Yıl: 2011

Mülkiyeliler, Saçlarını Kestirdikleri İçin Suçlu Olan Öğrenciler! ve Kendi Gençliğinden Korkan Bir Devlet

Erden ÖZKANT Benim de öğrencisi olma onurunu, gururunu yaşadığım ve 4 Aralık’ta kuruluşunun 152. yılını kutlayan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) öğrencisi Ozan Gündoğdu, emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun Hopa’da ölümünün ardından, Ankara’da yapılan eylemde 4 arkadaşıyla birlikte gözaltına alındı 31 Mayıs 2011 günü. Ve 3 Haziran’da da tutuklandılar arkadaşı Çağdaş Ersoy ile birlikte.Çok sevdikleri uzun saçları kesildi ikisinin de. Bunun üzerine, dışarıdan arkadaşları da onlara moral vermek için saçlarını kestirip bir fotoğraf çektirdiler ve bu fotoğrafı da, onlara gönderdiler. Aylar sonra hazırlanan iddianamede, Ozan ve Çağdaş’a moral vermek için saçlarını kestiren ve 31 Mayıs’taki eyleme katılan bu öğrencilerin,...

Devamını Oku

Alimi Az Olan Toplumun Zalimi Çok Olur

Bir toplumda cehalet varsa kargaşa vardır o toplumda. Olgun ve bilge kişileri yok olursa o toplumun vay haline. Kavağa gürültü, ölümler, savaşlar hiç bitmez, bereket olmaz, sevgi, saygı hiç olmaz. Herkes başına buyruk davranır, zorbalık hat sefada olur. Diğer toplumlar tarafından itibar görmez ve haysiyetsiz olarak yaşamlar devam eder.Birde o toplumu yönetenler olgum kişilerden oluşmuyorsa durum daha da vahimdir. Bir ailenin reisi tutarsız ve Olgunluktan pay almamış ise, ailenin çocukları yoldan çıkar ve Suç işleyen bireyler olurlar. Böyle bir toplum içinde olmaktan TANRIM herkesi korusun. Olgunluk seviyesine yükselmek kolay değildir, lakin imkânsız da değil. Kişi kendini eyitmenin yollarını aramalı, aradığı her ne varise kendinde bulacaktır, yeter ki aramasını bilmeli. Mesela başlama noktası olarak şunları bilmeli. İnsan kusurlarıyla dünyaya gelir, kusurlarını doğru sayarak ısrar etmemeli, onları yok etmeli. Başkalarında gördüğü kusurların hepsinin kendisinde mevcut olduğunu kabul etmeli. Önce kendisini değiştirmeyi başarmalı başkasını değil, affetmeyi öğrenmeli. Sonra affedilmeyi beklemeli. Başkasını egoist olarak tanımlamadan önce kendi egosunu yenmeli. Kini nefreti, intikam peşinde koşmayı bırakmalı, yalnız kendini haklı bulmadan önce başkalarına da hak vermeli. Emin olmadığı bir konu hakkında ön yargılı olmamalı. Kendimizi sevmeliyiz, kendini sevmeyen kişi kimseyi sevemez. Kendi hatasını kabul etmeye kişi olgunluk mertebesine erişemez. Özür dilemek kimseyi küçültmez ancak yüce gönüllü yapar, alçak gönüllü olmakla büyük erdemdir… Birini suçlamadan önce suçun sahibine sorulmalı, Göreceksiniz tahmin ettiğinizin aksine bir yanıt alabilirsiniz. Her duyduğumuz, gördüğümüz doğru olmaya bilir, çoğunlukla yanlış anlamalar vardır....

Devamını Oku

Bilim-Siyaset-Soytarı Üçlüsü

Öğrencilerimizi kim bu hale getiriyor? Ruhsuz, dersi geçebilmek için kendi karakterinden ödün verebilen, kariyeri için her şeyi göz ardı edebilen üniversite öğrencilerimizden bahsediyorum. Şaşırdınız değil mi? “Bir bilim yuvası olan üniversitelerimizde öğrencilerimiz nasıl olurda bu şekilde yetiştirilir. Ruhu olmayan bir bilim adamının ne devleti ne de milleti olur.Böyle bir insanında ülkesine fayda sağlaması beklenemez.” Dediğinizi duyar gibiyim. Filmlerde gördüğünüz üniversite öğrencisi profilinden sonra şaşırmanız doğal karşılıyorum. Peki, ne için hakkını savunan, karakterinden ödün vermeyen, doğru için canını veren bilim insanları yerine ruhunu ya devlete ya da özel sektöre satmış bilim adamları yetişiyor. Cevabı çok basit değil mi? Bizim gibi az gelişmiş ülkelerde bilim insanının  yukarıda saydığım özelliklere sahip olması ne tür bir felakete yol açar, bunu biliyor musunuz? Seksen döneminde daha bilim insanı olmadan, yani o unvana erişmeden, kendini ispatlamış bilim insanı adaylarına neler yapıldığını anımsatmakta fayda görüyorum. “Yahu güzel kardeşim. Ne için her sorunda devleti suçluyorsun.“ dediğinizi işitmediğimi sanmayınız. Altmış Darbesi komutanı ne demişti? “Sosyal gelişme ekonomik gelişmeyi geçti” sözünü hatırlamıyor musunuz? O  zaman dengeyi sağlamak için darbe yapılması gerekirdi. Şimdi ise darbenin yerini bilimin içini boşaltmak, bilim insanını siyasilere bağlamak, yani kısacası soytarı bilim insanı yetiştirmek aldı. Soytarı bilim adamı yetiştirmenin ülkeye faydası nedir? Ne için devlet  soytarı bilim insanı yetiştirerek ülkenin ilerlemesine engel olsun. Efendim, eğer bilimi serbest bırakırsanız doğruyu açıklar ve tabii ki bu durumda  bizim gibi dışardan gelen şirketlere muhtaç olan az gelişmiş ülkelerin...

Devamını Oku

Facebook'un Yararları ve Zararları

Facebook’a giren Türkler birazda onlardan bahsedelim; Facebook 500 milyon kullanıcısı olan bir sosyal paylaşım sitesidir. Facebook’un sayısı her geçen gün daha da artmaktadır. Facebook’u en çok kullanan 3. ülkeyiz. Sevdiğimiz arkadaşlarımızı facebook’ta bulabiliriz ancak günümüzün yarısını böyle sitelerde harcıyoruz. Kendimize program kurup ona göre hareket etmemiz lazım. Facebook’un sahibi Zuckerberg bile günün yarısını kitap okumakla harcamıştır.Facebook insanların uzaktan uzağa birbirlerine mesajlaşabilmek için kurulmuştur. Facebook artık çok kişi girdi diye o kadar abarttı ki tv reklamlarına döndü. Oyun oynarken fark ettinizmi reklamları. Bizler artık bıkamıyoruz. Türkiye’de kitap okuma oranları düştü. Neden diye sorarsak günümüzün çocukları zamanlarını internet cafelerde geçiriyorlar. İşte facebook’un yararları ve zararları: 1-) Facebook ve video oyunlar ile çok fazla vakit geçiren çocuklarda daha fazla uyku ve kaygı problemleri, depresyon ve mide ağrıları görülüyor.2-) Facebook’ta fazla zaman geçiren ergenlik dönemindeki gençlerde daha çok psikolojik bozukluklar, asosyal davranışlar ve saldırgan hareketler gözleniyor.3-) Teknolojiye daha bağlı olan öğrenciler, daha fazla okuldan kaçma eğiliminde oluyor.4-) Facebook’u daha çok kullanan insanların, alkol kullanma oranı da daha yüksek oluyor.5-) Sosyal platformlardaki hesaplarını çok sık kontrol eden öğrencilerin akademik performansları daha düşük oluyor.6-) Ayda 2000’den fazla kısa mesaj gönderen gençler aileleriyle iletişimde daha çok problem yaşıyor.7-) Facebook öğrenim amacıyla kullanıldığında oldukça faydalı olabiliyor. Bilim adamları ayrıca, ailelerin herhangi bir yolla çocuklarının sosyal platform kullanımlarını gizli biçimde takip etmelerini imkansız olarak görüyor. Rosen bu noktada esas çözümün karşılıklı konuşarak anlaşmak olarak gösteriyor. Çocuğunu dinleyen ailelerin...

Devamını Oku

Sorun Ne? Zorun Ne?

Mainz, 07.12.2011   Ben beni bildim bileli ülkemde ağιzlara pelesenk olmuş sade suya tirit bir laf var: “Zor zamanlardan geçiyoruz“ bu öylesine efsunlu bir ifade dir ki ha ki onu kullanmadan kimse söze başlamaz. Zaten bu memlekette aydιn diye afra-tafra satan bir takιm zevâtιn ezberleri insanιmιzι iyice yormuştu. Neyseki millet sonunda içinden çιkardιğι „yiğit“ bir adam sâyesinde bütün bu ezberleri tek tek bozmaya başladι.Artιk zor bir dönemden geçmiyoruz kardeşim adam kandιrmayιn, bu toplum da en az sizin kadar hem ülkenin ve hem de dünyanιn gündemini yakιndan takip ediyor. Dahasι onda yani milletimizde sende olmayan yada üstünü kalιn bir örtüyle kapattιğιn derin bir „sağduyu“ ve olgun bir „feraset“ var. Ben tabii olarak ekonomide meydana gelen gelişmeleri, sağlιk alanιnda yapιlan devrim niteliğindeki yenilikleri, vakιf eserleri ile ilgili çalιşmalarι, sosyal devlet icabι yapιlan yardιmlarι, bölünmüş yollarι, hukuk alanιndaki yenilikleri ve dιş politikadaki atιlιmlarι kastetmiyorum. Bana göre bunlar zaten iş başιnda olan bir iktidârιn yapmasι gerekenlerdir. Yapmasι gerekeni yaptιğι için teşekkürü hak etmek de bizim „şark“ anlayιşιnda ancak olabilir. Belki itiraz kabilinden denebilir ki biz geçmişte doğru-dürüst hizmet alamadιğιmιz için minnettarlιk içindeyiz. Geçmişte hizmet alιnmadιysa bu o zamanιn idarecilerinin kusurudur. Bugün işbaşιnda bulunan iktidârι ben de beğenmekte ve desteklemekteyim ancak yapmasι gerekenleri yaptιğι için değil. Bence bu iktidar yapιlmasι çok zor olan bambaşka bir şey yaptι. Evet bu ülkenin başbakanι bu millete ne kadar büyük bir millet olduğunu hatιrlattι. Milletin üzerine çöken umutsuzluk...

Devamını Oku

Yılbaşı

Bildiğimiz gibi yılbaşına çok az bir süre kaldı birazda ondan bahsedelim; Genellikle yılbaşını yabancılar kutlar. Çam ağacı süslerler. Bu ağaçlar modifiye edilir. Türkler’mi Türkleride milli piyango heyecanı sarar herkes bilet alır. Birbirlerine şaka yaparlar eğlenirler. Bazen türk çocuklar evlerine noel baba gelecekmi? Heyecanı sarsar. Ama büyükler bilir ve o noel babanın gelmiyeceğini çocuklara söylemezler.Yılbaşının geleceği günden bir gün önce herkes birbirine “seneye görüşürüz” şakaları yapar. Bunları genellikle çocuklar yapar. Çocuklar özellikle yılbaşında kar yağacakmı yağmayacakmı diye heyecanlanırlar. Gel gelelim büyüklere kadınlar kırmızı bikini giyer yeni yıl uğurlu, şanslı, sağlıklı yaşam gelsin diye. Yılbaşında İstanbul boğazını görsel şölen alır havai fişekler atılır genellikle yeni yıla ilk önce Yenizelanda girer sonra diğer ülkeler diye gider. Saat 12:00’dan sonra başlar. Bazı insanlar ise yılbaşında hindi keserler. Türkiye dahil bir çok ülkede yılın ilk resmi günüdür. Yılbaşında çocuklar ya da büyükler tombala oynarlar. Çocukların en sevdikleri günlerden biridir. Türklerden bazıları genellikle kutmazlar onlara göre günahtır. İşte size yılbaşındaki bazı batıl inançlar; 1-) Kırmızı giyinmek2-) Yılbaşına girdikten sonra evin ilk ışığını erkeğin açması3-) Yeni yıla önce dua ederek girmek4-) Parmakların çatırdaması iyidir, insanın sağlıklı olduğunu gösterir5-) Akşam kapının önü süpürülmez Yılbaşından sonra babalar aldıkları bilet çıkmış mı çıkmamış mı hissine kapılırlar ve çocuklarından gazete almasını isterler. Gazeteden milli piyango bilet numaralarına bakarlar. Yılbaşında alışveriş yapmak mutluluk verir. Önceki yazımızda da alışverişten bahsetmiştik zaten. Ben yılbaşında arkadaşlarıma şaka yaparım eğleniriz, güleriz kimse gece uyumaz saat...

Devamını Oku

Dost, Yalnız Kalamayan İnsanın Hikayesi

Ali Sekülü Tek olan Yüce Yaratıcımız, her şeyi çift yaratmış. Belki de bu sebeptendir ki, ekseri yalnızlığa dayanamayız. Sıkılırız, yalnız kalmak istemeyiz. “Yalnızlık Allah’a mahsustur” deriz, kabullenemediğimiz yalnızlıktan kaçabilmek için.Yalnız kalmamak için sürekli dost ve arkadaş arayışında olduğundan yakınan biri çıksa karşımıza, rahatsız mıyım acaba? Neden yalnız kalamıyorum? Doktora görünmeli miyim? Diye sorsa, doğrusu budur, sosyalleşmedir iyi olan, deriz. Ama sürekli yalnız kalmak isteyen, hiç kimseyi yanın da istemeyen, bir bireyi tanır veya duyarsak, şaşırırız. Bazen üzülürüz, bir sıkıntısı var galiba deriz. Bizler için bir arkadaş asla ekstra değildir. Sadece olağan bir ihtiyaçtır. Önceleri annemizin kokusudur, minicik bir bebekken, derken emzikle arkadaş olurlar bebekler, yalancı emzikle. Kimi bebekleri, biraz büyüdüğünde ayırmak çok zordur, dostundan. Ne tatlıdır, hayatının bütün bölümünü beraberce geçirdiği dostunu, dilinde hissetmek. Yavaş yavaş büyümeye başlayan bebeğinizin oyun arkadaşları oluşur, onu en başından beri dostu ve arkadaşı olan, annesinden ayrı birkaç saat geçirmeye alıştıran, tabi emziği de unutturan. Derken okul ve arkadaş yağmuru, ne kadar normal gelir o yoğunluk, o güzel çocukluk arkadaşları, ta ki onlardan ayrılıp, kendi yalnızlığında ya da yabancı, yeni bir kalabalıkla yalnız kalıncaya kadar. Sadakatle bağlanmak yüreğinde vardır. Hapishanelerimizde özgürlüğünü teslim edenleri vardır, on yedi yaşının sonunda, cebine bir paket sigara koyan adam için, o adama olan sadakat duygularının yüksek değerinin hatırı için, düşülen gençlik hatalarından. Değil aslında bir paket sigara, dünyadaki hiçbir şeyin değeri yoktur, mert, gözü ufukta, gelecekte, paylaşmakta, sağlam bir...

Devamını Oku

Alışveriş

Hani birçoğumuzun annesi alışveriş yaparya birazda ondan bahsedelim; Mesela benim annem özellikte en uygun yerler onlar için kalitelidir. Mesela annelerimiz alışverişe çıkmadan önce babalarımızdan bir miktar para isterler vermeyince başının etini yerler. Ama elinde sonunda alınca alışverişe çıkarlar. Bizi ya evde bırakır ya da yanlarına alırlar. Anneler genellikle ucuz alışveriş yapmaya çalışırlar. Çünkü ucuz alışveriş yaptıktan sonra kendilerine para kalacağını bilirler.Anneler özellikle dikkat ederseniz alışverişte her zaman yemek için malzemeler alırlar. Hafta sonu pazara giderler genellikle pazardan meyve, sebze vb. şeyler alırlar. Alışverişten geldikten sonra çok yorgun olurlar. Onlara yardım etmeliyiz. Ama anneleride stresten alışveriş kurtarır.Alışverişten gelen anneleri çocuklar karşılar kapıyı açar.Hep merak ederler annemiz ne almış acaba?. Ya poşetleri kontrol ederler ya da alışveriş arabasını kontrol ederler.Çocuklar ondan sonra sevinirler poşetlerden oyuncak çıktı diye annelerine teşekkür ederler. Araştırmalara göre kadınlar en çok alışverişten hoşlanırlar. Bir çoğumuzun anneside bundan hoşlanır. Alışverişe çıkınca biraz da temiz hava insanı rahatlatır. Genellikle annelerimiz ucuz ve kaliteli yerleri seçerler. İşte annelerimizin alışveriş için uygun gördükleri şeyler; 1-) Ucuz olsun2-) Kaliteli olsun3-) Uygun olsun4-) Mağaza temiz olsun5-) Herkesin memnun olduğu yer olsun Sizlere tavsiyem Annelerinize alışveriş konusunda destek olun. Onlara yardım edin. Alışverişi kim sevmez ki yeni eşyalar meyve ve sebzeler vb. oyuncak hayat alışverişsiz olmaz. Hepimize iyi alışverişler. Mutlaka hepimiz alışveriş yaparken en kalitelisini hatta markalısını alırız. Annelerimizde bunlardan alır. Bir kere benim annem ucuz olan yiyeceklerden bol bol alır. Bir keresinde okula...

Devamını Oku

Hayatım ve Yaşamım

Suya bakarken, bazen bir çocugun gülümsemesini seyrederken, bazende güneşin batışını seyrederken hayatımın karmaşık denizlerine yelken açıp kaybolmayı özlüyorum; ama bu saydıklarımdan hiç biri bana geri gelmeyecek bunu biliyorum…… “Üzerimdeki Kara bulutların kaybolması için” mutlu ol diyerek  birinin elini sıktım;bütün gün hayatımın değiştiğini hissettim… … En çok değer verdiğim kişilere mutluluk düşüncesi gönderdim;Ve çok geçmeden büyük bir sevinçle doldum… … Güç bela kazanıp biriktirdiğim sevgimi;  sevdiklerimle paylaşarak sevinmelerini sağladım.ve çok geçmeden onların da küçük şeylerle mutlu olduklarını anladım… … Hayatımın her kademesinde , bir insana amaçları için tepeye tırmanmasına yardım ettim;yepyepi bir dostluk kazandım, çok değerli bir şey elde ettim… … Her sabah uyandığımda, nasıl başarabileceğimi düşünüyorum;“önce hizmet ederek,” diyorum, biliyorum ki ben, verdikçe alıyorum… Hayatımın her dakikasını gülerek ve severek yaşıyorum Her yeni başlayan günde binlerce gülücükler saçarak uyanıyorum. Ve var olmanın beni ben yaptığını anlıyorum. HER ŞEYE RAĞMEN BU HAYATI ÇOK AMA ÇOK SEVİYORUM. ÇÜNKÜ BU HAYATI BEN...

Devamını Oku

Tarih Yalan Söyler mi?

Ali Sekülü Anadolu üniversitesini bitirip bir derece almak, emekli olurken de birinci dereceye inmek istiyordum. Mesleğime ne faydası olacaksa ki ben bir askerdim ille de yüksek okul okumalıydım. O zamanlar düşünüyordum bana harita okuma, yön tayin etme, mesafe tahmin usulleri, ortak temel konular gibi askerlik mesleğini ve branşım olan konuları tekâmül edebileceğim bir eğitim verseler ya. Yok, ille de işletme, maliye vs. gibi konularda eğitim veren Anadolu üniversitesini bitirmeliydim.Sanki emekli olduktan sonra çocuklarımı okutma sıkıntısının önüne geçebilecekmiş gibi. Gerçi sicilim çok iyi olursa benim birinci dereceye düşebileceğimi söylüyorlardı ama söz verilip de orta da kalan benden önceki kıdemlileri gördükçe daha bir korkuyla asılmaya başladım şu elimdeki Anadolu Üniversitesi ders kitaplarına. Okudukça da konular aklımda fırtınaların esmesine neden oluyor her bir ders ve konuya merakla sarılıyordum. Artık “Yatakta bile asker” değildim çok üzgünüm ama bana bazen kıtada yirmi dört saat askerlikten başka bir şey düşünmeyeceksin diyen komuta heyetine de aykırı davranmaya başlamıştım. Üniversiteli olduğum için değil askerlik dışı konular düşündüğüm için. Hatta sen niçin okumuyorsun denildiğinde “ben vatan haini değilim” diyen ahmaklar bile vardı. Okumaya ayıracağı zamanı vatan hizmetine ayırdığını iddia edenler. Yani yirmi dört saatini askerliğe ayırmanın bu şekilde olacağını düşünenler. Gerçi onlar genellikle iyi bir sicille birinci dereceye düşmeyi başardılar. Böyle bir cevap hangi sicil amirini etkilemezdi ki? Atatürk ilke ve inkılâpları da ilgide başı çeken konulardandı. Sanki dünyaya geleli beri ilk defa düzenli bir okul eğitimi alıyor...

Devamını Oku

Emsalsiz Vurgun

Yaşadıklarımın telafisi yok biliyorum karamsar heybetimde Uğruna savaştığım duygu dağıttı tüm bünyemiKıpırdamaz oldu parmaklarım Arşe’mde donakaldı sana yazılan her bestem… Ne beter bişeymiş aşk dedikleri Acısı mutluluğundan uzun sürermiş gidince sevdikleriBir zaman sonra varlığıyla yokluğunun direnişi kalırmış geriyeUnutamamasına inat sevmek, görmek istermiş yine de…Yürek istermiş, belkide biraz adamlıkŞehvetine yenik düşmezmiş o zaman bu gazabınÇoğalan kıvılcımların tek tesellisi su bile anlamaz oldu halimiBen aktıkça kaçtı benden senin gibi…. Hiç bilmedin seni ne kadar sevdiğimiÇırpındıkça yüreğinde kayboldum benAteş altında hızla eriyen bir buz parçası gibiYok ettim kendimi, bile bile belkideUğruna dökülen gözyaşlarımın sebebi ziyaretçisi Bir tek gece oldu sen giderken Işık bile kapandı da bir mum kaldı elimde sönmeye yüz tutmuş Damarlarım çekildi diye iflas eden yüreğimin hatırına Bedenime dur demeyi öğrendim kulağımda aşk uğultusuyla Görmezden gelemedim senin gibi bizi İstedimki açılan tüm kapılardan yalnız biz geçelim kimselere görünmeden…İstedimki yalnız bizim için söylensin tüm şarkılar Şimdi mi?Gökkuşağında yedi siyah, güneş daha bir karartır oldu içimi Her iyi şeyin içinde felaket arar oldumAşk koca bir yalan, dünya gözünü kapatanBende artık gidiyorum içimdeki acıya hiç hesap...

Devamını Oku

Neden Mevlana Son Olsun?; Kitabın Dili İle İlgili Bir Açıklama

Ali Sekükü Yenimakalede yayınlanmakta olan “Neden Mevlana Son Olsun?” isimli kitap çalışmamın dili ilgili bir açıklamadır. Ancak her yayında karşılaşılabilecek bir sorun olduğunu düşündüğümden sizlerin incelemelerine sunuyorum:Aslında her alanda geçerli olmakla beraber, değinmek istediğim bir konuda üzerinde duracağımız konuların kendi sahasında, zamana bağımlı olarak geliştirmiş olduğu dilidir. Doğal olarak her konu da olduğu gibi bu konuda da konuya yabancı olanlara dil de ağır ve yabancı gelebilecektir. Bundan başka tabii olarak din ve tasavvuf konuları orijinalini yabancı bir lisandan almış olması, o dilden veya o coğrafyada o dil ile etkileşimde bulunan dillerden etkilenmiş olması nedeni ile bir kısmı günümüz Türkçesinde de kullanılan ama büyük bir kısmı bizim günlük dilimizde bulunmayan kelime ve kavramlarla doludur. Çoğunun yabancısı olduğumuz kavramların bir kısmını Türkçeleştirme gayretlerinde bulunsak da, bu top yekûn bu sahada çalışanların ortak dili olduğu için bazı gayretler kısıtlı ve kısır kalacaktır. İnsan dimağında henüz bir olguyu tamamen tek kelime ile tarif etkisi oluşturmamış olan kavramlar konuyu zayıf bırakabilecektir. Ayrıca kendi kulvarında bir düşünce sisteminin de zaman içinde gelişerek bu güne ulaşması sonucu değişik bir anlatım tarzı ve söylev biçimi oluşmuştur. Örneğin ilmihal bilgilerini içeren konular vaaz tarzını alırken bizim üzerinde durduğumuz düşünce sistemleri ve tasavvuf konuları sohbet halini almaktadır. Söylenen cümle veya kavram ise anlaşılabilen kelimelerden olmasına rağmen konuyla daha önceden beri ilgilenenlerle yeni başlayanların aklında daha farklı anlamlar oluşmasına sebebiyet verebilmektedir. Zaman içinde bireyin yeni edineceği bilgilerle harmanlanarak daha yeni...

Devamını Oku

Tarih Bilgisi ve Tarih Şuuru

Tarih bir ibretler aynasıdır insanlar ve milletler için. Milletler bu aynaya bakıp kendilerini seyrederler. Bu seyir içinde yanlış yanlarını görüp düzeltme imkânı bulurlar. Böylelikle geleceğe daha sağlam ve daha güvenli adımlarla yürüme yeteneği kazanırlar.Tarihten ibret almak, tarihi hadiselere geçmişin masal ve efsaneleri olarak bakmakla olmaz. Hadiselere ibret nazarıyla bakılmalı, olaylardan ders çıkarmak için analizler yapılmalıdır. Tarih, ayrı ayrı olaylar manzumesinin toplamı değildir. Tarih, dünü bugüne, bugünü yarına bağlayan bir zaman zinciridir. Ve olaylar bu zincirin halkalarını oluştururlar. Bu sebeple olayları bir bütün olarak görmek ve birbirlerinin devamı olarak düşünmek gerekir. Bu devam zinciri içinde mazi bizim kökümüzdür. Bu kök bize hayat verir. Torun ile dede arasındaki bağı, geçmişle gelecek arasındaki bağlantıyı kurar. Bu günü daha anlamlı, güvenilir ve yaşanabilir kılar. Sahip olduklarımızın değerini öğretir. Tarihini bilmeyen bir millet, atalarının hangi badirelerden geçtiğini bilmeyen bir gençlik ayakta kalamaz. Başkalarının elinde oyuncak olur. Nehrin içindeki yaprak misali hadiselerin götürdüğü yere savrulur durur. Rüzgârın savurduğu bir gençlikle geleceğe güvenle yürünemez. Gelecekte milletin hak ettiği mevkie ulaşılamaz. Ne acı ki bugünkü gençlik genel itibarıyla tarihten, tarihinden, kendisini geçmişten bugüne ulaştıran ve geleceğe taşıyacak olan milli değerlerden bihaberdir. Allah şahittir ki yıllar yılı maarif sistemi de bu değerlerden uzak bir gençlik yetiştirmek için çabalamış, bu değerlerden uzak bir eğitim sistemi uygulamıştır. Daha da kötüsü on yıllar boyunca gençliğimiz bin yıllık milli değerlere düşman bir anlayışla yetiştirilmiş, bu değerleri öğretmeye kalkanlar mürteci, gerici olarak yaftalanıp...

Devamını Oku

Ak Sakallı Dede

Ali Sekülü Bugün enteresan bir sabah geçiriyorum, galiba. Dün gece gördüğüm aksakallı dede pek bir yapışkan çıktı. Benim bildiğim; Bir sihirli söz söylersin, bir hediye, hani bir kese altın filan verirsin. Sonra ben ellerimi uzatırım. Sen kaybolursun tabi altınlarımı bana bırakarak.Açtım gözlerimi artık ayaktayım.Sofra hazırlanmış kahvaltıdayım.İstersen buyur gel dede sende katıl,Ama bu böyle olmaz, çok meraktayım.Hem neden senin yeşil cübben ve kavuğun yok, ya da sarığın?Görüyorum pek şıksın, sakalların kırçıllı,Ceketin hoş durmuş, pilili pantolonun da,Gömleğini aldığın mağaza sanki Beyoğlunda. Oğlum, duymadın mı? Devre uyacaksın,Topalın yanında sekip, köre göz yumacaksın.Allahın kullarını bir bileceksin,Üst başınla onları eleştirmeyeceksin. Nasıl? Birde konuşuyor musun? Nüfus kâğıdın nerde?Getir de beş kişi olalım sal beni derde! Hepimiz bir kişiyiz, kütükleriniz bende,Ben hep sizinleydim zaten, senin sandığın bedende. Baba tamam da bu iş bana çok oldu, sıkılıyorum artık,Kime, nasıl söylerim? O hep zaten bizimleydi,Şimdi sadece artık gördüğüm izinleydi. Aferin, doğru bildin, izinsiz göremezsin,Bundan sonra ben hep varım ama sadece sana,Eğer anlatırsan sen beni, geleceksiniz bana. Sen aslında nerdesin? Galiba derindesin,Yoksa sen dillerde ki gizli benliğim misin? Acaba, şaka mı bu? Bu sefer gerçekten papazı bulduk, galiba. Hayır, hayır papaz, imam değilim. Kamillerden pir dedeyim. Tamam dede müsaade buyur. Sıralı konuşmayı öğrenebilecek miyiz? Bilmiyorum ama bu adam çok ciddi. Hayatımdan çıkmayacak gibi duruyor. Nasıl alışacağım, bu duruma? Birde uzaylı yok derler, bizden ilerde formlar basbayağı var işte. Ete, kemiğe bürünmüş, bizim gibi görünmüş, ortalıkta geziyor.İstediğine gözüküp, istediğini pas...

Devamını Oku

Psikolojik Harekat ve Karşı Tedbirler

Ali Sekülü Dünyayı elinde tutmak isteyen küresel güçler, yöresel iktidar hırslarının binlerce yıllık evrimleşmesi sonucu bugünlere kadar ulaşmıştır. Sokakta çarşıda pazarda karşılaşmadığımız bu insanlar gözlerden ırak oldukları için gönüllerden de uzak kalmaktalar.Bunun doğal sonucu olarak da, psikolojik harekât gibi konuların uzmanlarının ve legal ya da illegal örgütlerin dışında kimsenin ilgisini çekmemekte, duyulduğunda ise maceraperest kafaların uydurduğu senaryolar olarak algılanmaktadır. Oysa kullandıkları “Tapınak şövalyeleri” gibi isimlere baktığınızda, varlıklarının masalsı bir şekilde tarihe gömülmelerini de kendilerinin istediğini anlayabilirsiniz. Bahsi geçen sistem bin sene içinde kurulup gelişerek, ekseriyetle belli sülalelerin dışına fazla çıkılmadan özenle seçtiği, en iyi eğitimi almış en zeki ve amaca en uygun hizmet kabiliyetine haiz kendi çocuklarının usta çırak usulü yetiştirilerek, önemli devletlerin idare makamlarını kademeli bir şekilde babaları ile değiştirerek ellerinde tutmalarını sağlamaktadır. Bunlar, devlet kademelerini veya devlet yönetiminde etkili söz sahibi olan şirketleri ellerinde tutarak amaca ulaşırlar. Bizim burada üzerinde durmak istediğimiz konu bu gibi sistemlerin tarih içinde nasıl kuruldukları, geliştikleri ve bugüne geldikleri ya da bundan sonra devam edip etmeyecekleri değildir. Bu gibi sistemlerin oluşumları ile ilgili bilgilere özellikle internet olmak üzere birçok kaynaktan ulaşabilmemiz mümkündür. Bizim burada üzerinde durmak istediğimiz, bunların oluşturdukları oyun ve hedef kitle haline gelen insanların korunması yolları üzerinde düşünmektir. Dünya üzerinde bilinen en güçlü silah milli birlik ve beraberlik duygusudur. Bu bütün toplumlarda mevcut bulunmakla beraber, toplumlar arasında da farklı dirençler olduğu muhakkaktır. Örneğim Türk Ülkelerinin bu güne kadar birlikteliğini sağlayan...

Devamını Oku

Küresel Güç, Ortadoğu ve İran

Mainz, 02.12.2011   Ortadoğu kavaramιnιn geçtiğimiz yüzyιlda batιlιlar tarafιdan icat edilmiş bir kavram olduğunu daha önceki bir yazιmιzda ifade etmiştik. Yüzyιl önce İngilizler tarafιndan her kabileye bir „devletçik“ vererek despotik yönetimlerle halkι basarak oluşturulan bu coğrafya ikinci cihan harbinden itibaren başkaca emperyalist güçlerin hedefi haline geldi. Yani sadece sömüren değişmişti. Belki bir nebzecik de sömürünün tarzι değişmişti, hepsi bu.Son zamanlarda ilgili coğrafyada meydana gelen hadiseleri hemen herkes kendi cephesinden yorumlamaya çalιşarak anlamaya çalιşmakta. Bu konuda yapιlan bir çok değerlendirmenin arasιnda kuşkusuz en revaşta olanι „Arap baharι“ nitelemesidir. Değişen dünya koşullarι, iletişim çağιnιn getirdiği kolaylιklardan da hareketle bölgede yaşanmakta olan hadiseleri şöyle okumak mümkündür: 1-Yarιm asιrdιr baskιlanan halklar ama özellikle de genç nesiller sosyal medyanιn da etkisiyle daha müreffeh ve daha özgür bir hayat sürmek için harekete geçmişlerdir. 2-Diktatör Arap yönetimleri ülkelerindeki zenginlikleri küçük bir azιnlιğa sunup halklarιnιn büyük bir kιsmιnι bile-isteye fakir bιrakmιş ve yoksullukta çekilmez hale gelince patlama olmuştur. 3- Küresel sömürgeciler ilgili yandaş diktatörlerin modasιnιn geçtiğini düşünerek fazlaca insan zayiatι ve nakit maliyetine yol açmadan üstelik özgürlük ve demokrasi bağιşlamak gibi iksirli kavramlarla mevcut halklar içerisinden kendi menfaatlerini önceleyecek yeni bir düzen oluşturma hevesi. Yukarιda sayιlan sebeplerin bence hepsi de mevcuttur. Bunun etkileme yüzdesini verebilecek bir ölçü elimizde mâlesef yok. Ancak buna rağmen vicdanlι bir insan olarak bu coğrafyada meydana gelen hadiselerin bölgenin hayrιna olmasιnι diliyoruz. Burada bizim üzerinde durmak istediğimiz esas konu Türkiyemizin tavrιdιr. Burnumuzun dibinde...

Devamını Oku

Başbakan Erdoğan’ın Dersim Özrü

Erden ÖZKANT 1930’lu yılların sonunda Dersim’de 13 bini aşkın kişinin öldürüldüğünü söyleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 23 Kasım 2011 günü bu olaylar için özür diledi. Erdoğan, özetle şunları dile getirdi: “Dersim’e yapılan operasyonlar bir isyanın bastırılması olarak zihinlerde ve vicdanlarda meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Bunu iddia edenlere karşı söyleyecek çok söz var. Ama, ilk Meclis’te Dersim Mebusu olarak bizzat Atatürk tarafından davet edilen Diyap Ağa’dan hiç kimse bahsetmiyor. Dersim operasyonları sonucunda tutuklanan ve asılan Seyid Rıza’nın 1915 olayları sırasında işgalci ordulara karşı savaştığından dönemin Valisi tarafından da “din ve namusuyla bize hizmet etti” denerek şereflendirildiğinden kimse bahsetmiyor. Dersim’de adım adım çerçevesi çizilmiş, bahaneleri hazırlanmış bir operasyon var. Çeşitli tarihlerde Dersim raporları hazırlanıyor. Bakın, şu rapor değerli kardeşlerim, sadece 100 adet bastırılarak gizli ve zata mahsus olarak bu notla belli yerlere gönderilmiş bir rapordur. Şimdi ne var bu raporda? Sadece birkaç cümleyi size aktarıyorum, sayfa 199, 1926 yılında Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in raporuna atıf yapılıyor ve deniyor ki: ‘Dersim, Hükümeti Cumhuriyet için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kati bir ameliye yapmak ve ihtimalatı elimeyi önlemek, selameti memleket namına farzı ayndır. Hükmü görüyor musunuz, farzı ayn. Ve değerli kardeşlerim, 201. sayfasında şu ifade var: “Dersim, Türkiye için cehalet, maişet darlığı, dahili ve harici tesvilat ve Kürtlük temalüatı ile bulaşmış tehlikeli bir çıbandır. Kati bir ameliyeye -kesin bir ameliyeye, işleme- tabi tutulması lazımdır. Bunun için evvela silah toplamak, badehu, ardından ıslahat yapmak icap eder.”...

Devamını Oku

Yaşamınızla İletişimde Kalın

İlet – İşim gerçektende hayattaki en büyük işimiz iletişim. Kelime olarak parçaladığımızda (ilet) menin (işim)iz olduğunuz anlayabiliyoruz; tabi neyi iletmek işimiz oluyor hayatta derseniz; Bilgi, duygu, düşünce ve deneyimleri biçimlendirmek ve anlaşılır kılabilmek iletişim işimiz… Tanımlama olarak dokuz kelimeden oluşsa da kendi içinde birçok unsur bulundurmaktadır. Ve bu birçok farklı unsuru yaşamlarımızda doğru ya da yanlış bir yerlerde kullanıyoruz. İşte tam bu noktada asıl olan bu unsurları doğru yer – doğru zaman ve doğru olay için kullanmak.İletişim eğitimleri, seminerleri, kitapları … Eminim bunların bir çoğu hakkında okuduk, yazdık, eğitimlere katıldık ve hepsinde de harika farkındalıklar elde ettik, bununla beraber...

Devamını Oku

Makale Başlığının Okunma Sayısına Etkisi

Bir yazının okunma sayısını içeriğinden önce başlığının belirlediğini biliyor muydunuz? Makale başlığı içeriğinden daha önemlidir desem sanırım yanlış söylemiş olmam. Peki başlık nasıl belirlenir? Hangi yazıya hangi başlığın atılması daha uygun olur? İçerikle alakasız bir başlık ziyaretçi getirir mi? Başlık belirlemek için kullanabileceğimiz yöntemler nelerdir? Bu yazımızda, bu soruların cevaplarını inceleyeceğiz.Başlık, yazının okunmasını etkileyen en önemli unsurlardan biridir. Tek başına yeterli midir? Hayır, kesinlikle yeterli değildir. Ancak başlangıç açısından son derece önemlidir. Bu yazının başlığını “İnanılmaz Mutlaka Okuyun!” desem sizce daha çok mu okunurdu? Anasayfada yazıyı görüntüleyenler açısından evet daha çok kişide yazıya bakma hissi uyandırabilirdi. Ancak içeriğine bakan kişinin yaşayacağı hayal kırıklığını da göz önüne almak gerekir. Dikkat çeken bir başlık kısa süreli okunmayı sağlar. Uzun vadede sizi hüsrana uğratır. Bu nedenle başlığınızın içerikle alakalı olması gerekir. Bir yazının okunma sayısını site değil, Google belirler. Google, hangi açılardan yazıyı değerlendirir, daha çok okunmak için nelere dikkat edilmesi gerekir vb. sorularınıza bu yazının devamında cevap bulabilirsiniz. “Bir yazının başlığı o kadar önemlidir ki 100 bin defa okunabilecek bir yazı 100 okunma sayısıyla kalabilir ya da 100 kere okunması gereken yazı 1000 defa okunabilir” Bu yazı için iki tane başlık belirlediğimizi düşünerek hangi durumda, okunma sayısı ne tür değişiklikler gösterir bunu inceleyelim. Bu konuyu anlamanıza yardımcı olacaktır. Başlığı: “Makale Başlığının Okunma Sayısına Etkisi” yaparsak ne olur? Bu başlık içerikle birebir örtüşen bir başlık olduğundan dolayı okunma sayısını ve yazı kalitesini...

Devamını Oku

Sevgili Dimitri

Sevgili Dimitri sizin oralardan buralara haber çok tez ulaşır. Eee düşmanız ya bu nedenle sizin oraları çok dikkatle izliyoruz. Açık yakalayıp çakacağız doksana golü. Son günlerde sizin oralardan isyan kokuları geliyor. Yapmayın, etmeyin Dimitriciğim. Vatan kutsaldır bilirsiniz. Vatana isyan vatan hinliğine oradan da teröristliğe gidiverir. Hem isyan edecek ne var ki? Arda arası birkaç minik kemer sıkma politikası uygulanıyor. Bunu mu dert ediyorsanız?Azıcık örnek alınız bizden. Bakın biz isyan ediyor muyuz? Dimitriciğim kaç kriz atlattık, Allah yukarda bir gün olsun “gık” bile demedik. Vallahi de billahi de hep sustuk. Sesimizi çıkarmayınca ne mi kazandık? Sen anlamazsın bu işlerden. Vatan karşısında suskun olmak parayla ölçülmez. Vatan bizim anamızdır. Bu nedenle anamıza karşı susmanın kazancını hiç düşünmedik. Biz kazancımızı düşünmedikçe anamız da bizi düşünmedi. Anamız grip olsa bizler ekonomik krizle boğuşuyor, tüp sıralarında günlerimizi geçiriyor, her gün kardeş katliamı yaparak günlerimizi geçiriyorduk. Şükürler olsun ki o günler geride kaldı. “Bak, gördün mü Dimitriciğim? Atalarımız asla yanılmaz. “Sabreden derviş muradına ermiş”. Sen de benim ataları dinle, öyle gösteriyle falan olacak iş değil. Evine gir, devletinin koyduğu kurallara riayet et. Sakın ha isyan falan… Sözümü ne için kesiyorsun. İlk önce benim sözümün bitmesini bekle, ardından ne diyeceksen tane tane anlat. Bu ne asilik Dimitri. Ne oluyor sana? Pısırıklık yapacak vaktim yok. Ben, siyasetçilerin hatalarının bedelini ödemek istemiyorum mu diyorsun? Harbiden ayıp ediyorsun. Ya sen ne için benim söylediklerimi anlamıyorsun. Vatan bizim anamız, vekillerde...

Devamını Oku

Ölüm Sebebi: Üç Harf Beş Nokta

– Ne oldu bize? Ne oldu ha!? Saatlerdir camın önünde dalgın dalgın etrafı seyreden Kalp birden, kendinden çıktığını fark etmediği bu sözlerle irkildi. Evet, ne olmuştu onlara? İki ay öncesine kadar birbirlerinden hiç ayrılmıyor, hayatı birlikte yaşıyorlardı. Peki ne yapmıştı da Gönül böyle yüz çevirmişti ondan. O an aklına iki ay önceki son görüşmeleri geldi:Her sabah olduğu gibi yine Gönül’ün kapısını çalmış, günlük sohbetlerini yapmaya gelmişti. Fakat kapı her zamankinden geç ve yavaş açıldı. Her seferinde büyük bir coşkuyla gülen gözlerle kapıyı açan Gönül değildi kapıdaki. Hayır! Bu o olamazdı. Evet, ona çok benziyordu ama o değildi. Şaşkınlıkla bir an durakalan Kalp: “Gönül ile görüşmek istiyorum” dedi. Aldığı cevap onu ikinci kez şaşkına çevirdi: “Benim, ne diyecektiniz?” “…” “Ne diyecektin, dedim. Sabah sabah önemli bir şey mi var?” Kalp söylenenleri duymuyor, duyduklarını ise anlamıyordu. Kendini zorlayarak tekrar, “Gönül? İyi misin.” dedi. Karşısında zorlanarak konuşan ve büyük şaşkınlık yaşayan Kalp’in aksine bu şaşkınlığa anlam veremeyen Gönül, gayet sakin bir tavırla “İyiyim, ne diyeceksen de artık, içeride misafirim var.” deyiverdi. Aldığı her cevapla şaşkınlığı daha da artan Kalp, misafir sözüne de hiçbir anlam veremedi. Zira yıllardır Gönül’ün tek ziyaretçisi kendisi idi. Zorlayarak kendini topladı ve misafirin kim olduğunu sordu. “Kim mi? Sana demiştim. Bir gün gelecek demiştim. Sonunda geldi.” Bir an şaşkınlığı korku ile karışık bambaşka duygulara dönüştü Kalp’in. Kekeledi…“Aşk ha! Ben… Rahatsız ettim galiba. Kusura bakma, iyi günler.” Sakin tavrı...

Devamını Oku

Unutamam

İstemiyorum zannetmeOlmuyor ki, unutamamEvlat deyip hiç söyletmeOlmuyor ki, unutamamZaman erir, ömür biterAşk bu, mezara da yeterTüm sebepler onda biterOlmuyor ki, unutamam Yıllar sinemi kanatırPas dediğin çok acıtırGönül uslanmaz âşıktırOlmuyor ki, unutamam Süt emerken akıl yoktuAna vardı, gönül toktuSevgin yılan olup soktuOlmuyor ki, unutamam Değişmek mümkün hayattaSevgi biter mi zamanlaBugün olmaz, yarın aslaOlmuyor ki, unutamam Bu düzenle gitmez gemiGelen aratır gideniBeni boşver, lakin seniOlmuyor ki, unutamam1                          Semra Demir 1 Abdurrahim Karakoç’un “Unutursun” isimli şiirine nazire olarak...

Devamını Oku

Siyaset Numaraları (Dersim Olayı)

CHP’li milletvekili Hüseyin Aygün Dersim Katliamıyla ilgili çok önemli sözler söyledi. Söyledikleri başka bir ülkede olsa bomba etkisi yaratırdı. Araştırma komisyonları kurulur, doğru neyse alenen ortaya çıkarılırdı. Bizim ülkede işler birazcık farklı yürüyor. Siyasetçilerimiz, özellikle AKP Milletvekilleri, toplumu aydınlatmaya yönelik bir adım atmak yerine Dersim’i kullanıp CHP’ye gol atmaya çalıştılar.Kardeşim, iç çatışmalardan bir türlü yakasını kurtaramamış bir CHP’ye gol atmakta zor olmasa gerek. Baktılar ki karşılarındaki çok güçsüz bir takım, gol atmak zevk vermiyor. Daha karizmatik birini bulup onu yok etmenin yollarını aradılar. Mustafa Kemal Atatürk’ün karizmasını yerle bir etmek AKP’ye kaç puan kazandırırdı. Alenen Mustafa Kemale saldırmak toplumda infial uyandırabilirdi, bu nedenle öncelikle Dersim Katliamına katılmış olan Mustafa Kemal’in manevi kızı Sabiha Gökçen’i hedef seçtiler. “Kardeşim adamlar doğruyu bulmak için uğraşıyor. Sen hep kötü niyetli hareket olarak yoruyorsun. Sabiha Gökçen’i suçlayacaklar tabii ki. Dersim’e havadan bombaları kim yağdırdı?” dediğinizi duyar gibiyim. Hemen size cevabımı verip yazıma devam etmek isterim. Efendim, öncelikle amaçları doğruyu ortaya çıkarmak olsaydı bütün vekiller sırayla televizyonlara çıkıp açıklamalar yaparak bu kadar gürültü koparmaz, meclis çatısı altında toplanır ve bir araştırma komisyonu oluşturur ve başından sonuna Dersim’de ne olup bitmişse ortaya dökerlerdi. Böyle bir faaliyetten haberiniz varsa lütfen beni uyarınız. Dersim olaylarının iç yüzünü açıkladığı için Hüseyin Aygün’ü istifaya zorlayan CHP, AKP’den yediği gollerle şoka girmişti. Son olarak “Özür dilenecek bir durum yoktur. CHP’nin olaylarla hiçbir bağlantısı yok. Özür dilemesi gereken devlettir” açıklaması AKP’ye bir...

Devamını Oku

Muhafazakar Medya ve Cenk Açık

Erden ÖZKANT Gazeteciler.com sitesini ve yazarları Cenk Açık ile Adnan Berk Okan’ı beğenerek takip ediyorum. Açık da, Okan da müstear isimlerle yazan ve muhafazakâr medyanın içerisinden gelen iki yazar. Özellikle Açık, yaptığı analiz ve eleştirileriyle muhafazakâr medyanın yaptığı yayıncılığı gözler önüne seriyor ve haliyle de bu medyadan ve yazarlarından tepki alıyor.Ben de medya dünyasının içerisinde birisi olarak, medyayı yakından takip ediyorum, bazı isimlerle tanışıyorum. Dolayısı ile medya ile ilgili yazılar da yazıyorum ve dolayısı ile bu dünyaya ilişkin yazılar dikkatimi çekiyor. Muhafazakar medya üzerine, o medyanın içerisinden gelen bir isim olan Cenk Açık’ın yazılarından ikisi aşağıda… Cenk Açık’ın 24 Kasım günü yazdığı yazısından: Türkiye’de medya denince akla gelebilecek kurum sayısı belli. Öyle değil mi? Eh konu medya olduğuna göre ‘yeni’ olsun ‘eski’ olsun fark etmiyor, bütün medyayı zaman zaman yorumluyor, tahlil ediyor, icabında eleştiriyorum. Kabul, muhafazakar medyadaki arkadaşları eleştirirken daha bir sert yazdığımın da farkındayım. Çünkü düzelmesini, dikkatli olmasını, klas işler çıkarmasını istediklerim, Türkiye’nin vicdanı olabileceğini düşündüklerim burada. Fakat nedir eleştiriye bu denli tahammülsüzlük? Ne zaman bu kadar hoşgörüsüz bir hal aldı bu arkadaşlar, gerçekten şaşırıyorum? Ben eli kalem tutanları eleştiriyorum öyle değil mi? İftira mı atıyorum? Hakaret mi ediyorum? Yalan mı yazıyorum? Kişisel sorunlardan, mahrem konulardan mı bahsediyorum? Esasen, eleştirilerimle gazetecileri, bu ülkeye ‘kaliteli yayın’ yapmakla sorumlu olanları daha nitelikli bir çabaya davet ediyorum. Bunun nesinden rahatsız oluyorlar? Hâlâ bu mahalledeyim. Bu mahallenin sakinlerinin göğsünü kabartacak bir medya...

Devamını Oku

Tunceli'den Neden Özür Dilendi!

İyi denemeydi sayın başbakan! Özür dilerken samimi olduğunuza inanmak çok zor, bu oy için olmasın? Dersimlilerin oyu yani. Lakin bu millet acı çekmekten yoruldu artık, tarihler boyu üstünde oyunlar oynanılan bu milletim, artık bu zokayı yutmayacak, aklını başına topla lütfen bu tavrınız kimseye yarar sağlamaz, bu gemide hepimiz birlikte batarız ve kimsenin işine yaramaz, sadece kurnaz dış odakların işine yarayacaktır.Ey halkım geçmişteki yanlışlardan hesap sormak zordur, çünkü muhataplarımız bu dünyayı terk etmiştir, şimdi bunları hortlatmak, hiç yarar sağlamaz, geçmişten ders almak herkes için en faydalı olandır, oyunlara artık karnımız tok! Her madalyonun iki yüzü vardır, biz hangisine odakladığımız önemlidir, diğerini göz ardı ederiz. Madalyonun Hangi yüzü kusursuz anlayamayız, mutlaka iki yüzünde kusur vardır, önemli olan az kusurlu olanı keşfetmektir. Bu bakış kişiye göre değişir, gerçeği sorgulamak yerine bir noktaya odaklanırız. Yani suçun sebebine göz ardı ederiz işlenen suça odaklanırız ve kendimizi haklı buluruz, kendimiz kusursuz olduğumuza inanırız gerçekleri göremeyiz. Bazı olaylar karşısında en kötüsünü seçmek zorunda kalırız, bu bizi haklı kılmaz lakin zorunlu kılar, gelecekte büyük faydalar sağlaması için Seçmek zorunda kalırız, suçluluğumuz bundan kaynaklanır. Ben halkıma güveniyorum dilerim haklı çıkarım, kurnazlar karşısında uyanık olmalıyız, orta doğu bize örnek olmalı, hiç birinin durumu eskisinden iyi değil, bizi de bu durumun içlerine çekmek çabasında olanlar var oyunlar oynanıyor, Donkişotlar yel değirmenleriyle oyun sanıyor bu durumları, fakat gelen tehlikeleri ucuz atlatmak mümkün değil. Bize CHP çok lazım değil lakin CUMHURİYET ve...

Devamını Oku

İkisi Yanlιş, Biri Doğru, Üç Karar…

Mainz, 29.11.2011   Hiç bir medeni ülkede iş başιnda bulunan hükumetin 15 gün içinde verdiği üç karardan ikisinin yanlιş olmasι durumunda böylesine bir bahar havasι esmez. Memlekette eli kalem tutan ve söyleyecek sözü bulunan hemen herkes doğru karar üzerinde alabildiğine fikir yürütüp, kalem oynatmasιna rağmen iki yanlιş üzerinde handiyse kimse durmuyor.Tabi ki bunu söylerken müzmin Ak parti düşmanlarι ile ne idüğü belirsiz bazι şarlatanlarι hariç tutuyorum. Onlar zaten doğrularι karalamakla öylesine meşguller ki yanlιşlarι görmeye dermanlarι yok. Ak partinin 10 yιldan bu yana ülkemizde devrim niteliğinde gelişmelere öncülük ettiğini, ekonomik gelişme bir yana ülke insanιna “özgüven” gibi harika bir meziyeti tekrar hatιrlatmak gibi muhteşem bir başarιya imza attιğιnι inkar edecek değilim. Bu iki yanlιş kararιn kamu vicdanιnι yaralamasιna rağmen vicdanlιlar tarafιndan ιskalanmasιnιn en temel sebebi kuşkusuz başbakanιmιzιn siyasi dehasιdιr. Başbakan ülkenin gündemini müthiş karizmasι, vesayetten (tamamen değilse bile) arιnmιş muazzam gücü ve muhteşem siyasi dehasι ile tek başιna belirliyor. Şimdi şu Dersim meselesinden önceki bize göre ikisi de yanlιş olan iki kararι birlikte bir hatιrlayalιm: Bedelli askerlik konusunda başbakanιmιz daha önce bu netameli konunun ancak “referendum” ile çözülebileceğini söylemiş olmasιna rağmen mesele 30 yaş=30.000 TL formülü ile birden bire çözüldü. Elbette ki asker ihtiyacι ile ilgili olarak karargahιn görüşü de sorulabilir ama zaten kaçak duruma düşmüş insanlardan tam da zamanι gelmişken bu kadar yüksek bedel istenmeye nasιl kalkιşιlιr, anlaşιlιr gibi değil. Zira bu rakam 20.000 TL olsa yüzbin kişi...

Devamını Oku

Kardeş Git Kendine Başka İş Bul?

Sen adamı beş yaşında bu sisteme al. İstediğin gibi şekil ver. Daha sonra “Sen üniversiteli ol, ülkenin sana ihtiyacı var” deyip gazı ver.O da bu gazla üniversiteye gitmek için son hız hazırlansın. Garibim piskolojisi bozulana kadar çalışsın. Sınavdan çok çok iyi bir puan alsın. “Kardeşim ben bu kadar puan aldım. Puanımı çok iyi bir amaç için kullanacağım. Devletime yarar sağlayacağım. Öğretmen olup çocuklara doğruyu göstereceğim” desin Tercih sonuçları açıklanınca birazcık havalansın. Azıcık da gururlansın. Sonra seneler su gibi geçip gitsin Bizim çocuk dört yıl gece-gündüz demeden çalışıp okulunu bitirsin. Mezuniyet cüppesini giyer giymez üniversite boyunca aç kalıp ona para gönderen yaşı ana ve babasını arasın, “Anneciğim, babacığım artık öğretmen oldum. Size ben bakacak, yaptıklarınızın karşılığını ödeyeceğim. Ülkemiz için çok çalışıp doğru insanlar yetiştireceğim” desin. Anne-baba gerçeklerden habersiz sevinç gözyaşları döksün. Akşam olsun. Herkes televizyonun başına geçsin. Milli Eğitim Bakanı’nı görür görmez ağızları açık kalsın. “264 bin öğretmene ihtiyacımız yok. Herkes kendi yeteneğine göre başka alana yönelsin” desin. Bizimkiler duydukları karşısında donup kalsın. Hikaye de burada...

Devamını Oku

1. Yıl, 110. Yazı

Erden ÖZKANT Yenimakale.com’daki ilk yazım, geçen yıl bugün yayınlanmış: “Söylenen yalanların sonu geldi”… Aradan 1 yıl geçmiş…Bu 110. Yazım… Şimdiye kadar 109 yazı yazmışım yani… Siyaset, gündem ve medya ağırlıklı yazmışım… Ancak zaman zaman farklı konuları da ele almışım… Örneğin magazinel yazı yazmışım… Örneğin futboldaki şikeden bahsetmişim… Örneğin gezi yazısı yazmışım ve Kırgızistan’dan, Bişkek’ten bahsetmişim… Kimi zaman yandaş medyayı, kimi zaman candaş medyayı eleştirmişim… Yılmaz Özdil’i de Emin Çölaşanı da eleştirmişim… Mustafa Kiras’ı da Mehmet Metiner’i de eleştirmişim… Ama aynı zamanda geçtiğimiz günlerde Özdil ile ilgili yazdığım bir yazıda Özdil’i eleştirmemişim, hatta “Bu konuda Özdil net yazmış, benim başka bir şey yazmama gerek yok” demişim… Zaman zaman AKP’yi ve Başbakan Erdoğan’ı eleştirmişim… Bu kapsamda Deniz Feneri Davasındaki yaşanan gelişmeleri eleştirmişim… Yakında bir eleştirel yazı daha yazacağım… Şike yasasının Meclis’ten geçmesi ile ilgili… Kısacası 1 yılda 110 yazı… Zaman ne kadar da çabuk...

Devamını Oku

Gerçek Yasemin (Kış Yasemini)

Familya : OleaceaeLatince : Jasminum nudiflorumTürkçe : GERÇEK YASEMİN (Çıplak Çiçekli Yasemin, Kış Yasemini) Gerçek Yasemin (Kış Yasemini) Doğal Yayılış ve RakımVatanı Çin’dir. Ülkemizin bütün sahil kesimlerinde yetiştirilmektedir.Gerçek Yasemin (Kış Yasemini) Toprak ve Besin İsteğiGüneşli, iyi drenajı, rutubetli, normal, derin bahçe toprağını sever. Hafif kumlu, kuru, kireçli ve hafif asidik topraklarda yetiştirmeye uygundur. Gerçek Yasemin (Kış Yasemini) Donlara DuyarlılıkŞiddetli donlardan zarar görür. Soğuktan ölümler görülse de havanın ısınması ile tekrar gelişirler. Maksimum -15 °C sıcaklıklara kadar dayanır. Gerçek Yasemin (Kış Yasemini) Sıcaklık ve Nem İsteğiSu isteği azdır. Sıcak iklim koşullarında yetişir. Don olmayan yerlerde açıkta veya soğuk camekanlarda kışı...

Devamını Oku

Gazanya (Koyungözü, Gazania)

Compositae familyasındandır. Önemli türleri Gazania x hybrida ve Gazania x rigens hibritleridir. Sarı, kırmızı, beyaz renkli çiçeklere sahiptirler. Çiçekleri geceleri ve bulutlu havalarda kapanır.Kullanımı, çiçek parterlerinde örtü bitkisi, yola yakın yerlerde parter kenarlarında, basık saksı ve kasalarda, balkonlarda kullanılabilirler. Üretimi tohumla yapılmaktadır. Tohumlar Ocak-Şubat ayiarı arasında ekilir. Üzerleri hafifçe kapatılır. 16-18°C’de’14-20 günde çimlenir. Ekimden 5-6 hafta sonra şaşırtılır. Tohum ekiminden itibaren 10-12 hafta sonra çiçeklenirler. Park ve bahçelere Nisan ayında 25-30 cm aralık ve mesafelerle dikilir, Kasım ayına kadar çiçekli kalırlar. Yetişme istekleri bakımından, minimum 10-12°C’nin üzerinde bulundurulurlar, aksi halde gelişme durur. Güneşli yerlerde bulundurulurlar. Kök çürüklüğüne hassas olduğundan...

Devamını Oku

Adnan Oktar… Maşallah, Maşallah!

Erden ÖZKANT Adı Adnan Oktar… Adnan Hoca diyenler de var ama ben bilmiyorum hoca mı? Hoca ise ne hocası onu da bilmiyorum. Kendisini Mehdi zannettiğini biliyorum. Aslında mehdi olmadığını büyük ihtimalle kendisi de biliyordur. Bildiğim bir şey de bu adamın, programlarına güzel kadınları çıkarması…Onlara program boyunca “Maşallah” deyip durması… Neye göre “Maşallah” diyor onu da bilmiyorum. Adnan Oktar, kişisel televizyon kanalında yayınlanan programını her zamanki gibi bu hafta da “Maşallah”lar ile doldurmuş. Bu sefer “Maşallah”ların sahibi, Türkiye’nin demokratikleşmesi yolunda büyük bir emek sahibi olan Taraf gazetesinin muhabiri ve yazarı Mehmet Baransu imiş. Oktar’ın konuğu kimdi bilmiyorum ancak Oktar programında, Ekşi Sözlük tartışmalarını ve bu tartışmalar çerçevesinde Baransu’yu ele almış. Baransu, Ekşi Sözlük’te, geçtiğimiz günlerde Allah ve Peygamber’e yönelik hakaretlerin yer aldığını gerekçe göstererek “Bu sözler oradan kaldırılmazsa Ekşi Sözlük Kapansın” kampanyası başlatmış ve Taraf gazetesi Yazı İşleri Müdürü Kerem Altan ile bazı yazarların sert köşe yazılarıyla karşılaşmıştı. Baransu, 28 Kasım Pazartesi günü köşesinden kendisine yönelik eleştirilere cevap vermiş, kendi gazetesinin bir yazarı da dahil bazı yazarlara şu cümleleri yazmış: “Dün neyi savunuyorsam, bugün de onu savunuyorum. Hiç ikiyüzlü olmadım. Özgürlük ve demokrasi adına ‘sizin için de ölmeye hazırım.’ ”   İnşallah, Maşallah!“İnşallah” ve “Maşallah”ların havada uçuştuğu programında  söylemlerini sık sık kullanması ile adından söz ettiren Oktar, Baransu için ”Aferin o aslana yahu. Maşallah… Kim bu delikanlı? Dindar bu delikanlı değil mi?” diye sormuş. Programdaki sunuculardan birinin “Her halde evet...

Devamını Oku

Çömlekçi ve Trabzon

Trabzon’un değerli vatandaşlarına sesleniyorum. İşlek bir cadde üzerinde hemen solda kalan otellerde yapılan malum işler sebebiyle Trabzon git gide batağa saplanmaktadır. “Bu mahalle kentsel dönüşüme katılacaktır “diyenler de beni iyi dinlesin. Bu rezillik sebebiyle Trabzon’un yurt içindeki reklamı çok kötü oluyor.Genellikle, çocuklarını üniversiteye kaydetmek için gelen aileler küçük bir yürüyüş yapmak için Meydan Mevkii – KTÜ güzergâhını kullansalar ne olur. Ne için cevap vermiyorsunuz? Sizin yerinize ben cevaplayayım mı? Öncelikle Taşbaşı’ndan yokuşu inerler. Daha sonra sola saparak minibüslerin bulunduğu bölgeye gelirler. Daha sonra mı? Evet, sonrasında malum otellerin önünde müşteri bekleyen kadınlarla karşılaşacaklar. Baba, karısı ve kızının bakışlarından dolayı kıpkırmızı kesilecek ve içinden “Nasıl bir yere getirdim ailemi? Hani bu şehir geleneklerine bağlı bir neslin yeriydi?” diyecek. Kadınlar, hemcinslerinin halini yakından görecek, acıyacak, sonra biraz şaşıracak ve en sonunda kendilerini toplayarak adamın duymayacağı ses tonuyla, “Müslümanım diyen insanlara bakar mısın? Aileleri, çocukları bu şehrin toprağında yaşarken, onlar kadınların şehrin merkezinde pazarlanmasına izin veriyorlar” diyecekler. Daha sonra hiçbir şey görmemiş gibi yollarına devam edecekler. Şimdi küçük bir hesap yapalım. Yılda bu şehre kaç bin insan geliyor? İkinci üniversite açıldığını hatırımızdan çıkarmayalım. Yaklaşık beş bin öğrencinin geldiğini düşünelim. Her birinin yanında ailesinden bir kişi getirdiğini düşünürsek bu kötü ünün kaç kişiye ulaştığını daha iyi anlayabiliriz. Bir de işin şu boyutu var. Öğrenciler ülkenin farklı farklı şehirlerinden geliyorlar. Yani kötü şöhret sadece tek bir ile ulaşmıyor. Türkiye’nin dört bir yanına ulaşıyor. Bu...

Devamını Oku

Küpe Çiçeği

Onagraceae familyasındandır. Doğal olarak Tropik Amerika’da yaşamaktadır. 100 kadar türü vardır. Doğal ortamlarında ağaççık veya çalı formundadırlar. Saksı çiçekleri yetiştiriciliğinde daha çok elde edilen hibritler kullanılmaktadır.Bu hibritler Fuchsia X hibrida adı altında toplanıp, salkım şeklindeki çiçeklere sahip olanlar F.tiphyla’dan elde edilen hibritlerdir.Fuchsia’lara hemen hemen her evde rastlanır. Dekoratif gösterişli çiçeklere sahiptir. Çiçekleri genellikle aşağı doğru küpe gibişarkıcı, katmerli, yalınkat ve değişik renkli olabilir. Resim 10.5: Fuchsia hybr.Fuchsia’lar yarı gölge, havadar, nispi nemi yüksek alanları K.cih ederler. Doğrudan güneş ışığında ve havasız yerlerde kalırsa, yaprak ve çiçek dökülmeleri görülür. Yaz aylarında bolsu verilir, ancak çok fazla su tomurcuk dökümlerine neden...

Devamını Oku

Frenk Üzümü (Bektaşi Üzümü)

Familya : SaxifragaceaeLatince : Ribes alpinumTürkçe : FRENK ÜZÜMÜ (Bektaşi Üzümü) Frenk Üzümü (Bektaşi Üzümü) Doğal Yayılış ve RakımOrta Avrupa, İspanya, Fransa, İtalya, Balkan Yarımadası, Kuzey Avrupa, Kafkaslar, Sibirya, Mançurya, Japonya ve yurdumuzda Kuzeydoğu Karadeniz kıyılarında özellikle Rize dolaylarında yerli olarak bulunmaktadır.Frenk Üzümü (Bektaşi Üzümü) Toprak ve Besin İsteğiİyi drenajlı, besince zengin topraklarda iyi gelişir. Kireçli ve ağır killi topraklarda yetiştirmeye uygundur. Frenk Üzümü (Bektaşi Üzümü) Donlara DuyarlılıkEkstrem donlardan zarar görür. -25 ° C sıcaklıklara kadar dayanabilir. Frenk Üzümü (Bektaşi Üzümü) Sıcaklık ve Nem İsteğiIlıman ve güneşli yerleri sever. Soğuğa dayanıklıdır. Frenk Üzümü (Bektaşi Üzümü) Tohum ÖzellikleriMeyvelerinde bol tohum...

Devamını Oku

Fittonya (Fittonia)

Acanthaceae familyasındandır. Doğal olarak Peru’da yetişmektedir. Önemli türleri, F.argyroneura, yapraklan yeşil üzeri beyaz çizgilidir.F.gigantea, yaprakları yeşil, pembe-kırmızı çizgili, F.verschaffeltii yaprakları yeşil üzeri kırmızı çizgilidir. Herdem yeşil, dekoratif yaprakları için yetiştirilen bir bitkidir. Fittonia’lar sıcak, gölge ve nispi nemi yüksek yerleri severler. Evlerde çiçek pencerelerinde, seralarda ise üretim masalarının altında muhafaza edilmelidirler. Kış aylarında minimum sıcaklık 13°C olmalı ve bu devrede az su verilerek Kasım-Ocak ayları arasında bitki dinlendirilmelidir. Ancak toprağın kurumasına mani olunmalıdır. Saksı değiştirmesi 2-3 yılda bir Mart ayında yapılır. Saksı harcı olarak eşit miktarda torf, bahçe toprağı ve kumun karışımı kullanılır. Üretimi Şubat, Mart, Nisan aylarında genç sürgünlerden alınan çeliklerle yapılır. Çelikler kum içinde veya yaprak çürüntüsü ile kum karışımı içinde köklendirilirler. Serada köklendirilen çelikler 8’lik saksılara dikilerek 15-20°C’de muhafaza edilirler. Diğer bir üretim şekli ise ilkbahardaki saksı değiştirmesi sırasında ayırma ile...

Devamını Oku

Fıstık Çamı

Familya : PinaceaeLatince : Pinus pineaTürkçe : FISTIK ÇAMI Fıstık Çamı Doğal Yayılış ve RakımTüm Akdeniz kıyılarında yetişen bir türdür. Ülkemizde Güney ve Batı Anadolu’da, Marmara ve Doğu Karadeniz’de Artvin’de doğal olarak yetişir. İspanya’nın kıyı dağlarında 1000 m., Çoruh Vadisi’nde 8000 m. rakıma kadar çıkar.Fıstık Çamı Toprak ve Besin İsteğiKanaatkardır. Hafif, iyi drenajlı, gevşek, balçıklı kum ve kumlu topraklarda iyi gelişir. Kireçli topraklarda yetişmesi İçin uygundur. Optimal pH=4.0-6.5’dur. Fıstık Çamı Donlara DuyarlılıkŞiddetli donlardan zarar görür. -18 C sıcaklıklara kadar dayanır. Fıstık Çamı Sıcaklık ve Nem İsteğiAkdeniz ikliminin ağacıdır. Sıcak ve kuraklığa dayanır. Fıstık Çamı Tohum ÖzellikleriTohumlar 2 cm. uzun,...

Devamını Oku

Fırça Çalısı (Limon At Kuyruğu)

Familya : MyrtaceaeLatince : Callistemon citrinusTürkçe : FIRÇA ÇALISI (Limon At Kuyruğu) Fırça Çalısı (Limon At Kuyruğu) Doğal Yayılış ve RakımAnavatanı Avustralya’dır. Vatanı dışında birçok ülkede park ve bahçelerde peyzaj amaçlı yetiştirilir. Ülkemizin tüm sahil bölgelerinde yetiştirmeye uygundur.Fırça Çalısı (Limon At Kuyruğu) Toprak ve Besin İsteğiOldukça kanaatkar bir türdür. Hafif asidik, alkalen, iyi drenajlı, gübreli ve kumlu, kili toprakları sever. Tuzlu topraklar ve sahil arazide yetiştirmeye uygundur. Fırça Çalısı (Limon At Kuyruğu) Donlara Duyarlılık-10 ° C sıcaklıklara kadar dayanır. Bu dereceden sonra yapraklarda donma ve ölüm görülür. Fırça Çalısı (Limon At Kuyruğu) Sıcaklık ve Nem İsteğiSu baskınlarına dayanıklıdır. Düzenli olarak sulandıklarında çiçek verimi arlar. Fazla soğuğa dayanıklı değildir. Kuraklığa oldukça dayanıklıdır. Güneşli, sıcak veya çok ılıman olan iklimlerden hoşlanır. Fırça Çalısı (Limon At Kuyruğu) Tohum ÖzellikleriDallarda uzun süre açılmadan kalan kapsüller içinde çok sayıda tohum bulunur. Fırça Çalısı (Limon At Kuyruğu) Tepe ŞekliDağınık bir tepe yapar. Fırça Çalısı (Limon At Kuyruğu) Makaslama ve BudamaBudamaya çok yatkındır. Şekil vermek amacı ile ilkbaharda hafifçe budanır. Fırça Çalısı (Limon At Kuyruğu) Büyüme ve BoylanmaOrta hızda büyür. Maksimum 4-5 m. boy yapar. Fırça Çalısı (Limon At Kuyruğu) Kök Yapısı– Fırça Çalısı (Limon At Kuyruğu) Işık İsteğiIşık-yarıgölge ağacıdır. Fırça Çalısı (Limon At Kuyruğu) Meyve ve ÇiçekMeyveler kapsül meyve durumunda, odunsu ve yumurta biçimlidir. Çiçekleri hermafrodit ve parlak kırmızı renklidir. Temmuz-Ağustos ve Kasım başında olmak üzere yılda iki kez çiçeklenme görülür. Fırça Çalısı (Limon At...

Devamını Oku

Filbahri (Yalancı Yasemin, Ağızlık Çalısı)

Familya : SaxifragaceaeLatince : Philadelphus coronariusTürkçe : FİLBAHRİ (Yalancı Yasemin, Ağızlık Çalısı) Filbahri (Yalancı Yasemin) Doğal Yayılış ve RakımGüney Avrupa’dan Kafkasya’ya kadar olan bölgelerde doğal olarak yetişir. Ülkemizin tüm sahil kesimlerinde yetişir ve iç kesimlere kadar sokulur.Filbahri (Yalancı Yasemin) Toprak ve Besin İsteğiİyi drenaj1ı, rutubetli, organik maddece zengin, balçıklı topraklarda en iyi gelişimini yapar. Ağır killi, kireçli, kumlu-tınlı, ıslak ve fakir topraklarda da yetişir. pH adaptas­yonu yüksektir. Filbahri (Yalancı Yasemin) Donlara DuyarlılıkEkstrem donlara duyarlıdır. -25 G C sıcaklıklara kadar dayanır. Filbahri (Yalancı Yasemin) Sıcaklık ve Nem İsteğiIlıman iklimlerde iyi yetişir. Güneşli yerleri sever. Su isteği fazla değildir. Soğuklara dayanıklıdır. Filbahri (Yalancı Yasemin) Tohum Özellikleri– Filbahri (Yalancı Yasemin) Tepe ŞekliYaygın bir tepe yapar. Tepe çapı 3 m.dir. Filbahri (Yalancı Yasemin) Makaslama ve BudamaBudamaya yatkındır. Sonbaharda ve çiçeklenmeden sonra kuvvetli kalın sürgünlerin uç kısımlarından yapılan budama çiçek verimini artırır. Filbahri (Yalancı Yasemin) Büyüme ve BoylanmaHızlı büyür. Maksimum 3-5 m. boy yapar. Filbahri (Yalancı Yasemin) Kök YapısıYayvan kök sistemi geliştirir. Filbahri (Yalancı Yasemin) Işık İsteğiIşık-yarıgölge ağacıdır. Filbahri (Yalancı Yasemin) Meyve ve ÇiçekMeyve kapsül meyve durumunda ve 4 kapçıklıdır. Mayıs-Haziran ayında açan çiçek­leri hermafrodit, 4 taçlı, stamenleri sarı renkli, 5-9 çiçekli salkım kuruluşunda, 2.5-3 cm. çapında, beyaz renkli ve çok güzel kokuludur. Filbahri (Yalancı Yasemin) Yaprak ve SürgünYaz yeşili yaprakları 4-9 cm. uzun, yumurta biçiminde, sivri uçlu, tabanı sivri veya küt olup yaprak kenarlarında seyrek ve küçük 6-11 adet diş bulunur. Yaprağın üst...

Devamını Oku

Kauçuk (Ficus)

Moraceae familyasındandır. Tropik ve subtropik bölgelerde yaşayan 500’den fazla türü vardır. Ağaç, ağaççık ve sarılıcı formda olabilirler. Önemli türleri Ficus elastica, yeşil oval yapraklı, Ficus elastica variegata alacalı yapraklı, Ficus lyrata buruşuk yapraklıdır.Ficus’lar genel olarak sıcak, havadar, aydınlık-yarı gölgede bulundurulmalı ve yaz aylarında bolca sulanmalıdır. Kış aylarında minimum sıcaklık 10°C, optimum 15-20°C olmalı ve verilen su miktarı azaltılmalıdır. Saksı değiştirmesi her yıl Mart-Nisan aylarında yapılır. Saksı harcı olarak 2 kısım kumsal toprak, 1 kısım torf karışımı kullanılır. Üretimi çelik ve havai daldırma ile ve Ocak-Şubat aylarında yapılır. Çelikler baş ve gövde çeliği olarak hazırlanır. Baş çelikleri ile kısa zamanda...

Devamını Oku

Hurma Ağacı (Kanarya Adaları, Feniks)

Familya : PalmaeLatince : Phoenix canariensisTürkçe : Hurma Ağacı (Kanarya Adaları, Feniks) Hurma Ağacı (Kanarya Adaları, Feniks) Doğal Yayılış ve RakımKanarya Adaları kökenlidir. Ülkemizin güney ve batı bölgelerinde açıkta yetiştirilmektedir. Ayrıca sera ve salonlarda iç mekan bitkisi olarak da yetiştirilir.Hurma Ağacı (Kanarya Adaları, Feniks) Toprak ve Besin İsteğiHumusça zengin, iyi drenajlı, asidik, gübreli, kumlu balçık veya kum topraklarında İyi gelişir. Kireçten hoşlanmaz. Tuzlu topraklar ve sahil arazide yetiştirmeye uygundur. Hurma Ağacı (Kanarya Adaları, Feniks) Donlara DuyarlılıkDuyarlıdır. -7 C sıcaklıklara kadar dayanır. Hurma Ağacı (Kanarya Adaları, Feniks) Sıcaklık ve Nem İsteğiDeniz ikliminden hoşlanır. Sıcak ve kurak yerlerde de yetişir. Hurma...

Devamını Oku

Salon Aralyası (Fatsia)

Araliaceae familyasındanclır. Doğal olarak Doğu Asya’da yetişmektedir. Saksı çiçekçiliğinde önemli türü A.japonica’dır. (Syn. Aralia seibordii ve A.japonica’dır). Yaprakları geniş parçalı ve oldukça dekoratiftir.Çiçekleri uzun bir sap üzerinde ve küre şeklindedir. Ancak dekoratif yapraklan için yetiştirilir. Beyaz ve sarı renkli alacalı formları vardır. Yetişme koşullan bakımından oldukça tokgözlüdür. Koyu gölgeden, aydınlık ancak doğrudan güneş ışığı olmayan yerlere kadar değişik ışık intensitesinde yetiştirilebilir. Alacalı formlar daha fazla ışık isterler, koyu gölgeden zararlanabilirler. Yaz aylarında balkon ve bahçeye çıkarılmalı, alacalı gölgede muhafaza edilmeli ve çok sıcak havalarda yapraklarına su püskürtülmelidir. Yaz aylarında bol sulanmalı, Eylül-Mart aylan arasında ise daha az su verilmelidir....

Devamını Oku

Batı Mazısı

BATI MAZISI 1Familya : CupressaceaeLatince : Thuja occidentalis “Elvangeriana Rheingold”Türkçe : BATI MAZISI Batı Mazısı Doğal Yayılış ve RakımKuzey Amerika kökenlidir. Ülkemizde de yetiştirilmektedir.Batı Mazısı Toprak ve Besin İsteğiToprak istekleri açısından kanaatkardır. Batağımsı, soğuk yerlerde, derin ve gevşek balçık topraklar üzerinde iyi gelişir. Ağır killi ve kireçli topraklar üzerinde yetiştirmeye uygundur. Batı Mazısı Donlara DuyarlılıkDonlardan ender olarak zarar görür. Batı Mazısı Sıcaklık ve Nem İsteğiIlıman iklimlerde, bol güneşli yerlerde ve yarıgölgeli yerlerde iyi yetişir. Kurak ve soğuk iklim şartlarına dayanıklıdır. Batı Mazısı Tohum ÖzellikleriÜreyimli bir pul altında bulunan tohumlar, yassı ve küçük kanatlıdır. Batı Mazısı Tepe ŞekliÖnceleri yuvarlak sonraları...

Devamını Oku

Atatürk Çiçeği (Euphorbia)

Euphorbiaceae familyasındandır. 1 600’den fazla türü olup, dünyanın muhtelif bölgelerinde stepler ve kara iklimine sahip yerlerde doğal olarak yetişirler. Saksı çiçekçiliğinde önemli türler Euphorbia pulcherrima (Atatürk çiçeği) ve Euphorbia milli’dir.Euphorbia pulcherrima (Atatürk çiçeği)’nin anavatanı Meksika’dır. Bitkinin sürgün uçlarında görülen kırmızı, beyaz ve pembe yapraklar hakiki çiçek olmayıp braktelerdir. E.pulcherrima Aralık ayında çiçek açar, çiçeklendikten sonra bitki dinlendirilmelidir. Dinlendirmede su miktarı azaltılır, yapraklar dökülür, 10-12°C’de muhafaza edilir ve Mart-Nisan aylarında bitki 2 göz üzerinden budanır. Daha sonra bitkiye tekrar su verilmeye başlanır ve yeni sürgünler elde edilir. Çiçek açmadan önce Ekim ayından itibaren 15-20°C’de muhafaza edilir. Bitki dinlendirilmezse Martta budamadan...

Devamını Oku

Engelman Ladini

Familya : PinaceaeLatince : Picea engelmanniiTürkçe : ENGELMAN LADİNİ Engelman Ladini Doğal Yayılış ve RakımKuzey Amerika’nın batı bölgelerinde yerli olarak bulunur ve 3000 m. rakıma kadar çıkar. Yurdumuzda da yetiştirilir.Engelman Ladini Toprak ve Besin İsteğiBesince zengin, iyi drenajlı, rutubetli ve ıslak toprakları tercih eder.  Kurak bölgelerde derin topraklarda yetiştirilmelidir. Optimal pH = 4-6’dır. Engelman Ladini Donlara DuyarlılıkGeç donlardan kısmen zarar görür. Engelman Ladini Sıcaklık ve Nem İsteğiKara içi iklimlerin ağacıdır. Ekstrem iklim şartlarına dayanıklıdır. Engelman Ladini Tohum ÖzellikleriTohum küçük, kahve renkli, kanatlı ve kanat 1-1.5 cm uzun ve kahvemsi-mordur. Ye­nilebilir. Tohum verme yaşı 20-25’dir. Engelman Ladini Tepe ŞekliGeniş, piramidal...

Devamını Oku

Darwin Kadın Tuzluğu

Familya : BerberidaceaeLatince : Berberis darvviniiTürkçe : DARWİN KADIN TUZLUĞU Darwin Kadın Tuzluğu Doğal Yayılış ve RakımAmerika, Şili ve Arjantin’in güneyinde doğal olarak yetişir. Yurdumuzda da süs bitkisi olarak yetiştirilmektedir.Darwin Kadın Tuzluğu Toprak ve Besin İsteğiIlık, rutubetli, iyi drenajlı, asidik ve bakımlı topraklan tercih eder. Ağır killi topraklar ile jipsli, kuru ve sığ topraklara da uyum sağlar. Darwin Kadın Tuzluğu Donlara DuyarlılıkŞiddetli donlardan zarar görür. -İ5 a C sıcaklıklara kadar dayanır. Darwin Kadın Tuzluğu Sıcaklık ve Nem İsteğiSoğuk ve kuvvetli rüzgarlardan hoşlanmaz. Ilıman iklimin hüküm sürdüğü yerleri se­ver. Deniz soğuğuna dayanır. Darwin Kadın Tuzluğu Tohum ÖzellikleriMeyve içinde çok sayıda...

Devamını Oku

Siyaset Böyle Yapılır

Öncelikle içlerinden birisi bedelliyi gündemimize ekledi. Daha sonra diğeri onu yalanladı. İki gün geçmedi bedelli mecliste bitiverdi. Yani halkın tepkisini ölçüp, sonra bedelliyi meclise taşıdılar. Paralı askerden yırtma olayları mecliste ortaya çıkıverince, toplumdan birkaç çatlak ses bedelliye karşı tepki gösterdi. İçlerinden başka biri rahat durur mu? Bakanlardan birisi “vicdani ret gündeme alınabilir” dedi. Hem demokrasi hamlesi kullanılarak AB ve içimizdeki vicdani retçilerin hem de askerliği vatan borcu olarak görenlerin tepkisi ölçüldü.Vicdani retçiler, Türkiye’de demokrasi de yeni gelişim oldu sanarak alkışlamaya başladılar. Diğer kesimse “Vatan borcunun vicdani retti mi olur? Böyle insan vatan hainidir” sloganlarıyla patlamaya hazır bomba olduklarını gösterdiler. Eee tepkiler çoğalınca bizim başbakan ne yaptı? ”Vicdani ret gündemimizde yok” açıklamasını yaparak kendi bakanını yalanladı. Bedelliyle ilgili spekülasyonlara da son noktayı koydu. Bedellinin getireceği manileri düşünerek reddetmek yerine yumuşatmayı tercih etti ve şu açıklamayı yaptı: “Bedelliden gelecek gelirler şehit ve gazi aileleriyle, emniyet güçleri ve onların yakınlarına gidecek şekilde onlara aktarıyoruz. Hatta milli bütçeden özürlülere ayırdığımız rakamı da artık bu fona ayırmak suretiyle burayı daha da güçlendiriyoruz.” Velhasıl, bunlar ilk önce konuyu bir milletvekili aracılığıyla ortaya atıyor, tepkiyi ölçüyorlar ve tepkiye göre ya durumu idare ediyor ya da ortaya atanı yalanlıyorlar. Bedelli işini çözdüler. Sırada AB’nin baskılarıyla mecburi çözüme kavuşturulmak zorunda olan “vicdani ret” ve “Apo’nun kurtarılma operasyonu” var. Apo’yu kurtarmak kolay. Çünkü bugünlerde Kürtleri savunmak moda. Bu akıma karşı gelenler cahillikle suçlanarak alaşağı ediliyor. Peki, “vicdani ret” sorununu...

Devamını Oku

2011 Dersimli (Tunceli) Küçük Ali

Ali henüz 7. Sınıfta derslerinde başarılı, zeki, alevi kültürüne yakın bir ailenin güzide bir çocuğu. 2011 senesi kasım ayının son demleri. Ali ve babası Hüseyin Bey arasında geçen tarihe ait Dersim Olayları ile ilgili konuşmalarına kulak misafiri olmak istedim. Hayali olan bu konuşmanın hakikatlerini paylaşmak istedim. Herkes kendi hakikatini bulmak istese de hakikat tektir. Bu tek hakikatte buluşabilmek ümidiyle Ali ile babasına kulak verelim.Ali televizyon açıkken haberlerde Tunceli’nin tarihine dair bir haberin olduğunu farkedince dikkat kesilmiştir. Evet dersim adı sık geçmektedir. Ali bu ismi çok duymuştur. Ancak bu isimden ailesinden pek bahsetmek isteyen yoktur. Ali de bu konuyu merak etmekte ama kimseye soramamaktadır. Çünkü bundan bahsedilince çehreler değişmektedir. Aslında dedelerinden ya da şöyle söyleyelim daha eskilerden bu konularda bazı acı şeyler işitmiştir ama işin aslını bilmemektedir. Babası ise nedense bu konudan hiç bahsetmemiştir. Bu dinlediği haberin sıcaklığı, Ali’nin merakını, ilgisini arttırmış bunun üzerine babasına sormaya karar vermiştir. Ali: Baba Dersim’den hani şu dedem yaşındakilerin ağlayarak bahsettiği ama senin hiç konuşmadığın yerden bahsediyorlar haberlerde. Kötü olaylar mı yaşanmış baba orada. Niye bu şekilde bahsediyorlar. Hüseyin Bey: Oğlum bunları söyleyenlere inanma. Onlar siyasetin yani senin anlayacağın çıkarın, faydanın peşindeler. İnsanları kandırmaktalar. Sen bil ki: Dersim, devletin yaşadığımız yerlere uyguladığı, o zamanın şartlarının gerektirdiği şekilde devletin iyiliği adına yapılan operasyonları içeriyor. Hem o zamanlar başımızda devletin bağımsızlığını ve milletin özgürlüğünü isteyen devletimizin kurucuları da vardır. Ali: Pekala baba, haberlerde dediler ki;  tarihte...

Devamını Oku

Dersim ve 70 Yιllιk Büyük Yalan!

Mainz, 26.11.2011 Muhteşem bir sözlü geleneğe sahip olan Anadolumuzda „Yalancιnιn mumu yatsιya kadar yanar“ diye güzel bir deyişimiz vardιr. Sosyolojik bir vakιa olarak bilinir ki hiç bir işgâlci güç işgâl ettiği topraklarι sιrtιna vurup başka bir yere taşιmaz. Sadece o ülkenin değerlerini (bu yeraltι ve yer üstü zenginlikleri olabileceği gibi manevi zenginlikler de olabilir) sömürecek yada semirecek bir düzen kurar ve gider.Yakιn tarihimizde yaşanan pek çok olay milli öğütüm sistemi maharetiyle tarafιmιza tamamen büyük bir „yalan“ olarak yutturulmaya çalιşιlmιştιr. Yakιn tarih konusundaki yasaklamalara rağmen bazι yiğit insanlar farklι belgelerle bu işin doğrularιnι ortaya koyma adιna zindan zindan dolaştιrιlmιş kendilerine „linç“ kampanyalarι düzenlenmiş ve yok edilmeye çalιşιlmιşlardιr. Bu konularda açιlan davalarιn haddi hesabι yoktur. Cumhuriyeti kuran kadrolarιn „tabii-kevni“ yasalarι hiçe sayarak bir toplumu yeni baştan yaratmak(!) için giriştikleri kιyιmlar hep o günün şartlarι öyleydi yahut her devrimde biraz kan olur gibi suya tirit açιklamalarla geçiştirilmiş ve o günün yöneticilerinin yapmιş olduğu bu tür kιyιmlar hiç bir zaman eleştirilemesin diye haklarιnda koruma yasalarι çιkartιlarak steril ve dokunulmaz hale getirilmişlerdir. Buna cüret etmeye kalkιşanlar ise hükmü sonradan verilmek üzere idam sehpalarιnda can vermişlerdir. Açιktan idam edilemiyenler ise fail-i meçhul cinayetlere kurban gitmiştir. Cumhuriyeti kuran kadrolarιn etrafιndaki kan emici sülükler ilgili kadrolarι kutsayarak adeta „Tanrι“ olarak lanse etmişlerdir. Tanrιlar elbette kusursuz olurlardι. Osmanlιya ait ne varsa hepsini „tu-kaka“ ilan eden bu batι devşirmesi monşerler ülkenin hemen her köşesine kurduklarι kereste fabriklarι ile (İstiklal...

Devamını Oku

Kardeş Kanı (Ejder Kanı, Dracaeana)

Liliceae familyasındandır. Afrika ve Asya’nın tropik bölgelerinde doğal olarak yetişirler. Genellikle Cordyline’lerle karıştırılırlar. Ancak daha önce de söylendiği gibi Dracaena’ların kökleri sarı-turuncu renklidir. Dracaena’ların bir çok kültür formu elde edilmiştir.D. fragrans sarı şeritli yapraklı, D. marginata yeşil uzun yapraklı, D. marginata “Tricolor” kırmızı-yeşil yapraklı olanı en önemli formlarıdır. Bu kültür formları yan gölge, hava nisbi nemi yüksek yerleri severler. Özellikle yaz aylarında yapraklarına bol su püskürtülmelidir. Kış aylarında 16°C’de muhafaza edilmeli ve verilen su miktarı azaltılmalıdır. Yaprak renklerinde açılma ve alaca rengin kaybolması bitkinin serin ve aydınlık bir yerde bulunduğunu, dökülmesi ise hava nispi neminin düşük olduğunu gösterir. Saksı değiştirmesi Şubat-Mart aylarında yapılır ve saksı harcı olarak, 2 kısım bahçe toprağı, 1 kısım peat, 0.5 kısım yaprak çürüntüsü ve 0.5 kısım kumun karıştırılmasıyla elde edilen harç kullanılır. Üretilmeleri tohum, çelik ve havai daldırma ile yapılır. Tohumlar kumsal bir harç içine Mart ayında ekilirler ve 29°C’de çimlendirilirler. Daha sonra 8’lik saksılara şaşırtılırlar. Çelikler Mart-Nisan aylarında, ana bitkide meydana gelen sürgünlerden baş çeliği olarak ha­zırlanırlar. Diğer bir yöntem yaşlı gövde yetiştirme yastığına yatırılır ve her boğumdan mey­dana gelen kök ve sürgünler daha sonra kesilerek yeni bitkiler elde edilir veya gövdeden kısa çelikler hazırlanarak, kum + torf karışımında yetiştirme yastıklarında köklendirilirler. Hava daldırma, tepe sürgününün 20 cm kadar altında, gövde yarıya kadar kesilir, kesim yerine yo­sun konur ve plastik bir örtü ile...

Devamını Oku

Difenbahya (Dieffenbachia)

Araceae familyasındandır. Doğal olarak Güney Amerika’da yaşar ve 27 türü vardır. Herdem yeşil bitkilerdir. Gayet dekoratif yapraklara sahiptirler.Süs bitkileri yetiştiriciliğinde yeşil üzeri­ne beyaz leke veya şeritli formları önem kazanmıştır ve birçok kültür formu elde edilmiştir. Önemli türleri D. amonena ve D. exotica, D. picta’dır. Yaprak ve gövdesi yendiğinde zehirli etkiye sahiptir.Yetiştirme şartları bakımından gölge ve yarı gölgede yetişebilir. Nisbi nemi yüksek ve sıcak (20-25°C) yerleri tercih eder. Kış aylarında 10-13°C”de muhafaza edilmelidir. 10°C’nin altına düştüğünde zarar görebilir. Sulama yaz aylarında fazla yapılmalı ve kış aylarında azaltılmalıdır. Sulama suyu olarak kireçsiz su kullanılmalı ve fazla sıcaklarda yapraklarına su püskürtülmelidir. Esas...

Devamını Oku