını sağlamıştır. İçinde bulunan halka söz hakkı veren yönetim anlayışı onları bir cihan devletine kadar götürmüştür. Zaten bu anlayış olmasa idi cihan devleti yüzyıllar boyu yaşayamaz ve tarihin karanlık sayfalarında yerini alırdı.Başkasına yaşama hakkı vermeyen toplum kendi yaşama hakkınıda zamanla kaybeder. Bugün Türklerin devlet felsefesini diğerlerinden ayıran en büyük fark içerisinde bulunan çeşitli unsurlara söz hakkı vermesidir. Zulüm yapan bir devletin ya da hükümdarın uzun süre ayakta kalması beklenemez. Bu ilahi kanundur. Zulüm yapan zulüm görür. Kendi halkına söz hakkı vermeyen onların isteklerini göz ardı eden bir devlet ayakta duramaz. Türk devlet felsefesi yüzyıllardır bunun farkında olması sebebiyle tarihe damga vuran olaylara imza atmıştır. Günümüzde bunun örnekleri açıktır. Önce Hüsnü Mübarek sonra Kaddafi bir bir yok olmuşlardır. Kendi halkına zulüm yapmayı marifetmiş gibi gösterip dünyaya bunu normalmiş gibi gösteren Beşar Esad’ın da yokulması kaçınılmazdır. İttihat ve Terakki anlayışı ile içerisindeki sadece Türk unsurlara söz hakkı tanıyan anlayış Türklerin devlet felsefesine balta vurmuştur. Bu anlayış sürdükçe değil cihan devleti olmak şu anki devleti bile zor savunur duruma gelecektir. Türk devlet felsefesi içerisindeki çeşitli unsurlarla hareket ettikçe güçlenmektedir. Kürtleri yanına alamayan Türkiye’nin Ortadoğu da söz hakkı olamaz. Türkiye devlet ve millet olarak Yavuz Sultan Selim’i...

Devamını Oku

Gazeteci-Aydın Röportajı

Gazeteci:“Efendim siz kim için yazıyorsunuz” Aydın:“Dünya için”Gazeteci istediği cevabı alamamış olmanın hırsıyla:“Özgürlüğe susamış halkınız için değil mi” “Hayır!” Gazeteci iyice sinirlenir.“Efendim halkınıza yapılan zulümlere karşı kaleminizi kullanmıyor musunuz siz?” Aydın gülümser. Konuşmayı sürdürmek istemez. Daha sonra kısa ve alçak ses tonuyla:“Hayır hanımefendi. Siz beni yanlış anlamışsınız.” Gazeteci:“Efendim Allah aşkına söyleyin kim için yazıyorsunuz” Aydın:“Senin için, benim için ve bütün dünya için yazıyorum. Zulüm gören tüm halklar için, zulüm eden tüm halklar için yazıyorum. Zulüm görenler için yazıyorum ki zulme karşı gelsinler. Zulüm edenler için yazıyorum ki yaptıkları kötülüğün farkına varsınlar ve kendilerine gelsinler. Anlayacağınız hanımefendi ben insanlık için yazıyorum.” Gazeteci:“İnsanlık için mi? O nereden çıktı şimdi? Bu kadar yolu gelmeden söyleseydin ya kardeşim. Arkadaşlar gidiyoruz. Bize buradan malzeme...

Devamını Oku

"Şık" Romanının Özeti

Beyoğlu’nda Bir Metres  (1) Şöhret Bey, alafranga yaşama saplantılı bir şekilde özenen, modaya meraklı, süsüne püsüne düşkün, aptal denecek kadar saf, yirmi beş-yirmi altı yaşlarında yoksul bir gençtir. Çirkin biri olmasına karşın, kendisini çok güzel bulur. Esmer, kalın kaşları ve gaga gibi burnu olan, uzun çeneli, uzun boylu, zayıf bir gençtir. Yüz elli altı buçuk kuruş gibi çok düşük bir maaşla çalışmaktadır. Kazandığı bu parayla hayalini kurduğu alafranga yaşamı sürmesi pek mümkün olmaz.Ünlü terzilere parası yetmediği için sokak içlerinde tenha yerlerde çalışan sünepe terzilerin başına bela olur. Terzisinin diktiği kıyafetleri bir türlü beğenmez, zavallı terzilere söylemediğini bırakmaz. Modayı aşırıya kaçarak takip ettiği için kendisini herkese güldürür. Şöhret Bey, birkaç ay önce Beyoğlu eğlencelerinde Madam Potiş adında bir hayat kadınıyla tanışmış, muhabbeti koyulaştırmıştır. Madam Potiş uzun boylu, şişman, çilli, otuz beşini geçkin, çirkin bir kadındır. Şöhret Bey’in Batılı yaşama özenen zavallı bir ahmak olduğunu anlayınca, onun gönlüne göre davranıp ona her istediğini yaptırır. Fransız asıllı olan Madam Potiş, Fransızcayı gayet düzgün konuştuğu için Şöhret Bey ona hayranlık duyar. Şatırzade Şöhret Bey ile Madam Potiş arasındaki ilişki, paraya dayalıdır. Şöhret Bey, sevgilisi Madam Potiş’in kaldığı eve yirmi gün kadar gidip gelmiş, gönlünce eğlenmiştir; ancak cebindeki beş-on lira tükenince bu tatlı yaşama veda etmek zorunda kalmıştır. Kalbinde derin bir iz bırakan Madam Potiş’in ayrılığına uzun süre dayanamayan Şöhret Bey, para bulmak için türlü çareler düşünür, fakat sonuç alamaz. Sonunda annesinin evde olmadığı...

Devamını Oku

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın "Şık" Romanı

Şık, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ilk romanıdır. Şık romanında, alafranga yaşama özenen saf bir gencin başından geçen gülünç olaylar anlatılır. Roman, 1888 yılında Ahmet Mithat Efendi’nin Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika edildikten sonra 1889 yılında kitap halinde basılmıştır.Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şık romanının önsözünde, kitabın yayımlanması sırasında yaşadığı heyecanı, hayranı olduğu usta yazar Ahmet Mithat Efendi’nin kendisinin elinden tutması sayesinde bir anda tanınmış bir yazar olduğunu çekici bir üslûpla anlatır. “Şık’ın yazılmış yarısını büyük bir zarfa doldurarak Ahmet Mithat Efendi’ye gönderdim. Efendi merhumun eserlerini okurum. En büyük tutkunu, hayranıyım. Ama daha kendini yüzce tanımakla şeref bulmuş değilim. Ne yaradılışta ve ahlâkta bir...

Devamını Oku

Biz Ne Zaman Adam Olacağız?

Otobüs yolculuğu sırasında çocuk babasına sorar:“Baba ne için biz ayakta gidiyoruz?” Baba küçük çocuğun sözlerini geçiştirmek için:“Evladım otobüste yer yok da ondan”Çocuk ısrarla devam eder:“Oturanların bizden farkı ne?” Baba duymamazlıktan gelir. Çocuk cevabını almadan babasının peşini bırakmayacaktır.“Evet baba sana söylüyorum. Onlarda biletle otobüse biniyorlar bizde. Ne için biz ayaktayız ve onlar koltuklarda?” Baba:“Evladım bu yaşta anlaman zor” Çocuk:“Baba bence ülkenin sorunlarıyla otobüstekilerin sorunları aynı.  Otobüste hepiniz eşitsiniz fakat sen ayakta gidiyorsun. Ülkede de durum aynı…” Çevredekilerin bakışları karşısında baba korkar. Oğlunun cümlelerini bitirmesine izin vermez. Oğlunun kulağına eğilir:“Oğlum son bulduğum işten de olacağım. Bak, sonra aç kalacağız” Çocuk:“Ne için seni kovsunlar babacığım? Sen ne yaptın?” Baba:“Seni yetiştirdim.” Çocuk:“Ben ne yaptım.” Baba:“Konuştun.” Çocuk:“Konuşmak suç mu? Herkes konuşuyor.” Baba:“Evladım sen düşünerek konuştun” Çocuk:“Anlamadım” Baba:“Büyüyünce anlarsın.” Çocuk: “Neyi babacığım?” Baba:“Evlat sen otobüsü falan boş ver. Gelecekte iyi bir yerde olmak istiyor musun?” Çocuk:“Evet, baba” Baba:“Öyleyse düşünme, araştırma, sorgulama. Sadece uyum sağla.” Çocuk:“Yanlışlara da mı uyum sağlayacağım babacığım” Baba:“Senin için doğru olan bütün yanlışlara uyum sağla evladım. Onur, şeref, haysiyet geçmiş yüzyılın amatör söylemleri. Sen artık profesyonel bir yaşama giriyorsun. Bu nedenle de bütün ayakta gidenleri uyut, sonra koltukta oturanlardan birini hokkabazlıkla yerinden kaldır. Hızla yerine otur. Bir daha da o koltuktan kalkma ki ayakta gitme ihtimalin olmasın.” Çocuk:“Sağ ol nasihatlerin için babacığım. Söylediklerinin hepsine uyacağım. Senin gibi bir babam olduğu için gurur...

Devamını Oku

Kenan'lı Yusuf

Hüsnünü bir kez cemâl-i Yûsuf-ı Ken’âni’den Gösterip gör neyledi sultân(ı) Zelîhâ’ya aşk Duhter-i tersâ yüzünden tâ Yemen’de berk urub Âhiri güttürdü hınzır Mürşid-i San’â’ya aşk … Salih babaEdebiyatta ki çok yüksek yerinin bu yüzyılda anlaşılabieceğine inandığım Salih baba’nın tek beyitinde yatan manaları tümüyle anladığımızı ileri sürmek saflık olurdu. Ama Salih babanın kuş dili saklı olan bu eserlerinden biz de bir nebze olsun faydalanabilmek adına onun şiirlerini asla şerh etmek değil ama gönlümüze düşen manalar üzerinde tefekkür etmek amacı ile anlar gibi olduğumuz bazı manalarını bu yazıda paylaşmak niyetindeyim. Umarım gerçek edebiyat ve tasavvuf sahiplerinin izahlarına da mazhar olacak bu beyitleri o haliyle de görmek, duymak bize nasip olur. Ben şimdilik müsadenizle kendi aklıma ve kalbime düşenleri sizinle paylaşmak istiyorum. Tabiki bu düşüncelerde yine bu güne kadar duyduğumuz okuduğumuz eser sahiplerinin katkısı kesin olmakla beraber muhtemel ve muhtelif hatalar ise sadece şahsıma aittir. Salih babaya dönecek olursak; Beyite, aşkın güzelliğini, Yusuf aleyhisselamın cemalinden aksettirdiğini beyan ederek girmektedir. Böylece aşkın, Allah’a ait olduğunu ve dilediğinden tecelli ettiğini vurgulamış oluyor. Bize düşende, burada Züleyha’nın nefsi arzuların ötesinde, Hz. Yusuftan tecelli eden hakiki Allah aşkına düştüğünü anlamaktır. Öylesine, sadece nefsanî his ve arzular olsaydı, Yüce Allah, Kuran-ı Kerimde, Zeliha’nın (Züleyha) kendisini kınayan hanımlara karşı savunmasını, adeta destekleyerek anlatır mıydı? Tabi ki aslında başlangıçta Saneme tapan Zeliha putperestti. Burada nefsin ve Ruh’un tahammül edemeyeceği bir aşk söz konusu olduğundan, aşkını gördüğü adamdan sanarak karıştırması...

Devamını Oku

Aşk; Kendini Sevmekten Onu Sevmeye Kadar

Bütün kâinatı yaratan Allah, kullarını dillerde kifayetsiz kalacak bir tarzla sevmektedir. Nihayetsiz sevgi ve aşkın kaynağıdır, sahibidir. Tabi ki insana kendi Ruh’undan üflediği ruh da aşk sıfatına sahiptir. Âşık olmak özünde vardır. Ama Allah’ın, insana üflediği, kendi Ruh’undan bir Ruh’un, üzerine nefs giydirilmiştir. Kalın bir elbise gibidir. Kul ile arasındaki yetmiş bin perdedir.Derinlerde kalan Ruh’un ilk ve tek gördüğü ise nefstir ve sıfatı olan aşkından onu da sever. Şimdi artık, nefsin perdelerini inceltecek ve hakiki sevgilinin kokusunu aldırarak onu istetecek arayışlar içine girmek lazımdır. Rivayette, yağan nisan yağmuru, hangi tiğniyeti beslerse, verimi de onun gibi olurmuş. Bir damlası eğer yılanın ağzına gidecek olursa zehir olurmuş. Saf bir kuzuda aynı feyiz ile sulandığında süt oluşurmuş, şifa için. Ya da denize düşerde, tuzlu suya karışmadan dipteki istiridyenin açık kapağından dalarsa aşka, inci olurmuş. Duygularda kullanım alanlarına göre artan bir renklilikle çoğalıp gitmektedirler. Protonu elektrona, erkeği kadına, kulu Allah’a çeken aşk, sevgiliyi kırmama kaygısından, korkusundan başlayıp, yârin güzel yüzünü görebilmeyi ümit etmeye kadar varan bir geniş yelpazenin içinden seçilerek önümüze havf ve reca ya da korku ve ümit olarak seriliyor. Âşık olduğumuz kendi varlığımız için, Allah’ın Cehenneminden korkup, Cennetini ümit edebiliriz. Aynı sebeple imansızlıktan korkup, imanı ümit edebiliriz. Ama hakikatler ve gerçek iman, Allah’ı ve resulünü canından çok sevmek değil midir? Yani artık kendimi değil, onu kırmak, küstürmek, incitmek korkusu ve ona ulaşma ümidiyle yaşamak. Sevdiği dilberden başka hiçbir şeyi istemeyen delikanlı...

Devamını Oku

Van Depremi ve Kardeşliğimiz

Van’da 7.2 şiddetinde olan deprem sıfırlara kadar inen kardeşliğimizi bir anda tavan yaptırdı. Bir anda Türkiye doğusuyla batısıyla bütünleşip yaraları sarma yarışına girdi. Bu durum bizim gibi vatan sevdalılarını mutlu ederken kaostan kandan beslenenlere ağır bir darbe indirmiştir. Onlar hala ayrımcılık yaparak acaba bu durumu nasıl lehime çeviririm derdinde ama bu millet uyanık, bu millet o eski millet değil, bu millet başbakanı asılırken hıçkırıklarını içine gömüp kapalı kapılar ardında ağlayan millet değil artık.Bu millet iradesini kullanarak memlekette istikrarı sağlamış asırlarca dimdik ayakta kalabilen bir millet. Son günlerde devletin en temel ve önemli politikası terör konusuydu bazı aklı evveller terör sorunuyla kürt sorununu aynı kefeye koyup pkk’nın eylemlerini meşrulaştırma gafletini gösterebilmişlerdir ama bilmedikleri bir nokta vardı. Kürtlerin çoğunluğu bu pkk denen kanlı terör örgütünü desteklemiyor. Yalnızca korkutularak desteklemek zorunda kalıyorlar. Eğer orada sağlam bir devlet otoritesi sağlanır, bölge halkına güven telkin edilirse bu üç beş çapulcunun eylemleri, kendilerini daha da tüketmekten ileriye geçemeyecektir. Van’a yapılan yardımları dahi ayrımcılığa dönüştürüp Kürt Türk ayrımı yapmaya çalışan bu zihniyete en güzel cevabı Van’da yaşayan bir anne veriyor; “Biz ezelden kardeşiz, aramıza ikilik sokmaya çalışanlara lanet olsun. Bizi bölmeye çalışanların Allah belalarını versin. Devlete yalvarıyoruz, bizi bu kanlı katillerin eline bırakmasınlar…” İşte bu yüreği yangın yerine dönen annenin feryadı aslında tüm Türk ve Kürt analarının feryadıdır. Her iki kesimde terör denen belanın bir an önce son bulmasını istiyor. Acı ama depremden sonra gelişen olaylar...

Devamını Oku

Uyusun da Büyüsün Neeenni, Büyüsün de Ölsün Neeenni!

Erden ÖZKANT Hakkâri Çukurca’da 24 askerimizin şehit olduğu saldırının ardından Türkiye’nin birçok yerinde protesto gösterileri yapıldı ve bu gösterilerde yine aynı sloganlar atıldı: “Şehitler ölmez, vatan bölünmez”, “Kahrolsun PKK”, “Hükümet istifa”…Artık bu sloganlar eskimedi mi? Çünkü bakın askerler ölüyorlar… “Ölmez” demeniz hiçbir şey fark etmiyor yani. Siz ne derseniz deyin yine de ölüyor gencecik insanlar. Ağlıyor anneler, babalar, sevgililer… PKK da kahrolmuyor, askerlerimizi öldürmeye devam ediyor. Suçlu kim? Başta liberaller olmak üzere açılım politikalarını savunanlar mı suçlu? Hükümet mi suçlu? Ordu mu suçlu yoksa? Sahi kim suçlu? “AKP istifa”ymış! Açılım politikası yüzünden askerlerimiz şehit olmuşlarmış! Generaller içerde yattıkları için bu saldırılar oluyormuş! Hayır efendim… Açılım politikasını sabote etmek isteyenler, bu saldırıları gerçekleştiriyorlar. Yeni anayasa sürecini baltalamak isteyenler, bu saldırıları yapıyorlar. Generaller içerde değillerdi yıllardır. Ne oldu, bitirebildiler mi bu terörü? Hayır. Çünkü onlar, terörle mücadele için çözümler yazmıyorlardı, onlar andıçlar yazıyorlardı, masum insanları bitirme planları yazıyorlardı. Onlar, gazetecileri ve aydınları fişlemekle meşgul oluyorlardı. Onlar, “AKP’yi nasıl bitirebiliriz”in peşindeydiler. Evet aynı Mehmet Altan’ın söylediği gibi bizim gerçekten bir ordumuzun olmadığını bu saldırıyla daha iyi anladık. Bizim ordumuz, dibinden daha katırlarla günlerce silah ve mühimmat taşıyan PKK’lıları farkedemeyen, istihbaratı olmayan, askerlerini koruyamayan, askerlerin yardımına zamanında gidemeyen bir ordu. Maalesef ama bu bir gerçek… İnsanlarımızın ısrarla görmek istemedikleri bir gerçek hem de… AKP istifa etmemeli, açılım politikaları sürmeli, yeni anayasa da yapılmalı. Peki, APO idam edilmeli mi? Çünkü son günlerde bir de...

Devamını Oku

Demokrasi Üzerine

CEM KEYSAN Özet: Demokrasi’nin tanımı yapılarak başladığım bu çalışmamda demokrasinin Türkiye üzerinde etkileri üzerinde durulmuştur. Demokrasinin en büyük güvencesi olan siyasal partiler ve seçimler, bunları gerçekleştiren anayasalar, seçim kanunları, seçim sistemleri üzerinde kronolojik bir sıralama yapılmıştır. Çok partili hayata geçişle başladığı düşündüğüm demokrasi anlayışının bu günlerde nasıl yorumlandığı irdelenmektedir.Seçimlerin demokrasi de ne kadar yer kaplandığı düşündüğümüzde demokrasimizde siyasal partilerin var olabilme çabası üzerinde ki etki unsurları belirlenerek bunlar üzerinde eleştirilerde bulunulmuştur. Demokrasinin bulunduğumuz çağda yeniden yorumlanma gereksinimin nedenleri belirtilerek,demokrasi geleceğimiz de izlenmesi gereken süreçte yasama organı ve halka düşen sorumluluklardan bahsedilmektedir. DEMOKRASİ VE UNSURLARI Demokrasi eski Yunanca ‘halk’ anlamına gelen demos ve ‘yönetmek’ anlamına gelen krotein sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuştur ve bu anlamıyla ‘halkın yönetimi’ demektir. (Erdoğan, Anayasal Demokrasi) Demokrasi, etkin siyasal makamların, düzenli aralıklarla tekrarlanan, birden fazla siyasal partinin katıldığı muhalefetin iktidar olma şansına sahip olduğu serbest seçimlerle belirlendiği ve temel kamu haklarının tanınmış ve güvence altına alınmış olduğu bir rejimdir. (Gözler; Anayasa Hukukunun Genel Esasları) Türkiye egemenliğin kullanılması bakımından demokrasisi Temsili demokrasidir. Halk, egemenliğini temsilcileri aracılığıyla kullanır.(Milletvekili, Belediye Başkanı, İl Genel Meclis Üyesi, Muhtar vb.) Temsilci halk tarafından seçilmekte, bu kişiler kullandıkları egemenliği kendi adlarına değil halk adına kullanmaktadırlar. Demokrasilerde; iktidara sahip olmak isteyen siyasal makamlar; seçimle iş başına gelmelidir. Seçimler düzenli aralıklarla tekrarlanmalı ve serbest olmalıdır. Birden çok siyasal parti var olmalıdır. Demokrasinin mihenk taşını oluşturan seçimleri; Türk demokrasi anlayışına göre yorumlayarak, demokrasimiz de seçimlerin ne anlam...

Devamını Oku

Yunus, Azra, 24 Asker ve Diğerleri İçin Artık Hesap Sorma Zamanı

Erden ÖZKANT Van’da pazar günü meydana gelen 7, 2’lik depremde yüzlerce vatandaşımız hayatını kaybetti, 1000’in üzerinde vatandaşımız yaralandı, binlerce ev yıkıldı, hasar gördü.Depremin simgesi olan Azra bebek, enkaz altından sağ salim çıkarıldı ama depremin bir diğer simgesi, futbolculuk hayalleri kuran 13 yaşındaki Yunus hayatını kaybetti. Taraf gazetesinin, 26 Ekim Çarşamba günkü 1. sayfasında yer alan fotoğraflar, aslında çok şey anlatıyordu. Tabii bu fotoğrafların yanında, “Hesap verin”  manşeti de… Evet… 1999 Gölcük depreminin ardından 12 yıl geçmiş olmasına rağmen yine okullar yıkıldı, yine çadır dağıtma sıkıntıları yaşandı. Niye? Bu devlet, insanlarına bu kadar mı değer veriyor? Yıllardır bu ülkede depreme...

Devamını Oku

Azra Bebek ve Annesi…

Erden ÖZKANT Van’da meydana gelen deprem, vicdanı olan herkesi üzdü, “Tüm Türkiye” diyemeyeceğim ama büyük bir çoğunluğumuzu derinden yaraladı. Milyonlar, günlerdir oradaki vatandaşlarımız için gözyaşı döküyor, dualar ediyor, maddi yardımlarını esirgemiyorlar ve enkazlardan vatandaşlarımız sağ salim çıkarıldıkça mutluluk gözyaşlarına boğuluyorlar… İşte insanı gözyaşlarına boğan bir güzel haber: Azra bebek, 46 saat sonra enkazdan sağ kurtarıldı.Van Erciş’te, depremden 46 saat sonra bir mucize yaşandı ve henüz iki haftalık Azra bebek, enkaz altından sağ olarak kurtarıldı. Sevindiren bu kurtuluştan kısa bir süre sonra güzel bir haber daha geldi: Azra bebeğin annesi Semiha Karaduman da enkazdan sağ çıkarıldı… Azra bebek ve annesi, enkaz altından kurtuldular… Bir mucize yaşandı… Birçok anne ve bebekleri, enkaz altında hayatlarını kaybettiler maalesef. Ama mucize işte… Azra bebek ve annesi kurtuldular… Çocuğunu bin bir güçlükle dünyaya getiren anne, iki hafta sonra meydana gelen bir depremle enkazın altında kalıyor bebeğiyle birlikte. Kim bilir enkaz altında neler düşündü, aklına neler geldi o annenin? Kim bilir bebeğiyle ilgili neler düşündü enkaz altında? Hâlbuki iki hafta önce bebeği için neler hayal ediyor, neler arzuluyordu o anne? Ama hayat, iki hafta sonra anneyi bambaşka hayallere itmişti, hem de enkaz altında… Kim bilir o anne, belki de enkaz altında “bebeğim hayatta değilse beni de kurtarmasınlar” demiştir… Kim bilir o anne, belki de “bebeğim yoksa hayat neyime lazım” demiştir… Kim bilir o anne, nasıl bir ümit taşımıştır yüreğinde saatlerce “bebeğim lütfen ölmemiş olsun, buradan çıkarsam...

Devamını Oku

Zelzele Kardeşliĝi Masalı!

Mainz, 25.10.2011 Ülkemizin hemen tamamının deprem kuşaĝında olduĝunu saĝır sultan bile duymuş durumda. Ancak bunun biliniyor olmasının yeterli olmadıĝı „Van-Erciş“ depremiyle bir kez daha ortaya çıkmış oldu. 23 Ekim salı günü öĝlen saatinde meydana gelen 7.2 lik şiddetli deprem toplum olarak bir kez daha „Doĝa Afeti“ ne yoĝunlaşmamızı saĝladı.Zelzele`ye doĝal deĝil de „Doĝa Afeti“ tabirini kasten kullanmaktayım. Zira bunlar doĝal deĝildir. Yüce yaratıcının bütün kainata olduĝu gibi yerküremize de yerleştirdiĝi cari kanunlar vardır. Ve bu yasalar yeri ve zamanı geldiĝinde eylemini icra ederler. Meydana gelen vahim olayda bir çoklarımız yine yanlış mecralara sürükleniyoruz. Depremin şiddeti, derinliĝi, hissedilen gücü, yüzeye yakınlıĝı v.s, v.s. Oysa ki bunlar bilim insanlarının labaratuvar ortamında deĝerlendirmesi gereken bulgular olup, toplum önünde tartışmak yerine bu bilgileri harmanlayarak ilgilileri uyarmak için kullanılmak durumundadır. Marmara depremi felaketi tecrübesini yaşamış olan ülkemizin bu büyük tecrübeye raĝmen hala bazı alanlarda yetersizlikler içinde olduĝunu söylemek durumundayız. Ancak 17 Aĝustos depremine göre oldukça iyi mesafe aldıĝımızı da gözden kaçırmamalıyız. Bir kere o zaman ki Başbakan „Ankara ile ben de haberleşemiyorum“ itiraf ve acziyetine teslim olmuştu, hatırlayalım. Şimdi öyle olmadı. Ülkenin başbakanı olaydan 5 saat sonra bizzatihi olay yerine intikal edip vatandaşlarımızın yanında olduĝunu göstermiş ve onların acılarını bire-bir paylaşarak anında talimatlar vererek hem devletin ve hem de milletimizin seferber olmasını saĝlamıştır. Olay yerine binlerce arama-kurtarma ekipleri, saĝlık ekipleri ve diĝer ilgili yardımlar süratle ulaştırılmaya gayret edilmiştir. Hükümet meydana gelen olayın vahametiyle doĝru...

Devamını Oku

Müge Anlı’nın Faşistliği ile Acun Ilıcalı’nın Vurdumduymazlığı ve Riyakârlığı

Erden ÖZKANT Atv programcısı Müge Anlı, ekranlarda “Herkes haddini bilecek” ifadelerini kullandı Van’da meydana gelen depremin ardından. Anlı şunları söyledi: “Her fırsatta küçücük çocuklar tarafından taş attırılan polisler, olay yerine gelip ilk müdahale edenlerdi. Mehmetçik… Bizim Selcan’ın erkek kardeşi de Van’da askerlik yapıyor. Ona ve tüm askerlerimize hayırlı teskereler diliyoruz. Allah da askerimize polisimize zeval vermesin. Onlara taş atanların da elleri kırılsın.Canımız istediğinde kuş avlar gibi taş atıyoruz. Dağlarda vuruyoruz. Sonra bir şey olunca da asker gelsin, polis gelsin diyoruz. Dengeleri kuralım. Zor günlerde canım cicim. Kuş avlar gibi avlamayalım bunları. O kadar kolay değil. Herkes haddini bilecek…” Bu sözler, doğal olarak tepki çekti. Gerçi bu sözler, ülkemizde çokça bulunan faşistlerin görüşlerinin dışa vurumuydu aynı “Türkiye bugün başka bir haberle sarsıldı. Tüm Türkiye, her ne kadar Van’dan da gelse haber, üzüldü…” diyen, diyebilen Haber Türk spikeri Duygu Canbaş gibi… Ve bir de, şehitleri de depremi de görmezden gelen, halkın acısını paylaşmayan, sanki uzayda yaşayan televizyon ve radyocular… Bu televizyonculardan birisi de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın annesi Tenzile Hanım’ın ölümü üzerine ertelediği “O Ses Türkiye” yarışmasını, Van depremine rağmen yayınlayabilen Acun Ilıcalı. Umrunda mı Acun Ilıcalı’nın, Hülya Avşar’ın, Mustafa Sandal’ın, Murat Boz’un ve Hadise’nin Van’da yaşanan o acılar?Bir televizyonda Van’dan gelen acı sesler, diğer yanda ise şen şakrak bir şekilde en iyi sesi kapma yarışı…Ölü sayısı 500’e yaklaşmış…  1000’den fazla yaralı varmış… Kar yağacakmış…Havalar soğukmuş…İnsanlar bu soğukta dışarıda kalmışlar… Babalar,...

Devamını Oku

Van Depremi (YARDIM EDİN)

Van’da meydana gelen depremde hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifa ve Van halkına sabır ve dayanma gücü diliyoruz. Depremi yaşayan biri olarak orada bulunan vatandaşlarımızın ne kadar zor dorumda olduklarının ve olacaklarının bilincindeyim. Bu nedenle az çok demeden, fiziksel olarak orada olup ailelere yardım edemesekte en azından giyinme ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bir kaç parça giyim eşyası, diğer ihtiyaçlarının karşılanması için küçükte olsa maddi destek sağlayabileceğimizi düşünüyorum.LÜTFEN YARDIMLARINIZI ESİRGEMEYİN, YARIN YAPARIM DEMEYİN, BU DEPREMİ ANCAK BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZİ TÜM DÜNYAYA GÖSTEREREK AŞABİLİR, YARALARIMIZI EN HIZLI BU ŞEKİLDE SARABİLİRİZ… Van’da meydana gelen depremde enkaz altında kalan ve...

Devamını Oku

Şehit Annesine Mektup

Bu yazıyı yazmamın tek sebebi sensin annecik. Senin sözlerin. Ne diyordun annecik: “Bir oğlum askerde bir oğlum dağda, durdurun şu kanı”. Bak annecik sana son uyarımı yapıyorum. Kan durdurmak lafını unut. İki çocuğun zaten senden çok uzaklarda bir yerlerde yaşamın en acımasız dönemini geçiriyorlar. Sen, üçüncü çocuğunu da devlete göndereceksin. Bu ülke için bir evlat daha vermişsin bir şey mi? Vatan sağ olsun, sen de sağ ol annecik.Neyse ne diyorduk? Üçüncü oğlu da gönderdin mi? Sonrasını kesinlikle düşünmeyeceksin. Ölür mü, sakat mı gelir? Bunları düşünmek sana yasak. Sakın oğlunun nereye gönderildiğini de sorgulama. Böyle bir şey yaparsan sana vatan haini yaftasını yapıştırır, kameralar karşısında dünyaya rezil ederim. Bu arada dünyanın, yaşamın, umudun ne olduğunu biliyorsun değil mi? Tabii ki biliyorsundur be annecik. Koskocaman sosyal bir devlette yaşıyorsun ve aynı zamanda seni bizden bir adım öne çıkaran asker oğulların var. Daha ne istersin be kadın. Bu arada bir şey sormak istiyorum. Geçen gün, hani yazıma başlamadan önce seni ziyaret ettiğimde mum ışığında yemek hazırlamıştın ya bana. Ne için olduğunu sorabilir miyim? Lambaları ne için açmadın annecik. İki odalı evinin bütün lambalarını açarak bana Türkiye’de en onurlu yere sahip olan asker anasının yüzünü ne için göstermedin? Cevap versene be kadın. Elektrik parasını mı ödeyememiştin. Hadi canım sende beni kandırıyorsun. Bak, PKK’nın oğlunu dağa gönderdiğin için sana fayda sağlayamayacak kadar aciz olduğunu biliyorum, fakat asker oğlun için devlet senin faturanı ödeyecek kadar...

Devamını Oku

Ya Miniklerimiz Nasıldır!

Sallandı her yanımDünyam sallandıEllerimi cebimde tutamadımDengem sallandı… Ne olduğunu anlamadan olan olduAklımda binlerce soru.Annem, babam, kardeşlerim, sevdiklerimMal mülk değildi sorularYaşamdı… Ellerimin üşüdüğünü hissettim birdenBaşımda ağır bir yük ve kan kokusuSren sesleri, çığlıklarBirden buz kesti her yanımDeprem dedikleri bu muydu? Henüz yaşım 11 benimKurtarılmayı bekleyenlerdenimEnkaz değilde beni yıkan nede olsa çıkarırlar; yaşıyorumBu yaralar nasıl sarılacak?Bu soğukta insanlar ne olacak?Korkuyorum! Kürt dediler bizeEzdiler…Bu yüzden acaba yardıma gelmez mi insanlarda? Korkuyorum!Biri çekiyor beni yukarıGerçek mi rüya mı anlayamadığım.Anneciğimde nerede hani?Nolur nolur ezmeyin bizi! Benimde öldü abilerimBen daha kötülük kimseye etmedimKimsenin kalemini bile izinsiz almadım benLütfen… Yardım edin… Sizinde başınıza gelse benimde ciğerim yanardıAnnemin de yanardı babamında yanardı…Nolur YARDIM EDİN! Bizler aynı toprakların insanıyız. Aynı ataların. Aynı yaradanın kuluyuz… Aynı havayı soluyoruz! Zihniyetleri geride bırakmayın! Her Kürtü Pkk’lı diyip yargılamayın ve bu zor deprem günlerinde arkalarından ne yardım edicez Kürt işte demeyelim lütfen! Bizi bölmelerine izin vermeyelim! Her soluk insandır. Zulm edenler cezasını bulacaktır! Dua edelim hiç yılmayalım!NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE! İclal...

Devamını Oku

Acı, Vurdumduymazlık ve Depreme Bile Sevinebilen Vicdansızlar

Erden ÖZKANT Acı üstüne acı yaşıyoruz son bir haftadır. Önce Hakkâri Çukurca’da yaşanan PKK saldırısında 24 askerimiz şehit oldu. Saldırı haberini ‘son dakika’ olarak öğrendiğimde uzun bir süre dondum kaldım. Kahvaltımı yapamadım, çayımı içemedim, gün boyu konuşamadım ve kendimi çok kötü hissettim. Sadece “Böyle bir orduya yazıklar olsun” diyebildim. O kadar…  Daha sonra çeşitli yerlerden gelen şehit sayıları da eklendi bu 24 sayısına.Ve pazar günü öğle saatlerinde vicdanı ölmemiş her insanı derinden sarsacak olan o haber: “Van’da 7, 2 büyüklüğünde deprem meydana geldi.” Ardından depremin, 9 şiddetinde hissedildiği, Erciş’i yerle bir ettiği, evlerin çok büyük bir kısmını ve bir öğrenci yurdunu yıktığı; depremde yüzlerce insanımızın hayatlarını kaybettikleri ve yüzlercesinin de yaralandıkları haberleri… Ve insanı kahreden tahmin: “1000 civarında ölünün olduğu tahmin ediliyor.” Ve ben de kendimi kaybediyorum. Durmadan gözyaşı döküyorum. Gözyaşlarım, kendiliğinden inci gibi süzülüyor yanaklarımdan aşağı doğru. Konuşamıyorum, yiyemiyorum, içemiyorum. Sadece ağlıyorum. Canlı yayınlardan takip ediyorum olan biteni, diğer taraftan bilgisayarımdan gelişmeleri an be an takip ediyorum. Görüntüler, arama kurtarma çalışmaları, kurtarılanlar, yıkılmış binalar, ambulanslar… Ve cesetler… Ölü sayısı durmadan artıyor. Ve artık dayanamıyorum, boğuluyorum kendi gözyaşlarımda… Akşam oluyor. İşyerimden çıkıyorum. Kızılay Karanfil Sokak’taki kafeler, barlar, oyun salonları tıklım tıklım… Son ses müzik… Gençler nasıl da gülüyorlar, eğleniyorlar… Niye “ateş düştüğü yeri yakıyor” dediklerini sanki daha iyi anlıyorum. Ama zaten hep böyle dediğimiz için bu kadar acı üst üste gelmiyor mu? Şehitler oluyor “ateş düştüğü yeri yakar”; deprem...

Devamını Oku

Deprem

Hayvanlar kaçışmakta köpekler ulumaktaKorkunç bir haraket başlar daha sonra topraktaGözleri kapatıpta açınçaya kadarToprak yarılmış yıkılmış çatlamış binalar Enkaz olmuş şu evde nice günler yaşandıO aile defteri ebediyen kapandıBir başka enkaz altında çocuk ağlıyorÇaresiz babası yüreğini dağlıyor Herkes birbirine yardım etme telaşı içindeAilesi tam olanlar yaşama sevincindeMalmülkmü gelir akla can derdine düşülmüşBebeğine bir anne son ümitle bükülmüş Hangi haraket sebeb bilmem bu felaketeMümkün değil görüpte kapılmamak dehşeteHerbiri ayrı biçimde tatmışlar ölümüBelki deprem kiyametın sadece bir bölümü… Orhan...

Devamını Oku

Şehitlerden Sonra Söylenmesi Gerekenler

MHP VE BDP:“Türk Kürt kardeştir. İki halkı birbirinden ayırmaya teröristlerin gücü yetmez” AKP:“Açılımlarda hata yaptık fakat bu olaylar bizi yolumuzdan döndüremez”CHP:“Kürt açılımında hata yapılmasına rağmen sürecin kesilmemesi için AKP’nin yanında yer alacağız” Diğer Partiler:“Kürt Halkı’nın hakları sonuna kaberci zihniyetten ve dinozorlardan kurtuşldar savunulmalı fakat bu noktada teröre de son darbe vurulmalıdır.” Üniversite Öğrencisi:“Benim eleştirecek tek noktam vardır. Bu, beni ve kardeşimi birbirinden ayırmak için ikimizinde canını yakan emperyalizmdir. Bu noktada ben asla Kürt Halkı’na derin bir nefret beslemeyeceğim. Aynı sömürü çarkında yer aldığımıza göre birlik olmamız bağımsızlık için mecburidir.” Bir Vatandaş:“Kardeşim o kadar heronunuz var. Ne için bir tanesi bile bölgede uçmadı. Hani onu da geçtim. Neden istihbarat alındığı halde o bölgede tedbir alınmadı. Bizim çocuklarımız kimsenin malı değildir. Bunların açıklanmaması durumunda diğer çocuklarımı askere göndermeyeceğim. “Vatan sağolsun” diyerek bizi uyutan zihniyete karşı dik duruş sergileyeceğim” Ben:“Binlerce insanı şehitler için yürüyüyorsunuz. Şehitlerin değeri yürüyüş yaparak ortaya koyulabiliyor mu? Ben eğer vatanseversem, bir üniversite öğrencisi olarak halkıma eğitimin yozlaşmış yüzünü anatmalı ve yürüyüşe katılan vatan hainlerinin eğitimizi yozlaştıran Amerika’ya nasıl çanak tuttuğunu anlatmalıyım. Çünkü, eğitim düzelmez ve ezberci dinozorlardan kurtulmazsa ben ülkem için sadece basit bir diplomalı vatandaş olurum. Yozlaşıma son verir ve bilimin yuvasını ilkellikten kurtarır ve eğitimin değerini yükselirsem yurt dışına bağımlılığım sıfıra iner. Halkım için gerekli teknolojik gereçleri uzun vadede de olsa ben sağlarım. Yani kısacası bir işe yarar ve şehitlerim karşısında ahirette boynu bükük bir sefil...

Devamını Oku

Bir Yalnızın Notları

Yepyeni bir günün ilk saatlerini yaşıyorum Yaradan’ın bahşettiği ömürle ve yaşadığımı bana en güzel anlatan kalemimle giriyorum bu yola… Hiç birşeyimi almıyorum yanıma; bu yazımı yazarken, elektriğin bile olmadığı bu zifiri karanlıkta; mum ışığıyla seçiyorum yazımın gölgesini ve kendisini. Yazdıkça anımsıyorum hayatı ve yazdıkça anlıyorum serüven dolu hayatı. Fantastik filmleri aratmayan hayatımda yazdıkça hayat buluyorum, yazmak hatırlatıyor nefes aldığımı… ve her yazıma başlarken mutlu oluyorum; kaydırakla yeni tanışan bir çocuk gibi… Gecenin matemi sessizlikle birleşince, yalnızlık seni yine yalnız brakmamışsa bir ayrı oluyor yazı yazmak… Sadece yazına ve yalnızlığa kitleniyorsun… O an kopuyorsun hayattan bir anda, ama kalemin lezzetli sesiyle tekrar hayat buluyorsun, sımsıkı sarılıyorsun tekrar… Hayatın seni braktığı yerde tutunmaya çalışıyorsun, yeni insanlar ve yeni çevre seni alıyor çok uzaklara… Hep gördüğün insanları artık görmüyorsun, hiç görmediğin insanlar dostların oluyor, yemek yiyorsun aynı sofrada… Hepsi hayatı anlatıyor sana… Kaderinin yazılı olduğu kitabının hergün bir sayfasını daha okuyorsun. Sayfa numarası günlerin, ayların, yılların, ömrün oluyor. Hergün kopuyorsun bazı şeylerinden, ama hergünde katıyorsun çok şey… Hergün güçleniyorsun aslında… Yaşadığın kötü şeyler seni ne kadar hırpalasada, arkasından herbiri panzehirini bırakıyor sana… Hergün daha güçlü kalkıyorsun farkında olmasanda. Yalnızlık insana insanı anlatıyor… En ağır yük yüklenmiş insanı… Kıyameti anlatıyor, herkes kendi çabasında… Herkes bir yerlere koşuşturuyor, herkes birşeyler çabasında… Sende birşeyler çabasında olduğunu farkediyorsun o anda… ve güç buluyorsun yalnızlığından… Yalnızda var oluyormuşum diyorsun. Kalemin doğruluyor yazarken var olduğunu… Çok heyecanlı geliyor...

Devamını Oku

İnsan ve Evren

Yine bir gece yarısıyla susamışken yazmaya, yazmak geldi yine içimden alışamadım susmaya… Konuşmalıydım çünkü gerekliydi bana… Su gibi aziz yemek kadar gerekliydi… Anlatmalıydım herkese tüm bildiklerimi… Günlerimi sepet yapıp toplamışsam tecrübelerimi; evrenin sebebi insanı insana anlatmalıydım…Küçük bir çocuktun ilk evrene indirildiğinde, anlamsız bakışların seni o zaman sevimli kılıyordu… Her şey farklıydı geldiğin yerden… Hiçbir şeye anlam veremiyordun… Korkuyordun ama güveniyordun seni emanet edinenlere… Kanın ısınmıştı seni doğurana, kokusunu bile tanır oldun sonra… Tek güvendiğin o oldu… Sadece o koku seni güvende tutuyordu, o zamandan bağlanmıştın  işte birilerine… ve kimse bilmez ilk aşkın oydu aslında… Ona feryat ediyordun daha ilk dakikadan ve hayatın zorlu maratonunu onun kucağıyla unutuyordun belkide… Zaman herkesten sabırsız ilerlerken sende zamana inat büyüyordun… Büyüdükçe sıyrılıyordun çocuksuluğundan… İlerleyen zamanla hayatla daha resmi, daha ciddi olmaya başlıyordu… Hayat düpedüz karşında duruyordu, sende içinde yaşıyordun… Keşifler başlıyordu bir bir… Öğrendikçe mutlu oluyordun, işin gücün taklitti… Gülmeyi keşfettin sonra, çok hoşuna gitmişti… O kadar hoşuna gitti ki her şeye güler oldun… Hayatın gülmek oldu bir aralar… Minnacık boyunla, hayatı alaya alıyordun… Hayat penceren uykuyla süt arasında dönüyordu… ve her gece tertemiz kafayla uyuyordun… Mükemmeliyeti arıyordun o zamanlar; karnının acıkmasını bile yediremezdin, ağlardın belki de… Problem istemiyordun, her şey güzel olmalıydı hayatında… Yeni bir alemde mucizece büyüdüğünü hissediyordun, o zamanlar büyükler hep idolin oluyordu… Hep büyümek istiyordun, kesmiyordu o zamanlar küçük olmak… Bilmek istiyordun her yeri… her şeyi… Günler geçtikçe anlamaya...

Devamını Oku

Dünyada Barış Olmalı

Hey, insanlar, yeni bir dünya kuralım! Adını sevgi koyalım, tüm insanlar inanalım Kini nefreti öfkeyi, o dünyaya almayalım Yeni bir dünya kuralım, adını barış koyalım Irkçılığı, ikiliği, aramıza almayalım Bir gerçeğe inanalım, bölünüp ayrışmayalım Birlik olup, aydınlanıp, hep kardeşçe yaşayalım Yeni bir dünya kuralım, adını özgür koyalım Ön yargıyı, bencilliği, o dünyaya almayalım Sevgi olsun tek dinimiz, hurafeyi kaldırılın Yerde sevgi! gökte sevgi, barış a kucak açalım Doğadaki tüm canlılar, barışa imza atsınlar Güçlüye alkış tutmayıp, zayıfı da yaşatsınlar Sevmekten utanmayalım, aşklara kucak açalım Evreni öfke sarıyor, bu dünyayı kurtaralım Yeni bir dünya kuralım, adını aşk koyalım Sevgiyle semah dönüp, biz de evrene uyalım Yok, edelim silahları, yerine ekmek koyalım Afrika’yı kurtaralım, yaşama saygı duyalım Nefrete bidat etmeyin, sevgiyi baki kılalım Tüm, Canlılar bu alem de, sevgiye kucak açalım. Kıymayalım bu dünyaya, yeni baştan kuralım Yok, oluyor doğal olan, yerine geri koyalım Kirletildi tüm kaynaklar biz yerine ne koyalım Yok, edelim, kirliliği, nehirlerimiz berrak aksın Bu gidiş iyi yol değil, yanlış olandan cayalım. Yeter...

Devamını Oku

Tehlikeli Sözler

Yirmi dört şehit verdikten sonra ilk gün sokağa çıktım. Duyduğum tehlikeli sözler gidişatı göstermek için yeterli değil midir? Bir ilköğretim öğrencisi:“Komando olup doğuya gideceğim. Orada kim varsa öldüreceğim.”Yaşlı Memur:“Belimde silah olsa şimdiye kadar bu sorunu çözerdim” Diğer Yaşlı Memur:“O şişko var ya (***’yı kastederek) onu öldürmeden sorun çözülmez” Bir vatandaş:“Kürtleri yakacaksın” Diğer Vatandaş:“Doğu’yu yakacaksın” Doğulu bir vatandaş:“Ben de dahil olmak üzere bütün Kürtleri yakın” Bir üniversite öğrencisi:“Dişe diş kana kan. İntikam intikam” Ev arkadaşım:“Abi kürtlere sövdüm. Çok mutluyum.” Akıllı insanlar az konuştukça, doğrular zirvedeki yerini almadıkça bu sözler eyleme, eylemler kaosa ve kaoslar geçmişe...

Devamını Oku

En Çok Okunan Makaleler (Ağustos 2011)

Yazılarıyla bizlere katkı sağlayan değerli yazarlarımıza teşekkür eder, kaliteli paylaşımlarının artarak devam etmesini dileriz. Ağustos 2011 En Çok Okunan Makaleler: 1. Mevzubahis Özdil İse… Gerisi Teferruattır! (Erden Özkant) – 04.08.2011 – 221 okunma2. Aşkın Dili Yoktur (Muhammet) – 08.08.2011 – 205 okunma3. Ramazan ve Yılın İlk Mahyası: Daha Karpuz Kesecektik (Erden Özkant) – 01.08.2011 – 199 okunma4. Somali İçin Yardım Vakti Geldi ama Bazıları İçin İnsanlık Vakti Hala Gelmedi (Erden Özkant) – 20.08.2011 – 193 okunma5. Galatasaray Şike Yapar mı? (Erden Özkant) – 05.08.2011 – 195 okunma6. Neden Mevlana Son Olsun; Kaynak Delil midir? (3. Kısım) (Ali Sekülü) – 29.08.2011 – 183 okunma7. Neden Mevlana Son Olsun; Giriş (1. Kısım) (Ali Sekülü) – 29.08.2011 – 186 okunma8. Aynı Sözler ve Biz (Ömer Daşdan) – 18.08.2011 – 178 okunma9. Masum Aşk Kırıntısı (Muhammet) – 20.08.2011 – 178 okunma10. Unuttum Seni (Hamza Furkan) – 15.08.2011 – 170 okunma * Yönetim tarafından yazılmış olan makaleler değerlendirmeye alınmamıştır. * Sıralama en çok okunan 10 makaleyi...

Devamını Oku

Kan Kustu Bugün Toprak!

Kan kustu bugün toprak… İçini boşalttı dünyaya. Sığdıramadı bu kadar kanı hazmedemedi bu inleyen vücutları. Kan kustu bugün toprak… Yapamadı sindiremedi içindeki bedenleri olmadı bu sefer. Sahiplenemedi kendine verilenleri.Kan kustu bugün toprak… Aldıkça alamadı içine, verildikçe ver diyemedi, istemedi bu sefer yeter doydum dedi yeter. Ne zaman bitecek bu savaş demek bile içimizi acıtıyor bu günlerde artık. Bu soruyu sormak bile bir işkence oldu. Bu oyun, bu dalavere, bu gözümüzün içine baka baka yapılan vahşet, bu kan, bu  gözyaşı, bu feryat… Bitmeden uyku girmesin artık gözlere, bitmeden analar girmesin sıcak yataklarına, bitmeden gülmesin bir yüz, bitmeden sevinmesin artık kimse. Saklayalım kendimizi bayrama, saklayalım el üstünde tuttuklarımızı, teröre değil vatana verelim evlatlarımızı. Terör değil, evlatlarımız görsün (mutluluktan akan) gözyaşlarımızı. Artık güldürme zamanı bitsin, gülmek için beklenecek zaman mı? Kimse gülmesin artık gülmeye hasret kalanlardan  başka. Acılar gökyüzüne çıktığında terör için hoş bir name olmasın. Onu duyanlar içten içe gülmesin artık. Tahammül de bir yere kadarmış, acı da. Ciğer yandı mı bir bitermiş, kalmazmış ki külü, dumanı. Artık ona teselliler boş, sözler birer vızıltı. Kaldıramazmış artık kolu kanadı. Ciğer yandı mı kül olurmuş beden de dumanı gezermiş bir vakit ortalarda. Oyalanırmış biraz orda burada. Yanan ciğere su da serpilmezmiş meğer. Sen su serptikçe küller dağılırmış dört bir yana. İntikam diye bir şey yokmuş dağılan yüreklere onlar için intikam dönüp bakmamakmış bu aleme… Sızlanmalar ne kar eder kimselere. Kızgınlıklar yaramaz hiçbir mideye....

Devamını Oku

Çukurca Saldırısı, İhmaller ve Vatandaşlarımız

Erden ÖZKANT Hakkâri Çukurca’da PKK, dün 8 ayrı noktaya eş zamanlı saldırılar yaptı. Bu saldırılarda 24 askerimiz şehit oldu, 18’i ise yaralandı. Gazeteler, saldırıyı ayrıntısıyla verdi zaten. Ben daha çok birkaç noktaya değineceğim.Birincisi, bu saldırı nasıl gerçekleşti? Sınırdaki güvenlik birimleri ağır silahlarla nasıl bu kadar rahat bir şekilde saldırıya uğradı ve bu kadar kayıp verdi? Yahu bu ülkenin istihbaratı yok mu? Bu ülkenin savunma sistemi bu kadar mı kötü? Ellerini kollarını sallayarak PKK’lılar nasıl böyle bir saldırı yapar da 24 askerimizi öldürür? Geçmişte de böyle saldırılar oldu. O saldırılardaki kimi zaafiyetler ve ihmaller ortaya çıktı. Hatta maalesef bazılarının PKK’lılarla işbirliği içerisinde olduğu da ortaya çıktı. (Bakınız Dağlıca baskınında Tabur Komutanı olan dönemin Kurmay Yarbay’ı Onur Dirik’in Zaman gazetesine yaptığı açıklamalar) İnsanlar, “Paşalar, generaller bu nasıl iştir?” diye sormak yerine, hep hükümete sordular: “Başbakan ve bakanlar, bu nasıl iştir?”. İnsanlar, hep hükümeti istifaya çağırdılar. Vatandaşlar, şehit cenazelerinde bakanları ‘yuhaladılar’ ama komutanları alkışladılar. Genelkurmay’ın ihmalleri, vatandaş tarafından hiç sorgulanmadı. İnsanlarımız, ortaya çıkarılan bunca darbe planlarını, ordunun ihmal ve zaafiyetlerini görmezden geldiler. Medya tarafından da bunlar sorgulanmadı… Bakın bugünkü gazetelere. Birkaçı hariç ne zafiyet sorgulaması var ne de ihmal? Tamam daha acımız yeni, belki biraz erken hesap sormak için ama yine de ortada bir tezatlık yok mu? Baksanıza Aydınlık gazetesinin 1. sayfasına… Aydınlık’a göre savaşçılarımız Hasdal’da yattıkları için bu kadar şehit veriyormuşuz güya? Yok canım? O paşalar dedikleriniz şimdiye kadar savaştılar da...

Devamını Oku

Gün Olur Hesap Döner

İstemek inanmanın yarısı, başlamak ise bitirmeninmiş! Bu sözler rehberliğinde devam ederken rutinlerimize, nefes alıp-verme çabasından sıyrılıp; artık nefes darlığı çektiğimiz gerçeği ile yüz yüze bırakılarak idrakine varıyoruz bir şeylerin…Elimizi attığımız her yer kururken değil de, günümüz bal tutupta parmağını yalayanlar sebebi ile kurutulurken; ileriye dönüşler, çıkmaz sokaklara gebe kalmaktan kurtulamıyor ne hikmetse… İşin gerçek ehli, dışarıda kaldırım mühendisliğinde ihtisas yapa dursun, o işten bihaber çokbilmişler kendilerine basamak kazanma çabasıyla gemileri batırdıklarına; öğrenme, ustalaşma demekten çekinmiyorlar artık… İşin ilginci ise bu yağdanlık görevini hakkıyla üstlenen kişilerin sözüm ona şahsiyet sahibi! olanların egolarına yaptıkları yıkama yağlama ile ayakta durması pekte zor olmuyor nedense… Kendilerine inşa ettikleri suni cennette, artistik patinajları ile göze girmeyi başarıp, vicdanlarında en ufak bir manevradan aciz olan bu gökten inme yalakalar en üstlere ve çaktırmadan üstlerinin de üstlerine kuruluvermeyi başarıyorlar sessizce… Bu iş becericiler, konumları uğruna efendilerini dahi maşa gibi kullanmakta ustalaştıklarından, üçlü iletişim çemberine farkına bile varmadan çekilen biz alın teri savaşçıları oluyoruz da, ayakta uyutuluyoruz haberimiz ola… Kendileri çayı fokurdatan ateş olup demlik yerine koydukları patronlarını yaka dursunlar, onların sıcaklığını çevreye aksettirmeme görevi, bizler gibi nihale sınıfına piyango resmen. Oysa biz bu dünyanın cennet olduğuna ne kadar da kaptırmıştık kendimizi öyle değil mi? Para ve mülkün anlamından bihaber, rahatlığın batmasından muzdarip hıçkırıklar süslerdi boğazlarımızı. İsteklerimiz inatlaşmanın ve iki zırlamanın akabinde yerine getirilirken; geleceğin bizlere müjdelediği sorumluluklardan habersiz nasıl da mutlu oluyorduk dolu dolu… Diplomalar ve...

Devamını Oku

Dolaylı İşgal ve Biz

Ülkeleri ele geçirmenin  birinci yolu onların değerlerini yozlaştırmak, halklarını kültürel değerlerden arındırmak ve ulusal bilinçlerini yok etmekten geçer. Bu yöntemleri uygulayarak dolaylı işgal sistemi az gelişmiş ülkelere yerleştirilebilir. İkinci yol ise askeri ve ahlaki soykırım yoluyla ülkenin altını üstüne getirmektir. İkinci yol, birincisinden biraz daha kısa vadede başarı getirebileceğini vaat etmesine rağmen genellikle tercih edilmez. Çünkü, aleni kuvvet kullanımı sonucu ortaya hiçbir sömürücü devletin istemeyeceği “tam bağımsızlık” faktörü çıkabilir. Bu parolayı ortaya çıkarmadan işgali sağlayıp, maddi manevi bütün yozlaştırıcı hükümleri az gelişmiş ülkelere bütünleşmiş edebilmek için genellikle dolaylı işgal tercih edilir.Dolaylı işgalin gerçekleştirilmesinin ilk aşamasında ülkeye sokulan ajanlar yardımıyla bilgi toplanır. Daha sonra bu bilgiler ışığında o ülke için belirli formüller üretilir. Üretilen formüle göre de ülkenin yerli halkı yeniden yaratılır. Yeniden yaratılma sürecinde gerek ekonomi gerekse eğitim konuları dolaylı işgalin mimarı olan Amerika tarafından halka enjekte edilir.  Eğitim alanında gördüğü Amerikancı tuzak üzerine 3 Ocak 1922 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk İçişleri Bakanlığı’na bir yazı göndermiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün yazısını bugünün eğitim sisteminde yaratılan Amerikancı düşünceyi hatırlayarak okumanızı tavsiye ederim. “Hiçbir hükümet kendi uyruğunda olan on binlerce çocuğun, kendi yurdu içinde bir yabancı kurum tarafından her türlü denetimden uzak olarak büyütülmesine, onlara istenenin aşılanmasına izin veremez. Buna izin vermek, çocukları yaşayacakları çevreye düşman ya da hiç olmazsa yabancı olarak yetiştirmek ve yaşayacakları çevre ile çatışmak zorunda bırakmaktır. Bu ise gerek o çocukların, gerek içerisinde yaşayacakları halkın yıkımını hazırlamaktadır. Bunu...

Devamını Oku

LCD Ekran Değiştirilmesi

Uyarı! Laptop tamir girişim, üreticinin garantisi geçersiz kılabilir. Dizüstü bilgisayar ekranını değiştirirken, ilk olarak çerçevesi (ekranı çevreleyen plastik koruyucu) kaldırmanız gerekir. Sonra ekranı yarinde tutan metal tutaçları sökün gerekecektir. Sonrasında yapmanız gereken sadece ekranı yumuşak bir zemine koymanız. Daha sonra arkasında bulunan data kablosunu varsa invertöre giden ince kabloyu panelden çıkarmanız gerekmektedir. Şimdi dizüstü ekran model numarasını ve seri bilgilerini tespit etmek mümkün olacaktır. Bu bilgiler ile, Online olarak arama motorlarından sipariş vermek daha kolay olacaktır. Alınan ekran ile eski ekranın yerine yeni bir ekranı çıkartılğı yerleiştirin. Bu işlemleri yaparken ekranın üzerinde gelen koruma jelatinini çıkarmayınız. Ekrana giden ve...

Devamını Oku

Sosyal Medya

Sosyal medya adı son zamanlarda iyiden iyiye duyulmaya başladı. Peki, nasıl oldu da medya bu kadar sosyal bir unsur haline gelip herkesin medya hakkında bir düşüncesi ve fikri oluştu. Gelişen teknoloji ve internet çağının içinde olmamız bu durumu tetikleyen en önemli unsurdur. Artık 10 yaşındaki bir çocuk bile bilgisayarı %30 seviyede kullanabiliyor. İnternette kendi ihtiyaçlarını karşılayacak bilgilere ulaşabiliyor. Sonuç olarak bu durum internet çağının giderek daha da geliştiğini gösteriyor.Bu durumun artı (+) yönleri olduğu gibi eksi (-) yönleri de bir hayli oluyor. Önceden ev ödevlerimizi yapmak için Halk Kütüphanelerine giderdik ve konumuzu çeşitli kitaplardan ulaşarak ödevimizi tamamlamaya çalışırdık. Ya günümüz çocukları? İnternette basit bir aramayla ödevlerini tamamlıyorlar. Peki ya sizce şimdi ki çocuklar mı daha şanslı yoksa biz mi? Biz diye adlandırdığım kütüphane zamanı çocuk olanlar. Çoğunluk internet çağında yaşayan çocukların daha zevkli olduğunu düşünse de biraz daha derinsel düşündüğünde o kütüphanelerde emek veren, araştıran, bulduğunu kendi el yazısıyla yazıp hocasına teslim eden kuşağın daha şanslı olduğu kanısına varacaklardır. Hiçbir çaba göstermeksizin sadece istediğin şeyi bir arama motoruna ileriki hayatlarında ne derece başarılı olabileceklerdir ki. Konuya ait hiçbir fikri yok ama ödevi tamamlayıp veriyor. Farklı unsurlarda sosyal medyayı konu olarak ele alabiliriz. FACEBOOK ve TWİTTER gibi hayatımızın tam ortasına bodoslama giren iki sosyal paylaşım sitesi. Artık her yerde kerkesın dilinde bu iki sitenin adını duymak hiç de anormal değil. Yaş dağılımı göstermeksizin herkes bu paylaşım sitelerinde boy gösteriyor. Devletin...

Devamını Oku

Vuslat İle Ayrılık

Vuslat: Selamlar Ayrılık. Nasıl gidiyor? Ayrılık: Nasıl olsun ayrılıklar hiç bitmiyor sana gün doğuyor. Ama sen gelince bana geldiğin yerden uzamak düşüyor. Sen gelmesen diyorum.Vuslat: Ben gelince insanlar seviniyor farkında değil misin? Ayrılık: Evet farkındayım. Ama ben gelmezsem de insanlar kıymet bilmiyor. Zaten ben olmazsam senin anlamın yok. Asıl olan benim sen benden sebepsin. Ben olmasam sen bir hiçsin. Vuslat: Doğru söylersin sen olmazsan ben olamam. Ama ben olmazsam da sen olamazsın. Biz birbirimize bağlıyız. Birbirimizden ayrı olamayız. Birbirimizin varlığının sebepleriyiz. Ayrılık: Yani ikimizin arasında da mı benden var? Vuslat: Galiba öyle. Ama bizimkisi en uzun süren Sen(Ayrılık) olacak. Bilinmez ne zaman son bulacak. Düşünmeyiz bile. Çünkü hem birbirimizi tamamlarız hem de birbirimize yakın olduğumuz kadar uzağız. Ben ne zaman yakınlaşsam sen oradan uzaklaşmaya başlarsın. Sen ne zaman yakınlaşsan ben oradan gitmek zorundayım. Hani bizimkisi zorunluluk biraz. Kaderimiz böyle yani. Ayrılık: Ben her yerde kendimi yaşıyorum. Ama sen bir yer hariç hep kendini yaşıyorsun. Ben hep aynı duyguyu yaşıyorum ama sen bana karşı seni değil beni yaşıyorsun. Bir tane de olsa tek de olsa sen farklı bir duyguyu yaşayabiliyorsun.Nasıl bir his söyler misin? Vuslat: Aslında ben de pek anlayamadım nasıl bir his. Çünkü senden sürekli ayrılık var benim için ama benden her yerde aynı. Benim adım vuslat. Ama bir tek sende tatmadım bu vuslatı. Ama ne denir ki işte hayat. Hayat varsa gerisi olur gider Ayrılık. Ayrılık: Yine gidiyorum...

Devamını Oku

Muhammedin (sav) İsmi Kabe'de Yok

Aradım, aradım yoktu Kâbe’deAllahın habibin ismi nerede..?Sanırım mevcuttu daha öncedeDüşündüm, üzüldüm bilseniz ne çokMuhammedin ismi Kâbe’de hiç yok Ezanda, kamette aşkla okunurTahiyatta, hutbede farzla okunurKâbe’de ismi yok, bana dokunurDüşündüm, üzüldüm bilseniz ne çokMuammedin ismi hiç yok Kâbe,’de Arşi Alada Allah’la yazılanÂdemin affına sebeb sayılanHac, ümre, tavaf yapan, namaz kılanDüşündüm, üzüldüm bilseniz ne çokMuhammedin ismi Kâbe’de hiç yok Hacerül Esvede hakem olan OKâbe’yi putlardan kurtaran O.Kâbe’yi bize kıple yaptıran ODüşündüm, üzüldüm bilseniz ne çokMuhammedin ismi Kâbe’de hiç yok Kelime-i tevhid ve şahadette.İslamın lk şartı ‘O’ dur elbetteVarlığı mevcuttur her ibadetteDüşündüm, üzüldüm bilseniz ne çokMuhammedin ismi Kâbe’de hiç yok İlk girişe yazılmış adı Kralın.Anılmaz Ömerin, adı Ali’nin.Arayıp bulunca bana bildirinDüşündüm, üzüldüm bilseniz ne çokMuhammedin ismi Kâbe’de hiç yok Haksızsam kellemi hemen indirinYoksa bunu yapanı, tez sindirin.İçimdeki çileyi dindirinDüşündüm, üzüldüm bilseniz ne çokMuhammedin ismi Kâbe’de hiç yok- Üstelik Muhammed Mekkeli ArapÜstelik geldi ilahi bir kitapSevmeyenler için varlığı azapMuhammedin ismi yok hiç Kâbe’de.Muhammedin ismi yok hiç Kâbe’de.- Resülü arar ay, Ebu Kuveys’te.Bölünsünmüş yine, bir işarette.Milyonlarca ümmeti ibadette,Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çokMuhammedin ismi Kâbe’de hiç yok Müşriklerledi bütün davasıNe makam, ne toprak istilasi.Bence bu bir geçmiş hesaplaşması.Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çokMuhammedin ismi Kâbe’de hiç yok Adına ezan duası okunan,Ne böyle korkulan, aykırı olanNedir, kimedir ismi dokunanDüşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok-Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok Salâtla, selamla ismi anılanSalâtsızlara buddua kılınan.Vahşi gibi birini bağışlayanDüşündüm, üzüldüm bilseniz ne çokMuhammedin ismi Kâbe’de hiç yok- Bağışlanmayacak bir davranış...

Devamını Oku

Sömürülasyon

Bugünlerde modası geçmiştir bizim sözde Atatürkçülerin. Para musluğu kesildiği için sıkıntıdadır teşkilat-ı sözde Atatürkçüler. Bir şeyler yapıp yeniden muslukların şifasını geri getirmelidir. Şirketin paradan sorumlu başkanı yana yakıla çözüm aramaktadır. Bir anda aklına geçen yıl bir kokteylde tanıştığı Fahri gelir. Fahri, on yıl önce kriz içinde yanıp tutuşan sözde Müslümanları küllerinden yeniden yaratmış ve zirveye taşımıştır. Hemen Fahri’yi arar. Sonrasını oyuncularımızın dilinden aktaralım:– Fahri abicim bir işim düştü sana. – Ne oldu Sami? Kısa kes kardeşim çok işim var. – Abicim bizim şirketin modası geçti. Halk artık bize destek vermiyor. – Eee ben ne yapabilirim? – Tamam  kardeşim de ben ne yapabilirim? – Bir yolunu bul da bizi düzlüğe çıkar. Bak bu işten sen de karlı çıkacaksın. – Sizin şirketin ismi neydi? – Teşkilat-ı Sözde Atatürkçüler – İçinde Atatürk varsa gerisi kolay. Dinle beni. İlk önce teşkilatı topluyorsun. Daha sonra piyasada ne kadar bayrak varsa alıyorsun. Anıtkabir’e doğru yola çıkıyorsunuz. Sakın üç beş süs köpeğini alıp yola çıkma. Yanında Anadolu’nun bağrından kopmuşta gelmiş insanlar olsun. – Ya Fahri onlar çok pis kokuyor. Teşkilatımız onları mitinglere istemiyor. Ortamın havasını bozuyorlar. – Sami en iyi reytingi onlar getiriyor. Azıcık katlanın sizde. Neyse sözümü kesmede anlatayım. Türbanlı, fakir fukara kim varsa çağırın. Kimse gelmezse parayla sokaktan adam topla.  Kelle başı elli verdin mi adam koşa koşa gelir. – Sonra? – Bir de sesi güzel, etkileyici birini bul. – Onu ne yapacağız. –...

Devamını Oku

Bilmezler Yalnız Yaşamayanlar

“Bilmezler yalnız yaşamayanlar…” diye başlıyor ya şair şiirine. İşte ta ilk cümlede insanı bir korku sarıveriyor usulca. “Bilmezler yalnız yaşamayanlar…” burada korkutucu olan yalnız yaşamak değil aslında, korkutucu olan yalnız yaşıyor olup da bunu fark edememek. İşte o an beynimizden vurulmuşa dönüyoruz. Eyvah!!! Meğer ben ömrümce yalnız yaşamışım da fark edememişim. Ama bu nasıl olur.Bir eşim ve çocuklarım var benim. İş arkadaşlarım, beraber yiyip içtiğim dostlarım. Nasıl yalnız olabilirim ben? Diye içimizden geçiririz  ilk önce ama biraz düşününce sır perdesi açılıverir. Yalnızsın işte hem de yapayalnız. Sen anladın hep insanları oysa insanlar seni hep anlamazlıktan geldi, sen hatırladın onların doğum günlerini ve sen hiç unutmadın onlar unutsa da en sevdiğin şeyin hatırlanmak olduğunu. Yine de üzülmedin ya da belli etmedin, neydi seni bu kadar vefalı kılan korkuyor muydun yoksa yalnız kalmaktan? Bu kadar mı silindin sen hayattan ve hayatlardan. Her şey o kadar dokunuyor ki sana sevgiden başka. İçi boş sevgi değilse o da.  Ama yine de en acısı unutuluvermekmiş yaşarken hayatta. Zannediyorsun ki aslında ben olmazsam işlemez yürümez bu dünya. Koşturursun deliler gibi her bir tarafa. Zannedersin ki sen yapmazsan sen etmezsen dağılacak sanki bütün dünya. Öyle olmuyormuş aslında sen kendini harap ediyormuşsun boşuna. Sen yapmasan da farkın olmuyormuş başkalarıyla. Gel fark et artık, yalnızlığını kabul et bu kimsesizliğini ve acı haline de dön kendine. Var olduğunu hisset ve hissettir herkeslere. Yoksa bilmeyecekler yalnız yaşamayanlar … Görmedim böyle...

Devamını Oku

Ölümün Hayatı-2

Ölüme ne kadar yakınsan hayata o kadar yakınsın demektir. Haşre inananların tekrar dirileceğine inandığı gibi ölüme yaklaşanlar eğer huzur içinde ölümü istiyorlarsa yeni bir hayata başlayacaklar. Hem de ebedi bir hayat.Ölümün hayatı yaklaşıyordu. Ölümü ile hayat bulacak bir devlet adamı ve devlet ölüme doğru yaklaşıyordu. Haşrin bir numunesi yaşanıyordu. Yazımızın devamında Türkiye’nin yakın tairihine göz atıyoruz. Buyrun beraber göz atalım. 2007 yılına gelindiğine Türkiye Cumhuriyeti izlediği politikanın doğruluğunu sınadı ve yoluna devam etme kararı aldı. Çünkü komşularla sıfır sorun ilişkileri ve tüm dünya ülkeleri ile iyi geçinen bir Türkiye dünya üzerinde değer kazanıyordu. Artık Türkiye bir çok devletlerin sorunlarının çözümünde baş aktör oluyor ve ekonomik gelişmelerde de baş sıralarda kendisine yer bulabiliyordu. Türkiye’nin bu ilerlemesine ister süper güç ülkeler Türkiye’nin elinden tuttu, çok önemli bir geçiş noktası olan Türkiye’de istikrar istedi deyin, ister devlet adamlarımızın yoğun gayreti ve emekleri deyin hiç farketmez. Değişmeyen gerçek Türkiye’nin her geçen gün büyüdüğü. Tüm bunlara rağmen Türkiye hala elinden geldiğince tüm devletlerle ilişkisini olumlu tutmaya çalışıyor ve elinden geldiğince ortamı germeden olayları çözmeye gayret ediyordu. Ta ki İsrail Devleti’nin bardağı taşıran Mavi Marmara saldırısına kadar. O andan itibaren Türkiye artık konumunu değiştirmeye başladı. Aslında bu beklenmedik bir şey olmamalıydı. Olmadı da. Çünkü bu bir zorunluluktu. Hem olayın gelişimi açısından hem de Türkiye’nin dünyadaki itibarı anlamında. İsrail devlet adamlarının yanlış yaptığı ve özür dilemesi gerektiği söylenerek İsrail karşıya alınmıştı. Gerekçeler insani ve uluslarası hukuka...

Devamını Oku

Saçların ‘AK’lamış Tarık Akan!

Erden ÖZKANT Altın Portakal Film Festivalinin açılışında Rutkay Aziz’in yaptığı konuşmanın ardından, bu sefer de Tarık Akan’ın hükümete gönderdiği mesaj, ödül gecesine damgasını vurdu. 1980’de 12 Eylül askeri darbesi nedeniyle yapılamayan Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En iyi erkek oyuncu” seçilen Akan’ın ödül sonrası yaptığı konuşma, Aziz’imin yaptığı konuşma mantığındaydı.Yani o da büyük bir çelişkiyle konuştu ve asıl teşekkür etmesi gereken AKP’yi ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ı göz ardı ederek, Antalya Belediye Başkanı CHP’li Mustafa Akaydın’a teşekkür etti! Sanki Kültür Bakanı Akaydın’mış, sanki bu organizasyona Akaydın imza atmış gibi Başkan da etrafına gülücükler saçıyordu! Yahu insanda biraz ar duygusu olmaz mı? (Gerçi Müjde Ar ordaydı. Hatta Akan’ı hala yakışıklı bulduğunu söyleyip, onunla filmlerde gerçekten öpüştüğünü söyledi!) CHP eski Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın da katıldığı ödül gecesinde kendisine bu ödülü layık görenlere teşekkür eden Akan, hükümete de mesaj yollamayı ihmal etmedi “12 Eylül 1980 ülkemde karanlığın başladığı an. Ama 2011 Silivri, Ergenekon, Balyoz, Gök, Adalet, gençlik… Lütfen 2011 AK mı kara mı siz verin” diyerek. Akan, AKP hükümeti zamanında yapılan darbe operasyonlarına gönderme yaptı yani. Ve Aziz’im gibi yine uzun süre alkışlandı. Peki… O darbe planları Taraf’ta yayınlanmasaydı, sözde yandaşlar tarafından bu planların üzerine gidilmeseydi, operasyonlar yapılmasaydı, AKP operasyonların arkasında durmasaydı bu ödül töreni nah yapılırdı, Akan ve şürekası da o ödülleri nah alırlardı! Tüm bunları hala görmeyen bu zihniyet, maalesef Türkiye’nin üzerinde kara bulut gibi dolaşıyor....

Devamını Oku

Çok Çalışan mı Kazanır?

Birileri çok çalışmak için mesai saatlerinin erken başlamasını istiyor. Sonuna kadar hak veriyorum. Hatta söyledikleri gibi olursa ne olur, bunu örnekle açıklamak istiyorum.Örneğin; Mcdonalds gibi özel bir şirkette saati iki liradan çalışan elemanı dikkate alalım. Elemanımız sabah yediden başlayıp akşam yediye kadar çalışırsa, aylık ortalama geliri yedi yüz yirmi milyon olur. Tabii on iki saatlik çalışmaya izin verecek müdürü de ayarlamak kolay değil. Eee sonuçta kapitalist zihniyetli insanlarla dolu Mcdonalds. Kim kime on iki saat eşek gibi çalışma hakkı verir. Neyse verdiğini farz edelim. Elemanımız yedi yüz milyon parayı kaptı. Bir örnek daha var elimde. Diğeri gibi diplomasız değil. Elinde bir diploma var ki görenler kıskançlıktan çatlıyor. Diploma da bilim kadını yazıyor. O da sabah yedide başlıyor çalışmaya. Akşama kadar her sınıfta bir ders anlatıyor. Sesi kısılana kadar çocuklarına eğitim veriyor. Çok çalıştığı için Türkiye de ne mi kazanıyor?Yazsam ne kazandığını, editör yayımlamaz yazımı… Hıı bir de ünlülerimiz var. …’nı açıyor ünlü oluyor. Gülümsese para kazanıyor. Ağlasa yine para kazanıyor. Hasta olsa aynı durum. Hele hele bir de vuruldu mu, vallahi turnayı gözünden vuruyor. Başbakan bile kapısına kadar geliyor. Bütün ülkeyi babasının malıymış gibi ona seferber ediyor. Adam paraya değer vermiyor. Eee onunla aynı felsefeye sahip olan başbakan da ülkenin en erken mesaiye başlayan fakat aylık maaşı nasipse şehitlik olan askerine değer vermiyor. Yani beyinler tutunca paracıklar geliyor. Kısacası arkadaş bu ülkede para mı kazanmak istiyorsun? Erken mesaiye başlamana...

Devamını Oku

Trabzon İçin Bir Fikrim Var

Tanıtım: Üniversitemizde okuyan öğrenciler tarafından üniversite adayı olan öğrenci kardeşlerimize  üniversitede hafta sonları kullanılmayan dersliklerde üniversiteye hazırlık kursu verilmesidir.Amaç: Hafta sonları ders yapılmayan fakültelerin dersliklerinde lise düzeyinde eğitim alan ve maddi imkanı yetersiz olan öğrencilere üniversite öğrencileri tarafından eğitim verilmesi Proje aşamaları: 1- Üniversite çerçevesinde pilot bir bölüm ayarlanacak 2- MEB yardımıyla Trabzon da alt gelir grubu ailelerin öğrencileri tespit edilecek 3- Üniversite de belirlenen fakülte de gönüllülük esasına dayalı çalışacak öğrenciler ayarlanacak. 4- Öğrencilerin ulaşım sorunları Ktü servisleri tarafından çözülecek 5- Müfredat konusunda öğrenci komisyonu kurulacak. Komisyon beş öğrenci ve bir öğretim görevlisinden oluşabilir. 6- Komisyon tarafından belirlenen müfredat öğrencilere aktarılacak. Ders programı da komisyon tarafından belirlenecek. 7- Belirlenen müfredata ve ders programına göre en kısa sürede çalışmalar başlayacak. Dershane vesayetinden kurtulmak için, eğitimin her düzeyde insanın hakkı olduğunu devlet eliyle halka anlatabilmek için, üniversite öğrencisiyle yerel halkı kaynaştırabilmek için projenin gerçekleştirilmesi...

Devamını Oku

Sibel Eraslan’ın Başörtüsü İçin Gözyaşları ve Sorular…

Erden ÖZKANT Habertürk ekranlarında gazeteci Balçiçek İlter’in sorularını yanıtlayan Star yazarı Sibel Eraslan, canlı yayında kendini tutamayarak ağlamış. İlter, Eraslan’a “muhafazakârların, kadınların en büyük sorunu olarak türbanı göstermesine kızıyorum açıkçası. En büyük sorunu bu mudur kadının gerçekten?” diyerek yönelttiği soruya hiç beklemediği bir tepki almış.İlter’in sorusuna karşılık başörtülü kadınların yaşadığı açmazı anlatan Eraslan gözyaşlarına hâkim olamamış ve şunları söylemiş “Biz bu sorun çözülmeden dışarı çıkamıyoruz. Sadece dışarıyı görmek değil, kapıyı açıp dışarı çıkmak istiyoruz. Düşünsene 1968’den beri bu insanların kurduğu hiç bir hayal yok…” Öncelikle Eraslan’ın gözyaşları bu sorunu çözmez, çözemez… Çünkü şimdiye kadar zaten binlerce insan ağladı ama bu sorun hala daha çözülemedi. BDP’den AKP’ye başörtüsü golü Kadın milletvekillerinin Meclis Genel Kurulu’nda pantolon giymesine imkan sağlayan içtüzük değişikliği teklifi AKP tarafından Anayasa Komisyonu’na geri çekildi. CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in bacak protezinden dolayı gündeme gelen ve tüm partilerin üzerinde uzlaştığı kadın milletvekillerinin Meclis Genel Kurulu’nda pantolon giymesine imkan sağlayan içtüzük değişikliği teklifi AKP tarafından geri çekildi. BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in verdiği “Genel Kurul çalışmalarında türbanı da serbest bırakıp kravat zorunluluğunu kaldıran” değişiklik önergesini, AKP’nin “Hayır” dememek için geri çektiği ileri sürüldü. Süreyya Önder’in imzasıyla teklif görüşülmeden önce Meclis Başkanlığına verilen önergede ”Genel Kurul salonunda yer alan milletvekilleri, bakanlar, TBMM teşkilat memurları ve diğer kamu personelinden erkekler ceket ile pantolon giyer, kadınlar ise tayyör, ceket ve pantolon giyer, dini inancının gerekli kıldığı başörtüsünü takabilir” ifadeleri yer almıştı....

Devamını Oku